Sultan I. Murad kimdir?
Sultan I. Murad, Osmanlı Devleti’nin üçüncü padişahıdır; 1362’de tahta çıkmış ve 1389’da I. Kosova Savaşı’nın yapıldığı gün savaş alanında öldürülmüştür. Babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun’dur. Kaynaklarda çoğu zaman Hüdavendigar unvanıyla anılır.
Onun dönemi, Osmanlı tarihinde bir eşiktir. Kendinden önceki iki hükümdar Anadolu’daki uc çevresinde genişleyen bir beyliği yönetmişti; I. Murad’ın yirmi yedi yıllık saltanatı sonunda ise Rumeli’de kalıcı bir idare kurulmuş, Balkanlar’daki devletlerin bir kısmı tâbi hâle gelmiş ve devletin ağırlık merkezi Edirne’ye kaymıştı. Bu dönüşüm tek bir seferle değil, yerleşme, vergi ve idare düzeninin birlikte kurulmasıyla gerçekleşti.
Tahta çıkışı
Halil İnalcık’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Murad I” maddesine göre 1326’da doğdu ve babasının ölümü üzerine 1362’de tahta geçti. Ağabeyi Süleyman Paşa’nın, Rumeli’ye geçişin öncüsü olan bu şehzadenin, babasının sağlığında bir av kazasında ölmesi veraset düzenini değiştirmiş; hükümdarlık Murad’a kalmıştı.
Saltanatının ilk yıllarında Anadolu’da beylik ilişkilerini düzenlerken Rumeli’de fetihleri sürdürdü. Bu iki cepheyi aynı anda yönetmesi, sonraki Osmanlı hükümdarlarının da tekrar tekrar karşılaşacağı bir denge sorununun ilk örneğidir.
Edirne’nin fethi: tarih neden tartışmalı?
Edirne’nin Osmanlı yönetimine geçişi, I. Murad dönemine bağlanan en önemli olaydır; ancak fethin tarihi kesin değildir ve literatürde 1361, 1362, 1367 ve 1369 gibi farklı yıllar ileri sürülmüştür.
Halil İnalcık, Osmanlı kaynaklarına dayanarak 1361 tarihini savunur ve bu görüş yaygın kabul görür. Buna karşılık Elizabeth Zachariadou, şehrin metropoliti Polykarpos’un 1366 tarihli bir mersiyede hâlâ bu sıfatla anılmasından ve bazı kısa Bizans kroniklerinden hareketle fethin 1369’da gerçekleşmiş olabileceğini ileri sürer. Tartışma, ele geçirilen bir şehrin “ne zaman fethedildiği” sorusunun her zaman tek bir güne indirgenemeyeceğini de gösterir: kuşatma, tâbi kılma ve kalıcı yerleşme farklı zamanlara yayılabilir.
Kesin olan, Edirne’nin bu dönemde Osmanlı’nın Rumeli’deki ana üssü hâline gelmesi ve devletin ağırlık merkezinin Anadolu’dan Trakya’ya kaymasıdır.
Rumeli’de kalıcılık ve Çirmen
I. Murad döneminin ayırt edici yanı, akınları kalıcı yerleşmeye çevirmesidir. Anadolu’dan getirilen Türkmen gruplarının Rumeli’ye iskânı, fethedilen bölgelerde timar düzeninin kurulması ve yerli halka can-mal güvenliği tanıyan uzlaşmacı bir yaklaşımın izlenmesi, Osmanlı hâkimiyetini kısa ömürlü bir askerî üstünlük olmaktan çıkardı. İnalcık’ın istimâlet kavramıyla tarif ettiği bu siyaset, yalnızca hoşgörü değil, vergi verecek üretici nüfusu yerinde tutmayı hedefleyen bir yönetim tercihiydi.
Askerî bakımdan dönüm noktası, 26 Eylül 1371’de Meriç kıyısında, Rumeli beylerbeyi Lala Şahin Paşa kumandasında kazanılan Çirmen Savaşı’dır. Sırp kuvvetlerinin ağır yenilgisi Balkanlar’daki güç dengesini kalıcı biçimde değiştirdi; bölgedeki birçok yerel hükümdar Osmanlı’ya tâbi duruma geçti.
Yeniçeri Ocağı’nı I. Murad mı kurdu?
Yaygın anlatı, yeniçeri ocağının I. Murad tarafından kurulduğunu söyler. Kaynak durumu bundan daha karışıktır ve tek bir kuruluş tarihi vermek güçtür.
Basilike Papoulia’nın konuya ayrılmış incelemesi, devşirme uygulamasının ve ocağın başlangıcını Orhan dönemine, pençik usulünün kabulünü I. Murad dönemine, devşirmenin sistemleşmesini ise II. Murad dönemine bağlar. Bu görüş de tartışmayı kapatmamıştır. Bugün literatürde ağırlık kazanan yaklaşım şudur: ocağın oluşumu en erken Orhan devrinin sonlarında başlamış, birbirinin içine geçen süreçler hâlinde tedricen gelişmiştir; I. Murad döneminde asıl gerçekleşen, savaş esirlerinin beşte birinin devlete ayrılmasını düzenleyen pençik usulünün ve buna bağlı teşkilatlanmanın kurulmasıdır. Bu düzenlemenin hukukî ve idarî çerçevesini kuran isim, dönemin kazaskeri ve ilk Osmanlı vezirlerinden Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’dır.
Buradaki ayrım önemsiz bir ayrıntı değildir. Sonraki yüzyıllarda tanınan haliyle yeniçeri ocağını ve devşirme düzenini 14. yüzyıla olduğu gibi taşımak, kurumun kendisini yanlış anlamak olur; bu kurumlar zaman içinde biçimlenmiştir.
Anadolu siyaseti ve Savcı Bey isyanı
Rumeli’deki genişleme sürerken Anadolu’da Karamanoğulları ile ilişkiler gerginleşti. I. Murad, Germiyanoğulları ile kurulan evlilik bağı ve Hamidoğulları’ndan satın alınan topraklar yoluyla Batı Anadolu’da Osmanlı nüfuzunu genişletti; bu, salt fetihle değil diplomasi ve mülk edinmeyle yürütülen bir genişleme örneğidir.
Saltanatın en sarsıcı iç olayı, oğlu Savcı Bey’in Bizans imparatorunun oğlu ile birlikte giriştiği isyandır. İsyan bastırıldı ve Savcı Bey öldürüldü. Bu olay, hanedan içi veraset rekabetinin daha kuruluş yüzyılında ne kadar sert olabildiğini gösterir.
I. Kosova ve I. Murad’ın ölümü
15 Haziran 1389’da Kosova ovasında, Sırp Knezi Lazar önderliğindeki Balkan ittifakı ile Osmanlı ordusu karşı karşıya geldi. Savaş Osmanlı’nın zaferiyle sonuçlandı; Lazar da hayatını kaybetti. Aynı gün I. Murad öldürüldü ve böylece savaş alanında düşman eliyle ölen tek Osmanlı padişahı oldu. Yerine oğlu I. Bayezid geçti.
Ölümünün nasıl gerçekleştiği konusunda kaynaklar birleşmez. İnalcık’ın TDV maddesi dahil pek çok eser, Miloš Kobilić (Obilić) adlı bir Sırp tarafından hançerle öldürüldüğünü kaydeder. Ancak olayın savaş sırasında mı yoksa savaş sonrasında meydanı dolaşırken mi gerçekleştiği, Miloš’un padişaha nasıl yaklaştığı ve niyetini nasıl gizlediği anlatılarda değişir; kimi kaynak onun Müslüman olmak istediğini söyleyerek yaklaştığını aktarır. Olaya ilişkin çağdaş tek yazılı belge, Bosna Kralı I. Tvrtko’nun Floransa Senatosu’na gönderdiği 20 Ekim 1389 tarihli mektuptur. Ayrıntıların büyük bölümü ise sonraki yüzyıllarda, hem Osmanlı hem Sırp tarafında güçlü destanlar hâline gelen anlatılara dayanır.
I. Murad’ın naaşı Bursa’ya götürülerek kendi yaptırdığı külliyenin türbesine defnedildi. Kosova’da öldüğü yerde ise bir anıt türbe (Meşhed-i Hüdavendigar) inşa edildi ve bu yapı yüzyıllar boyunca ziyaret edildi.
“Hüdavendigar” ne demek?
Farsçadan gelen hüdâvendigâr kelimesi “hükümdar, efendi” anlamındadır. I. Murad’a bu unvanın yakıştırılması, saltanatı boyunca beylikten devlete geçiş sürecinde kazanılan konumu yansıtır. Bursa çevresine sonradan verilen “Hüdavendigar” idarî adı da bu unvandan gelir.
Ailesi
Babası Orhan Gazi, annesi Nilüfer Hatun’dur; dedesi Osman Gazi’dir. Oğulları arasında kendisinden sonra tahta çıkan I. Bayezid, isyanı sebebiyle öldürülen Savcı Bey ve Yakub Çelebi sayılır. Erken dönem hanedan kadınlarında olduğu gibi, eşleri ve kızları konusundaki kayıtlar eşit güvenilirlikte değildir; bazı adlar yalnız geç dönem kaynaklarında geçer.
Mirası
I. Murad’ın bıraktığı devlet, devraldığından yalnız daha büyük değil, yapı olarak da farklıydı. Rumeli’de bir beylerbeyilik kurulmuş, kadıaskerlik makamı oluşturulmuş, timar düzeni fethedilen topraklarda işler hâle gelmişti. Beylik teşkilatından merkezî bir devlet düzenine geçişin belirleyici adımları bu dönemde atıldı.
Bu sebeple onun tarihteki yeri, kazandığı savaşlardan çok kurduğu düzenle ölçülür. Kosova’da kaybedilen bir hükümdarın ardından devletin dağılmaması, tam da bu kurumsallaşmanın işaretidir.
Kaynakça
- Halil İnalcık, “Murad I” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, 2006, s. 156–164.
- Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ, 1300-1600, çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.
- Halil İnalcık, Edirne’nin Fethi, 1361, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.
- Elizabeth A. Zachariadou, “The Conquest of Adrianople by the Turks”, Studi Veneziani, c. 12, 1970, s. 211–217.
- Basilike D. Papoulia, Ursprung und Wesen der “Knabenlese” im Osmanischen Reich, R. Oldenbourg, Münih, 1963.
- Abdülkadir Özcan, “Yeniçeri” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, 2013, s. 450–462.