Sultan I. Bayezid kimdir?
Sultan I. Bayezid, Osmanlı Devleti’nin dördüncü padişahıdır; kaynaklarda çoğunlukla Yıldırım lakabıyla anılır. Babası Sultan I. Murad’ın I. Kosova Savaşı’nda öldürülmesi üzerine 1389’da savaş meydanında tahta çıktı ve 1402’ye kadar hüküm sürdü.
Saltanatı, Osmanlı tarihinin hem en hızlı genişleme hem de en ağır çöküş dönemidir. On üç yıl içinde Balkanlar’da Haçlı ordusunu yendi, Anadolu beyliklerinin çoğunu doğrudan yönetime bağladı ve İstanbul’u yıllarca abluka altında tuttu. Aynı on üç yılın sonunda Ankara Savaşı’nda Timur’a yenildi, esir düştü ve esaret altında öldü; ardından devlet on bir yıl süren bir taht mücadelesine, Fetret Devri’ne girdi.
“Yıldırım” lakabı nereden geliyor?
Lakap, hükümdarın cepheler arasında olağan dışı bir hızla yer değiştirmesine bağlanır. Balkanlar’daki bir seferi bırakıp Anadolu’da beklenmedik bir anda görünmesi, hem müttefiklerini hem rakiplerini şaşırtan bir tempo yaratmıştı. Bu hız, kazandığı zaferlerin de yenilgisinin de açıklamasının bir parçasıdır: sürekli hareket hâlindeki bir ordu ve henüz sindirilmemiş fetihler, dayanıklı olmayan bir yapı üretmişti.
Niğbolu ve Balkanlar
Bayezid döneminin en bilinen askerî başarısı, 1396’da Niğbolu’da kazanılan zaferdir. Macar Kralı Sigismund önderliğinde toplanan ve Batı Avrupa’dan gelen şövalyelerin de katıldığı Haçlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Bu sonuç, Osmanlı’nın Balkanlar’daki konumunu Avrupa devletleri nezdinde tartışmasız hâle getirdi. Zaferin ardından Bursa’da yaptırdığı yirmi kubbeli Bursa Ulu Camii, erken Osmanlı mimarisinin en anıtsal eserlerinden biridir.
Aynı yıllarda İstanbul uzun süreli bir abluka altına alındı; şehri almaya yönelik girişimler sürdürülse de kuşatma sonuç vermedi. Anadolu Hisarı bu dönemde Boğaz’ın denetimi için inşa edildi.
Anadolu ilhakları: zaferin içindeki zaaf
Bayezid, Batı Anadolu’daki Aydın, Saruhan, Menteşe ve Germiyan beylikleri ile Karamanoğulları üzerine yürüyerek bu toprakları doğrudan Osmanlı yönetimine bağladı. Bu, hanedanın Anadolu’daki gücünü kısa sürede katladı. Yeni düzeni yönetmek için Bayezid, ilk Anadolu beylerbeyiliğini Ankara merkezli olarak Kara Timurtaş Paşa’ya verdi.
Ne var ki ilhak, beraberinde bir sorun getirdi. Tasfiye edilen beyliklerin hükümdarları ve onlara bağlı askerî gruplar ortadan kalkmadı; bir kısmı Timur’un yanına sığındı ve kaybettikleri toprakları geri almanın yolunu orada aradı. Anadolu’nun yeni katılan bölgelerinde Osmanlı yönetimi henüz kök salmamıştı. 1402’de Ankara ovasında yaşananları anlamak için bu zemine bakmak gerekir; yenilgiyi tek bir savaş gününe veya bir “ihanet” anlatısına indirgemek, sürecin kendisini gözden kaçırır.
Ankara Savaşı ve esaret
Halil İnalcık’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Bayezid I” maddesine göre savaş 28 Temmuz 1402’de Ankara yakınlarındaki Çubuk ovasında yapıldı. Timur’un ordusu karşısında Osmanlı kuvvetlerinin bir bölümü — özellikle ilhak edilen beyliklerden gelen birlikler — saf değiştirdi. Bayezid esir düştü.
Aynı maddeye göre bir süre esaret altında kaldıktan sonra 8 Mart 1403’te Akşehir’de öldü. Naaşı sonradan Bursa’ya getirilerek kendi yaptırdığı külliyeye defnedildi. Ölümünün ardından oğulları arasında başlayan taht mücadelesi, Osmanlı tarihinde Fetret Devri olarak anılan on bir yıllık kesintiye yol açtı.
Demir kafes iddiası: kaynaklar ne diyor?
Yıldırım Bayezid denince akla gelen ilk görüntü, çoğu zaman Timur’un onu demir bir kafeste tuttuğu sahnesidir. Bu sahnenin kaynak durumu, basit bir “doğru” veya “uydurma” cevabıyla geçiştirilemeyecek kadar karışıktır ve tarihçiler bugün de aynı fikirde değildir.
Kafes rivayeti Arap ve Bizans kaynaklarında ve bazı Osmanlı kroniklerinde geçer; buna karşılık Timur’un kendi çevresinde yazılan Timurlu kaynakları konuya hiç girmez. İbn Arabşah’ın 1436 tarihli eserindeki “kafesteki bir kuş gibi hapsedildi” ifadesinin gerçek bir kafesi mi yoksa edebî bir benzetmeyi mi anlattığı ayrıca tartışılmıştır. Bazı araştırmacılar söz konusu nesnenin kafes değil, kafesli/kapalı bir tahtırevan olabileceğini ileri sürer.
Mehmed Fuad Köprülü, 1937’de Belleten’de yayımlanan incelemesinde kaynakları karşılaştırarak kafes rivayetinin tarihî bir vakıa olduğu sonucuna varır ve Hammer’in “efsane” hükmüne karşı çıkar. Buna karşılık Halil İnalcık’ın TDV maddesi konuya hiç değinmez; metinde yalnız esir düştüğü kaydedilir. Bir başvuru eserinin bir ayrıntıyı hiç anmaması da bir tutumdur ve okurun bilmesi gerekir.
Kesin olan bir şey vardır: imgenin bugünkü gücü tarihçilerden değil edebiyattan gelir. Christopher Marlowe’un 1587 tarihli Tamburlaine the Great oyunu, ardından Händel’in Tamerlano (1725) ve Vivaldi’nin Bajazet (1735) operaları, kafesteki sultan sahnesini Avrupa’nın ortak hayaline yerleştirdi. Bugün zihinlerdeki tablo, büyük ölçüde bu sahne geleneğinin ürünüdür.
İntihar iddiası
Bayezid’in esaret altında kendi canına kıydığı rivayeti de erken kaynaklara dayanır. Köprülü, Âşıkpaşazâde, anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân ve Hadîdî gibi en eski Osmanlı kaynakları ile İbn İyâs gibi Mısırlı müelliflerin bu rivayeti kaydettiğini belirtir ve Semerkant’a götürüleceğini öğrenen bir hükümdarın umutsuzluk ve teşhir edilme korkusuyla böyle bir yola başvurmasını makul bulur.
Bu, kanıtlanmış bir olgu değil, erken kaynaklarda yer alan ve ciddiye alınan bir rivayettir. Ölümün kesin biçimi bilinmemektedir.
Ailesi
Babası Sultan I. Murad, annesi Gülçiçek Hatun, dedesi Orhan Gazi’dir. Oğullarından Süleyman Çelebi, Îsâ Çelebi, Mûsâ Çelebi ve Mehmed Çelebi, Fetret Devri boyunca taht için mücadele etmiş; sonunda I. Mehmed adıyla tahta çıkan Mehmed Çelebi devleti yeniden birleştirmiştir. Sırp Despotu Lazar’ın kızı Olivera ile evliliği, dönemin hanedanlar arası siyasî evlilik geleneğinin bir örneğidir.
Mirası
I. Bayezid’in saltanatı, Osmanlı tarihinde bir uyarı olarak okunur: hızlı genişleme, sindirilmemiş toprak ve merkezîleşmemiş bir askerî yapı bir arada bulunduğunda tek bir yenilgi devleti dağılma noktasına getirebilir. Devletin Fetret Devri’nden dağılmadan çıkabilmesi ise, kuruluş yüzyılında atılan idarî temellerin ne kadar sağlam olduğunun ayrı bir göstergesidir.
Kaynakça
- Halil İnalcık, “Bayezid I” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, 1992, s. 231–234.
- M. Fuad Köprülü, “Yıldırım Beyazıd’ın Esareti ve İntiharı Hakkında”, Belleten, c. 1, sy. 2, Nisan 1937, s. 591–603.
- Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ, 1300-1600, çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.
- İbn Arabşah, Acâibü’l-makdûr fî nevâibi Tîmûr, 1436 (Timur’un hayatına dair çağdaşa yakın Arapça kaynak).