Fatih Sultan Mehmed

Osmanlı Devleti’nin yedinci padişahı
Gentile Bellini’nin 1480 tarihli portresi esas alınarak resmî hükümdar portresi düzeninde canlandırılan Fatih Sultan Mehmed

Fatih Sultan Mehmed, 1453’te İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğu’na son veren ve Osmanlı Devleti’ni imparatorluğa dönüştüren padişahtır. On iki yaşında çıktığı tahttan indirilmiş, yedi yıl sonra ikinci kez tahta geçtiğinde iktidarı kimseyle paylaşmayan bir düzen kurmuştur.

Fatih Sultan Mehmed kimdir?

Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti’nin yedinci padişahıdır. Halil İnalcık’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Mehmed II” maddesine göre 30 Mart 1432’de Edirne’de doğdu. Babası Sultan II. Murad, annesi Hüma Hatun’dur.

Tahta iki kez çıktı: ilki 1444’te, henüz on iki yaşındayken; ikincisi 1451’de. Aradaki fark yalnız yaş değildir. İlk saltanatı iki yıl sürmüş ve bir yeniçeri ayaklanmasının ardından sona ermişti; ikinci saltanatında ise iktidarı hiç kimseyle paylaşmayan bir düzen kurdu. 1453’te İstanbul’u fethederek Bizans İmparatorluğu’na son verdi ve bir uc beyliğinden doğan devleti imparatorluğa dönüştürdü.

Şehzadeliği ve yetişmesi

Mehmed, babasının dördüncü oğluydu ve tahta geçmesi başlangıçta beklenen bir şey değildi. Ağabeyleri Ahmed ve Alâeddin Ali Çelebi’nin sağlığında sıradaki vâris o değildi; Alâeddin Ali’nin 1443’te Amasya’da ölmesi durumu değiştirdi. Bu ölüm, aynı zamanda babasının 1444’te tahtı bırakma kararının sebeplerinden biri olarak kaydedilir.

Şehzadeliğini Manisa’da geçirdi. Osmanlı düzeninde şehzadelerin sancakta görev yapması, kitabî eğitimin yanına fiilî yönetim tecrübesi eklemeyi amaçlayan bir uygulamaydı; genç şehzade burada divan işleyişini, vergi düzenini ve askerî sevkiyatı yerinde görüyordu.

Eğitiminde Molla Gürânî ve Akşemseddin gibi devrin tanınmış âlimleri yer aldı. Kaynaklar, çocukluğunda derslere ilgisiz kaldığı ve ancak sert bir hoca tayin edildikten sonra ciddiye aldığı yönünde bir anlatı aktarır; bu tür anlatılar sonraki kuşakların hükümdar tasvirlerinde sıkça görülen bir kalıptır ve belge değeri sınırlıdır.

Buna karşılık yetişkinliğindeki ilgi alanları kaynaklarla desteklenir: coğrafya, tarih ve askerî mühendislik konularına ilgi duyduğu, saray kütüphanesini genişlettiği ve farklı dillerde eser topladığı bilinir. Kuşatmada top mevzilendirmesine ve gemilerin karadan yürütülmesine kişisel olarak dahil olması, bu ilginin pratikteki karşılığıdır.

İki kez tahta çıkmanın anlamı

1444’te babası tahtı bırakınca Mehmed on iki yaşında hükümdar oldu. Devletin başında bir çocuğun bulunması hem dışarıda yeni bir Haçlı seferini kışkırttı hem de içeride merkezî otoriteyi zayıflattı. 1446’daki Buçuktepe Vak‘ası, Osmanlı tarihinin ilk yeniçeri ayaklanmasıdır ve ardından Mehmed tahttan indirilerek Manisa’ya gönderildi; babası yeniden tahta çıktı. Bu olayın ayrıntıları ve para politikasına dayanan sebebi Sultan II. Murad sayfasında ele alınmıştır.

1451’de ikinci kez tahta çıktığında on dokuz yaşındaydı ve beş yıl önce yaşadığı tecrübeyi unutmamıştı. Saltanatının ilk yıllarından itibaren vezirlerin, uç beylerinin ve kapıkulu ocağının padişah karşısındaki ağırlığını sınırlayan bir yapı kurmaya yöneldi. Fetihten sonra Çandarlı Halil Paşa’nın idam edilmesi, bu yeni düzenin en görünür işaretidir: 1446’da onu tahttan indiren ittifakın merkezindeki isim tasfiye edilmişti.

Bu bakımdan 1453 yalnız bir şehrin alınması değil, aynı zamanda bir iç hesaplaşmanın da sonucudur. Genç padişahın kuşatmayı vezirlerinin itirazına rağmen sürdürmesi, hem askerî hem siyasî bir tercihti.

“Fatih” unvanı ve diğer adları

Kaynaklarda ve belgelerde en sık geçen adlandırma Sultan Mehmed Han’dır. Fatih sıfatı, adının ayrılmaz parçası hâline gelmesi bakımından sonraki dönemlerin işidir; Arapça Ebü’l-Feth (fethin babası) unvanı ise kendi döneminde de kullanılmıştır.

Bu, Osmanlı padişahlarının lakaplarında sık görülen bir durumdur: Yıldırım, Kanuni ve Yavuz için de benzer bir gecikme söz konusudur. Lakaplar çoğunlukla hükümdarın kendi çağının değil, sonraki kuşakların değerlendirmesidir.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir adaş meselesi vardır: bu sayfa II. Mehmed’i anlatır. Sultan I. Mehmed (Çelebi Mehmed) ayrı bir kişidir ve Fetret Devri’ni kapatan padişahtır.

İstanbul’un fethi

Kuşatma 6 Nisan – 29 Mayıs 1453 arasında sürdü; yani yaklaşık yedi hafta. Sonucu belirleyen etkenler arasında büyük çaplı top dökümü, Haliç’e gemilerin karadan indirilmesi ve deniz ablukasının kara kuşatmasıyla birlikte yürütülmesi sayılır. Fetih, Bizans İmparatorluğu’nu sona erdirdi ve Osmanlı’nın başkentini İstanbul’a taşıdı.

Kuşatmanın seyri, kullanılan teknoloji ve fethin sonuçları ayrı bir sayfada ele alınmıştır: İstanbul’un Fethi.

Devlet düzeni ve kanunnâme

Fatih dönemi, Osmanlı merkezî yönetiminin biçimlendiği dönemdir. Kendi adıyla anılan kanunnâme, devlet teşkilatını, protokolü ve idarî hiyerarşiyi yazılı hâle getirdi. Metin; divan düzenini, vezirlerin sırasını, kimin padişaha hangi durumda arz edebileceğini ve saray teşrifatını tanımlar. Bu tür bir yazılı düzenleme, hükümdarın kişisel tercihine bağlı olmayan bir kurumsal işleyiş kurmayı amaçlar.

Kardeş katli maddesi. Aynı metinde yer alan ve “nizâm-ı âlem için” kardeş katline izin veren hüküm, Osmanlı hukuk tarihinin en çok tartışılan maddesidir. Tartışma üç başlıkta toplanır: metnin bu hâliyle Fatih’e mi ait olduğu, mevcut uygulamayı yazıya geçirmekle mi yoksa yeni bir yetki tanımakla mı sonuçlandığı, ve şer‘î dayanağının ne olduğu.

Uygulamanın kendisi Fatih’ten önce de vardı; Osmanlı veraset düzeninde belirli bir vâris kuralı bulunmadığı için taht mücadeleleri kural olarak kardeşlerin tasfiyesiyle sonuçlanıyordu. Fetret Devri, bu belirsizliğin devleti neredeyse dağıttığı örnektir. Maddeyi savunan görüş, hükmün bu dağılma riskini önlemeyi amaçladığını söyler; eleştiren görüş ise bir uygulamayı hukuk metnine yazmanın onu meşrulaştırmak anlamına geldiğini vurgular. Bu sayfada taraf tutulmamakta, tartışmanın çerçevesi verilmektedir.

İlim ve imar. Fetihten sonra İstanbul’un yeniden iskânı, gayrimüslim cemaatlerin hukukî statüsünün düzenlenmesi ve şehrin ticaret merkezi olarak canlandırılması da bu dönemin işidir. Sahn-ı Semân medreseleri ile ilmiye teşkilatı kurumsallaştı; bu medreseler, Osmanlı’da yüksek öğretimin ilk sistemli basamağı sayılır.

Fatih Külliyesi, cami çevresinde medrese, kütüphane, hastane, imaret ve hamamı bir arada barındıran yapı programıyla, sonraki Osmanlı külliyelerinin de modeli oldu. Kapalıçarşı’nın çekirdeği ve Topkapı Sarayı’nın ilk yapıları da bu döneme aittir.

İlim, sanat ve merak

Fatih’in kültürel hamiliği, dönemin hükümdarları arasında ayrıksı bir yer tutar; çünkü yalnız kendi geleneği içinde kalmadı.

Sarayında farklı dillerde eser barındıran bir kütüphane oluşturdu. Ali Kuşçu’yu İstanbul’a getirerek matematik ve astronomi çalışmalarını destekledi; Molla Gürânî, Hocazâde ve Molla Zeyrek gibi âlimlerle felsefe tartışmalarını izlediği kaydedilir. Gazzâlî ile İbn Rüşd arasındaki felsefe tartışmasının yeniden ele alınmasını istemesi, bu ilginin ciddiyetini gösteren örneklerdendir.

Batı sanatıyla ilişkisi de dikkat çekicidir. Venedik’ten davet ettiği Gentile Bellini, 1479-1481 arasında İstanbul’da kaldı ve padişahın portresini hayattan yaptı. Bu portre, bu sayfadaki görselin de dayanağıdır ve Osmanlı padişahları arasında yaşarken yapılmış ilk doğrulanmış portredir. Aynı dönemde İtalyan madalya sanatçılarına madalyonlar yaptırıldı.

Bu ilginin ardında estetik zevkin ötesinde siyasî bir boyut da aranmıştır: Roma mirasını devralan bir hükümdar imgesi kurmak. Fatih’in Kayser-i Rûm unvanına ilgi duyduğu ve İtalya yönündeki siyasetinin bu çerçeveyle ilişkili olduğu literatürde tartışılan bir yorumdur.

Fetihten sonraki seferler

1453 bir son değil, otuz yıl sürecek bir genişlemenin başlangıcıydı. Fatih saltanatının kalan yıllarında hemen her yıl sefere çıktı.

Balkanlar. Sırbistan 1459’da, Bosna 1463’te doğrudan yönetime bağlandı. Eflak’ta Vlad Ţepeş ile mücadele yürütüldü. Arnavutluk’ta İskender Bey’in direnişi uzun yıllar sürdü ve ancak onun ölümünden sonra bölge denetim altına alındı.

Anadolu ve Karadeniz. Mora Despotluğu 1460’ta, Trabzon Rum İmparatorluğu 1461’de ortadan kaldırıldı. Karamanoğulları 1468’de tasfiye edildi. 1473’teki Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan yenildi; bu, Doğu Anadolu’daki dengeyi Osmanlı lehine çeviren muharebedir. 1475’te Kırım Osmanlı himayesine girdi ve Karadeniz büyük ölçüde iç deniz hâline geldi.

Denizler ve Batı. Venedik ile 1463-1479 arasında süren uzun deniz savaşı, Ege’deki adaların ve Arnavutluk kıyılarının el değiştirmesiyle sonuçlandı. 1480’de Rodos kuşatıldı fakat alınamadı; aynı yıl İtalya’nın güneyindeki Otranto’ya çıkarma yapıldı ve şehir ele geçirildi.

Bu seferlerin ortak mantığı, yeni başkentin güvenlik çevresini kurmaktı. İstanbul’u merkez yapan bir devlet için boğazlar, Karadeniz ve Ege bir bütündü.

Ailesi

Babası Sultan II. Murad, annesi Hüma Hatun’dur. Kendisinden sonra tahta oğlu II. Bayezid geçti; diğer oğlu Cem Sultan ise taht mücadelesini kaybederek önce Memlük topraklarına, ardından Avrupa’ya geçti ve ömrünün geri kalanını Rodos şövalyeleri ile papalığın elinde rehin olarak geçirdi. Cem meselesi, Osmanlı dış siyasetini yıllarca kısıtlayan bir sorun hâline geldi.

Erken dönem hanedan kadınlarında olduğu gibi eşleri konusundaki kayıtlar eşit güvenilirlikte değildir; bazı adlar yalnız geç dönem kaynaklarında geçer.

Ölümü ve zehirlenme iddiası

İnalcık’ın maddesine göre 3 Mayıs 1481’de, ordusuyla yeni bir sefere çıktığı sırada Gebze yakınlarında öldü. Seferin hedefi kaynaklarda açıkça belirtilmez; Mısır yönü ve İtalya yönü ayrı ayrı ileri sürülmüştür.

Ölüm sebebi kesin değildir. Uzun süredir gut hastalığı çektiği ve ağır ağrılarla seyahat ettiği kaydedilir. Buna karşılık zehirlendiği iddiası da erken dönemden itibaren dile getirilmiş, hekimi Yakup Paşa’nın adı bu bağlamda anılmıştır. Bazı anlatılar Venedik’i, bazıları saray içindeki hizip mücadelesini işaret eder.

Bu iddia kanıtlanmış bir olgu değil, tartışılan bir rivayettir. Bir hükümdarın beklenmedik ölümünün ardından zehirlenme söylentisinin çıkması, dönemin siyasî kültüründe yaygın bir kalıptır ve tek başına delil sayılamaz. Kesin olan, ölümün taht geçişini hazırlıksız yakaladığı ve İstanbul’da kısa süreli bir karışıklığa yol açtığıdır.

Fatih Camii’nin haziresindeki türbesine defnedildi.

Mirası

Fatih’in bıraktığı devlet, devraldığından yalnız daha büyük değil, yapı olarak da farklıydı. Bir uc beyliğinden doğan siyasî yapı, merkezî bir imparatorluk düzenine geçmişti: başkenti, yazılı teşkilat kanunu, kurumsallaşmış ilmiye teşkilatı ve doğrudan padişaha bağlı bir yönetici kadrosu vardı.

Bu dönüşümün bedeli de tartışılır. Vezir ailelerinin tasfiyesi ve iktidarın tek elde toplanması, sonraki yüzyıllarda padişahın niteliğine aşırı bağımlı bir yapı üretti. Aynı düzen, güçlü bir hükümdarla olağanüstü sonuçlar verirken zayıf bir hükümdarla hızla tıkanabiliyordu.

Bugün “Fatih” denince akla gelen tek olay İstanbul’un fethidir. Oysa fetih, otuz yıllık bir saltanatın üçüncü yılındadır; geri kalan yirmi sekiz yıl, alınan şehri bir imparatorluk merkezine dönüştürmekle ve o merkezin güvenlik çevresini kurmakla geçmiştir.

Kaynakça

  1. Halil İnalcık, “Mehmed II” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, 2003, s. 395–407.
  2. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ, 1300-1600, çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.
  3. Abdülkadir Özcan, “Buçuktepe Vak‘ası” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, 1992, s. 343–344.
Diğer isimleri: II. Mehmed, Sultan Mehmed Han, Ebu’l-Feth