Tahta Çıkış ve Kanun-i Esasi (1876)
Sultan II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da Sultan Abdülmecid'in oğlu olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Sultan V. Murad'ın akli dengesizliği nedeniyle tahttan indirilmesinin ardından 31 Ağustos 1876'da padişah ilan edildi. Tahta çıkışı, Mithat Paşa ve reform yanlısı devlet adamlarının anayasal bir yönetim kurma beklentisiyle desteklenmişti. Abdülhamid, tahta çıkmadan önce anayasa ilan edeceğine dair söz verdi ve 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi — Osmanlı'nın ilk anayasası — yürürlüğe girdi. Bu anayasa ile Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk kez bir parlamento (Meclis-i Mebusan) kurularak I. Meşrutiyet dönemi başladı.
93 Harbi ve Anayasanın Askıya Alınması
Sultan II. Abdülhamid'in saltanatının ilk büyük krizi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı — halk arasında "93 Harbi" olarak bilinen — oldu. Balkan isyanlarının ardından Rusya'nın savaş ilan etmesiyle başlayan çatışmalar, Osmanlı ordusunun Plevne'deki destansı savunmasına rağmen büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Rus orduları Edirne'ye kadar ilerledi ve İstanbul'u tehdit etti. 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ağır koşullar içeriyordu; ancak İngiliz ve Avusturya müdahalesiyle Temmuz 1878'de Berlin Antlaşması ile koşullar kısmen hafifletildi. Bu savaş döneminde Abdülhamid, meclisin eleştirilerinden rahatsız olarak 13 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz tatil etti. Böylece I. Meşrutiyet fiilen sona erdi ve İstibdat Dönemi başladı.
Berlin Antlaşması ve Toprak Kayıpları
1878 Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu için bir yıkım tablosu çizdi. Romanya, Sırbistan ve Karadağ tam bağımsızlıklarını kazandı; Bulgaristan özerk bir prenslik olarak kuruldu. Bosna-Hersek'in yönetimi Avusturya-Macaristan'a bırakıldı; Kars, Ardahan ve Batum Rusya'ya verildi. Kıbrıs, İngiltere'nin kullanımına devredildi. Bu antlaşma, Osmanlı Avrupa'sının büyük bölümünün kaybedilmesini tescilledi. Sultan II. Abdülhamid için bu kayıplar, Avrupa devletlerine güvenilemeyeceğinin kanıtıydı. Bu tecrübe, onun dış politikada dengeleme stratejisi izlemesine ve Almanya ile yakınlaşmasına yol açtı. Berlin Antlaşması'nın yarattığı travma, Abdülhamid'in otuz yıllık yönetim felsefesini doğrudan şekillendirdi.
İstibdat Dönemi: Hafiye Teşkilatı ve Sansür
Sultan II. Abdülhamid, 1878'den 1908'e kadar süren otuz yıllık dönemde meclissiz, anayasasız bir yönetim kurdu. Bu dönem tarih yazımında İstibdat Dönemi olarak adlandırılır. Yıldız Sarayı'nı yönetim merkezi yapan Abdülhamid, geniş bir hafiye (istihbarat) ağı oluşturdu. Jurnalcilik sistemiyle her köşeden bilgi toplattı; basına ağır sansür uyguladı. "Yıldız" kelimesi bir korku simgesine dönüştü. Siyasi muhalifleri sürgüne gönderdi, gazeteleri kapattı, kitapları yasakladı. Jön Türkler hareketi bu baskıdan kaçarak Paris, Cenevre ve Kahire'de örgütlendi. Abdülhamid'in otoriterliği, muhalifleri tarafından "Kızıl Sultan" lakabıyla eleştirilirken taraftarları onu devleti bir arada tutan güçlü bir lider — "Ulu Hakan" — olarak gördü.
Pan-İslamcılık Politikası
Sultan II. Abdülhamid, Avrupa'daki toprak kayıplarının ardından imparatorluğu bir arada tutmak için pan-İslamcılık politikasını benimsedi. Halife sıfatını ön plana çıkararak dünya Müslümanlarıyla bağ kurmaya çalıştı. Hindistan'dan Kuzey Afrika'ya, Orta Asya'dan Güneydoğu Asya'ya kadar İslam dünyasıyla diplomatik ve kültürel ilişkiler geliştirdi. Hicaz Demiryolu projesi, bu politikanın en somut sembolü oldu. Abdülhamid, Batılı sömürgeci güçlere karşı Müslüman dayanışmasını teşvik ederken imparatorluğun çok etnikli yapısında Müslüman birliği fikrini birleştirici unsur olarak kullandı. Bu strateji, Arap eyaletlerinde sadakati güçlendirdi ancak gayrimüslim tebaa arasında yabancılaşma hissini artırdı.
Eğitim Devrimi
Sultan II. Abdülhamid döneminin en kalıcı mirası, eğitim alanındaki devasa yatırımlarıdır. Saltanatı boyunca imparatorluk genelinde binlerce ilk ve orta okul, meslek okulu, öğretmen okulu ve yükseköğretim kurumu açıldı. Mülkiye Mektebi, Tıbbiye, Harbiye ve mühendislik okulları genişletildi ve modernize edildi. Darülfünun — Osmanlı'nın ilk modern üniversitesi — yeniden yapılandırıldı. Hukuk, tıp, veterinerlik ve güzel sanatlar alanlarında yeni fakülteler kuruldu. Bu okullardan yetişen nesil, paradoks biçimde Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakki hareketinin omurgasını oluşturdu. Eğitim reformu, Abdülhamid'in eleştirmenleri tarafından bile takdirle karşılanan en tartışmasız mirası olarak kabul edilmektedir.
Demiryolu Ağı ve Altyapı Yatırımları
Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı topraklarında demiryolu ağı büyük ölçüde genişletildi. Almanya ile kurulan stratejik ittifakın en somut ürünü Berlin-Bağdat Demiryolu projesi oldu. Anadolu'yu baştan başa geçecek bu hat, Osmanlı'nın ekonomik ve askeri gücünü artırmayı hedefliyordu. Hicaz Demiryolu ise İstanbul'dan Medine'ye uzanan kutsal topraklara erişimi kolaylaştırdı ve dünya Müslümanlarının bağışlarıyla finanse edildi. Abdülhamid ayrıca telgraf hatlarını imparatorluğun en uzak köşelerine kadar yaydı, limanları modernize ettirdi ve İstanbul'da tramvay hatları kurulmasına öncülük etti. Bu altyapı yatırımları, Osmanlı'nın son dönem modernleşme çabalarının en kalıcı örnekleri arasındadır.
Hamidiye Alayları ve Doğu Politikası
Sultan II. Abdülhamid, Doğu Anadolu'da Kürt aşiretlerinden oluşan düzensiz süvari birlikleri — Hamidiye Alayları — kurarak bölgedeki otoritesini pekiştirmeye çalıştı. Bu birlikler, Rus tehdidine karşı sınır güvenliğini sağlamak ve bölgedeki aşiret liderlerini merkeze bağlamak amacıyla oluşturulmuştu. Hamidiye Alayları askeri açıdan sınırlı bir etkinlik göstermekle birlikte siyasi olarak Abdülhamid'in taşra üzerindeki otoritesini güçlendirdi. Abdülhamid'in Doğu politikası, Ermeni meselesi ve bölgedeki etnik gerilimlerle iç içe geçti. 1894-1896 Ermeni olayları uluslararası alanda büyük tepki çekti ve padişaha "Kızıl Sultan" lakabının yapıştırılmasında belirleyici rol oynadı.
II. Meşrutiyet ve Tahttan İndirilme (1908–1909)
1908 yazında Makedonya'daki askeri birlikler arasında patlak veren ayaklanma, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önderliğinde hızla yayıldı. 23 Temmuz 1908'de Sultan II. Abdülhamid, baskı altında Kanun-i Esasi'yi yeniden yürürlüğe koyarak II. Meşrutiyet'i ilan etti. Meclis yeniden toplandı, basın özgürlüğü tanındı ve siyasi tutukluler serbest bırakıldı. Ancak Abdülhamid'in iktidarı sürdürme girişimleri devam etti. 31 Mart Vakası olarak bilinen 13 Nisan 1909 isyanının ardından Selanik'ten gelen Hareket Ordusu İstanbul'a yürüdü. 27 Nisan 1909'da Meclis-i Mebusan kararıyla Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi ve Selanik'e sürgüne gönderildi.
Sürgün ve Son
Sultan II. Abdülhamid, tahttan indirildikten sonra Selanik'teki Alatini Köşkü'ne yerleştirildi. Balkan Savaşları sırasında Selanik'in Yunanistan'a geçmesi üzerine 1912'de İstanbul'a geri getirilerek Beylerbeyi Sarayı'na nakledildi. Burada 1918'deki vefatına kadar altı yıl geçirdi. 10 Şubat 1918'de yetmiş beş yaşında hayata gözlerini yuman Abdülhamid, Çemberlitaş'taki Sultan II. Mahmud Türbesi'ne defnedildi. Otuz üç yıllık saltanatı, Osmanlı tarihinin en uzun ve en tartışmalı dönemlerinden biriydi. Bugün hâlâ "Ulu Hakan" ve "Kızıl Sultan" arasında bölünen değerlendirmeler, onun çok katmanlı mirasının ne denli karmaşık olduğunu ortaya koymaktadır.