Çelebi Mehmed'in Anadolu Birliğini Yeniden Kurması

Fetret Devri'nin Yaralarını Sarmak

Çelebi Mehmed, tahta çıktığı 1413'ten ölümüne kadar geçen sekiz yılı Fetret Devri'nin dağıttığı birliği yeniden kurmak için harcadı. Anadolu beyliklerini tek tek itaat altına alarak, isyanları bastırarak ve Karamanoğullarını defalarca ağır anlaşma şartlarını kabul etmeye zorlayarak Osmanlı devlet otoritesini yeniden tesis etti. Bu çabalar, oğlu II. Murad'ın daha güçlü bir devlet devralamasına zemin hazırladı.

Çelebi Mehmed tahta çıktığında Anadolu'nun görünümü son derece umutsuzdu. Timur'un yeniden kurduğu beylikler, Osmanlı otoritesini tanımıyor; bazıları açıkça isyan ediyor, bazıları ise Osmanlı topraklarına saldırıyordu. Sahil beyliklerinden Menteşeoğulları ve Tekeoğulları kısmen bağımlı olmayı kabul ederken Karamanoğulları ve Aydınoğulları daha saldırgan bir tutum sergiliyordu. En çetrefilli mesele Aydınoğlu Cüneyd Bey'di. İzmir'i ele geçiren Cüneyd Bey, yöre halkını baskı altına alıyor ve korsanlık yapıyordu. Çelebi Mehmed, Rodos şövalyeleriyle de koordineli hareket ederek İzmir'i kuşattı. Kiyma, Kayacık ve Nif kalelerini aldıktan sonra İzmir'i on günde teslim aldı. Cüneyd Bey ailesini alarak teslim oldu; Mehmed Çelebi onu idam ettirmek yerine affedip Niğbolu sancakbeyliğine tayin etti. Bu cömert davranış, diğer beylerin Osmanlı idaresine karşı duydukları direnci azaltmaya yardımcı oldu. Karamanoğulları meselesi ise çok daha uzun soluklu ve sinir bozucu bir süreçti. Karamanoğlu Mehmed Bey, Osmanlılara karşı amansız düşmanlığını sürdürüyordu. Çelebi Mehmed 1414'te Germiyan ve Çandar beylerinden asker alarak Konya'yı kuşattı. Çok şiddetli bir çarpışmada Osmanlılar üstün geldi; ancak kış mevsiminin yaklaşmasıyla Mehmed Çelebi çekildi. Karamanoğlu bu geri çekilmeden cesaret alarak yeniden saldırıya geçti. Bir sonraki seferde Karamanoğlu'nun oğlu esir alındı. Yapılan anlaşmaya göre Timur'un Karamanoğullarına verdiği Sivrihisar, Beypazarı, Akşehir, Beyşehir ve Kırşehir gibi önemli merkezler Osmanlılara bırakıldı; Karaman Beyliği, istendiğinde Osmanlı sultanına asker vermeyi kabul etti. Menteşe ve Teke beylikleri de bu süreçte Osmanlı tâbiyetini kabul etti. Midilli, Sakız ve Foça'daki Ceneviz kolonileri de bağlılıklarını bildirmek için elçi gönderdiler. Balkanlar'daki Hristiyan prenslerle ilişkiler de dikkatle yönetildi; Bosna ve Hırvatistan'daki gelişmeleri dengelemek için İshak Paşa komutasındaki akıncılar bölgeye sevk edildi. Mehmed Çelebi aynı zamanda Dobruca ve Tuna boylarında hâkimiyeti pekiştirdi. Mirçe voyvodasını kontrol altına alarak onun oğlunu sarayda rehin bulundurmayı ve yıllık vergi ödemeyi kabul ettirdi. Erdel içlerine ve Macaristan sınırına kadar akınlar düzenlendi; 1420 ve 1421'deki Erdel seferlerinde Macaristan ciddi biçimde sindirilerek Brasova tahrip edildi. Tüm bu seferler, Çelebi Mehmed'in son derece enerjik ve kararlı bir padişah olduğunu ortaya koyar. Onun devlet anlayışı, güce başvurmayı son çare olarak görmek ve mümkün olduğunda af yoluyla bağlılığı pekiştirmek üzerine kuruluydu. Bu yaklaşım kısa vadede işe yaradı; uzun vadede ise II. Murad'a devrolunan devlet, Fetret Devri'ne kıyasla çok daha sağlam bir zemin üzerindeydi.