Ebrû Sanatı

Kitreli su üzerine serpilen boyalarla kâğıt bezeme geleneği
Ebrû teknesi: kitreli suyun yüzeyinde soyut renk damarları, at kılı fırçalar, toprak boya kâseleri, mermer ezme levhası ve kitre plakalarını gösteren temsilî tarih çizimi

Ebrû, kitre ile koyulaştırılmış suyun yüzeyine sığır ödü katılmış toprak boyaların serpilmesi ve ortaya çıkan desenin kâğıda alınmasıyla yapılan bezeme sanatıdır. Menşei kesin olarak bilinmez; Osmanlı ülkesine 16. yüzyılda girmiş, hatip ebrûsu ve Necmeddin ebrûsu gibi kendine has kollar geliştirmiş, cilt ve hat sanatının vazgeçilmez zemini olmuştur.

Ebrû Nedir?

Ebrû, kitre ile koyulaştırılmış suyun yüzeyine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bu kâğıdı hazırlama sanatının adıdır. İşlem tek cümleyle anlatılabilir: sığ bir tekneye konan yoğun suyun üstüne, içine sığır ödü katılmış toprak boyalar fırçayla serpilir; renkler yüzeyde bulut kümeleri gibi yayılır; bu görüntünün üzerine yatırılan kâğıt deseni olduğu gibi alır. Fakat basit görünen bu işlemin her aşaması ayrı bir hazırlık ister ve sonucu tam olarak önceden belirlemek mümkün değildir.

Ebrûyu Osmanlı bezeme sanatlarının geri kalanından ayıran şey de budur. Tezhip veya bir İznik çinisi önce kâğıda çizilmiş bir desene bağlıdır; usta deseni uygular. Ebrûda ise sanatkârın müdahalesi boyayı serpmek ve tel çubukla yönlendirmekle sınırlıdır; teknede oluşacak son görüntü, suyun ve ödün kendi davranışına bırakılır. Kaynaklarda bu durum, ârif kişilerce küllî ve cüz'î iradenin izahı için somut bir örnek sayılmış; boyaları serpme işi cüz'î iradeye, tekne yüzeyinde beliren önceden bilinmez görüntü küllî iradeye benzetilmiştir. Benzetmenin hangi devirde ortaya çıktığı kaynaklarda belirtilmez ve bu bir tasavvuf yorumudur, teknik bir kural değildir; fakat sanatın kendi mensuplarınca nasıl anlaşıldığını göstermesi bakımından kayda değerdir.

Teknede hazırlanan nakış yalnız tek bir kâğıda geçirilebilir. Aynı ebrûnun bir daha birebir tekrarlanması mümkün değildir; ancak benzeri yapılabilir. Bu yüzden her ebrû, kopyası olmayan tek nüsha bir eser sayılır.

Kelimenin Kökeni ve Sanatın Menşei

Ebrûnun nereden çıktığı konusunda kesin bir hüküm vermek mümkün değildir; kaynaklar birden fazla ihtimali yan yana getirir ve hiçbirini kesinleştiremez. Bilinen en eski benzer teknikler Uzak Doğu'dadır: 8. yüzyıldan itibaren Çin'de liu sha shien, 12. yüzyıldan itibaren Japonya'da suminagashi adıyla su yüzeyine boya akıtma usulleri kullanılmıştır. Bunların Türkistan'da ebre adıyla görülen sanatla doğrudan bir aktarım zinciri kurduğu ispatlanamaz; kaynaklarda kurulan bağ, kesin bir soy kütüğü değil ihtimal düzeyinde bir yakınlıktır.

Adın kendisi de tartışmalıdır. Sanatın Türkistan'dan İpek yolunu izleyerek İran'a geçişinde kullanılan Farsça ebrî "buluta ait, bulut gibi" demektir ve teknede beliren şekiller gerçekten bulut kümelerini andırdığı için bu ad yerinde görülür. Osmanlı ülkesinde de tutunan bu isim son yüzyılda Türkçede ebrûya dönüşmüştür. Farsçada "kaş" anlamına gelen ebrû ile kurulan bağ ise dil bakımından bir galattır; fakat bazı ebrû çeşitleri kaşa benzer kavisli şekiller taşıdığından bu adlandırma büsbütün aykırı da düşmemiştir. Ayrıca 16. yüzyıl ortalarında Hindistan'da Mîr Muhammed Tâhir tarafından yapılmaya başlandığı rivayet edilen bir kolun oradan İran'a ve İstanbul'a yayıldığı da kabul edilir. Bu rivayet belge değil, sanat tarihinde tekrarlanan bir aktarımdır; burada da öyle anılmalıdır.

Osmanlı ülkesine giriş için elde iki tür işaret vardır. Birincisi, sanatın en geç 16. yüzyıl başlarında İran'a ulaştığı ve aynı yüzyıl içinde İstanbul'da yapıldığıdır; kaynaklarda adı verilen en eski Osmanlı ebrûcusu Şebek Mehmed Efendi 16. yüzyıla yerleştirilir. İkincisi, konuyla ilgili en eski tarihli yazma risâle olan Tertîb-i Risâle-i Ebrînin 1017 (1608) tarihini taşımasıdır. Aynı yüzyılın sonlarında İstanbul'dan Avrupa'ya götürülen ebrû kâğıtları önce Almanya'da, sonra Fransa ve İtalya'da "mermer kâğıdı" veya "Türk mermer kâğıdı" adıyla tanınmış ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Bu adlandırmanın bir yarısı bugün de yaşar: İngilizce marbling, Fransızca papier marbré ve İtalyanca carta marmorizzata mermere işaret eder; kâğıdın Türkiye'den geldiğini söyleyen niteleme ise zamanla çoğu dilde düşmüştür.

Tekne, Kitre ve Öd: Ebrûnun Tekniği

Ebrû teknesi, kullanılacak kâğıdın enine boyuna uygun ölçüde, yaklaşık 6 santimetre derinliğinde dikdörtgen bir kaptır; eskiden içi ziftle kaplı ahşap tekneler kullanılmış, sonradan çinko veya galvanizli teknelere geçilmiştir.

Suyun yüzeyinde boyayı taşıyabilmesi için koyulaştırılması gerekir. Bunu sağlayan madde, geven bitkisinin salgısı olan kitredir; krem renginde düzensiz plakalar hâlindedir, suda bekletilerek eritilir ve torbadan süzülür. Kitreli su, serpilen boyanın dibe çökmesini önler. Bir tekne kitreli sudan yaklaşık altı yüz kadar ebrû kâğıdı çıkarılabildiği belirtilir.

Boyalar tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edildiği için "toprak boya" adıyla anılır; suda erimez ve yağ içermezler. Lâhur çividi ve lök gibi tabii boyalarla renk zenginliği arttırılır. Boyalar dövülür, sonra taş üzerinde biraz su katılarak "destesenk" denilen dışbükey el taşıyla iyice ezilir.

Boyanın yüzeyde birbirine karışmadan yayılmasını sağlayan madde sığır ödüdür; içerdiği safra asitleri, boyanın su yüzeyinde dağılmasını mümkün kılar. Ebrûnun asıl mekanizması buradadır: fazla öd içeren boya daha çok yayılır. Bu yüzden sonradan atılan her renge, önce atılanların arasında kendine yer açabilmesi için biraz daha fazla öd konur. Renklerin sırası ve öd ayarı, ustanın ebrû üzerindeki gerçek denetimidir.

Modern fırçalarla usulüne uygun boya serpilemediğinden, ince ve düz bir değneğe silindir biçiminde gevşekçe sarılmış at kuyruğu kılından fırça kullanılır. Şekil vermek için ince, boya damlatmak için kalınca tel çubuklardan; taraklı ebrû için de tahta çıtaya belirli sıklıkta saplanmış ince tellerden yapılan taraktan yararlanılır. Tekne hazır olduğunda kâğıt bir kenardan yavaşça yatırılır, on beş saniye kadar bekletilir, sonra öne doğru çekilerek kaldırılır ve uzun çıtalar üzerinde gölgede kurumaya bırakılır.

Ebrû Çeşitleri

Ebrû çeşitleri, teknedeki müdahalenin cinsine göre adlandırılır. Boyalar yalnız serpilir ve tekneye başka hiçbir müdahale yapılmazsa ortaya battal ebrusu çıkar; ebrûnun temel biçimi budur. Aynı tarzın somaki mermerini andıran renklerde yapılanına somaki ebrusu denir.

Tel çubuğun ucu suya değdirilip önce bir yönde, sonra ters yönde keskin ve düzenli hareketlerle bütün yüzeyde yürütülürse tarama (gelgit) ebrusu; hareketler düzensiz ve dairemsi olursa şal örneği; çubukla çevreden merkeze doğru helezonlar çizilirse bülbülyuvası elde edilir. Tarak teknenin üstünde dolaştırılırsa taraklı ebrû olur; önce tarama yapılıp sonra tarak gezdirilirse daha girift bir görüntü doğar.

Bu çeşitlerin üstüne son olarak yayılmayan koyu bir renk serpilirse ebrû serpmeli sayılır. Aynı işlem neft yağıyla yapılırsa zeminde küçük boşluklar açılır ve neftli ebrû ortaya çıkar. Teknedeki su kullanıla kullanıla kirlendiğinde renkler kum gibi noktalanmaya başlar; buna kumlu ebrû denir. Bütün bu çeşitler hafif renklerle yapıldığında hafif ebrû adını alır ve bilhassa hat yazımı için cazip bir zemin hazırlar; böyle kâğıtlar ayrıca âharlanır, yani yumurta akı ve şap karışımıyla yüzeyi kapatılıp mürekkebin emilmesi önlenir.

Hatip Ebrûsu

Ebrûnun Osmanlı'ya mahsus ilk büyük yeniliği hatip ebrusudur. Adını, mûcidi sayılan Ayasofya Camii hatibi Mehmed Efendi'den (ö. 1773) alır. Bu usulde hafif renkli bir zemin üstüne tel çubukla kuvvetli renklerden birer damla bırakılır, istenirse iç içe birkaç renk daha konur; sonra ince bir iğne bu kat kat halkaların içinde sağdan sola ve yukarıdan aşağıya birkaç kez gezdirilerek çarkıfelek, yürek veya yıldız biçimleri elde edilir.

Hatip ebrûsu, ebrûyu ilk defa tesadüfün alanından çıkarıp denetlenebilir bir kompozisyona yaklaştırdığı için önemlidir. Sonraki iki yüzyılın çiçekli ebrûsu bu buluşun üzerine kurulmuştur.

Necmeddin Ebrûsu ve Çiçekli Ebrû

Hatip ebrûsundaki tekniğe dayanarak çiçek biçimleri elde etme denemeleri uzun süre sürdürülmüş, fakat tabii görünüşe en yakın sonuç ilk defa Mehmed Necmeddin Okyayın (ö. 1976) elinde alınmıştır. Lâle, karanfil, hercaî menekşe, gelincik, goncagül, kasımpatı ve sümbül biçimindeki bu ebrûlar sanat tarihimizde Necmeddin ebrusu adıyla anılır. Öğrencisi Mustafa Düzgünman (ö. 1990) bu listeye papatyalı ebrûyu eklemiştir.

Okyay'ın iki buluşu daha vardır. Birincisi yazılı ebrûdur: bir hat eseri Arap zamkı çözeltisiyle yazılıp kurutulduktan sonra tekneye yatırılırsa zamklı yerler boyayı almaz ve yazı kâğıt renginde kalır. İkincisi akkâseli ebrûdur: hafif ebrûlu bir kâğıdın ortasına zamk sürülüp kâğıt ikinci defa, bu kez kuvvetli renkler serpilmiş bir tekneye yatırılır; böylece aynı yaprakta iki ayrı ebrû elde edilir. Akkâse tekniği aslında eski yazmalarda kâğıdın yazı sahasıyla kenarının ayrı renge boyanmasını anlatan bir terimdir; 17. yüzyılda Hindistan'ın Bîcâpûr şehrinde ebrû-resimlerde de kullanıldığı bilinir. Okyay'ın bu örnekleri görmeden aynı sonuca ulaştığı kaydedilir.

Ebrûcular ve Ebrûnun Kullanıldığı Yerler

İstanbul'da ebrûyla uğraştığı tespit edilebilen eski sanatkârlar arasında Şebek Mehmed Efendi (16. yüzyıl), Şeyh Sâdık Efendi (ö. 1846), kardeşi Sâlih ve oğlu Hezarfen İbrâhim Edhem Efendi (ö. 1904), Bekir Efendi (19. yüzyıl), hattat Sâmi Efendi (ö. 1912), hattat Aziz Efendi (ö. 1934) ve Abdülkadir Kadri Efendi (ö. 1942) sayılır. Bu isimlerin çoğunun aynı zamanda hattat veya mücellit olması tesadüf değildir: ebrû, bağımsız bir "tablo" sanatı olarak değil, kitabın ve levhanın bir parçası olarak gelişmiştir.

Kullanım alanı da bunu doğrular. Ebrûlu kâğıt yazma kitapların ciltlenmesinde kap kaplaması (ebrûlu kap; köşeleri deri, yüzü ebrûlu olan çârkûşe kap) ve yan kâğıdı olarak; kıta ve levhaların iç-dış pervazlarında ve "koltuk" denilen bölümlerinde kullanılmıştır. Yani ebrû çoğunlukla asıl eserin çerçevesidir; dikkati kendine değil, ortadaki yazıya veya resme yöneltir. Necmeddin Okyay'dan itibaren çiçekli ebrûların dört yanına farklı tarzda ebrûlar pervaz olarak yapıştırılıp müstakil tablolar hazırlanması ise ebrûnun kitaptan ayrılıp kendi başına sergilenmeye başladığı yeni bir evredir.

Ebrû 17. yüzyıldan itibaren Batı dünyasının da ilgisini çekmiş, Roma'da 1646'da "Türk kâğıdı" adıyla çıkan ilk yayından bu yana konu üzerine çok sayıda eser yazılmıştır. Bugün eski toprak boyaların yerini büyük ölçüde sentetik boyalar almış, buna bağlı olarak renk zevki de değişmiştir; ebrû ayrıca kumaş, cam ve fayans üzerine de uygulanmaktadır. Ebrûnun 20. yüzyıldaki sürekliliği bir kurumun değil, tek tek ustaların şahsî gayretinin eseridir: sanat bir atölye teşkilatına değil, hoca-talebe zincirine bağlı kalmıştır. Aynı yüzyıllarda Osmanlı seyirlik hayatına giren Karagöz gölge oyunu da saray dışı bir çevrede, benzer biçimde usta eliyle aktarılmıştır; ne var ki o zincir 19. yüzyıl sonundan itibaren zayıflamış, ebrûdaki aktarım ise kopmadan sürmüştür.

Sık Sorulan Sorular

Ebrû nasıl yapılır?

Kitreyle koyulaştırılmış su bir tekneye konur; içine sığır ödü katılmış toprak boyalar at kılı fırçayla serpilir. Renkler yüzeyde yayıldıktan sonra üstüne yatırılan kâğıt deseni alır ve gölgede kurutulur.

Ebrûnun kökeni nedir?

Kesin olarak bilinmez. Çin ve Japonya'daki benzer su-boya teknikleri, Türkistan'daki "ebre" ve İran'daki "ebrî" adlandırmaları ile Hindistan'a dair rivayetler yan yana durur; kaynaklar tek bir köken üzerinde birleşmez.

Hatip ebrûsu ile Necmeddin ebrûsu arasındaki fark nedir?

Hatip ebrûsu, iç içe damlalara iğneyle şekil verilerek yapılan çarkıfelek, yürek ve yıldız biçimleridir. Necmeddin ebrûsu ise aynı yöntemin geliştirilmesiyle elde edilen ve tabii görünüşe yakın duran çiçekli ebrûlardır.

Aynı ebrû iki defa yapılabilir mi?

Hayır. Teknedeki nakış tek bir kâğıda geçer ve birebir tekrarlanamaz; ancak benzeri yapılabilir. Bu yüzden her ebrû tek nüsha sayılır.

Kaynakça

  • M. Uğur Derman, “Ebru” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 10, İstanbul 1994, s. 80-82.
  • Tertîb-i Risâle-i Ebrî, 1017/1608 tarihli yazma nüsha (bilinen en eski tarihli ebrû risâlesi; birincil kaynak).
  • M. Uğur Derman, Türk Sanatında Ebrû, İstanbul 1977.
  • A. Haemmerle – O. Hirsch, Buntpapier, München 1961.
  • Yves Porter, “Kāġaẕ-e Abrī, notes sur la technique de la marbrure”, Studia Iranica, XVII/1 (1988), s. 47-55.
  • Muhammed Hasan Simsâr, “Ebrî”, Dâiretü'l-maârif-i Bozorg-i İslâmî, II, s. 570-574.
Diğer isimleri: Ebru, ebrî, kâğıt ebrûsu, Türk mermer kâğıdı, marbling