Tulumbacılar

Tulumbacılar kimlerdi?

Tulumbacı, Osmanlı döneminde yangın söndürme işinde görev alan asker veya sivil kişiler için kullanılan addı. Bu kişileri yalnız bir mahalle eğlencesinin renkli figürleri olarak düşünmek, yaptıkları zor işi ve kullandıkları araçları geri plana iter. İstanbul'un yangın tarihinde ocak, mahalle takımı ve daha sonraki askerî itfaiye birbirinden ayrılması gereken örgütlenmelerdir.

Yüksel Çelik'in değerlendirmesine göre tulumba kelimesi, gemilere dolan suyu boşaltan düzenekleri de ifade ediyordu. Yangın söndürmede kullanıldığında suyu dışarı atmak yerine ateşe ulaştıran bir görev kazandı. Bu yüzden eski bir metinde tulumba kelimesinin geçmesi, orada mutlaka itfaiyeden söz edildiğini göstermez; aracın kullanıldığı bağlama bakılmalıdır.

1720'de kurulan ocak

Gerçek Dâvud Ağa'nın 1718 yangınlarındaki çalışmaları, tulumbayla müdahalenin yararını göstermişti. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, 1720'de onu Tulumbacı Ocağı'nı teşkil etmekle görevlendirdi. Başlangıçta Yeniçeri Ocağı'na bağlı olan bu kuruluş, Lâle Devri'nin şehir hizmetleri arasında değerlendirilir.

İlk düzeneklerin taşınma güçlüğü zamanla daha hafif modeller geliştirilmesine yol açtı. Emme-basma tulumba, sırıklarla taşınabilen bir sandık içine yerleştiriliyordu. Bu maddî düzen, tulumbacılığın neden takım halinde yapılan bir iş olduğunu da açıklar. Su sağlamak, aracı taşımak ve pompayı işletmek birbirini tamamlayan görevlerdi.

1826'dan sonra yangıncı teşkilatı

II. Mahmud devrinde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, ona bağlı Tulumbacı Ocağı'nı da etkiledi. Tulumbalar seraskerliğe nakledildi; yangın söndürme ihtiyacı devam ettiği için Asâkir-i Mansûre'ye bağlı yeni birlikler oluşturuldu. Erbay'ın incelediği müze sergilemesi de 1827'deki yeni örgütlenmeyi bu kesintinin ardından ele alır.

Sonraki mahalle takımları bu eski ocağın yalnızca adını değiştirmiş hali değildi. Mahallî sorumluluk, gönüllü katılım ve farklı idarî bağlantılar aynı hizmet alanında buluşuyordu. Bu nedenle bir tulumbacı fotoğrafını bütün dönemlerde aynı üniformayı ve aynı teşkilatı gösteren bir belge gibi okumak doğru değildir.

1870 yangını ve modern itfaiye

Kemalettin Kuzucu, modernleşme arayışında 1870 Beyoğlu yangınının etkisini vurgular. Bazı geç anlatılarda bu büyük yangın 1871'e yerleştirilse de araştırmada yangın ile Ödön Seçenyi'nin 1871'deki ilk İstanbul gelişi ayrı olaylardır. Bir yılın yanlış aktarılması, neden ve sonuç sırasını da değiştirebilir.

Seçenyi, Sultan Abdülaziz döneminde, Ekim 1874'te İstanbul'a kalıcı olarak geldi. Askerî disiplin, tabur düzeni, eğitim ve yeni araçlar üzerinde çalıştı. Kuzucu'nun araştırması, onun katkısını yalnız yangın başında emir vermekle sınırlamaz; vilâyet teşkilatları ve yangınları önlemeye yönelik öneriler de bu çalışmanın parçalarıdır.

Omuzda taşınan tulumbadan arabalı, buharlı veya daha sonraki motorlu araçlara geçiş tek bir günde olmadı. Bu nedenle hangi tarihte çekildiği bilinmeyen motorlu ekip fotoğrafını doğrudan Abdülaziz devrine bağlamak güvenilir değildir. Araç, kıyafet ve örgüt bilgisi fotoğrafın tarihlemesiyle birlikte denetlenmelidir.

Mesleğin maddî mirası

Nuri Özer Erbay'ın itfaiye müzeleri üzerine araştırması, İstanbul koleksiyonundaki tulumbaları, yangın önleme fıçılarını, işaret sepetlerini ve dönem kıyafetlerini birlikte değerlendirir. Bu nesneler, yangın hizmetinin yalnız söndürme anından oluşmadığını hatırlatır. Haberleşme, bakım, araç temini ve eğitim de teşkilat tarihinin parçalarıdır.

Müzede sergilenen bir nesnenin tek başına görülmesi, hangi tarihlerde ve hangi ekipler tarafından kullanıldığını açıklamaz. Dönem kıyafetleriyle makinelerin yan yana incelenmesi ise mesleğin değişimini takip etmeye yardımcı olur. Tulumbacıların şehir hafızasındaki yerini anlamak için hatıra anlatılarının yanında bu araçlara ve kurum kayıtlarına da bakmak gerekir.

Kaynakça