Edirne Eski Cami Nedir?
Edirne Eski Cami, şehrin merkezinde bulunan ve Edirne’nin ayakta duran en eski büyük camisi kabul edilen yapıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Ulucami” maddesindeki Edirne bölümünde Nesrin Çiçek Akçıl, yapımın 805 (1402-1403) yılında Emîr Süleyman Çelebi tarafından başlatıldığını ve caminin halk arasında ulucami adıyla bilindiğini kaydeder. İnşa, Çelebi Mehmed döneminde 1414’te tamamlanmıştır.
Yapının bugünkü adı sonradan verilmiştir. 1447’de aynı şehirde Üç Şerefeli Cami tamamlanınca, önceki yapı “Câmi-i Atîk” yani eski cami adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu adlandırma değişikliği, Edirne’nin 15. yüzyıl boyunca sürekli yeni ve daha iddialı yapılarla donatıldığını gösteren küçük ama açık bir işarettir.
Fetret Devri’nde Başlayan Bir Yapı
Caminin inşa tarihi, Osmanlı tarihinin en çalkantılı dönemine denk gelir. 1402’deki Ankara yenilgisinin ardından şehzadeler arasında başlayan mücadele yıllarında Emîr Süleyman Rumeli’de hâkimiyet kurmuştu ve Edirne onun merkeziydi. Böyle bir dönemde büyük ölçekli bir cami inşasına girişilmesi rastlantı değildir: anıtsal yapı, hem meşruiyet iddiasının hem de şehir üzerindeki hâkimiyetin görünür kılınmasının aracıdır.
Yapı, Emîr Süleyman’ın 1411’deki ölümünden sonra da sürdürüldü ve mücadeleyi kazanan Çelebi Mehmed döneminde tamamlandı. Böylece cami, tek bir hükümdarın değil, Fetret Devri’nin farklı taraflarının üst üste bindiği bir inşa sürecinin ürünüdür. Kaynaklarda inşa başlangıcı için 1402 ile 1403 arasında değişen tarihler verilir; hicrî 805 yılının milâdî karşılığının iki yıla yayılması bunun sebebidir ve tek bir yılı kesin gerçek gibi sunmak doğru olmaz.
İnşayı yürüten mimar olarak kaynaklarda Konyalı Hacı Alâeddin, kalfa olarak da Ömer bin İbrahim anılır. Bu adların kayda geçmiş olması 15. yüzyıl başı için görece istisnaîdir; erken Osmanlı yapılarının çoğunda inşa ekibi hakkında bilgi bulunmaz.
Çok Ayaklı Ulucami Tipi
Eski Cami, Osmanlı mimarisinde “çok ayaklı ulucami” diye anılan tipin örneğidir. Bu tipte kare ya da kareye yakın bir plan, düzenli aralıklarla dikilmiş ayaklarla eşit gözlere bölünür ve her göz ayrı bir kubbeyle örtülür. Edirne Eski Cami’de bu düzen, kare bir kütle üzerinde eşit sıralanmış dokuz kubbe biçiminde uygulanmıştır; kubbeler dört serbest ayak ile duvar destekleri üzerine oturur.
Bu şemanın mantığı, mekânı tek bir merkezde toplamak değil, geniş bir cemaati eşit birimler hâlinde barındırmaktır. Bakış, ayaklar tarafından bölünür; mihrap ve minber tek bir odak oluşturmaz. Aynı tip, Filibe Murâdiye ve Sofya Mahmud Paşa camileriyle karşılaştırılır. Yapı kesme taştan inşa edilmiştir ve avlusu yoktur; harime üç kapıdan girilir.
Çok ayaklı şema, aslında Anadolu Selçuklu ve beylikler döneminden devralınan bir gelenektir; Osmanlı bunu kendi yapı tekniğiyle yeniden kurmuştur. Bu yüzden Eski Cami, erken Osmanlı mimarisinin bölgedeki birikimi nasıl devraldığını gösteren bir örnek olarak da okunur.
Bu plan anlayışı, Osmanlı mimarisinin kısa süre sonra terk edeceği bir yoldur. Otuz üç yıl sonra aynı şehirde yapılan Üç Şerefeli Cami’de destek sayısı azaltılıp tek bir büyük kubbe kurulacak, bir yüzyıldan fazla sonra Selimiye Camii’nde taşıyıcılar tamamen çevreye itilecektir. Edirne, bu üç aşamanın yürüyerek gezilebilecek bir mesafede izlenebildiği ender şehirlerden biridir.
Celî Hat Levhaları
Caminin en çok bilinen özelliği iç mekânındaki büyük boyutlu yazılardır. Duvarlar ve ayaklar üzerine celî sülüs başta olmak üzere çeşitli hat türleriyle yazılmış çok sayıda levha bulunur; bunların arasında ayakları baştan başa kaplayan “Allah” ve “Muhammed” lafızları, ölçekleriyle yapının iç görünümünü belirler. Bu yazılar tek bir elden çıkmamıştır: farklı dönemlerde çalışmış birden çok hattatın eseri oldukları belirtilir. Hangi levhanın hangi hattata ait olduğu konusunda kaynaklar ayrıntılı ve tutarlı bilgi vermez; bu yüzden burada tek tek isim atfedilmemiştir.
Bu yazıların büyük ölçekli kullanımı, mimari programın bir parçası olarak okunabilir. Ayaklarla bölünmüş bir iç mekânda, yüzeyleri kaplayan iri yazılar dağınık hacmi görsel olarak birbirine bağlar ve bakışı belirli noktalarda toplar. Yapının bugün “hat sanatının açık hava müzesi” gibi anılmasının sebebi bu ölçek tercihidir.
Sık Karıştırılan Bilgiler
- “Ulucami” bir yapı adı değil, bir tiptir: Şehrin merkezî cuma camisine verilen genel addır. Edirne Eski Cami halk arasında ulucami diye anılır; Bursa Ulucamii ise ayrı bir yapıdır.
- “Eski” adı sonradan verilmiştir: Yapı, 1447’de Üç Şerefeli Cami tamamlandıktan sonra “Câmi-i Atîk” diye anılmaya başlanmıştır; kuruluşunda bu adı taşımıyordu.
- Selimiye ile karıştırılmamalıdır: Aynı şehir merkezinde bulunan iki yapı arasında yaklaşık yüz yetmiş yıl vardır ve mimari şemaları taban tabana zıttır.
- Başlangıç yılı tek bir tarih değildir: Hicrî 805 yılı milâdî takvimde 1402 ile 1403’e yayıldığı için kaynaklar iki yıl arasında farklılaşır.
Onarımlar ve Bugünü
Cami, altı yüzyıl boyunca yangın ve depremlerden etkilenmiş ve birçok kez onarılmıştır. Kaynaklarda 1748’deki yangın ile 1752’deki depremin verdiği hasar ve bunun ardından I. Mahmud döneminde 1753’te yapılan onarım özellikle anılır. 19. ve 20. yüzyıllarda da çeşitli bakım çalışmaları yürütülmüş; 1953’te zarar gören minarelerden biri 1965’te yeniden inşa edilmiştir. Harimdeki ahşap mahfilin 1611’de Filibeli Ramazan Ağa tarafından yaptırıldığı kaydedilir.
Bu nedenle bugün görülen yapı, 15. yüzyıl özgününün birebir hâli değil, tekrarlanan müdahalelerle gelen bir sonuçtur. Yapının iki minaresinden doğudaki caminin inşasıyla birlikte yapılmış, batıdaki ise sonradan eklenmiştir. Cami bugün ibadete açıktır ve Edirne’nin tarihî merkezinde, bedesten ile Selimiye arasındaki bölgede yer alır.
Kaynakça
- Nesrin Çiçek Akçıl, “Ulucami” maddesi (Edirne Eskicami bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, 2012.
- Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mi‘mârîsinde Çelebi ve II. Sultan Murad Devri, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul, 1972.
- Aptullah Kuran, The Mosque in Early Ottoman Architecture, University of Chicago Press, Chicago, 1968.
- Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, YEM Yayın, İstanbul, 2007.