Varna Savaşı

Bozulan barış, tahtı bırakmış bir padişahın orduya dönüşü ve Karadeniz kıyısındaki hesaplaşma
Deniz ile göl arasındaki kıyı ovasında karşı karşıya dizilmiş iki ortaçağ ordusunu ve savaş arabalarından kurulmuş tabyayı gösteren temsili tarih kitabı çizimi

Varna Savaşı, 10 Kasım 1444’te Karadeniz kıyısındaki Varna önlerinde, Sultan II. Murad komutasındaki Osmanlı ordusu ile Macar Kralı Vladislav ve János Hunyadi’nin yönettiği Haçlı ordusu arasında yapıldı. Muharebe, aynı yıl imzalanan barışın bozulması ve tahtını çocuk yaştaki oğluna bırakmış olan II. Murad’ın ordunun başına çağrılması üzerine gerçekleşti. Kralın hazırlıksız hücumunun kırılması ve öldürülmesiyle Haçlı ordusu dağıldı. Varna, Balkanlar’daki Osmanlı hâkimiyetini kalıcı kılan ve 1453’e giden yolu açan dönüm noktalarından biridir.

Varna Savaşı neden önemliydi?

Varna Savaşı, 10 Kasım 1444’te Karadeniz kıyısındaki Varna önlerinde yapıldı. Feridun Emecen’in TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesine göre tarih hicrî 28 Receb 848’e karşılık gelir. Muharebe, Sultan II. Murad komutasındaki Osmanlı ordusu ile Macar Kralı Vladislav ve Erdel voyvodası János Hunyadi’nin yönettiği Haçlı ordusunu karşı karşıya getirdi.

Varna’yı diğer Balkan meydan muharebelerinden ayıran şey, arka planındaki olağanüstü siyasî durumdur. Muharebeden yalnızca üç ay önce Osmanlı Devleti ile Macaristan arasında barış yapılmış, hemen ardından II. Murad tahtını on iki yaşındaki oğlu Mehmed’e bırakarak devlet işlerinden çekilmişti. Haçlı seferi, tam da bu geçiş anına denk geldi. Sonuç, Osmanlı tarihinde tahttan çekilmiş bir padişahın ordunun başına çağrılarak kazandığı tek meydan muharebesidir.

Muharebenin sonucu Balkanlar’daki güç dengesini kalıcı biçimde belirledi. Birinci Kosova Savaşı ile kurulan ve Niğbolu Savaşı ile pekiştirilen düzen, 1402’den sonraki Fetret Devri’nde sarsılmıştı. Varna, bu düzenin yeniden ve bu kez kalıcı biçimde kurulduğu andır; Emecen’in ifadesiyle zafer, Hıristiyan dünyasında Türkler’i Balkanlar’dan çıkarma umudunu bütünüyle boşa çıkarmıştır.

Bu sayfa muharebeyi yalnız savaş meydanındaki bir günle sınırlamaz: barışın nasıl yapıldığı ve neden bozulduğu, tahttan çekilme kararı, Osmanlı ordusunun boğazı hangi koşullarda geçtiği, savaş düzeni, kralın ölümü ve savaşın sonuçları ayrı başlıklarda ele alınır.

Kısa cevaplarla Varna

  • Tarih: 10 Kasım 1444 (28 Receb 848).
  • Yer: Varna önleri; Karadeniz kıyısı ile Varna gölü arasındaki dar ova, bugünkü Bulgaristan.
  • Taraflar: Sultan II. Murad komutasındaki Osmanlı ordusu; karşısında Macar Kralı Vladislav, János Hunyadi ve Kardinal Cesarini’nin bulunduğu Haçlı ordusu ile Eflak kuvvetleri.
  • Osmanlı düzeni: Emecen’in maddesine göre sağ kanatta Anadolu beylerbeyi Karaca Bey, sol kanatta Rumeli beylerbeyi Şehâbeddin Şahin Paşa, merkezde padişah ile kapıkulu, yeniçeri ve azeb birlikleri.
  • Haçlı düzeni: Sağ kanatta Frankó Tallóci komutasındaki Macarlar, merkezde kral ile yaklaşık beş yüz atlı, sol kanatta beş Macar birliği; geride savaş arabalarından kurulu tabya.
  • Kuvvetler: Emecen, Macar ordusunu 15.000 atlı ve bundan biraz az piyade, Eflak kuvvetini yaklaşık 4.000, Osmanlı ordusunu yaklaşık 40.000 olarak verir. Başka kaynaklar farklı rakamlar sunar.
  • Sonuç: Osmanlı zaferi; Kral Vladislav ile Kardinal Cesarini öldü, Hunyadi kaçarak kurtuldu.
  • Sık yapılan hata: Muharebeyi tek bir “yemin bozma” anlatısına indirgemek; kroniklerdeki dua sahnesini belge saymak.

Barış, tahttan çekilme ve seferin başlaması

1443–1444 kışında Hunyadi’nin yönettiği ve literatürde Uzun Sefer diye anılan harekât, Osmanlı kuvvetlerine Balkanlar’da ciddi kayıplar verdirdi. Aynı dönemde Karamanoğlu İbrâhim Bey Anadolu’da harekete geçmişti. İki cephede birden baskı altında kalan Osmanlı merkezi barışa yöneldi. Halil İnalcık’ın TDV maddesine göre Macaristan ile 12 Haziran 1444’te yapılan antlaşmayla Sırp Despotluğu iade edilecek, iki taraf da Tuna’yı aşmayacak ve padişahın Bulgaristan’daki hâkimiyeti tanınacaktı. Antlaşma literatürde Edirne–Segedin barışı adıyla anılır.

Barışın hemen ardından II. Murad, İnalcık’ın kaydettiğine göre Cemâziyelevvel 848’de (Ağustos 1444) Mihalıç’ta oğlu II. Mehmed lehine tahttan indi ve Bursa çevresine çekildi. Bu kararın sebepleri kaynaklarda tek bir açıklamaya bağlanmaz; büyük oğlu Şehzade Alâeddin’in ölümünün yol açtığı kişisel yas ile iki cephede birden yıpranan bir hükümdarın siyasî hesabı aynı anda anlatılır. Tarihsel açıklamada bu iki gerekçeyi birbirinin alternatifi saymak gerekmez.

Batı tarafında ise barış kısa sürede sorgulandı. Papalık temsilcisi Kardinal Giuliano Cesarini, Osmanlı Devleti’nin başında çocuk yaşta bir padişahın bulunmasını fırsat sayarak antlaşmanın bağlayıcı olmadığını savundu ve Kral Vladislav’ı ikna etti. Emecen’in maddesine göre kral 4 Ağustos 1444’te savaş kararını kesinleştiren bir bildiri yayımladı. Papalık ve Venedik gemilerinden oluşan bir filo boğazları kapatmakla görevlendirildi; plan, Osmanlı ordusunun Anadolu’dan Rumeli’ye geçmesini engellemekti.

Eksik kalan ittifak

Seferin en az anlatılan yanı, kimlerin sefere katılmadığıdır. Haziran 1444 barışının en somut kazananı, despotluğunu geri alan Sırp despotu Yuri Brankoviç’ti; Osmanlı kaynaklarında Vılkoğlu diye anılan despot, kaybedeceği bir düzeni yeni kurmuş bir hükümdar olarak bu kez orduya katılmadı. Osmanlı merkezinin barışta Sırbistan’ı iade etmesi, böylece savaş alanında karşılığını buldu: antlaşma bozulduğunda ittifakın Balkanlar’daki en güçlü yerel ayağı yerinde durmadı, ama karşı tarafa da geçmedi.

Eflak voyvodası Vlad Drakul ise ancak sınırlı bir süvari kuvveti gönderdi ve seferin başarısına dair kuşkularını açıkça dile getirdi. Papalık ile Venedik’in donanma katkısı da beklenen etkiyi doğurmadı. Sonuçta Varna’ya varan ordu, ilan edildiği ölçekte bir Avrupa koalisyonu değil, esas olarak Macar kuvvetlerine dayanan ve kışa yaklaşan bir mevsimde düşman toprağının derinliğinde ilerleyen bir birlikti. Bu, muharebenin sonucunu tek başına açıklamaz; fakat sonucun neden bu kadar hızlı alındığını anlaşılır kılar.

Boğazın geçilmesi

Osmanlı merkezi, Haçlı ordusunun Tuna’yı geçtiğini öğrenince tahttan çekilmiş padişahı ordunun başına çağırdı. İnalcık, II. Murad’ın başkumandan olarak döndüğünü, buna karşılık II. Mehmed’in resmen padişah sıfatını koruduğunu belirtir; yani devletin başında iki ayrı otorite aynı anda bulunuyordu.

Asıl sorun ordunun karşı yakaya geçirilmesiydi. Gelibolu Boğazı Haçlı donanmasının denetimindeydi. Emecen’in maddesine göre II. Murad, Ceneviz tüccar gemilerini kiralayarak İstanbul Boğazı’ndan karşı yakaya geçti. Bu geçişin ayrıntıları — hangi noktadan geçildiği, gemilerin sayısı, ödenen ücret ve Cenevizlilerin niyeti — kaynaklarda birbirinden farklı anlatılır ve batı literatüründe zaman zaman rüşvet ithamına dönüşür. Kesin olan, ablukanın işe yaramadığı ve ordunun Rumeli’ye geçebildiğidir.

Dar bir deniz boğazında iskeleden gemilere bindirilen atlı ve yaya birlikleri ile uzakta bekleyen kürekli abluka filosunu gösteren temsili çizim
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Bu ayrıntı, seferin başarısız olmasının başlıca sebeplerinden biridir. Haçlı planı, kara ordusu ile deniz ablukasının eşzamanlı işlemesine dayanıyordu; abluka delinince Vladislav’ın ordusu, arkasında donanma desteği bulunmayan ve kışa yaklaşan bir mevsimde Karadeniz kıyısında yalnız kaldı.

10 Kasım 1444: muharebenin seyri

Haçlı ordusu Tuna boyunca ilerleyerek Varna önlerine ulaştı. Ova, batıda Varna gölü ve bataklıkla, doğuda denizle sınırlanan dar bir alandı; bu coğrafya sayıca az olan tarafın kanatlarını korumasına elverişliydi. Haçlı ordusu savaş arabalarından bir tabya kurdu ve arkasına yerleşti.

Emecen’in aktardığı seyre göre muharebe, altı bin kişilik bir sipahi birliğinin hareketiyle başladı; ardından Macar saldırısı geldi. İlk aşamada Haçlı hücumu üstünlük sağladı ve Osmanlı sağ kanadı çözüldü; Anadolu beylerbeyi Karaca Bey bu sırada hayatını kaybetti. Kaynaklar bu noktada kanatların hangi beylerbeyine ait olduğu konusunda tam olarak uyuşmaz; bu sayfada Emecen’in maddesindeki düzen esas alınmış, ihtilaf ayrıca belirtilmiştir.

Belirleyici an, Kral Vladislav’ın yanındaki yaklaşık beş yüz atlıyla Osmanlı merkezine yürümesidir. Emecen’in anlatımına göre kral padişahın ordugâhını aşamadı; önündeki hendeği göremediği için atı buraya düştü ve etrafını çeviren yeniçeriler tarafından öldürüldü. Kralın ölüm haberi Haçlı ordusunda paniğe yol açtı ve hattın çözülmesini hızlandırdı. Kaçış sırasında Kardinal Cesarini de aldığı yaraların etkisiyle öldü; Hunyadi savaş alanından ayrılmayı başardı.

Kayıplar konusunda Emecen, savaş meydanında kalan Macarlar’ın sayısını 7.000–8.000 dolayında verir ve Osmanlı kaybının da buna yakın olduğunu belirtir. Yani zafer ucuz kazanılmış değildir; muharebe iki taraf için de ağır geçmiştir. Bu ayrıntı, sonucun tek bir hücumun talihsizliğine bağlanamayacağını gösterir.

Kralın hücumu: karar mı, pervasızlık mı?

Kaynakların çoğu Vladislav’ın son hücumunu düşüncesiz bir hareket olarak niteler ve yenilgiyi buna bağlar. Bu değerlendirme kaynaklarda gerçekten vardır; fakat bir yorumdur ve olduğu gibi devralınmamalıdır. Kralın hücumu, kanatlardan biri çözülmüşken savaşı hızla kesin sonuca bağlama girişimi olarak da okunabilir; ortaçağ savaş anlayışında hükümdarın bizzat merkeze yüklenmesi alışılmadık bir davranış değildi. Yenilgiden sonra yazılan metinlerin sorumluluğu ölen krala yüklemesi ise anlaşılabilir bir eğilimdir.

Aynı ihtiyat, Osmanlı tarafındaki en bilinen anlatı için de geçerlidir: II. Murad’ın muharebenin kritik anında bozulan antlaşma metnini göğsünden çıkarıp gökyüzüne kaldırdığı ve adalet dilediği sahne, kroniklerin ve sonraki edebî metinlerin sevdiği bir motiftir. Bu sahne, muharebenin sonucunu ahlâkî bir çerçeveye oturtan bir anlatı unsurudur; çağdaş bir belge değildir ve bu sayfada belge gibi kullanılmaz.

Sonuçları

Varna, Emecen’in ifadesiyle Hıristiyan dünyasında genel bir karamsarlığa yol açtı ve Bizans’ın Batı’dan gelecek yardım beklentisini bütünüyle boşa çıkardı. Balkanlar’daki Osmanlı hâkimiyeti bir daha ciddi biçimde tartışmaya açılmadı; Macaristan’ın Tuna’nın güneyine yönelik girişimleri dört yıl sonra ikinci bir Kosova muharebesiyle kesin olarak durduruldu.

Zaferin iç siyasetteki etkisi de büyüktü. Muharebeden sonra fetihnâmeler gönderildi; Emecen’in maddesine göre Kral Vladislav’ın kesik başı zafer nişanesi olarak Edirne ve Bursa’ya yollanmış, oradan bazı esirlerle birlikte Mısır sultanına hediye olarak gönderilmişti. Bu tür gösteriler dönemin diplomatik dilinin parçasıdır ve bugünkü ölçülerle değil, kendi çağının teamülleri içinde okunmalıdır.

II. Murad, Varna’dan sonra yeniden geri çekildi; devletin başında yine genç Mehmed kaldı. Bu ikinci çekilme uzun sürmedi ve 1446’da padişah ikinci defa tahta oturdu. Böylece Varna, yalnız bir dış zafer değil, Osmanlı merkezindeki iktidar mücadelesinin de dönüm noktasıdır: II. Mehmed’in ilk saltanatının kısa sürmesi, onun 1451’de ikinci kez tahta çıktığında iktidarını kimseyle paylaşmayan bir düzen kurmasının arka planını oluşturur. İkinci saltanatının en bilinen sonucu ise dokuz yıl sonraki İstanbul’un Fethi olacaktır.

Sultan II. Murad 1451’de öldüğünde Bursa’da kendi yaptırdığı Muradiye Külliyesi’ne defnedildi; vasiyeti üzerine üstü açık bırakılan sade türbesi, Varna’nın galibinin bugüne kalan izlerinden biridir.

Kaynaklar neyi kesin, neyi belirsiz bırakıyor?

Yüksek güven düzeyindeki bilgiler şunlardır: 1444 Haziranı’nda Macaristan ile barış yapılması; II. Murad’ın Ağustos 1444’te tahttan çekilmesi; Kral Vladislav’ın 4 Ağustos 1444 tarihli savaş bildirisi; Haçlı donanmasının boğazları kapatma girişimi ve Osmanlı ordusunun buna rağmen karşı yakaya geçmesi; muharebenin 10 Kasım 1444’te Varna önlerinde yapılması; Karaca Bey’in ölümü; kralın Osmanlı merkezine yaptığı hücumda öldürülmesi; Cesarini’nin ölümü; Hunyadi’nin kaçması; Osmanlı zaferi ve II. Murad’ın ardından yeniden çekilmesi.

Düşük güven düzeyindeki bilgiler ise şunlardır: iki ordunun tam mevcudu; kayıp rakamları; boğaz geçişinin tam noktası, gemilerin sayısı ve Cenevizlilerle yapılan anlaşmanın içeriği; kanatların hangi beylerbeyine ait olduğu; muharebenin saat saat kronolojisi; kralın hücum kararının gerekçesi; ve kroniklerdeki dua sahnesi gibi anlatı unsurları. Bu ayrıntılarda Osmanlı, Macar, Venedik ve papalık kaynakları hem birbirleriyle çelişir hem de kendi tarafını haklı çıkarma eğilimi taşır. Sayfanın görselleri de bu belirsizliğe uyar: kesin asker sayısı, sancak biçimi veya belirli bir kişinin portresi iddiası taşımaz.

Kaynakça

  1. Feridun Emecen, “Varna Muharebesi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, İstanbul 2012, s. 527–530.
  2. Halil İnalcık, “Murad II” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, Ankara 2006, s. 164–172.
  3. Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1954 (1444 buhranı, tahttan çekilme ve Varna seferi üzerine temel inceleme).
  4. Halil İnalcık – Mevlûd Oğuz (haz.), Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân: İzladi ve Varna Savaşları 1443–1444 Üzerinde Anonim Gazavâtnâme, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989 (çağdaş Osmanlı anlatısı; menâkıb unsurları ayrıştırılarak kullanılmıştır).
  5. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, Türk Tarih Kurumu, Ankara (II. Murad dönemi Rumeli seferleri bölümleri).
  6. Colin Imber, The Crusade of Varna, 1443–45, Ashgate, Aldershot 2006 (batı ve Osmanlı kaynaklarının İngilizce tenkitli çevirileri).
  7. Colin Imber, The Ottoman Empire, 1300–1650: The Structure of Power, Palgrave Macmillan, Basingstoke 2002 (kurumsal çerçeve ve kronik tenkidi için).
Diğer isimleri: Varna Muharebesi, Varna Meydan Muharebesi, Varna Meydan Savaşı