Osmanlı Devleti'nin Dilenciliğe Karşı Yaklaşımı

Osmanlı Devleti'nin Dilenciliğe Karşı Yaklaşımı

989739289_n.jpg?_nc_ht=instagram.fsaw1-5.fna.fbcdn.webp

Osmanlı tarihinin her döneminde yardıma gerçekten ihtiyacı olan yoksullarla, yardıma ihtiyacı olmayanlar arasında bir ayrım yapılmıştır. Özellikle dilenciler konusunda böyle bir ayrıma sıklıkla rastlanabilir. Çalışabilecek durumda olduğu halde dilenciliği tercih ettiği düşünülen kimseler yakalanıp çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

18. yüzyılın sonlarından itibaren dilencilere ilişkin politikalar değişmeye başlamıştır. Bu değişim, ıslah ve terbiye eksenli uygulamaya doğru bir geçiş olarak değerlendirilebilir. Bu tarihlerde devletin meşru gördüğü yoksullara ilişkin yaklaşımında da önemli değişiklikler vardır. 18. yüzyıldan önce meşru dilencilerin dilencilik yapmalarına göz yumulurdu, hatta rencide edilmemeleri konusunda hassasiyet gösterilirdi. 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bu kimselere nakdi yardımlar yapılmaya başlandı.

Bu uygulamalar tekil olmakla birlikte merkezi devletin dilenciliği meşru ve gayr-i meşru biçimleriyle topyekûn ortadan kaldırmaya niyetlendiği durumlar olması son derece önemlidir. Galata kadısına gönderilen 1792 tarihli hüküm bu konuda ilginç bir örnektir. Hükümde çalışamayacak durumda olan hasta, yaşlı ve sakat kimselerin hastanelere yerleştirilmeleri ve mümkünse tedavi edilmeleri, çalışabilecek durumda olan dilencilerin ise memleketlerine gönderilmeleri istemiştir.

Devletin öncelikli gündemini, kamusal mekanları dilencilerden temizlemek ve gelip geçenlerin dilenciler tarafından rahatsız edilmelerinin önünün alınması oluşturmuştur. Yine 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren çalışamayacak durumda olan kişilerin de dilenmesine artık izin verilmemeye başlanmıştır. Bu kişilerin kamusal mekanda gezinmeleri önlenmeye ve geçinmeleri için de nakdi yardımlar yapılmaya başlanılmıştır. Devlet dilencilere yeni uygulama yapmakla beraber eski uygulamalar da devam etmiştir. Meşru görülen yoksulların dilenmesine müsaade edilmiştir. 1788 tarihli bir belgede belirtildiği üzere, Anzur Çeşri Mustafa Paşa Mahallesi'nde oturmakta olan ve tamamen kör olan Makro adlı kişi arzuhalinde geçimini dilencilikle sağladığını ve cizyesini ödeyemediğini belirtmiştir.

Makro’nun dilencilik yapmasına izin verilmiş ve ismi de cizye defterinden silinmiştir. II. Mahmud döneminde İstanbul’da yeni düzenlemelere gidilmiştir. II. Mahmud “Se’ele” (Dilenciler) Müdürlüğü veya Fukara Müdürlüğü adı altında birim oluşturmuş ve 1834 yılında, Süleyman Ağa adlı birini bu göreve atamıştır. Bu kişinin maaşı devlet tarafından karşılanmıştır. Bu yenilik Dilenciler Kethüdalığı'ndan, Fukara Müdürlüğü'ne geçiştir. Bu yenilik, II. Mahmud döneminde merkezi devletin, dilenciliği denetim altında tutma arzusunda olduğunun bir işaretidir. Devletin dilencilere yönelik politik değişimlerinin bir etkeni de, kırsal kesimlerden özellikle 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren göç başlamış olmasıdır. Devlet de bu göçün önüne geçebilmek için tam önlem almıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ekonomideki iyileşme, İstanbul’a göçü azaltmıştır. Ancak yüzyılın son çeyreğinde bu istikrarlı ortam bozulmuştur. Maliye bir kriz ortamına girmiştir. Özellikle 19. asırda kaybedilen savaşlar yüzünden bir göç dalgası olmuş ve İstanbul yoğun bir nüfus göçüne maruz kalmıştır. Devletin bu göçle baş edebilmesi oldukça zor olmuştur. 1890’lı yılların gazetelerinde, dilencilerle ilgili kaygılar ortaya konmuştur. Birçok gazetede dilencilerin şehrin görüntüsünü bozduğu ileri sürülmüştür. Bu durumun Osmanlı’nın dışardaki imajını zedelediği belirtilmiştir. Meclis-i Vükela, 26 Ekim 1905 tarihli oturumunda bu konuyu gündemine almıştır. Dahiliye Nezareti köprü üzerinde dilenciliğin önlenmesine ilişkin bir talimatname hazırlamıştır. Teklife göre Darülaceze görevlileri yakalanan her bir vakayı dikkatle inceleyecekler ve gerçekten yoksul olanları Darülaceze’ye, taşralı olanları da memleketlerine göndereceklerdir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde yardıma muhtaç çocukların, kendi kendine bakamayan ya da bakacak kimsesi olmayan yaşlıların, bakacak kimsesi olmayan sakat kadın ve erkeklerin bu durumdan kurtarılması amacıyla Darülaceze kurulmuştur. Devrine göre oldukça modern sayılan bir yapıdır. Dilenciliğe karşı mücadele kapsamında gündeme alınmıştır. Böylece dilencilik kontrol altında tutulmuştur.

Kaynak: Login • Instagram
 

Recommended Similar Threads

Osmanlıda minareleri süsleyen mahyalar, Ramazan aylarının vazgeçilmez geleneklerinden biriydi. İlk mahyanın ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber 1578’de İstanbul’a gelen...
Cevaplar
1
Görüntüleme
912
Sultan Murad Han Gazi, bir yandan fetihlere devam ederken, öte yandan Anadoluda birliği sağlamaya ve bunu mümkün olduğu kadar kan dökmeden gerçekleştirmeye çalışıyordu. Germiyanoğulları...
Cevaplar
0
Görüntüleme
877
İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in anlattığına göre Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kızkulesi’nin üzerinde bulunduğu adacık oluşmuştur...
Cevaplar
0
Görüntüleme
589
“Ağlamaktan gözüm çıkıyor… Ne şekl derttir kimse bilmez. Allah emanet olsun bulasın… Biz zarı zarı feryat ederiz… Bize yazık değil mi? Allahtan korkmaz mısın?… Beni seversen buna bir çare bulasın...
Cevaplar
0
Görüntüleme
1K
Osmanlıda Ramazan Bayramı isimli bu yazı, Ramazan-ı Şerif’i ayrı bir coşkuyla karşılayan, yaşayan Osmanlıların, bayramı nasıl kutladığına dair bilgiler vermek amacıyla eklenmiştir. Ayrıca...
Cevaplar
0
Görüntüleme
545
Çirmen Zaferinden sonra Türkler Makedonyanın tamamını tehdit etmeye başladılar. Attika Yarımadasında at koşturuyor, Adriyatik kıyılarını kontrol altında tutuyorlardı. Bunun sonunda Sırbistan...
Cevaplar
0
Görüntüleme
679
Osman Gaziden sonra tahta çıkan Orhan Gazi, küçük yaşından itibaren babasının yanında bir cengaver olarak yetişmişti. Bilim hocası Şeyh Edebali, kılıç hocası ünlü kumandan Akça Koca idi. 1281de...
Cevaplar
0
Görüntüleme
1K
Osman Gazi, Bey olmadan önce de savaşlara katılmış, yeni toprakların kazanılmasında babasının en bOyük yardımcısı olmuştur. Fakat asıl savaşların, fetihlerini, Bey olduktan sonra, 43 yıl süren...
Cevaplar
0
Görüntüleme
1K
Yalnız Türk tarihinin değil, bütün dünya tarihinin en büyük, en muhteşem imparatorluklarından biri Osmanlı İmparatorluğudur. Dünyanın en uzun ömürlü hanedanı, yine 623 yıl devam eden Osmanlı...
Cevaplar
0
Görüntüleme
1K
Üst Alt