Çanakkale Savaşları

Boğazı zorlayan deniz harekâtı ve Gelibolu yarımadasındaki kara muharebeleri
Çanakkale Boğazı’nın dar sularına bakan bir kıyı topçu mevzisini, mayın şamandıralarını ve ufukta puslu savaş gemisi siluetlerini gösteren temsilî tarih kitabı çizimi

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilâf devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı zorlayarak İstanbul’a ulaşma girişimiyle başlayan ve Gelibolu yarımadasında yaklaşık sekiz buçuk ay süren kara muharebeleriyle devam eden harekâttır. 18 Mart 1915’teki büyük deniz taarruzu mayın hatları ve kıyı bataryaları karşısında ağır gemi kayıplarıyla sonuçlandı; 25 Nisan 1915’te başlayan çıkarmalar dar köprübaşlarında kilitlendi. İtilâf kuvvetleri Aralık 1915 – Ocak 1916 arasında yarımadayı tahliye etti. Her iki tarafın kayıpları çok ağırdı ve rakamlar kaynaklara göre önemli ölçüde değişir.

Çanakkale Savaşları Nedir?

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilâf devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı geçerek Marmara’ya ve İstanbul’a ulaşma girişiminden doğan harekâtın bütünüdür. Harekât iki ayrı safhadan oluşur: önce donanmanın tek başına boğazı zorladığı deniz safhası, ardından bu girişimin sonuçsuz kalması üzerine Gelibolu yarımadasına asker çıkarılmasıyla başlayan kara safhası. Batı literatüründe olay çoğunlukla yarımadanın adıyla, “Gelibolu Seferi” (Gallipoli Campaign) olarak anılır; Türkçe kaynaklarda ise boğazın adıyla anılması yerleşmiştir.

Olayın kronolojik sınırları kaynaklara göre biraz değişir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Çanakkale Muharebeleri” maddesi, boğaz istihkâmlarına yönelik ilk deniz bombardımanını 3 Kasım 1914’e kadar geriye götürür ve harekâtın sonunu Seddülbahir bölgesinin tahliye edildiği 8-9 Ocak 1916 olarak verir. Asıl harekât ise 19 Şubat 1915’te başlayan sistemli deniz taarruzuyla açılmış, 25 Nisan 1915 çıkarmalarıyla karaya taşınmış ve Aralık 1915 – Ocak 1916 tahliyesiyle kapanmıştır.

Savaşa Giden Yol

Çanakkale’yi anlamak için önce Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl girdiğine bakmak gerekir. V. Mehmed Reşad döneminde fiilî iktidar büyük ölçüde İttihat ve Terakki yönetimindeydi. Devlet, iki yıl arayla iki ağır yenilgi almıştı: Trablusgarp Savaşı Kuzey Afrika’daki son vilâyetin kaybıyla, Balkan Savaşları ise Rumeli topraklarının büyük bölümünün elden çıkmasıyla sonuçlanmıştı. Mustafa Aksakal’ın Osmanlı savaş kararını inceleyen çalışması, 1914 yazındaki tercihi salt bir “Alman sürüklemesi” olarak açıklamanın yetersiz kaldığını; kararda yalıtılmışlık kaygısı, kapitülasyonlardan kurtulma isteği ve kaybedilen toprakları geri alma beklentisi gibi Osmanlı’ya özgü etkenlerin de rol oynadığını savunur. Bu, olayı tek bir nedene bağlamayan bir okumadır ve burada da esas alınmıştır.

Osmanlı Devleti Kasım 1914’te savaşa girdi. İtilâf tarafında boğazların zorlanması fikri, Rusya ile deniz bağlantısı kurmak, Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak ve Balkan devletlerini kendi safına çekmek gibi birden fazla amacı bir arada taşıyordu. Girişimin başlangıçtaki cazibesi, bunun “yalnız donanmayla”, yani kara ordusu kullanılmadan başarılabileceği varsayımıydı.

Bu varsayımın arkasında iki hesap vardı. Birincisi teknik bir hesaptı: modern ağır gemilerin topçusu, XIX. yüzyıldan kalma sabit tabyaları menzil dışından susturabilirdi. İkincisi siyasîydi: donanmanın Marmara’ya çıkması hâlinde Osmanlı hükûmetinin savaştan çekileceği, Balkan devletlerinin de İtilâf safına geçeceği umuluyordu. Her iki hesap da eksik çıktı. Tabyaların susturulması, hareketli sahra bataryalarının ve mayın hatlarının etkisiz kılınması anlamına gelmiyordu; siyasî beklenti ise 1912-1913 yenilgilerinden çıkan Balkan devletlerinin kendi hesaplarını göz ardı ediyordu.

Boğazın Coğrafyası ve Savunma Düzeni

Harekâtın seyrini belirleyen ilk etken coğrafyadır. Çanakkale Boğazı yaklaşık altmış kilometre uzunluğunda, en dar yerinde bir buçuk kilometreye kadar inen bir su yoludur. Bu darlık, akıntı rejimi ve iki yakadaki hâkim yükseltiler, savunan taraf için doğal bir avantaj üretiyordu. Osmanlı savunması boğazı bir bütün olarak ele alan Müstahkem Mevki teşkilâtı üzerine kuruluydu: girişte ve dar boğaz hattında konumlanmış tabyalar, bunlara ek olarak sahra ve obüs bataryaları, gemilerin geçiş hattını kapatan seyyar bataryalar ve suya döşenmiş mayın hatları.

Bu unsurların tek başına değil, birlikte işlemesi önemlidir: mayın hatları gemileri yavaşlatıyor, kıyı bataryaları mayın tarama gemilerini hattan uzak tutuyor, mayınlar temizlenemediği için ağır gemiler ilerleyemiyordu. Kara safhasında ise yarımadanın sarp sırtları, derin dereleri ve su kaynaklarının kıtlığı belirleyici oldu. Her iki tarafın da temel sorunu ikmaldi; Osmanlı ordusunun cephane, top mermisi ve sıhhî malzeme sıkıntısı Edward J. Erickson’un Osmanlı arşiv verilerine dayanan çalışmasında ayrıntılı biçimde ele alınır.

Deniz Harekâtı ve 18 Mart 1915

Sistemli deniz taarruzu 19 Şubat 1915’te, boğaz girişindeki tabyaların bombardımanıyla başladı. Hava koşulları, mayınlar ve tabyaların onarılabilmesi yüzünden ilerleme beklenenden yavaş oldu. Kesin sonuç alma girişimi 18 Mart 1915’te yapıldı: İngiliz ve Fransız ağır gemilerinden oluşan büyük bir filo dar boğaza girdi. Gün, İtilâf donanması açısından ağır bir kayıpla kapandı; taarruz mayın ve kıyı topçusu ateşi karşısında üç büyük savaş gemisinin batması, üçünün de ağır hasar almasıyla sonuçlandı ve donanma geri çekildi. Bu tarih, harekâtın kırılma noktasıdır: boğazın yalnız gemilerle geçilemeyeceği anlaşılmış, kara harekâtı zorunlu hâle gelmiştir.

Gelibolu yarımadasında kum torbaları ve tahta desteklerle takviye edilmiş bir siper hattını, dinlenme hâlindeki askerleri ve arkadaki makilik sırtları gösteren temsilî illüstrasyon
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

25 Nisan 1915 Çıkarmaları

Kara harekâtı için İtilâf tarafında General Ian Hamilton komutasında bir sefer kuvveti hazırlandı. Osmanlı tarafında yarımada savunması, Alman general Otto Liman von Sanders’in komutasındaki 5. Ordu’ya verildi; kolordu ve tümen kademelerinde Esat Paşa gibi Osmanlı komutanları görev aldı. Liman von Sanders, çıkarmanın nereye yapılacağı belli olmadığı için kuvvetlerini kıyıya yaymak yerine geride toplu tutmayı ve çıkarma yerini öğrendikten sonra karşı harekete geçmeyi tercih etti; bu tercih literatürde hem savunulmuş hem eleştirilmiştir.

25 Nisan 1915’te iki ana bölgeye çıkarma yapıldı: yarımadanın güney ucunda Seddülbahir çevresindeki koylara İngiliz ve Fransız birlikleri, kuzeyde Arıburnu kıyısına ise Avustralya ve Yeni Zelanda kolordusu (ANZAC). Arıburnu’na çıkan birliklerin planlanan noktadan biraz kuzeye kayarak sarp bir araziye çıktığı kabul edilir. Her iki bölgede de İtilâf kuvvetleri dar birer köprübaşı kurabildi; hâkim sırtlara çıkamadılar. Bundan sonrası, aylarca süren ve cephe hattını neredeyse hiç değiştirmeyen bir siper savaşı oldu.

Ağustos Hamlesi ve Tahliye

Kilitlenmeyi kırmak için İtilâf komutanlığı 6-7 Ağustos 1915’te yeni bir hamle yaptı: Suvla koyuna taze bir kolordu çıkarıldı ve Arıburnu’ndan Conkbayırı yönünde eş zamanlı taarruzlar başlatıldı. Suvla’ya çıkan birliklerin ilk saatlerdeki yavaşlığı ve Osmanlı ihtiyatlarının hâkim sırtlara yetişmesi, Anafartalar bölgesindeki taarruzun da sonuçsuz kalmasına yol açtı. Ağustos hamlesinin başarısızlığından sonra harekâtın sürdürülebilirliği İngiliz karargâhında tartışmaya açıldı; General Charles Monro’nun raporunun ardından tahliye kararı verildi.

Tahliye, harekâtın en az kayıpla tamamlanan bölümü oldu. Arıburnu ve Suvla 19-20 Aralık 1915’te, Seddülbahir bölgesi 8-9 Ocak 1916’da boşaltıldı. İtilâf kuvvetleri, aldatıcı tertibat ve kademeli çekilme sayesinde yarımadayı büyük bir kayıp vermeden terk etti.

Cephe Şartları: Su, Hastalık ve İkmal

Gelibolu cephesini anlatan metinler çoğunlukla muharebeler üzerinde durur; oysa harekâtın sekiz buçuk ayının büyük bölümü çatışmadan çok bekleyişle, kazma işiyle ve hastalıkla geçti. Yarımada dar, susuz ve gölgesizdir. İtilâf tarafı hem içme suyunu hem yiyeceği hem cephaneyi tamamen denizden getirmek zorundaydı; köprübaşları o kadar dardı ki iskeleler ve depolar düşman topçusunun menzilindeydi. Osmanlı tarafı karadan ikmal yapabiliyordu, fakat yarımadaya giden yollar ilkeldi ve nakliye büyük ölçüde hayvan gücüne dayanıyordu.

Yaz aylarında sinek, sıcak ve bozulan su, her iki tarafta da dizanteri ve tifo salgınlarına yol açtı. Bu hastalıklar, kimi dönemlerde muharebe kayıplarını aşan bir asker kaybına sebep oldu; zayiat rakamlarının kaynaktan kaynağa değişmesinin nedenlerinden biri de hastalık ölümlerinin bazı hesaplara katılıp bazılarına katılmamasıdır. Erickson, Osmanlı ordusunun cephedeki asıl darboğazının insan sayısı değil, top mermisi, sıhhî malzeme ve nakliye kapasitesi olduğunu vurgular. Kışın gelmesiyle bu kez sel ve dondurucu soğuk sorun oldu; Kasım 1915’teki fırtına ve don, tahliye kararının olgunlaşmasında etkili sayılır.

Mustafa Kemal’in Rolü

Mustafa Kemal, çıkarma sırasında 19. Tümen komutanı olarak Arıburnu bölgesinde görev yapıyordu. TDV maddesi, onun emir beklemeden karşı taarruz düzenleyerek ilk çıkarmanın ilerleyişini durdurmasını harekâtın seyri bakımından belirleyici sayar; Ağustos 1915’te Anafartalar Grubu komutanlığına getirilmesi de kaynaklarda ortak biçimde geçer. Buradaki ölçü, ne rolü yok saymak ne de bütün savunmayı tek kişiye bağlamaktır: yarımada savunması ordu, kolordu ve tümen kademelerinden oluşan bir komuta zinciriyle yürütülmüş; coğrafya, tahkimat, ikmal ve karşı tarafın komuta sorunları da sonucu belirlemiştir. Sonraki yılların siyasî tartışmaları bu sayfanın kapsamı dışındadır.

Kayıplar: Rakamlar Neden Farklıdır?

Çanakkale zayiatı, Osmanlı tarihinin en çok tartışılan sayısal başlıklarından biridir ve tek bir kesin rakam yoktur. Farklılığın nedenleri teknik ve açıktır: kayıt sistemlerinin savaş şartlarında düzensiz işlemesi, “şehit”, “yaralı”, “kayıp” ve “hastalıktan ölen” kategorilerinin kaynaktan kaynağa farklı toplanması, hastalık kayıplarının bazı hesaplara dâhil edilip bazılarına edilmemesi ve harekâtın kronolojik sınırının farklı çizilmesi.

  • TDV İslâm Ansiklopedisi’nin maddesi, Türk resmî askerî kayıtlarına dayanan 213.882 sayısını aktarır; aynı maddede toplam Osmanlı zayiatı için 190.000 ile 350.000 arasında değişen tahminlerin bulunduğu da belirtilir.
  • Uluslararası literatürde Osmanlı toplam zayiatı çoğunlukla 251.000-289.000 aralığında verilir; ölü sayısı için 56.000 dolayında bir rakam ve buna ek olarak on binin üzerinde kayıp kaydı zikredilir.
  • İtilâf tarafı için yaklaşık 205.000 İngiliz Milletler Topluluğu ve 47.000 Fransız zayiatı verilir; İngiliz kayıpları için 213.000’e yaklaşan hesaplar da vardır.

Bu sayfada rakamlar bilerek aralıklı ve kaynak adıyla verilmiştir. Tek bir rakamı kesin gerçek gibi sunmak, hem kaynak durumunu hem de zayiat kategorilerinin farklılığını gizler.

Sonuçları

Harekâtın en somut sonucu, boğazların savaş boyunca kapalı kalmasıdır. Bu, Rusya ile İtilâf devletleri arasındaki en kısa deniz bağlantısının kurulamaması anlamına geldi. İtilâf tarafında sefer, savaşın yönetimi üzerine sert bir siyasî tartışma doğurdu. Osmanlı tarafında ise sonuç iki yönlüdür: bir savunma başarısı elde edilmiş, fakat bunun bedeli hem insan hem malzeme bakımından çok ağır olmuştur. Erickson’un vurguladığı gibi, 1915’te yarımadada tüketilen tecrübeli kadro ve malzeme, sonraki yılların diğer cephelerinde telâfi edilemedi. Savaş 1918’de Mondros Mütarekesi ile son bulduğunda tahtta VI. Mehmed Vahdettin bulunuyordu.

Popüler Anlatı ve Kaynak Durumu

Çanakkale, Türkiye’de hakkında en çok popüler anlatı üretilen konulardan biridir. Bu anlatıların bir kısmı gerçek bir çekirdek taşır, bir kısmı ise sonradan oluşmuştur; ikisini ayırmak gerekir.

  • 57. Alay: Arıburnu bölgesinde 25 Nisan 1915’teki karşı taarruzda 57. Alay’ın ağır kayıp verdiği kabul edilir. Buna karşılık alayın “tamamının şehit düştüğü” ve bu yüzden Türk ordusunda bir daha aynı numaranın kullanılmadığı yolundaki yaygın söz, birincil kayıtlarla desteklenen bir bilgi değil, sonradan yerleşmiş bir anlatıdır. Sayfada bu ayrım korunmuştur.
  • Atfedilen emirler ve sözler: Muharebe anına ait bazı kısa emir ve cümleler, hatırat literatüründe geçtiği hâliyle aktarılır; bunların birebir sözleri, hangi hatıratta hangi tarihte kaydedildiğine bakılmadan belge değeri taşımaz.
  • Asker sayıları: Popüler metinlerde iki tarafın mevcudu için birbirinden çok farklı sayılar dolaşır. Bu sayfada mevcut ve zayiat rakamları yalnız akademik kaynaklara dayandırılarak ve aralık hâlinde verilmiştir.

Dizi, film ve roman gibi popüler kültür ürünleri kaynak değildir; olsa olsa “popüler algı” başlığı altında ve açıkça etiketlenerek anılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Çanakkale Savaşları ne zaman oldu?

Sistemli deniz taarruzu 19 Şubat 1915’te başladı, 18 Mart 1915’te büyük deniz taarruzu yapıldı, kara çıkarmaları 25 Nisan 1915’te gerçekleşti; yarımada Aralık 1915 – Ocak 1916 arasında tahliye edildi.

18 Mart 1915’te ne oldu?

İtilâf donanmasının boğazı geçmek için yaptığı büyük taarruz, mayın hatları ve kıyı bataryaları karşısında ağır gemi kayıplarıyla sonuçsuz kaldı; bunun üzerine kara harekâtına karar verildi.

Çanakkale’de kaç kişi öldü?

Kesin bir rakam yoktur. TDV maddesi Türk resmî kayıtlarındaki 213.882 sayısını aktarır ve 190.000-350.000 arası tahminleri belirtir; uluslararası literatürde Osmanlı toplam zayiatı çoğunlukla 251.000-289.000 aralığında verilir. Farklılık, zayiat kategorilerinin ve kayıt yöntemlerinin farklı olmasından kaynaklanır.

Çanakkale Savaşları hangi padişah döneminde oldu?

Sultan V. Mehmed Reşad döneminde. Savaş 1918’de sona erdiğinde ise tahtta VI. Mehmed Vahdettin bulunuyordu.

Gelibolu Seferi ile Çanakkale Savaşları aynı olay mıdır?

Evet. Batı literatüründe harekât, kara muharebelerinin geçtiği yarımadanın adıyla “Gallipoli Campaign” olarak anılır.

Kaynakça

  • Zekeriya Kurşun – Mustafa İsmet Uzun, “Çanakkale Muharebeleri” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 205-209.
  • Edward J. Erickson, Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War, Greenwood Press, Westport 2001 (Gelibolu cephesi ve zayiat ekleri).
  • Mustafa Aksakal, The Ottoman Road to War in 1914: The Ottoman Empire and the First World War, Cambridge University Press, Cambridge 2008 (savaşa giriş kararı).
  • M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire, Princeton University Press, Princeton 2008, böl. 6, s. 150-202 (1908-1918 dönemi genel çerçevesi).
Diğer isimleri: Çanakkale Cephesi, Çanakkale Muharebeleri, Gelibolu Muharebeleri, Gelibolu Cephesi