Sedefkâr Mehmed Ağa

Sultanahmet Camii’nin mimarı; Mimar Sinan’ın yetiştirdiği hassa başmimarı
Koyu kahve zemin önünde, beyaz sarık ve kürk yakalı koyu kaftanla, kır sakallı bir Osmanlı mimar-sanatkârını canlandıran temsilî tek figürlü portre.

Sedefkâr Mehmed Ağa, 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı hassa başmimarlığı yapan ve Sultanahmet Camii ile külliyesini inşa eden mimardır. 1562-63’te Rumeli’den devşirme olarak getirilmiş, sedef kakma zanaatındaki ustalığı sebebiyle “sedefkâr” lakabıyla anılmıştır. Sekiz yıl su nâzırlığı yaptıktan sonra 11 Ekim 1606’da mimarbaşılığa tayin edildi. Mimar Sinan’ın yetiştirdiği mimarlar kuşağındandır. Hayatı, arkadaşı Câfer Efendi’nin 1614’te yazdığı Risâle-i Mi‘mâriyye adlı çağdaş metinden bilinmektedir.

Kısa kimlik ve önemi

Sedefkâr Mehmed Ağa, 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti’nin hassa başmimarlığını yürüten ve Sultanahmet Camii ile külliyesini inşa eden mimardır. Önemi iki noktadan gelir. Birincisi, klasik Osmanlı mimarisinin merkezî planlı büyük cami şemasının en geniş uygulamasını hayata geçirmiş olmasıdır. İkincisi, Osmanlı mimarlık tarihinde hayatı çağdaş bir metin tarafından ayrıntılı biçimde anlatılan iki mimardan biri olmasıdır; diğeri Mimar Sinan’dır. Bu yönüyle Mehmed Ağa, hem bir yapının hem de Osmanlı mimarlık mesleğinin kurumsal işleyişinin izlenebildiği ender bir örnektir.

Adı, lakabı ve unvanları

Kaynaklarda “Mimar Mehmed Ağa” veya lakabıyla “Sedefkâr Mehmed Ağa” olarak geçer. “Sedefkâr”, sedef kakma işi yapan usta demektir ve mimarın mimarlık öncesindeki zanaatına işaret eder. Resmî unvanı hassa başmimarlığı, yani mimarbaşılıktır. Bu makam, imparatorluk çapındaki resmî inşaat teşkilâtının başında bulunan ve saray hizmetine bağlı olan görevdir; bugünkü anlamda serbest çalışan bir mimarlık mesleği değildir. “Ağa” unvanı da bu saray hiyerarşisindeki konumunu gösterir. Adının bugün Türkçe’de “Mehmet Ağa” biçiminde de yazıldığı görülür.

Kökeni, devşirilmesi ve doğum bilgisindeki belirsizlik

Kanûnî Sultan Süleyman zamanında, 970 (1562-63) yılında Rumeli’den devşirme olarak getirilmiştir. Doğum yeri ve tarihi hakkında bilgi yoktur. Kaynaklarda iki ihtimal tartışılır: Kalkandelenli olduğunu ileri sürenlerin yanında, İlbasanlı (bugünkü Arnavutluk’ta Elbasan) olduğu daha kuvvetli bir ihtimal olarak kabul görmektedir. Bu ikinci görüşü destekleyen dolaylı bir delil vardır: hem Evliya Çelebi hem de Ekrem Hakkı Ayverdi, İlbasan’da Mimar Mehmed Ağa’ya ait yapılardan söz eder. Evliya Çelebi 1046 (1636-37) tarihli çeşmelerden bahsederken Ayverdi cami, hamam ve çeşmelerin varlığını kaydeder. Buradan, mimarın görevden ayrıldıktan sonra doğduğu şehirde kendi adına eserler yaptırdığı düşünülmektedir. Bununla birlikte bu bir çıkarımdır; doğum yerini doğrudan tespit eden bir belge yoktur.

Su nâzırlığından mimarbaşılığa

Mimarbaşı olmadan önce 1006’da (1597-98) su nâzırı olarak sekiz yıl görev yapmıştır. Bu ayrıntı, Osmanlı inşaat teşkilâtının nasıl işlediğini göstermesi bakımından önemlidir: hassa mimarlığı, yalnız bina tasarlayan bir meslek değil; su yolları, kemerler, mahzenler ve şehrin altyapısını da kapsayan geniş bir teknik idare alanıdır. Mehmed Ağa, 8 Cemâziyelâhir 1015 (11 Ekim 1606) tarihinde mimarbaşılık görevine tayin edilmiştir. Bu görevi hangi yıla kadar sürdürdüğü kesin olarak bilinmemektedir.

Hassa mimarları ocağı ve mimarbaşılığın işleyişi

Mehmed Ağa’nın kariyeri, bireysel bir yeteneğin yükselişinden çok bir kurumun işleyişi üzerinden okunmalıdır. Osmanlı Devleti’nde resmî yapı faaliyeti, saraya bağlı hassa mimarları ocağı tarafından yürütülüyordu. Ocağın başındaki mimarbaşı, bugünkü anlamda yalnız tasarım yapan bir mimar değil; keşif, malzeme tedariki, usta tayini, taşra inşaatlarının denetimi, su yollarının bakımı ve şehirdeki yapılaşmanın düzenlenmesi gibi geniş bir yetki alanına sahip bir devlet görevlisiydi. Devşirme olarak gelmiş bir kişinin bu makama ulaşabilmesi, ocağın kapalı ve liyakate dayanan iç yükselme düzenini gösterir.

Bu kurumsal çerçeve, mimarın kişisel katkısının sınırlarını belirlemek bakımından da önemlidir. Kaynaklarda bir yapının “mimarbaşı falancanın eseri” olarak kaydedilmesi, o yapının tasarımının bizzat ona ait olduğu anlamına her zaman gelmez; görev süresi içinde ocağın yürüttüğü işler de aynı biçimde kaydedilebilir. Bu yüzden Mehmed Ağa’ya atfedilen uzun eser listesi, tasarımcı kimliğiyle idarî sorumluluk arasındaki ayrım gözetilerek okunmalıdır.

Sedefkârlık: bir zanaatın mimarlığa etkisi

Mehmed Ağa’nın lakabına kaynaklık eden sedef kakma zanaatı, mimarlığından bağımsız bir ayrıntı değildir. Sedefkârlık; ahşap yüzeye sedef, bağa, fildişi, gümüş ve renkli ağaç parçalarının geometrik düzende yerleştirilmesine dayanan, yüksek hassasiyet ve geometri bilgisi gerektiren bir daldır. Aynı geometri anlayışı, Sultanahmet Camii’nin kapı ve pencere kanatlarındaki kündekârî işçiliğinde, vaaz kürsüsündeki sedef kakmalarda ve mahfil korkuluklarının ajurlu düzeninde doğrudan görülebilir. Câfer Efendi’nin, Mehmed Ağa’nın sedef işleri yapıp bunları sattırarak elde ettiği geliri sadaka olarak dağıttığını kaydetmesi de, bu zanaatın mimarbaşılık döneminde bile sürdüğünü gösterir. Osmanlı sanat düzeninde zanaat ile mimarlık arasında bugünkü gibi keskin bir ayrım bulunmadığından, bu iki alanın aynı kişide birleşmesi istisnaî sayılmaz.

Mimar Sinan’ın yetiştirdiği kuşak

Mehmed Ağa, Mimar Sinan’ın yetiştirdiği önemli mimarlardan biri olarak anılır. Bu bağ, Sultanahmet Camii’nin plan şemasında doğrudan izlenebilir: caminin dört yarım kubbeli merkezî mekân düzeni, Sinan’ın Şehzade Camii’nde kurduğu şemanın eksedra sayısı artırılmış biçimidir. Osmanlı mimarlığında ustadan öğrenciye geçen bilgi, kişisel bir üslup aktarımından çok, hassa mimarları ocağı içinde kurumsallaşmış bir eğitim ve şantiye pratiğidir. Aynı kuşağın bir başka çalışması, Ayasofya’nın Osmanlı devrindeki takviyesi ve çevresindeki türbe grubudur; Sinan’ın Ayasofya’ya yaptığı istinat payandaları ile Mehmed Ağa’nın Sultanahmet’teki ağırlık kuleleri, aynı statik problemin iki farklı çözümü olarak okunabilir.

Sultanahmet Camii ve Külliyesi

Mehmed Ağa’nın adıyla anılan başlıca eseri, Sultan I. Ahmed adına Atmeydanı kenarında 1609’da başlanan ve cami bölümü 1616-1617’de tamamlanan külliyedir. Yapı, altı minaresiyle Osmanlı mimarisinde o güne kadar denenmemiş bir düzenleme taşır ve Osmanlı mimarisinde ilk hünkâr kasrı örneğini barındırır. Külliyenin serbest yerleşim düzeni, mimarın simetrik bir şemayı dayatmak yerine arazi ve mevcut anıtlarla uzlaşan bir tasarım tercihi yaptığını gösterir. Cami, dört büyük filayağı üzerine oturan yaklaşık 22,40 metre çapındaki kubbesiyle, Sinan’ın Şehzade Camii’nde kurduğu dört yarım kubbeli şemayı eksedra sayısı artırılmış biçimde uygulayarak bu tipin ulaşabileceği en geniş mekân çözümünü vermiştir. Mehmed Ağa’nın mimarlık tarihindeki yeri büyük ölçüde bu tek yapıya bağlıdır; başka bir selâtin camii tasarlamamıştır.

Diğer eserleri

Kaynaklarda Mehmed Ağa’nın döneminde inşa edilen eserler arasında şunlar sayılır: Kâbe’nin tamiratı; Üsküdar ve Ladik’teki (Samsun) Sultan I. Ahmed camileri; Beylerbeyi’nde İstavroz Mescidi; Üsküdar’da Kavak Sarayı Mescidi; Güngören’de II. Osman Camii; III. Mehmed Türbesi; Eyüp Sultan Türbesi önüne yapılan ilâve; Sultan I. Ahmed Sebili ve çeşitli semtlerdeki I. Ahmed çeşmeleri; Galata’da II. Osman Çeşmesi; İbrâhim Paşa Sarayı’nda tamirat; Tersane Sarayı’nda Has Oda Kasrı; Topkapı ve Edirne saraylarında imar faaliyetleri; Edirne’de Ekmekçizâde Ahmed Paşa Köprüsü ve Kervansarayı; Uzunköprü’de II. Murad Camii ve köprüsünün tamiri. Bu listenin bir kısmının mimarbaşının şahsen tasarladığı yapılar mı, yoksa görev süresi içinde teşkilâtın yürüttüğü işler mi olduğu ayrıca değerlendirilmelidir; Osmanlı kayıtlarında bu iki durum çoğu zaman aynı biçimde kaydedilir.

Kâbe tamiratı ve merkez dışındaki işler

Mehmed Ağa’nın döneminde yapılan işler arasında Kâbe’nin tamiratı da sayılır. Bu iş, hassa mimarlığının yalnız İstanbul’la sınırlı olmayan kapsamını gösterir: Haremeyn’deki bakım ve onarım, Osmanlı padişahlarının hilâfet ve hizmet iddiasının en görünür alanlarından biriydi ve merkezdeki mimarlık teşkilâtı tarafından yürütülüyordu. Kaynaklarda I. Ahmed’in 1021’de (1612) Kâbe’nin altın oluğunu yenilettiği ve Zemzem Kuyusu’nun giriş kısmına demir bir kafes yaptırdığı kayıtlıdır. Mehmed Ağa’nın bu işler için bizzat Mekke’ye gidip gitmediği, yoksa keşif ve tertibin merkezden mi yürütüldüğü kaynaklarda açıkça belirtilmez; bu yüzden burada yalnız görev döneminde yapılan işler arasında sayıldığı kaydedilmektedir. Aynı belirsizlik, kendisine atfedilen taşra yapılarının çoğu için de geçerlidir.

Risâle-i Mi‘mâriyye ve kişiliği

Mehmed Ağa hakkındaki bilgilerin ana kaynağı, arkadaşı Câfer Efendi’nin 1023’te (1614) yazdığı Risâle-i Mi‘mâriyye’dir. Metin, mimarın hayatını ve eserlerini anlatmasının yanında dönemin mimarlık terimlerini içeren bir sözlük de barındırır; bu yönüyle Osmanlı mimarlık kelime dağarcığı için birinci elden bir kaynaktır. Howard Crane’in 1987’de yayımladığı tıpkıbasım, çeviri ve notlu neşir, metni uluslararası araştırmaya açmıştır; Orhan Şaik Gökyay’ın 1976 tarihli incelemesi ise Türkçe literatürdeki temel çalışmadır. Câfer Efendi, Mehmed Ağa’yı yumuşak huylu, alçak gönüllü, sağlam karakterli, dinine bağlı ve akıllı bir kişi olarak tanıtır; üstünlüklerini gizlediğini, cömert davrandığını, helâlinden sadaka verebilmek için sedef işleri yapıp bunları sattırarak fakirlere dağıttığını, devrin âlim, şeyh ve vezirleriyle sohbet etmeyi sevdiğini yazar.

Bu tasvirin kaynak değeri dikkatle belirlenmelidir. Metin, mimarın yakın çevresinden biri tarafından ve onu övmek amacıyla kaleme alınmıştır; dolayısıyla karakter tasviri tarafsız bir gözlem tutanağı değil, dönemin menâkıb üslubunda kurulmuş bir portredir. Buna karşılık tarih, görev ve eser bilgileri bakımından metin, çağdaş olması sebebiyle yüksek değerdedir.

Ölümü ve halefleri konusundaki belirsizlik

Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn adlı eserinde Mehmed Ağa’nın Sultanahmet Camii’nin inşasını tamamladıktan sonra padişahın emriyle vezirlik pâyesi aldığını, 1027 (1618) yılında vefat ettiğini ve Üsküdar’da defnedildiğini belirtir. Bu bilgi başka kaynaklar tarafından desteklenmediği için bazı araştırmacılar tarafından ihtiyatla karşılanmaktadır. Yerine geçtiği kabul edilen Mimar Ali Çelebi’nin göreve geliş tarihi de tartışmalıdır: 1027 (1618) veya 1031 (1622) olarak gösterilir. Mimar Ömer Ağa’nın 1030’da (1621) görevde olduğu belirtilir; 1032’de (1623) Mimar Mehmed’in Mimar Süleymanoğlu Ebûbekir’i tayin ettiğini söyleyenler de vardır. Bu tabloda tek bir tarihi kesin gerçek gibi sunmak mümkün değildir; mimarın son dönemi ve halefleri konusunda daha tutarlı bilgilere ihtiyaç duyulduğu bizzat literatürde kaydedilmektedir. Mezarının Üsküdar’da olduğu bilgisi de yalnız Ayvansarâyî’ye dayandığı için burada kesin bir yer tarifi verilmemektedir.

Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı

Mehmed Ağa’nın adı, Türkçe’de çok yaygın bir anlatıyla birlikte anılır: padişahın “altın minare” isteğini mimarın “altı minare” diye duyduğu ve caminin bu yüzden altı minareli yapıldığı söylenir; buna eklenen ikinci anlatıya göre mesele, Mekke’deki Mescid-i Harâm’a yedinci bir minare yaptırılarak çözülmüştür. Her iki anlatı da popüler rivayettir. Çağdaş kaynak olan Risâle-i Mi‘mâriyye bu hikâyeleri kaydetmez; camiyi ayrıntılı biçimde ele alan TDV maddesi de bunlara yer vermez. Rivayetin ne zaman ve nasıl doğduğu ayrı bir araştırma konusudur; bu sayfada tarihsel bir olay olarak değil, yalnız halk anlatısı olarak anılmaktadır.

Kesinlik bulunmayan diğer noktalar şunlardır: doğum yeri ve tarihi; mimarbaşılığın sona erme tarihi; vezirlik pâyesi aldığı iddiası; ölüm tarihi ve gömüldüğü yer; kendisine atfedilen eserlerin hangilerinde bizzat tasarımcı olduğu. Bu belirsizliklerin bir kısmı, Osmanlı hassa mimarları ocağının kayıt düzeninden kaynaklanır: teşkilât, kişiyi değil görevi kaydetmeye yönelik işliyordu.

Kaynakça

  • Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Mehmed Ağa, Sedefkâr” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara 2003, s. 430–431. islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-aga-sedefkar
  • Câfer Efendi, Risâle-i Mi‘mâriyye (telif 1023/1614; çağdaş kaynak). Tıpkıbasım, çeviri ve notlar: Howard Crane, Risāle-i Mi‘māriyye: An Early-Seventeenth-Century Ottoman Treatise on Architecture, Studies in Islamic Art and Architecture I, E. J. Brill, Leiden 1987.
  • Orhan Şaik Gökyay, “Risale-i Mimariyye – Mimar Mehmet Ağa – Eserleri”, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya Armağan, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1976, s. 113–215.
  • Fatma Afyoncu, XVII. Yüzyılda Hassa Mimarları Ocağı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2001, s. 12–13.
  • Hüseyin Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn ve Meşâhîr-i Ricâl, s. 56 (ölüm tarihi ve defin yeri için tek kaynak; ihtiyatla kullanılmıştır).
Diğer isimleri: Sedefkâr Mehmed Ağa, Mimar Mehmed Ağa, Sedefkâr Mehmet Ağa