Ali Haydar Mithat'ın Hatıralarında II Abdülhamid

Bir oğlun hatıralarında hükümdar

Ali Haydar Mithat'ın Hatıralarım 1872–1946 adlı eseri, II. Abdülhamid dönemini bir hükümdarın çevresinden ve aynı zamanda ona muhalif bir aileden okumaya imkân verir. Yazar, Midhat Paşa'nın oğludur. Bu yakınlık, anlatıyı değerli kıldığı kadar bakış açısının sınırlarını da belirler. Eserdeki bir konuşma, kişisel izlenim veya suçlama; ayrıca sınanmadan bütün tarafların kabul ettiği tarihsel sonuca dönüştürülemez.

1946 baskısının önsözünde Ali Haydar, içinde yaşadığı dönemlerin eksiksiz tarihini yazma iddiasında olmadığını, kendi notlarını ve elindeki belgeleri araştırmacıların dikkatine sunduğunu belirtir. Yazarın kendisini tarafsız tanık olarak tanıtması da metnin değerlendirilmesi gereken bir parçasıdır. Tarafsızlık beyanı ile bütün anlatının başka belgelerce doğrulanmış olması birbirinden farklıdır.

Çocukluk sahnesi doğrudan tanıklık mı?

Kitabın başlangıcında annesiyle birlikte Dolmabahçe Sarayı'na çağrılmasını anlatır. O sırada yaklaşık dört yaşında olduğunu ve ayrıntıları eksiksiz hatırlamadığı için annesinden defalarca dinlediklerini aktaracağını açıkça söyler. Bu açıklama önemlidir: metni yalnız çocuğun o gün gördüklerinin tutanağı gibi okuyamayız. Annenin hatırladıkları, oğluna anlatışı ve yetişkin yazarın bunları çok sonra düzenleyişi aynı sahnede üst üste gelir.

Bu durum, anlatıyı değersiz kılmaz. Ailenin sarayla kurduğu ilişkinin nasıl hatırlandığını gösterir. Fakat padişahın, saray görevlilerinin veya annenin niyetleri hakkında kurulan cümlelerin kime ait yorum olduğunu ayırmak gerekir. Hatıratın söz verdiği şey, her kişinin iç dünyasına doğrudan erişim değil, geçmişin anlatıcı tarafından kurulmuş bir görünümüdür.

Midhat Paşa'nın ölümüyle siyasî suçlama arasındaki fark

Midhat Paşa, 1876'daki Kānûn-i Esâsî hazırlıklarının başlıca isimlerinden biriydi. Gökhan Çetinsaya ile Ş. Tufan Buzpınar'ın araştırması, Midhat Paşa'nın 1881'de Yıldız'da yargılanmasını, idam cezasının ömür boyu hapse çevrilmesini ve Tâif'e gönderilmesini ayrı aşamalar halinde ele alır. Aynı çalışma, paşanın 7–8 Mayıs 1884 gecesi hücresinde boğularak öldürüldüğünü; resmî ölüm sebebinin ise başka türlü açıklandığını kaydeder. Yargılama, sürgün, ölüm olayı ve emrin sorumluluğu, aynı soruya verilmiş dört eş anlamlı cevap değildir.

Ali Haydar'ın Abdülhamid'e bakışının merkezinde babasının ölümü vardır. Saraya yeniden çağrılmasını anlattığı bölümde bu husumetini saklamaz. Ancak onun hükümdarı sorumlu görmesiyle, olayın emir ve uygulama zincirinin bağımsız belgelerle kurulması birbirine karıştırılmamalıdır. Aynı şekilde Sultan Abdülaziz'in ölümü üzerine verilen mahkeme kararı da, daha sonra tarihçinin bütün tartışmayı kapanmış saymasını gerektirmez.

1908 sonrasındaki görüşmeler ne anlatıyor?

Ali Haydar, Meşrutiyet'in yeniden ilânından sonra saraya gitmekten kaçındığını, İngiliz elçisinin araya girmesiyle görüşmeyi kabul ettiğini yazar. Daha sonraki görüşmelerinde kendisine sunulan görevleri ve duyduğu güvensizliği anlatır. Bu bölümler, meşrutiyet düşüncesinin bir aile için nasıl siyasî ve şahsî anlamlar taşıdığını incelemeye elverişlidir; konuşmalar ise olaydan uzun zaman sonra yazıya geçirilmiş hatıralardır.

Perde arkasındaki Midhat Paşa karikatürü anlatısı da aynı dikkatle okunmalıdır. Yazar, görüşme sırasında karikatürü gördüğünü söylemez; bunu hükümdarın hal'inden sonra saraya yaptığı başka bir ziyarette gördüğünü bildirir. Sonradan öğrenilen bir ayrıntının eski görüşmenin anlamını değiştirmesi, belleğin anlatıyı nasıl yeniden düzenlediğini gösterir. Bundan padişahın bütün davranışlarının tek ve kesin bir psikolojik açıklaması çıkarılamaz.

Hatırat nasıl kullanılmalı?

M. Orhan Okay'ın “Hâtırat” maddesi, anı türünü günlük, otobiyografi ve tarih yazımından ayıran özellikleri açıklar. Bu metinlerde yaşanmış olaylarla anlatıcının seçimi ve değerlendirmesi bir aradadır. Ali Haydar okunurken de doğrudan gözlem, aileden öğrenilen bilgi, aktarılan konuşma ve sonradan varılan hüküm ayrılmalıdır. Bir olayın hatıratta bulunması, o olayın yalnız o anlatıldığı biçimde gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Yayın künyesi de denetimin parçasıdır. Eserin farklı baskılarında sayfa düzeni değiştiğinden alıntının hangi baskıdan yapıldığı belirtilmelidir. Burada 1946 baskısının ilgili bölümleri esas alınmıştır; modern baskının kurumsal katalog kaydı ise eserin kimliğini ve bölüm düzenini karşılaştırmaya yarar. Bu yöntem, hatıratı bir övgü veya suçlama deposuna indirgemeden, Osmanlı siyasî hayatının çok sesli kaynakları arasına yerleştirir.

Kaynakça

  • Ali Haydar Mithat, Hatıralarım 1872–1946, İstanbul, Güler Basımevi, 1946; “Ön Söz”, “İlk Hâtıralarım”, s. 7–11; “Abdülhamit Tarafından Saraya Davetim”, s. 194–203; “Sultan Hamitle Son Mülâkatım”, s. 214–215; sonraki saray ziyareti, s. 226. Kamu malı taranmış nüsha.
  • Gökhan Çetinsaya ve Ş. Tufan Buzpınar, “Midhat Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, 2020 elektronik sürümü, s. 7–11.
  • M. Orhan Okay, “Hâtırat” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997, ilk bölüm.
  • Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı kütüphane kataloğu, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Hatıralarım 1872–1946, Ali Haydar Midhat, Bengi, 2. basım, 2008; kayıt 1376, ISBN 9789944049115. Künye ve içindekiler denetimi.