Balkan Savaşları

Rumeli’nin kaybı, Edirne’nin düşüşü ve geri alınışı
Kar altındaki Trakya düzlüğünde bir toprak istihkâm hattını, kışlık kaputlu nöbetçileri ve uzakta puslu Edirne siluetini gösteren temsilî tarih kitabı çizimi

Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki topraklarının büyük bölümünü kaybettiği iki ardışık savaştır. Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’dan oluşan Balkan ittifakının 8 Ekim 1912’de başlattığı I. Balkan Savaşı, Osmanlı ordusunun Trakya ve Makedonya’da ağır yenilgiye uğramasıyla sonuçlandı; Edirne 26 Mart 1913’te Bulgar kuvvetlerine teslim oldu. Müttefiklerin ganimet paylaşımında anlaşamaması üzerine çıkan II. Balkan Savaşı sırasında Osmanlı ordusu 22 Temmuz 1913’te Edirne’ye yeniden girdi. Savaşlar 1913 sonunda imzalanan bir dizi antlaşmayla kapandı.

Balkan Savaşları Nedir?

Balkan Savaşları, 1912-1913 yıllarında birbirini izleyen iki ayrı savaşın ortak adıdır. Birincisinde Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’dan oluşan ittifak Osmanlı Devleti’ne karşı savaştı ve Osmanlı’nın Rumeli’deki topraklarının büyük bölümünü ele geçirdi. İkincisinde ise galipler ele geçirdikleri toprakları paylaşamayarak birbirine düştü; Osmanlı Devleti bu ikinci savaştan yararlanarak Doğu Trakya’nın bir kısmını ve Edirne’yi geri aldı.

Osmanlı tarihinde bu iki savaş, altı yüzyıla yakın bir Rumeli varlığının birkaç ay içinde tasfiye olması bakımından bir kırılma noktasıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Balkan Savaşı” maddesi olayı bu çerçevede ele alır; savaşın askerî ve diplomatik yönü için Richard C. Hall’ün monografisi başvurulan çalışmalardandır.

Savaşa Giden Yol

Savaşın tek bir sebebi yoktur; birbirini besleyen birkaç etken vardır.

  • Balkan milliyetçilikleri ve ittifak: XIX. yüzyıl boyunca bağımsızlaşan Balkan devletleri, Osmanlı’nın elinde kalan Makedonya ve Trakya üzerinde birbiriyle çatışan talepler taşıyordu. 1912 yılında Rusya’nın da teşvikiyle bu talepler geçici olarak uzlaştırıldı ve dörtlü bir ittifak kuruldu.
  • Osmanlı’nın askerî ve siyasî durumu: 1908 sonrasındaki iç siyasî çekişme, ordu içindeki siyasallaşma ve 1912’de yürütülen kadro tasfiyeleri (tensîkat) orduyu savaş arifesinde zayıflatmıştı. Ayrıca ordunun bir bölümü hâlâ Trablusgarp Savaşı sebebiyle Kuzey Afrika’da bağlıydı ve İtalya ile barış yapılmadan Balkan cephesine kuvvet kaydırmak mümkün değildi.
  • Trablusgarp’ın gösterdiği zaaf: İtalya’nın 1911’de Osmanlı toprağına saldırıp ciddi bir karşılık görmemesi, Balkan devletlerine Osmanlı’nın uzak vilâyetlerini savunamayacağı yolunda bir işaret verdi. Hall ve TDV maddesi bu bağlantıyı açıkça kurar.
  • Coğrafya ve ulaşım: Rumeli’deki Osmanlı kuvvetleri, demiryolu ağı sınırlı ve limanları düşman donanmalarına açık geniş bir alana yayılmıştı. Seferberliğin tamamlanamaması bu yapısal sorunun sonucudur.

Kuvvetler ve Seferberlik Sorunu

Savaşın seyrini anlamak için iki tarafın hazırlık düzeyine bakmak gerekir. Balkan devletleri, nüfuslarına oranla büyük ordular çıkarmıştı ve bu ordular sınırlı bir coğrafyada, kısa ikmal hatlarıyla ve tek bir hedefe yönelik olarak toplanmıştı. Osmanlı Devleti ise Rumeli’deki kuvvetlerini iki büyük gruba ayırmak zorundaydı: Trakya’da Bulgaristan’a karşı duran Şark Ordusu ile Makedonya ve Arnavutluk’ta üç devlete birden karşı koyan Garp Ordusu. Bu ayrım, kuvvetlerin hiçbir cephede belirleyici üstünlük kuramaması sonucunu doğurdu.

Seferberliğin kendisi de sorunluydu. Osmanlı sisteminde savaş mevcudunun önemli bölümü, terhis edilmiş erlerin yeniden silah altına alınmasıyla (redif teşkilâtı) oluşuyordu; bu birliklerin toplanması, techizi ve cepheye sevki demiryolu ağının seyrek olduğu bir coğrafyada haftalar alıyordu. Anadolu’dan gelecek takviyeler ise deniz yoluyla taşınmak zorundaydı ve Yunan donanmasının Ege’de üstünlük kurmasıyla bu yol da kapandı. Savaşın ilk haftalarındaki hızlı çöküşün teknik açıklaması büyük ölçüde buradadır: ordu, muharebeye tam mevcuduyla değil, toplanmasını tamamlayamamış hâlde girdi.

Birinci Balkan Savaşı

Savaşı 8 Ekim 1912’de Karadağ başlattı; diğer ittifak devletleri birkaç gün içinde katıldı ve Osmanlı Devleti 17 Ekim 1912’de savaş ilan etti. Harekât iki ana cephede yürüdü.

Trakya cephesinde Bulgar ordusu Kırkkilise (Kırklareli) ve ardından Lüleburgaz’da Osmanlı kuvvetlerini yendi. Lüleburgaz muharebesi, ölçek bakımından 1870-1871 Fransa-Almanya Savaşı ile Birinci Dünya Savaşı arasında Avrupa’da yapılan en büyük muharebe sayılır. Osmanlı ordusu İstanbul’un yaklaşık altmış kilometre batısındaki Çatalca müstahkem hattına çekildi. Bulgar ordusunun 17 Kasım 1912’de bu hatta yaptığı taarruz, hem hattın savunma gücü hem de birliklerdeki yorgunluk ve kolera salgını sebebiyle sonuç vermedi. Çatalca hattının tutulması, savaşın İstanbul’a ulaşmasını engelleyen belirleyici etken oldu.

Batı cephesinde ise çöküş daha hızlı yaşandı: Selanik Kasım 1912’de Yunan kuvvetlerine teslim oldu, Sırp ve Karadağ birlikleri Kosova ve Arnavutluk içlerine ilerledi. Yanya ve İşkodra gibi kaleler bir süre daha direndi. Yunan donanmasının Ege’de üstünlük kurması, Rumeli’ye denizden kuvvet ve ikmal aktarılmasını da imkânsız hâle getirdi.

Edirne’nin Kuşatılması ve Kaybı

Edirne, savaşın en uzun süren kuşatmasına sahne oldu. Şehir Ekim 1912’den itibaren Bulgar ve Sırp kuvvetlerince kuşatıldı; savunma Şükrü Paşa komutasında yürütüldü. Ateşkes ve müzakere dönemleriyle kesintiye uğrayan kuşatma boyunca şehirde erzak, yakacak ve ilâç sıkıntısı ağırlaştı. Edirne 26 Mart 1913’te teslim oldu. Bir başkent olarak yaklaşık bir asır Osmanlı idaresinin merkezinde bulunmuş ve Selimiye Camii gibi anıt eserleri barındıran şehrin kaybı, İstanbul’daki siyasî dengeyi de sarstı.

Kuşatma sırasında ve Bulgar idaresi altında yaşanan sivil kayıplar, dönemin uluslararası soruşturma raporlarına ve hatırat literatürüne konu olmuştur. Bu kayıplara ilişkin rakamlar kaynaklara göre büyük farklılık gösterir ve burada tek bir sayı kesin veri gibi verilmemiştir.

Bâbıâli Baskını

Edirne’nin geleceğini de belirleyen bir iç siyasî olay, savaş sürerken yaşandı. 23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki’ye mensup bir grup, Bâbıâli’yi basarak hükûmeti silah zoruyla değiştirdi. Baskın sırasında Harbiye Nâzırı Nâzım Paşa öldürüldü. Bu darbe, barış görüşmelerinde Edirne’nin bırakılmasına karşı çıkan çevrelerin iktidara gelmesi anlamına geliyordu; ancak şehir yine de iki ay sonra düştü. Olay, savaşın askerî seyri ile iç siyasetin ne ölçüde iç içe geçtiğini gösteren bir örnektir.

Kar altındaki Trakya yollarında kağnılar ve bohçalarıyla doğuya doğru ilerleyen sivil göç kafilesini gösteren temsilî illüstrasyon
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Londra Antlaşması

Birinci Balkan Savaşı 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki sınırı, Midye ile Enez arasında çizilen bir hatta çekiliyordu; bu hattın batısında kalan bütün topraklar ile Girit ittifak devletlerine bırakılıyordu. Ege adalarının ve yeni kurulan Arnavutluk’un statüsü büyük devletlerin kararına havale edildi. Antlaşma, Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki varlığının fiilen sona erdiğini tescil eden metindir.

Antlaşmanın açık bıraktığı iki mesele, sonraki yılların gündemini belirledi. Birincisi Arnavutluk’tur: bölgedeki Arnavut önderler 28 Kasım 1912’de bağımsızlık ilan etmiş, büyük devletler de Sırbistan’ın Adriyatik’e çıkmasını istemedikleri için yeni devleti tanımayı tercih etmişti; ancak sınırların çizilmesi uzun sürdü. İkincisi Ege adalarının statüsüdür. Adaların büyük bölümü savaş sırasında Yunanistan’ın eline geçmiş, Rodos ve çevresi ise bir yıl önce Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgal edilmişti. Londra Antlaşması bu konuyu büyük devletlerin kararına havale etti; mesele Birinci Dünya Savaşı’na kadar çözülmedi.

İkinci Balkan Savaşı ve Edirne’nin Geri Alınışı

Londra Antlaşması galipler arasındaki paylaşım sorununu çözmedi. Özellikle Makedonya üzerinde Bulgaristan ile Sırbistan ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlık büyüdü. 29-30 Haziran 1913 gecesi Bulgar birliklerinin eski müttefiklerine karşı harekete geçmesiyle İkinci Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan kısa sürede dört devletle birden savaşır duruma düştü; Romanya kuzeyden savaşa girdi.

Bulgar ordusunun ağırlığının başka cephelere kaymasından yararlanan Osmanlı ordusu Doğu Trakya’da ileri harekete geçti. 21 Temmuz 1913’te Kırklareli, 22 Temmuz 1913’te ise Edirne yeniden Osmanlı denetimine girdi. Şehre giriş sırasında ciddi bir direnişle karşılaşılmadığı kaynaklarda ortak biçimde belirtilir; harekâtın öne çıkan ismi olan Enver Bey’in siyasî konumu bu olayla belirgin biçimde güçlendi. Edirne’nin geri alınmasının askerî bir meydan muharebesi sonucu değil, karşı tarafın kuvvetlerini başka cephelere kaydırmasıyla mümkün olduğu, olayı doğru anlamak için gerekli bir ayrımdır.

Barış Antlaşmaları

  • Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913): Balkan devletleri arasında imzalandı; Bulgaristan’ın Birinci Balkan Savaşı’ndaki kazanımlarının önemli bölümü Sırbistan, Yunanistan ve Romanya arasında paylaşıldı. Osmanlı Devleti bu antlaşmanın tarafı değildir.
  • İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913): Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında imzalandı ve iki ülke arasındaki sınırı Meriç nehri esasına göre çizdi. Edirne ve Kırklareli böylece Osmanlı’da kaldı. Bazı kaynaklarda imza tarihi 30 Eylül olarak verilir.
  • Atina Antlaşması (14 Kasım 1913): Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalandı; Yunanistan’ın kazanımları ve bölgedeki Müslüman nüfusun hukukî durumu düzenlendi. Ege adalarının statüsü ise çözülmeden kaldı.

Kayıplar ve Göç

Balkan Savaşları’nın insan bilançosu ağırdır; fakat rakamlar kaynaklara göre önemli ölçüde değişir ve kesin bir sayı bilinmemektedir. Farklılığın nedenleri, savaş bölgesinde nüfus kayıtlarının tutulamaması, muharebe ölümleri ile hastalık ölümlerinin ayrı ayrı sayılmaması ve sivil kayıpların taraflarca farklı hesaplanmasıdır.

  • Askerî ölümler için Richard C. Hall’ün monografisine dayanan uluslararası referans literatürü (1914-1918-online ansiklopedisinin “Balkan Wars” maddesi) şu tahminleri verir: Osmanlı tarafında 125.000’e varan, Bulgaristan için yaklaşık 65.000, Sırbistan için en az 36.000, Yunanistan için yaklaşık 9.500 ve Karadağ için yaklaşık 3.000. Bunlar sayım sonucu değil, farklı hesaplama yöntemlerine dayanan tahminlerdir; başka çalışmalar bu değerlerden belirgin biçimde farklı sonuçlara ulaşır.
  • Kolera başta olmak üzere salgın hastalıkların yol açtığı ölümler, özellikle Trakya cephesinde muharebe kayıplarıyla karşılaştırılabilir bir ağırlık taşır. Çatalca hattındaki Bulgar taarruzunun durmasında da salgının payı vardır.
  • Kaybedilen topraklardan Anadolu’ya ve İstanbul’a yönelen Müslüman göçü yüz binlerle ifade edilir. Bu göçe ilişkin tahminler kaynaktan kaynağa büyük fark gösterdiği için burada tek bir toplam sayı verilmemiştir.

Sonuçları

Savaşların en doğrudan sonucu, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki topraklarının Doğu Trakya ile sınırlı kalmasıdır. Bunun ötesinde üç yapısal sonuç öne çıkar. Birincisi nüfus yapısındaki değişimdir: Rumeli’den gelen göç, Anadolu’nun demografik ve toplumsal dengesini kalıcı biçimde etkiledi. İkincisi siyasî sonuçtur: yenilgi İttihat ve Terakki’nin iktidarını pekiştirdi ve orduda yeni bir kadro tasfiyesine yol açtı. Üçüncüsü askerîdir: savaş, Osmanlı ordusunun seferberlik, ikmal ve komuta sistemindeki aksaklıkları açığa çıkardı. Bu tecrübe, iki yıl sonra Çanakkale Savaşları’nda uygulanacak savunma tertibatının hazırlanmasında da etkili oldu. Savaşlar aynı zamanda Balkanlar’daki gerilimi çözmeyip artırdı; 1914’te Avrupa’yı savaşa sürükleyen ortam bu birikimin üzerine kuruldu.

Tartışmalı ve Popüler Anlatılar

  • “Ordu siyasete karıştığı için yenildi”: Ordu içindeki siyasallaşma ve 1912 tensîkatı gerçek ve önemli bir etkendir; ancak yenilgiyi tek başına açıklamaz. Seferberliğin tamamlanamaması, ikmal ve ulaşım güçlükleri, denizde üstünlüğün kaybı ve karşı tarafın hazırlıklı olması aynı tabloda yer alır.
  • Edirne’nin “fethi”: 22 Temmuz 1913 olayı, dönemin basınında kahramanlık diliyle anlatılmıştır. Tarihsel olarak bu bir geri alıştır ve Bulgar kuvvetlerinin başka cephelerde bağlanmış olmasıyla doğrudan ilgilidir.
  • Rakamlar: Popüler metinlerde asker sayıları, sivil kayıplar ve göçmen sayıları için birbirinden çok farklı ve çoğu zaman kaynaksız rakamlar dolaşır. Bu sayfada yalnız akademik literatürde geçen değerler, aralık hâlinde verilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Balkan Savaşları ne zaman oldu?

Birinci Balkan Savaşı 8 Ekim 1912’de başladı ve 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile bitti; İkinci Balkan Savaşı 29-30 Haziran 1913 gecesi başladı ve 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile sona erdi. Osmanlı Devleti’nin taraf olduğu antlaşmalar 29 Eylül ve 14 Kasım 1913’te imzalandı.

Edirne ne zaman kaybedildi ve ne zaman geri alındı?

Edirne 26 Mart 1913’te uzun bir kuşatmanın ardından Bulgar kuvvetlerine teslim oldu; 22 Temmuz 1913’te İkinci Balkan Savaşı sırasında yeniden Osmanlı denetimine girdi ve 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ile Osmanlı’da kaldı.

Balkan Savaşları’nda Osmanlı hangi toprakları kaybetti?

Makedonya, Selanik, Kosova, Arnavutluk’un büyük bölümü, Batı Trakya ve Ege adalarının çoğu elden çıktı; Girit Yunanistan’a bırakıldı. Avrupa’da yalnız Doğu Trakya kaldı.

Balkan Savaşları hangi padişah döneminde oldu?

Sultan V. Mehmed Reşad döneminde; fiilî iktidar büyük ölçüde İttihat ve Terakki’deydi.

Kaynakça

  • Cevdet Küçük, “Balkan Savaşı” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 23-25.
  • Richard C. Hall, The Balkan Wars 1912-1913: Prelude to the First World War, Routledge, Londra 2000 (harekâtın askerî ve diplomatik seyri).
  • M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire, Princeton University Press, Princeton 2008, böl. 6, s. 150-202 (1908-1918 dönemi ve savaşın siyasî sonuçları).
  • Edward J. Erickson, Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War, Greenwood Press, Westport 2001 (Balkan Savaşı sonrası ordunun yeniden düzenlenmesi).
  • Richard C. Hall, “Balkan Wars 1912-1913” maddesi, 1914-1918-online: International Encyclopedia of the First World War, Freie Universität Berlin (kronoloji ve zayiat tahminleri).
Diğer isimleri: Balkan Harbi, Birinci Balkan Savaşı, İkinci Balkan Savaşı