Trablusgarp Savaşı

İtalya’nın Kuzey Afrika harekâtı ve Uşi Antlaşması
Kuzey Afrika çölünde bir vaha kenarındaki ordugâhı, çadırları, develeri ve yerel kabile mensuplarıyla birlikte duran Osmanlı subaylarını gösteren temsilî tarih kitabı çizimi

Trablusgarp Savaşı, İtalya’nın 29 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederek Kuzey Afrika’daki Trablusgarp ve Bingazi vilâyetlerini işgale girişmesiyle başlayan savaştır. İtalyan kuvvetleri kıyı şehirlerini kısa sürede ele geçirdi; buna karşılık iç kesimlerde, Trablusgarp’a gizlice ulaşan Osmanlı subaylarının yerel kabileler ve Senûsî çevresiyle birlikte örgütlediği direniş savaşı uzattı. İtalya baskıyı artırmak için Rodos ve çevresindeki adaları da işgal etti. Balkan ittifakının savaş hazırlığı üzerine Osmanlı Devleti barışa yöneldi ve 18 Ekim 1912’de Uşi Antlaşması imzalandı.

Trablusgarp Savaşı Nedir?

Trablusgarp Savaşı, İtalya Krallığı’nın 29 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederek Kuzey Afrika’daki Trablusgarp ve Bingazi vilâyetlerini ele geçirmesiyle sonuçlanan savaştır. Yaklaşık on üç ay süren çatışma, 18 Ekim 1912’de İsviçre’nin Lozan yakınındaki Uşi (Ouchy) kasabasında imzalanan antlaşmayla kapandı. Savaş, Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki son toprağını kaybetmesi anlamına gelir.

Konunun künyesi için TDV İslâm Ansiklopedisi’nde iki ayrı madde vardır: vilâyetin genel tarihi için Ahmet Kavas’ın “Trablusgarp” maddesi, savaşın kendisi için ise Kemal Beydilli’nin “Trablusgarp Savaşı” maddesi. Diplomatik boyut için Timothy W. Childs’ın Osmanlı Hariciye arşivine dayanan monografisi başvurulan çalışmadır.

Aynı Adlı İki Ayrı Olay

“Trablusgarp” adı Osmanlı tarihinde birbirine karıştırılmaması gereken iki olayda geçer. Birincisi, 1551 yılında kaptan-ı derya Sinan Paşa ile Turgut Reis’in şehri Malta şövalyelerinden almasıdır; bu, Kuzey Afrika kıyısında yeni bir Osmanlı eyaletinin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. İkincisi ise bu sayfanın konusu olan 1911-1912 savaşıdır ve aynı eyaletin kaybıyla biter. İki olay yaklaşık üç yüz altmış yıl arayla ve birbirinin tersi yönde gerçekleşmiştir.

Vilâyetin İdarî ve Toplumsal Yapısı

Savaşın seyri, bölgenin yapısı bilinmeden anlaşılmaz. Trablusgarp, XIX. yüzyılın ortasından itibaren doğrudan merkeze bağlı bir vilâyet olarak yönetiliyordu; Bingazi ise idarî bakımdan ayrı tutulmuştu ve güneyde Fizan gibi çöl sancakları vilâyete bağlıydı. Osmanlı idaresi kıyıdaki liman şehirlerinde ve birkaç iç kale merkezinde yoğunlaşmış, çöl kesiminde ise doğrudan idare yerine kabile önderleriyle kurulan uzlaşmaya dayanmıştı. Bu, imparatorluğun uzak vilâyetlerinde sık görülen bir yönetim biçimidir: merkez, vergiyi ve asayişi yerel aracılar üzerinden sağlar.

Bölgenin toplumsal örgütlenmesinde Senûsî tarikatının ayrı bir yeri vardır. XIX. yüzyılda Bingazi ve çöl güzergâhları boyunca kurduğu zâviye ağıyla Senûsîlik, hem dinî eğitim hem ticaret hem de anlaşmazlıkların çözümü bakımından bir düzen kurmuştu. Bu ağ, savaş çıktığında hazır bir seferberlik altyapısına dönüştü: haberleşme, ikmal ve gönüllü toplama büyük ölçüde zâviyeler üzerinden yürüdü. Bölge ekonomisi ise Sahra kervan ticaretine dayanıyordu; ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında bu ticaretin gerilemesiyle vilâyetin gelirleri düşmüş, garnizon ve tahkimat için ayrılabilen kaynak da sınırlı kalmıştı.

Savaşa Giden Yol

İtalya’nın Trablusgarp’a yönelmesi ani bir karar değildir. XIX. yüzyılın sonundan itibaren İtalyan diplomasisi, Fransa’nın Tunus’u (1881) ve İngiltere’nin Mısır’ı (1882) fiilen denetim altına almasının ardından, Kuzey Afrika kıyısında kendisine ayrılmış saydığı alan üzerinde büyük devletlerin zımnî onayını almaya çalıştı. Childs’ın çalışması, savaşın diplomatik hazırlığının askerî hazırlığından çok daha uzun ve titiz olduğunu; buna karşılık İtalyan ordusunun harekâta yeterince hazırlıklı olmadığını gösterir.

Osmanlı tarafında ise vilâyet, merkezden çok uzak, ulaşımı denizden sağlanan, garnizonu ve topçusu sınırlı bir bölgeydi. Süveyş Kanalı ve Mısır’ın İngiliz denetiminde olması, Doğu Akdeniz’in ise İtalyan donanmasına açık bulunması, karadan ve denizden kuvvet sevkini fiilen imkânsız kılıyordu. Bu coğrafî ve lojistik kısıt, savaşın sonucunu belirleyen en önemli yapısal etkendir.

Savaşın Seyri

İtalya, Eylül 1911’in son günlerinde verdiği ültimatomun ardından 29 Eylül 1911’de savaş ilan etti; fiilî abluka birkaç gün önce başlamıştı. Kıyı şehirleri hızla el değiştirdi:

  • 8 Ekim 1911: Tobruk
  • 9 Ekim 1911: Trablus şehri
  • 16 Ekim 1911: Derne
  • 21 Ekim 1911: Bingazi

Ancak İtalyan ilerlemesi kıyı şeridinin ötesine geçemedi. İç kesimlerde, bölgeye çeşitli yollarla ulaşan Osmanlı subayları yerel kabileler ve Senûsî tarikatı çevresiyle birlikte bir direniş düzeni kurdu. Doğuda Tobruk-Derne hattında Mustafa Kemal, Bingazi bölgesinde ise Enver Bey görev aldı; yerel önderler arasında Senûsî şeyhi Ahmed Şerîf ve Süleyman el-Bârûnî öne çıkar. Direnişin dayandığı unsurlar askerî olduğu kadar toplumsaldır: kabile örgütlenmesi, çöl coğrafyasının bilinmesi, su kaynaklarının denetimi ve Mısır üzerinden sızan sınırlı ikmal. Bu şartlarda düzenli bir cephe savaşı değil, İtalyan mevzilerini kıyıya bağlı tutan uzun süreli bir kuşatma ve baskın savaşı yürütüldü.

Kara harekâtı tıkanınca İtalya baskıyı Doğu Akdeniz’e taşıdı. Nisan-Mayıs 1912’de Rodos ve çevresindeki adalar işgal edildi; Rodos’taki Osmanlı kuvvetlerinin komutanı 17 Mayıs 1912’de teslim oldu. İtalyan donanması Çanakkale Boğazı girişine ve Kızıldeniz’e kadar uzanan gösteriler yaptı. Bu adalar, savaşın en kalıcı sonuçlarından birini üretecek ve antlaşmadaki tahliye taahhüdüne rağmen İtalya’nın elinde kalacaktır.

Savaşın askerî niteliği, iki tarafın da beklediğinden farklı çıktı. İtalya, kıyı şehirlerinin alınmasıyla bölgenin teslim olacağını hesaplamıştı; oysa şehirlerin denetimi kırsalın denetimini getirmedi. Osmanlı tarafında da düzenli birlik mevcudu, savaş boyunca bölgeye ulaşabilen subay ve malzeme miktarı sınırlı kaldı. Bölgeye ulaşmanın tek pratik yolu Mısır üzerinden karadan sızmaktı ve bu güzergâh İngiliz idaresinin göz yumduğu ölçüde işleyebiliyordu. Dolayısıyla direnişin asıl gücünü düzenli ordu değil, yerel savaşçılar oluşturdu; Osmanlı subaylarının işlevi bu gücü örgütlemek, eğitmek ve sevk etmekti. Kaynaklarda ne düzenli kuvvetin ne de gönüllülerin mevcudu için güvenilir bir toplam vardır; verilen sayılar tahmindir.

İsviçre’de göl kıyısındaki bir köşkte uzun masa etrafında toplanmış, 1912 kılığındaki diplomatları ve önlerindeki belge tomarlarını gösteren temsilî illüstrasyon
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Diplomatik Cephe

Bu savaşta cephe kadar belirleyici olan bir alan daha vardır: büyük devletlerin tutumu. Childs’ın Osmanlı Hariciye evrakına dayanan incelemesi, savaşın askerî olarak çözülemediği için diplomatik yoldan bitirildiğini gösterir. İtalya, harekâta girişmeden önce Fransa, Rusya, Avusturya-Macaristan ve Almanya ile ayrı ayrı yürüttüğü görüşmelerde bölge üzerindeki iddiasına itiraz edilmeyeceğine dair güvence almıştı; bu güvence olmasa saldırı büyük bir Avrupa krizine dönüşebilirdi.

Osmanlı Devleti ise savaş boyunca hem askerî hem hukukî bir yalnızlıkla karşılaştı. Bölgeye kuvvet sevk etmek için gerekli deniz yolu kapalıydı; Mısır ve Süveyş üzerinden geçiş İngiltere’nin tarafsızlık uygulamasına bağlıydı; Boğazlar rejimi sebebiyle donanmanın Akdeniz’de serbestçe hareket etmesi de siyasî sonuçlar doğuracaktı. İtalyan donanmasının Çanakkale Boğazı girişindeki gösterisi ve Boğazlar’ın bir süre ticarete kapatılması, savaşın Osmanlı ekonomisine dolaylı zarar veren bir başka yönüdür. Görüşmelerin uzamasının sebebi, tarafların bölgenin hukukî statüsü — özellikle padişahın halife sıfatıyla bağının nasıl formüle edileceği — üzerinde uzlaşamamasıydı; Balkan ittifakının seferberliği bu tıkanıklığı aniden çözdü.

Uşi Antlaşması

Barış görüşmeleri 1912 yazında İsviçre’de başladı; ilk temaslar 11 Temmuz 1912’de yapıldı, görüşmelerin ikinci safhası 13 Ağustos’ta açıldı. Osmanlı tarafını barışa iten belirleyici etken, Balkanlar’daki savaş hazırlığıydı: Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ arasında kurulan ittifak, Rumeli’de çok daha büyük bir tehdit oluşturuyordu ve iki cephede savaşmak mümkün değildi. Antlaşma 18 Ekim 1912’de Uşi’de imzalandı; aynı günlerde Balkan Savaşları fiilen başlamış bulunuyordu.

Antlaşmanın esasları şöyle özetlenebilir: Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi’den askerî ve idarî olarak çekilecek; bölge halkının dinî bağlılığı ve padişahın halife sıfatıyla manevî konumu korunmaya çalışılacak; İtalya buna karşılık işgal ettiği Ege adalarını tahliye edecekti. Antlaşmadan üç gün önce, 15 Ekim 1912’de bölge halkının hukukî durumuna ilişkin ayrı bir belge yayımlanmıştı. İtalya, ada tahliyesi taahhüdünü yerine getirmedi; Oniki Ada uzun yıllar İtalyan idaresinde kaldı.

Sonuçları

Savaşın sonuçları üç başlıkta toplanabilir. Toprak bakımından Osmanlı Devleti Afrika’daki son vilâyetini kaybetti; ayrıca Ege adaları meselesi çözülmemiş bir sorun olarak devraldı. Siyasî bakımdan savaş, Osmanlı’nın uzak vilâyetlerini savunamayacağını göstererek Balkan ittifakının cesaretini artırdı; TDV maddesi bu bağlantıyı açıkça kurar. Askerî bakımdan ise ordunun bir bölümünün Kuzey Afrika’da bağlı kalması ve barışın ancak Ekim 1912’de imzalanabilmesi, Balkan cephesinde seferberliğin gecikmesine katkıda bulundu.

Savaşın iç siyasî sonucu da göz ardı edilmemelidir. 1911-1912’deki kayıp, 1908 sonrası kurulan meşrutî düzenin ilk büyük dış sınavıydı; bu sınavdan çıkan tartışma hükûmet değişikliklerine, ordu içindeki hizipleşmenin derinleşmesine ve İttihat ve Terakki ile muhalefeti arasındaki mücadelenin sertleşmesine katkıda bulundu. Hanioğlu’nun geç Osmanlı dönemini ele alan çalışması, 1911’den 1913’e uzanan bu kısa aralığı imparatorluğun siyasî dengesinin kalıcı biçimde bozulduğu bir eşik olarak okur. Nitekim Uşi Antlaşması’nın imzalandığı günlerde Rumeli’de başlayan savaş, bir yıl içinde Bâbıâli Baskını’na ve tek parti ağırlıklı bir yönetime giden yolu açacaktır.

Bölgedeki direniş 1912’den sonra da sürdü. Osmanlı subaylarının çoğu çekilmekle birlikte, yerel güçlerin İtalyan idaresine karşı mücadelesi yıllarca devam etti; TDV maddesi bu sürekliliğe dikkat çeker. Savaş ayrıca Osmanlı subay kadrosunun bir bölümü için ilk cephe tecrübesi oldu; bu kadro iki yıl sonra Çanakkale Savaşları’nda ve diğer cephelerde görev alacaktır.

Tartışmalı ve Popüler Anlatılar

  • Kuvvet ve kayıp rakamları: Bölgedeki düzenli Osmanlı kuvvetinin mevcudu ve direnişe katılan yerel savaşçı sayısı için kaynaklarda birbirinden farklı tahminler verilir; sağlıklı bir sayım yapılmamıştır. Bu sayfada tek bir rakam kesin veri gibi sunulmamıştır.
  • Gönüllü subay anlatısı: Subayların bölgeye kılık değiştirerek ve dolambaçlı yollarla ulaşması kaynaklarda geçen bir olgudur; ancak bu yolculuklara ilişkin ayrıntılı sahneler büyük ölçüde sonraki hatırat ve popüler anlatılara dayanır ve belge değeri taşımaz.
  • İlk hava bombardımanı: Bu savaş sırasında İtalyan uçaklarının keşif ve bombardıman amacıyla kullanılması, havacılık tarihinde sık anılan bir ilktir. Ayrıntıların hangi tarihte ve hangi ölçekte gerçekleştiği ise kaynaklarda değişkenlik gösterir.
  • “Uşi Antlaşması Libya’yı resmen İtalya’ya verdi” denmesi: Antlaşmanın metni, padişahın dinî bağının korunmasına dair düzenlemeler içerdiği için hukukî tartışmaya konu olmuştur. Fiilî sonuç bölgenin İtalyan idaresine geçmesidir; ancak bunu tek cümlelik bir devir gibi anlatmak metnin içeriğini basitleştirir.

Sık Sorulan Sorular

Trablusgarp Savaşı ne zaman oldu?

İtalya 29 Eylül 1911’de savaş ilan etti; savaş 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Antlaşması ile sona erdi.

Trablusgarp neresidir?

Bugünkü Libya’nın kuzeybatısı ve başkenti Trablus çevresidir. Osmanlı idaresinde Trablusgarp ve Bingazi ayrı vilâyetler olarak yönetiliyordu.

Uşi Antlaşması nedir?

18 Ekim 1912’de İsviçre’nin Uşi kasabasında imzalanan barış antlaşmasıdır. Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi’den çekilmeyi kabul etti; İtalya işgal ettiği Ege adalarını tahliye etmeyi taahhüt etti ama bu taahhüdü yerine getirmedi.

Osmanlı bu savaşta neden yenildi?

Tek bir sebep yoktur. Bölgenin merkeze uzaklığı, deniz yolunun İtalyan donanmasına açık olması, Mısır’ın İngiliz denetiminde bulunması sebebiyle kuvvet ve ikmal gönderilememesi ve garnizonun sınırlılığı belirleyici olmuştur. Barışı hızlandıran etken ise Balkan ittifakının savaş hazırlığıdır.

1551’deki Trablusgarp’ın fethi ile bu savaş aynı olay mıdır?

Hayır. 1551’de şehir Malta şövalyelerinden alınmış ve bir Osmanlı eyaleti kurulmuştu; 1911-1912 savaşı ise aynı eyaletin kaybıyla sonuçlanmıştır.

Kaynakça

  • Kemal Beydilli, “Trablusgarp Savaşı” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2. cilt, İstanbul 2019, s. 606-609.
  • Ahmet Kavas, “Trablusgarp” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 41, İstanbul 2012, s. 288-291.
  • Timothy W. Childs, Italo-Turkish Diplomacy and the War over Libya, 1911-1912, E. J. Brill, Leiden 1990 (Osmanlı Hariciye arşivine dayanan diplomatik inceleme).
  • M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire, Princeton University Press, Princeton 2008, böl. 6, s. 150-202 (1908-1918 dönemi genel çerçevesi).
Diğer isimleri: Trablusgarp Harbi, Osmanlı İtalyan Savaşı, Uşi Antlaşması, Libya Savaşı