Kısa kimlik ve önemi
Kaptan Sinan Paşa, kaynaklarda Sinânüddin Yûsuf Paşa adıyla da anılan, Kanuni Sultan Süleyman döneminin ortasında, 1550’den 1553’teki ölümüne kadar kaptan-ı deryalık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Sadrazam Rüstem Paşa’nın kardeşi olması onu saray ve hükûmet çevresinin merkezine yerleştirir. Adı özellikle 1551’de Malta şövalyelerinin elindeki Trablusgarp’ın alınmasıyla anılır; bu fetih, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika kıyısındaki hâkimiyetini Cezayir’den sonra doğuya doğru genişleten ve üç buçuk yüzyıl sürecek Trablusgarp eyaletini kuran adımdır. Kısa süren görevi, Barbaros Hayreddin Paşa’nın ölümünden sonra kaptan-ı deryalığın giderek saraydan yetişen idarecilere verildiği, fiilî deniz tecrübesinin ise Turgut Reis gibi reislerde toplandığı bir geçiş evresini gösterir.
Adaş uyarısı: hangi Sinan Paşa?
Osmanlı tarihinde Sinan Paşa adını taşıyan birçok devlet adamı vardır ve bu sayfa yalnız Rüstem Paşa’nın kardeşi olan kaptan-ı derya Sinan Paşa’yı anlatır. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Ridâniye’de şehit düşen sadrazamı Hadım Sinan Paşa, Yemen fâtihi ve beş kez sadrazam olan Koca Sinan Paşa (ö. 1596), hem kaptan-ı derya hem sadrazam olan Cığalazâde Yûsuf Sinan Paşa (ö. 1605), Fatih devrinin âlimi ve Tazarru‘nâme yazarı Sinan Paşa (ö. 1486) ve Fatih Camii’nin mimarı Atik Sinan aynı kişi değildir. Beşiktaş’taki Sinan Paşa Camii bu sayfadaki kaptan-ı deryanın eseridir; Kahire’deki Sinan Paşa Camii Koca Sinan Paşa’ya, Prizren’deki Sinan Paşa Camii ise 17. yüzyıl başında yaşamış bir başka Sinan Paşa’ya aittir. Kaynak ararken bu ayrım gözetilmezse farklı kişilerin hayatları tek biyografiye karışır; nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi’nde bu kaptan-ı deryaya ayrılmış bağımsız bir madde yoktur ve bilgiler Trablusgarp, Turgut Reis, Rüstem Paşa ve Sinan Paşa Külliyesi maddeleri ile Nigârî’nin gazavatnâmesi üzerine yapılan akademik çalışmadan derlenir.
Adları, lakapları ve unvanları
Kaynaklarda genellikle yalnız Sinan Paşa, görevine göre Kaptan Sinan Paşa veya Kaptanıderyâ Sinan Paşa diye geçer; Batı ve bazı Türkçe kaynaklar tam adını Sinânüddin Yûsuf olarak verir. Devşirme kökenli olduğu için Müslüman adı olan Sinan’ın saraya alındıktan sonra verildiği anlaşılmaktadır; doğduğunda taşıdığı ad bilinmemektedir. Kaptan-ı derya unvanı, 16. yüzyıl ortasında donanmanın başkomutanlığını ve Gelibolu merkezli Kaptan Paşa eyaletinin idaresini birlikte ifade eder; Sinan Paşa’nın vezirlik rütbesi taşıyıp taşımadığı kaynaklarda açıkça belirtilmediğinden burada kesin bir hüküm kurulmamaktadır.
Doğumu ve ailesi
Doğum tarihi ve yeri kesin olarak bilinmiyor. Ailesi hakkında bilinenler, kardeşi Rüstem Paşa üzerinden aktarılır: Rüstem Paşa’nın 1500’lü yılların başında Saraybosna yakınlarında bir köyde doğduğu ve ailesinin Opukoviç ya da Çigaliç adıyla anıldığı rivayet edilir; kökeni için kaynaklar Hırvat, Boşnak, Sırp ve Arnavut ihtimallerini bir arada zikreder. Sinan’ın da aynı aileden devşirilip Enderun’da yetiştiği kabul edilir. Rüstem Paşa’nın 1539’da Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlenmesi, Sinan Paşa’yı padişahın damadının kardeşi, yani hanedanın yakın çevresine bağlı bir görevli hâline getirdi. Üsküdar’daki mezarını tanıtan TDV maddesi onu bu nedenle “Mihrimah Sultan’ın kayınbiraderi” olarak anar. İki kızı ve bir oğlu olduğu Batı kaynaklarında aktarılırsa da bu bilgi Osmanlı kaynaklarıyla doğrulanmadığından burada ihtiyatla verilmektedir.
Enderun’dan kaptan-ı deryalığa
Sicill-i Osmânî’ye dayanan bilgiye göre Sinan, Enderun’dan çıkarak Hersek sancak beyliğine tayin edildi; kaptan-ı deryalığa gelişi ise hicrî 957 (1550) yılına tarihlenir. Bu makam Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1546’daki ölümünden sonra Sokullu Mehmed Paşa’ya verilmiş, Sokullu 22 Nisan 1549’da Rumeli beylerbeyi olunca boşalmıştı. Sinan Paşa’nın atanması, kardeşinin sadrazamlığı sırasında gerçekleşti ve dönemin gözlemcileri bu atamayı Rüstem Paşa’nın nüfuzuyla açıkladı. Yapısal olarak bakıldığında atama, Barbaros sonrası donanmanın iki katmanlı bir düzene oturuşunu gösterir: makamın sahibi saraydan yetişmiş, merkezin güvendiği bir idarecidir; fiilî deniz harekâtı ise Turgut Reis, Salih Reis ve Nigârî Haydar Reis gibi Akdeniz’de yetişmiş reislerin tecrübesine dayanır. Kroniklerde padişahın Sinan Paşa’ya Turgut Reis’in sözünden çıkmamasını tembih ettiğine dair anlatı da bu iş bölümünü yansıtır; anlatının kendisi doğrulanabilir bir belgeye değil, rivayete dayanır.
Trablusgarp’ın fethi
1550 yazında İspanyol donanmasının Turgut Reis’in üssü Mehdiye’yi kuşatıp alması, Osmanlı merkezini Batı Akdeniz’de karşı harekâta zorladı. 1551 baharında Sinan Paşa, kaynaklarda 120 kadar kadırga olarak verilen bir donanmayla İstanbul’dan hareket etti ve Akdeniz’de Turgut Reis’in filosuyla birleşti. Donanmanın önce Sicilya kıyısında Augusta’ya, ardından Malta’ya yöneldiği; Malta’daki ana kaleye karşı sonuç alınamayınca komşu Gozo adasının vurulup halkının esir alındığı Osmanlı ve Batı kaynaklarında aktarılır. Sefer bu aşamada 1523’ten beri Saint-Jean şövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarp’a döndü. TDV’nin Trablusgarp maddesine göre şehir 12 Şâban 958 (15 Ağustos 1551) tarihinde alındı; kuşatmanın birkaç gün sürdüğü ve şövalyelerin dışarıdan yardım gelmeyeceğini anlayınca teslim olduğu, sefere katılan Nigârî’nin gazavatnâmesinde de anlatılır. Fransız elçisi d’Aramon’un kuşatma sırasında Osmanlı karargâhında bulunduğu ve teslim şartlarına aracılık ettiği Batı kaynaklarında yer alır. Trablusgarp’ın ilk valiliğine Murad Ağa getirildi. Turgut Reis, fetihteki payına rağmen beylerbeyiliğin kendisine verilmemesine tepki gösterdi; TDV’nin Turgut Reis maddesi, yalnız kaldığını gören Sinan Paşa’nın aracılarla onun gönlünü almaya çalıştığını kaydeder. Bu gerilim, merkezin atama tercihleri ile uçlardaki reislerin beklentileri arasındaki yapısal farkı gösterir. Seferde Seydi Ali Reis de bulunmuştur.
Fethin anlamı tek bir kalenin el değiştirmesinden ibaret değildir. Trablusgarp, Cezayir ile Mısır arasındaki kıyı şeridini Osmanlı denetimine sokarak Kuzey Afrika’daki Osmanlı hâkimiyetini kesintisiz bir hat hâline getirdi ve Sicilya ile Malta’ya karşı bir ileri üs sağladı. Şehirde kurulan eyalet 1912’ye kadar Osmanlı idaresinde kaldı; Turgut Reis’in 1556’dan itibaren burada beylerbeyi olarak yürüttüğü imar ve tahkimat faaliyeti, fethin kurumsal sonuçlarını belirledi.
1552 seferi ve Ponza zaferi
Kanuni yönetimi, Habsburglara karşı Fransa Kralı II. Henri ile sürdürdüğü ittifak çerçevesinde 1552’de donanmayı yeniden Batı Akdeniz’e gönderdi. Sinan Paşa komutasındaki filo, Turgut Reis ile birlikte Güney İtalya kıyılarını vurdu ve 5 Ağustos 1552’de Ponza adası açıklarında Andrea Doria’nın komuta ettiği İspanyol-Ceneviz filosuyla karşılaştı. Karşılaşmada Doria’nın yedi kadırgası ele geçirildi; Nigârî’nin gazavatnâmesi de düşman gemilerinin yedisinin alındığını ve kalanların kaçtığını yazar, bu bakımdan çağdaş Osmanlı tanıklığı ile Batı kaynakları örtüşür. Zafer, İnebahtı’dan önceki yıllarda Osmanlı donanmasının İtalya kıyılarında serbestçe hareket edebilmesini sağladı; Nigârî, İstanbul’a dönüşte halkın donanmayı karşıladığını ve padişahın Sinan Paşa’ya hil‘at giydirdiğini anlatır. Bununla birlikte gazavatnâme hâmisini övmek için yazılmış bir eserdir ve Sinan Paşa ile Turgut Reis’in savaştaki fiilî payları bu metinden tek başına çıkarılamaz.
1553 Korsika seferi ve hastalığı
1553 yazında donanma yine Fransa ile ortak hareket etti; Osmanlı filosu Fransız birliklerini Korsika’ya taşıdı, Bastia 24 Ağustos 1553’te, Bonifacio ise Eylül’de alındı. Sinan Paşa bu seferde de resmen donanmanın başındaydı; fakat kaynakların çoğu harekâtın deniz tarafını Turgut Reis üzerinden anlatır ve Sinan Paşa’nın kişisel rolü ayrıntılı bilinmez. Aynı yıl İstanbul’da hastalandığı anlaşılmaktadır: Nigârî’nin eserinin sonundaki tarih manzumesi, 961 (1553) yılında Sinan Paşa’nın gemisinin battıktan sonra kurtarılmasını anlatır; o sırada İstanbul’da bulunan İspanyol esir Pedro’nun seyahatnâmesi de geminin paşanın hasta olduğu dönemde battığını ve esirlerin çalışmasıyla çıkarıldığını kaydeder. İki bağımsız tanıklığın aynı olayı anlatması, gazavatnâmenin edebî abartısına rağmen olgusal çekirdeğinin güvenilir olduğunu gösterir. Korsika seferi uzun vadede sonuç vermedi; 1559 Cateau-Cambrésis Antlaşması’yla Fransa adayı Ceneviz’e geri verdi.
Ölümü
Sinan Paşa, kaptan-ı deryalık makamında iken İstanbul’da öldü. Ölüm günü olarak yaygın biçimde 21 Aralık 1553 verilir; hicrî tarih kaynaklarda farklıdır: TDV’nin Sinan Paşa Külliyesi maddesi 960 (1553), aynı ansiklopedinin Mihrimah Sultan Külliyesi maddesi ve Uzunçarşılı 961 yılını verir. 961 yılı 7 Aralık 1553’te başladığından 21 Aralık 1553 tarihi 961 ile uyumludur; 960 kaydı ise ya ölümü birkaç hafta önceye alır ya da yaklaşık bir yıl kaydıdır. Bu nedenle ölüm yılı 1553, gün ise “kaynaklar farklıdır” kaydıyla verilmelidir. Öldüğü yer olarak Atmeydanı yakınındaki sarayı gösterilir. Servetini çocuklarına değil Mihrimah Sultan’a bıraktığı yolundaki bilgi Batı kaynaklarında yer alır; Osmanlı belgeleriyle teyit edilmediğinden burada rivayet olarak anılır. Yerine kaptan-ı deryalığa, TDV maddesinin verdiği tarihle 7 Ocak 1555’te Piyale Bey tayin edildi; aradaki bir yıllık dönemde makamın nasıl yürütüldüğü kaynaklarda net değildir.
Külliyesi ve mezarı
Sinan Paşa, Beşiktaş’ta, donanmanın sefere çıkmadan önce toplandığı kıyıda bir külliye yaptırmaya başlamıştı. TDV’nin Sinan Paşa Külliyesi maddesine göre Mimar Sinan’ın tasarladığı yapı topluluğu cami, medrese, mektep ve çifte hamamdan oluşur; bâni yapı tamamlanmadan 1553’te öldü, caminin kitâbesi bitiş tarihini 963 (1555–56) olarak verir. Sinan Paşa Camii, Edirne Üç Şerefeli Cami planını altı ayak üzerine oturan 12,60 metre çapındaki kubbesiyle yeniden yorumlar; medrese hücrelerinin avlu revaklarının arkasına yerleştirilmesi Mimar Sinan’ın ilk kez burada denediği bir çözümdür. Külliyenin hamamı 1957’de yol genişletmesi sırasında yıkılmıştır. Bânî, caminin yanına yapılması düşünülen türbe hazır olmadığından Üsküdar’a, yine Mimar Sinan eseri olan Mihrimah Sultan Camii’nin haziresine gömüldü; TDV’nin Mihrimah Sultan Külliyesi maddesi buradaki en eski tarihli mezarın 961’de vefat eden Kaptanıderyâ Sinan Paşa’ya ait olduğunu ve diğer mezarların çoğunun aynı aileye mensup kişilere ait olduğunu kaydeder. Bu iki yapı, Rüstem Paşa–Mihrimah Sultan ailesinin İstanbul’un iki yakasında Mimar Sinan eliyle kurduğu vakıf ağının parçası olarak okunmalıdır.
Nigârî ve gazavatnâme
Sinan Paşa’nın seferlerine dair en önemli çağdaş kaynak, donanmada reis olarak görev yapan ve aynı zamanda Barbaros Hayreddin Paşa ile II. Selim’in portrelerini yapan nakkaş Nigârî Haydar Reis’in kaleme aldığı Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnâmesi’dir. Bilinen tek nüshası British Library’de (Add. 7921) bulunan, 961 (1553) tarihli bu 999 beyitlik mesnevi, Mehdiye kuşatmasından Augusta, Malta ve Trablusgarp seferine, ardından Andrea Doria’ya karşı kazanılan deniz zaferine kadar olan olayları paşanın maiyetinde bulunan bir tanığın gözünden anlatır. Eser bir medhiye niteliği taşıdığı için sayısal ayrıntıları ve övgü ifadeleri tek başına delil sayılmaz; fakat sefer sırası, uğranan yerler ve Ponza’da ele geçirilen gemi sayısı gibi olgular Batı kaynaklarıyla örtüşmektedir. Nigârî’nin Sinan Paşa’nın bir portresini yaptığına dair kayıt bulunmadığından bu sayfadaki görsel temsilîdir.
Etkisi ve değerlendirme
Sinan Paşa’nın kaptan-ı deryalığı dört yıldan kısa sürdü ve kendisi Barbaros ya da Turgut Reis gibi denizde yetişmiş bir komutan değildi. Buna karşılık döneminde donanma, Osmanlı deniz siyasetinin iki temel hedefini gerçekleştirdi: Kuzey Afrika kıyısının Trablusgarp’la tamamlanması ve Fransa ittifakı içinde Batı Akdeniz’de Habsburg deniz gücüne karşı üstünlüğün sürdürülmesi. Onun görevi, merkezden atanan idareci ile uçlarda yetişen reis arasındaki iş bölümünün, gerilimlerine rağmen sonuç verebildiğini gösterir. Ölümünden sonra makam Piyale Paşa’ya, deniz harekâtının ağırlığı ise Turgut Reis’e geçti; Trablusgarp’ta kurulan eyalet ve Beşiktaş’taki külliye, kısa görev süresinin kalıcı izleridir.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Bu kişi hakkında bağımsız bir akademik biyografi bulunmadığından bilgiler dağınık kaynaklardan derlenmektedir ve sınırları açıkça belirtilmelidir. Doğum tarihi, doğum yeri ve asıl adı bilinmiyor. Kaptan-ı deryalığa geliş yılı 1550 olarak verilir; 1549–1550 arasındaki geçiş ayrıntılı bilinmez. Ölüm günü 21 Aralık 1553 yaygın kabuldür, hicrî yıl kaynaklarda 960 ve 961 olarak değişir. Nigârî’nin gazavatnâmesi paşayı yüceltmek için yazılmış bir eserdir; Turgut Reis merkezli anlatılar ise Sinan Paşa’yı yalnız “resmî komutan” olarak gösterir. Gerçek pay bu iki kutup arasındadır ve arşiv çalışması gerektirir. Popüler dizilerdeki tasvirler ve Rüstem Paşa’nın kardeşini kayırdığı yolundaki yaygın kanı, dönemin kaynaklarında karşılığı olsa da ölçülemeyen bir yargıdır; burada rivayet düzeyinde anılmıştır. Kaynaklar arasındaki hicrî-milâdî yıl kaymaları da (960/961, 1553/1554) tek bir tarihi kesinmiş gibi sunmayı engeller.
Kaynakça
- Nakkaş Nigârî (Haydar Reis), Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnâmesi, British Library Add. 7921, istinsah 961/1553 (çağdaş manzum kronik; sefere katılmış tanık).
- Esra Egüz, “Nakkaş Nigârî’nin Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnamesi”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, sy. 25, İstanbul 2020, s. 310–329 (hakemli). dergipark.org.tr/tr/pub/devdergisi/article/1304028
- Ahmet Kavas, “Trablusgarp” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 41, İstanbul 2012, s. 288–291. islamansiklopedisi.org.tr/trablusgarp
- İdris Bostan, “Turgut Reis” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 41, İstanbul 2012, s. 417–418. islamansiklopedisi.org.tr/turgut-reis
- Filiz Gündüz, “Sinan Paşa Külliyesi” maddesi (İstanbul), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009. islamansiklopedisi.org.tr/sinan-pasa-kulliyesi--istanbul
- İsmail Orman, “Mihrimah Sultan Külliyesi” maddesi (Üsküdar), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, s. 40–42. islamansiklopedisi.org.tr/mihrimah-sultan-kulliyesi--uskudar
- Erhan Afyoncu, “Rüstem Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, İstanbul 2008, s. 288–290. islamansiklopedisi.org.tr/rustem-pasa
- Mustafa Erkan, “Gazavatnâme” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 13, İstanbul 1996, s. 439–440 (Nigârî’nin 999 beyitlik Sinan Paşa gazavatnâmesi kaydı).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II: İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Trablusgarp’ın fethi ve kaptan-ı deryalar bölümleri).
- Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr, haz. İdris Bostan, Ankara 2008 (1551–1553 seferlerinin 17. yüzyıl Osmanlı anlatısı).