Goygoycular
Goygoycular kimlerdi?
Goygoycular, eski İstanbul'da muharrem ayında topluca dolaşıp ilâhi ve mersiye okuyarak yardım isteyen topluluklara verilen addı. Anlatılarda özellikle görme engelli veya başka bedensel engelleri bulunan kişiler öne çıkar. Mahalle kapılarından toplanan yiyecekler, dinî mûsiki ve birlikte hareket etme düzeni, bu geleneği şehrin gündelik hayatında belirgin kılıyordu. Tarihî anlamı, bugün kelimeye yüklenen şakalaşma ve boş konuşma çağrışımlarından daha özeldir.
Muharrem ve aşureyle ilişkisi
Geleneğin takvimdeki yeri ramazan değil, muharrem ayıydı. Muharremin onuncu günü olan âşûrâ, farklı dinî çevrelerde farklı anlamlar taşıyordu; Kerbelâ'da Hz. Hüseyin'in öldürülmesinin hatırlanması bunlardan biriydi. Goygoycuların okuduğu mersiyelerde bu hatıra belirgindi. Toplanan kuru bakliyat, un ve benzeri yiyeceklerin aşure hazırlanmasıyla ilişkisi de anlatılarda yer alır. Âşûrâ hakkındaki bütün inanç ve uygulamalar ise bu İstanbul geleneğine indirgenemez.
Sokakta nasıl dolaşırlardı?
Nuri Özcan'ın değerlendirmesine göre topluluk, gören bir rehberin öncülüğündeki altışar kişilik gruplar halinde yürürdü. Katılımcılar öndekinin omzuna veya değneğine tutunur, bağışlanan erzakı omuzlarındaki bölmeli torbalarda taşırdı. Beyaz giysiler, beyaz bez sarılmış başlıklar, sarı ayakkabılar ve uzun asâlar da tasvirlerde anılır. Kapılarda okunan eserlerin ardından dua edilir; yalnız yiyecek değil para da kabul edilirdi.
Reşad Ekrem Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi için hazırladığı madde de rehber, sıra halinde yürüme ve iki gözlü torbalar üzerinde durur. Şehzadebaşı çevresindeki tabhâne ile kurulan ilişki, grupların şehirdeki barınma ve toplanma düzenini anlamak bakımından önemlidir. Bununla birlikte kaynaklar katılımcıların nereden geldikleri ve muharremde ne kadar süre dolaştıkları konusunda aynı ayrıntıları vermez. Bir tasvirdeki kesin sayıyı bütün zamanlara ait değişmez bir kural gibi kullanmak ihtiyat gerektirir.
Adının ve başlangıcının belirsizliği
Goygoycu adının, okunan eserler arasındaki tekrarlanan seslerden doğduğu anlatılır. Bu seslerin hangi sözün değişmiş biçimi olduğu konusunda farklı açıklamalar vardır; tek bir köken kesinleştirilemez. Başlangıç tarihi de bilinmemektedir. Koçu, geleneğin II. Mahmud döneminde, 1826 sonrasında ortaya çıkmış olabileceğini düşünür. Bu, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla bağlantılı bir yorumdur; kuruluşu tarihlendiren kesin bir belge olarak sunulamaz.
Son buluşuna ilişkin tarihler de ayrışır. TDV maddesi yasağı 1908'deki II. Meşrutiyet sonrasına bağlarken Koçu 1909–1910 sonrasını işaret eder. Bu farkı tek bir yıl seçerek kapatmak yerine, uygulamanın Meşrutiyet yıllarında engellendiğini söylemek eldeki anlatımlara daha uygundur.
Şehir tarihi açısından ne anlatır?
Cem Doğan'ın İstanbul'daki dilencilik üzerine araştırması, bu tür toplulukları savaşlar, göç, işsizlik ve geçim imkânlarıyla birlikte incelemeyi öneren daha geniş bir çerçeve sunar. Yardım toplamanın dinî dili, insanların maddî ihtiyaçlarını ortadan kaldırmıyordu. Aynı şekilde toplu mûsiki icrası da bu kişilerin mesleklerini veya hayat hikâyelerini tek başına açıklamaz.
Goygoycular hakkında anı, folklor derlemesi ve akademik araştırmanın anlattıkları yan yana okunmalıdır. Anı yazarlarının kullandığı küçümseyici ifadeleri tarihçinin kendi dili haline getirmeden, anlatılan pratiği ve tanıklığın sınırını ayırmak gerekir. Böyle bir okuma, engelli kişilerin şehirdeki hareketini, komşuluk yardımlarını ve muharrem mûsikisini aynı tarihsel bağlam içinde görmeyi sağlar.
Kaynakça
- Nuri Özcan, “Goygoycular” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, 1996, s. 121–122.
- Reşad Ekrem Koçu, “Goygoycular” maddesi, İstanbul Ansiklopedisi arşivi, Salt ve Kadir Has Üniversitesi dijital koleksiyonu.
- Cem Doğan, “Kırım Harbi'nden I. Dünya Savaşına İstanbul'da Dilencilik Olgusuna Bir Bakış”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, c. 3, sy. 6, 2015, s. 151–173; özellikle s. 160–162.
- Yusuf Şevki Yavuz, “Âşûrâ” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, 1991, s. 24–26.