Kırım Savaşı

Osmanlı Devleti’nin Rusya karşısında müttefikleriyle yürüttüğü savaş ve Paris barışı
Kırım’da bir yamaçta kurulmuş müttefik ordugâhını, fesli Osmanlı erlerini ve uzaktaki kuşatma hatlarını gösteren temsilî tarih kitabı çizimi.

Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1853’te başlayan ve 1854’ten itibaren İngiltere, Fransa ile Sardinya’nın Osmanlı safında katılmasıyla Avrupa ölçeğine yayılan savaştır. Savaşın çıkışında Kudüs’teki kutsal makamlar tartışması ile Rusya’nın Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde himaye hakkı iddiası belirleyici oldu. Sinop Baskını, Silistre savunması, Sivastopol kuşatması ve Kars’ın düşüşü savaşın başlıca safhalarıdır. Savaş 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması ile sona erdi; antlaşma Osmanlı Devleti’ni Avrupa devletler hukuku ve ahengi içine kabul etti, Karadeniz’i tarafsızlaştırdı. Savaşın maliyeti Osmanlı maliyesini ilk dış borçlanmalara yöneltti.

Kırım Savaşı nedir?

Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1853 sonbaharında başlayan ve 1854 baharından itibaren İngiltere, Fransa ve ertesi yıl Sardinya Krallığı’nın Osmanlı safında savaşa girmesiyle Avrupa ölçeğine yayılan bir savaştır. Osmanlı kaynaklarında ve dönemin belgelerinde daha çok Kırım Harbi adıyla geçer. Savaşın adı Kırım yarımadasındaki kuşatmadan gelmekle birlikte çarpışmalar Tuna boyunda, Kafkasya’da, Karadeniz’de ve Baltık ile Pasifik’teki ikincil cephelerde de sürmüştür.

Savaş Sultan Abdülmecid saltanatının ortasına, yani Tanzimat düzenlemelerinin uygulanmaya çalışıldığı yıllara denk gelir. Bu yüzden Kırım Savaşı yalnız bir askerî olay değil, aynı zamanda Osmanlı maliyesinin, diplomasisinin ve iç reform gündeminin biçimlendiği bir dönemeçtir. Savaşı bitiren 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması, Osmanlı Devleti’ni Avrupa devletler hukuku ve devletler ahengi içine kabul eden ilk çok taraflı metindir.

Savaşa giden yol: kutsal makamlar, himaye iddiası ve devletlerarası denge

Savaşın nedenini tek bir olaya bağlamak kaynakların desteklemediği bir sadeleştirmedir. Yakın sebep, Kudüs ve Beytüllahim’deki kutsal makamların idaresi üzerine Katolik ve Ortodoks cemaatler arasındaki eski çekişmenin 1852’de yeniden alevlenmesidir. Fransa Katolik cemaatin, Rusya ise Ortodoks cemaatin haklarını savundu; Bâbıâli iki tarafa da kısmen olumlu cevap veren fermanlar çıkarınca anlaşmazlık büyüdü.

Asıl kırılma, Rusya’nın Şubat 1853’te İstanbul’a gönderdiği Prens Menşikov’un taleplerindedir. Menşikov, kutsal makamlar meselesinin çözülmesinin yanı sıra Osmanlı Ortodoks tebaası üzerinde Rusya’ya antlaşmayla tanınmış bir himaye hakkı verilmesini istedi. Bâbıâli kutsal makamlarla ilgili kısmı kabul etti, fakat himaye talebini —hükümranlık haklarını doğrudan sınırlayacağı gerekçesiyle— reddetti. Bunun üzerine Rus kuvvetleri Temmuz 1853’te, Osmanlı’ya bağlı imtiyazlı prenslikler olan Eflak ve Boğdan’ı işgal etti. Bâbıâli’nin tahliye ültimatomu sonuçsuz kalınca Osmanlı Devleti 4 Ekim 1853’te savaş ilan etti.

Bu yakın sebeplerin altında iki yapısal etken vardır. Birincisi, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Avrupa diplomasisinde “Şark meselesi” diye anılan sorun, yani Osmanlı topraklarının paylaşılması ihtimalinin büyük devletler arasında yarattığı rekabettir. İkincisi, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan beri Rusya’nın Ortodoks tebaa üzerinde ileri sürdüğü, metnin lafzının tartışmalı olduğu himaye iddiasıdır. İngiltere ve Fransa için mesele Kudüs’ten çok, Rusya’nın Boğazlar ve Doğu Akdeniz üzerindeki ağırlığının artmasıydı; bu yüzden ikisi de Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü kendi çıkarlarının parçası saydılar.

Sinop Baskını ve savaşın Avrupalılaşması

Savaşın ilk aylarında Tuna boyunda Osmanlı kuvvetleri, serdar Ömer Lutfi Paşa idaresinde nehri geçerek bazı başarılar elde etti. Denizde ise 30 Kasım 1853’te Sinop limanında demirli Osmanlı filosu, Amiral Nahimof komutasındaki Rus Karadeniz donanmasının baskınına uğradı ve büyük ölçüde yakıldı. Kaynaklar kayıp rakamlarında birebir örtüşmez; Mehmet Öz’ün TDV maddesi iki binin üzerinde asker kaybı ile on iki geminin batışını, ayrıca şehirde çıkan yangında yüzlerce ev ve dükkânın yandığını kaydeder. Candan Badem de baskında yaklaşık iki bin Osmanlı denizcisi ve subayının öldüğü rakamını verir. Bu iki rakam birbirine yakın olmakla birlikte, dönemin kayıt sisteminin sınırları düşünülerek kesin bir sayı gibi değil yaklaşık bir büyüklük olarak okunmalıdır.

Sinop’un asıl önemi askerî değil siyasîdir. Baskın, İngiliz ve Fransız kamuoyunda Rusya’ya karşı sert bir tepki doğurdu ve iki devletin savaşa doğrudan girmesini kolaylaştırdı. İngiltere ile Fransa 28 Mart 1854’te Rusya’ya savaş ilan etti; Sardinya Krallığı Ocak 1855’te ittifaka katıldı. Böylece bir Osmanlı-Rus savaşı, Avrupa’nın büyük devletlerinin karşı karşıya geldiği bir savaşa dönüştü.

Tuna cephesi, Silistre ve Kırım’a çıkarma

1854 baharında Rus ordusu Tuna’yı geçerek Silistre kalesini kuşattı. Mayıs-Haziran aylarında süren savunma, Rus kuvvetlerinin kaleyi alamadan çekilmesiyle sonuçlandı. Aynı sırada Avusturya, tarafsız kalmakla birlikte Rusya’dan Eflak ve Boğdan’ı boşaltmasını istedi; kuzeyde yeni bir cephe ihtimaliyle karşılaşan Rusya ağustos ayında prensliklerden çekildi. Böylece savaşın ilk gerekçesi fiilen ortadan kalktı; buna rağmen müttefikler, Rusya’nın Karadeniz’deki deniz gücünü kalıcı biçimde kırmak amacıyla savaşı sürdürme kararı aldı.

Eylül 1854’te müttefik kuvvetleri Kırım yarımadasına çıktı. Alma, Balaklava ve İnkerman muharebelerinin ardından Rusya’nın Karadeniz donanmasının üssü olan Sivastopol kuşatıldı. Kuşatma yaklaşık on bir ay sürdü ve Eylül 1855’te şehrin güney kesimindeki tahkimatın düşmesiyle Rus kuvvetlerinin çekilmesiyle sonuçlandı. Bu uzun kuşatma, siper savaşının, ağır topçunun ve lojistiğin belirleyici olduğu bir muharebe biçiminin erken örneklerinden biridir.

Kafkas cephesi ve Kars’ın düşüşü

Kafkasya’da denge Osmanlı aleyhine gelişti. 1853-1855 arasında Doğu Anadolu’da yapılan muharebelerden sonra Rus kuvvetleri Kars’ı kuşattı. Kale, ikmal yollarının kesilmesi ve kış şartları içinde uzun süre direndikten sonra Kasım 1855’te teslim oldu. Kars’ın düşüşü, Kırım’daki müttefik başarısını dengeleyen bir Rus kazancı olarak barış görüşmelerinde önemli bir koz hâline geldi.

Savaşın insan bilançosu üzerine kesin bir toplam vermek mümkün değildir. Bütün taraflarda ölümlerin büyük bölümünün muharebeden değil tifüs, dizanteri ve kolera gibi hastalıklardan kaynaklandığı noktasında araştırmalar birleşir; toplam rakamlar ise kaynaktan kaynağa belirgin biçimde değişir. Bu sayfada, doğrulanabilir olmayan toplu kayıp rakamları verilmemiştir.

Savaşın malî mekanizması: ilk dış borçlar

Kırım Savaşı’nın Osmanlı tarihindeki en kalıcı sonuçlarından biri malîdir. Savaş masrafı, Tanzimat düzenlemelerinin henüz kuramadığı düzenli gelir sistemiyle karşılanamayınca Osmanlı hükümeti 1854’te Londra ve Paris piyasalarından ilk dış istikrazı aldı; ertesi yıl ikinci bir borçlanma yapıldı. Bu, daha önce iç borçlanma ve kâğıt para (kaime) ile yürütülen açık finansmanının uluslararası sermaye piyasasına bağlanması demekti.

Bu adımın uzun vadeli sonucu, yüzyılın üçüncü çeyreğinde borç servisinin bütçe üzerinde taşınamaz bir yüke dönüşmesi ve 1875’te ödemelerin durdurulmasıdır. 1881’de kurulan Düyûn-ı Umûmiye idaresi, bu zincirin sonunda ortaya çıkan bir alacaklı denetim kurumudur. Borçlanmayı tek başına bir “hata” olarak anlatmak, savaş finansmanının o günkü seçenekleri düşünüldüğünde eksik bir açıklamadır; buna karşılık borcun kurumsal sonuçlarını görmezden gelmek de aynı ölçüde eksiktir.

1856 Paris Kongresi’ni canlandıran temsilî çizim: uzun bir masanın çevresinde oturan Avrupalı murahhaslar ile fesli ve setreli Osmanlı temsilcileri
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Paris Antlaşması ve Osmanlı’nın Avrupa ahengine kabulü

Barış görüşmeleri Şubat 1856’da Paris’te başladı ve antlaşma 30 Mart 1856’da imzalandı. Kemal Beydilli’nin TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Paris Antlaşması” maddesine göre metin otuz dört maddeden oluşur; Fransa, İngiltere, Avusturya, Sardinya, Prusya, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin temsilcileri tarafından imzalanmış, 27 Nisan 1856’da tasdik edilmiştir. Osmanlı heyetine sadrazam Mehmed Emin Âlî Paşa ile Paris sefiri Mehmed Cemil Bey başkanlık etti.

Antlaşmanın başlıca hükümleri şunlardır:

  • Avrupa ahengine kabul: imzacı devletler Osmanlı Devleti’ni Avrupa devletler hukukunun ve devletler ahenginin bir üyesi saydıklarını beyan etti. Bu, Osmanlı diplomasisi için sembolik olmayan bir kazanımdır; fakat aynı metin, devletin iç düzenine ilişkin taahhütlerin uluslararası bir belgede anılması yolunu da açmıştır.
  • Toprak bütünlüğü: Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü imzacı devletlerin ortak güvencesi altına alındı.
  • Karadeniz’in tarafsızlaştırılması: Karadeniz ticarete açık, savaş gemilerine kapalı sayıldı; kıyıda savaş donanması ve tersane bulundurulması sınırlandı. Bu hüküm Rusya’yı hedef almakla birlikte Osmanlı Devleti’ni de bağlıyordu.
  • Tuna: nehir uluslararası seyrüsefere açıldı ve kıyıdaş devlet temsilcilerinden oluşan bir komisyonun denetimine bırakıldı.
  • Eflak ve Boğdan: prensliklerin imtiyazlı statüsü, tek bir devletin değil imzacı devletlerin ortak garantisi altına alındı.
  • Islahat Fermânı’na atıf: 18 Şubat 1856’da ilan edilen Islahat Fermânı, antlaşmanın 9. maddesinde anıldı; madde, devletlerin fermandan haberdar olduğunu kaydetmekle birlikte onlara Osmanlı iç işlerine müdahale hakkı vermediğini açıkça belirtir.

Antlaşma ayrıca 1841 Boğazlar Sözleşmesi’ni yeniden teyit etti ve Küçük Kaynarca ile Rusya’ya tanındığı ileri sürülen himaye iddiasının hukukî dayanağını ortadan kaldırdı. Karşılıklı iadelerde Rusya Kars’ı Osmanlı Devleti’ne bıraktı, müttefikler de Sivastopol ve işgal ettikleri diğer yerleri tahliye etti.

Sonuçları ve mirası

Kırım Savaşı’nın sonuçları birbirini kesen üç düzlemde okunabilir. Diplomatik düzlemde Osmanlı Devleti, büyük devletler sisteminin tanınmış bir üyesi hâline geldi; fakat bu tanınma, iç reformların uluslararası gündemin konusu olmasını da beraberinde getirdi. Reformun dış diplomasiyle iç içe geçmesi, 1856 Islahat Fermânı’nda açıkça görülür.

Malî düzlemde savaş, dış borçlanma çağını başlattı ve Osmanlı bütçesini yeni bir bağımlılık ilişkisine soktu. Askerî ve idarî düzlemde ise ittifak tecrübesi, ordunun ikmal, sağlık, telgraf ve ulaşım ihtiyaçlarını görünür kıldı; İstanbul-Avrupa telgraf hattının kurulması ve askerî hastanelerin düzenlenmesi bu dönemin ürünleridir. Dönemin basını da savaştan etkilendi: Ceride-i Havâdis, cepheden gelen haberleri daha sık verebilmek için ayrı bir ilâve çıkardı.

Paris düzeninin ömrü ise sınırlı oldu. Rusya, 1870-1871’de Avrupa’daki güç dengesinin değişmesinden yararlanarak Karadeniz’in tarafsızlığına ilişkin hükümleri tanımadığını bildirdi ve bu durum Londra’da toplanan bir konferansta kabul edildi. Karadeniz kısıtlamasının kalkması, Balkanlardaki gelişmelerle birleşerek yirmi yıl sonraki Doksanüç Harbi’nin ve onu izleyen Berlin Antlaşması’nın zeminini hazırladı.

Tartışmalı noktalar ve kaynakların sınırı

Birincisi savaşın sebebi meselesidir. Kutsal makamlar tartışmasını tek başına sebep saymak, meselenin arkasındaki himaye iddiasını ve büyük devletler rekabetini görünmez kılar; buna karşılık kutsal makamlar konusunu tümüyle bir bahane sayıp yok saymak da dönemin diplomatik belgeleriyle uyuşmaz.

İkincisi savaşın kazanılıp kazanılmadığı sorusudur. Osmanlı Devleti barış masasında müttefikleriyle birlikte galip taraftadır; fakat kazanç, toprak elde etmek değil mevcut statünün korunması ve uluslararası bir güvenceye bağlanmasıdır. Kafkas cephesinde Kars kaybedilmiş, savaş devletin malî bağımsızlığını zayıflatmıştır. “Kazanıldı” ile “kaybedildi” arasındaki bu ayrım, sonuçlar ayrı ayrı ele alınmadan anlaşılamaz.

Üçüncüsü rakamlardır. Sinop’taki kayıplar dahil olmak üzere dönemin insan kayıpları hakkında farklı tahminler dolaşımdadır; bunların bir kısmı çağdaş gazete haberlerine dayanır ve arşiv kaydıyla desteklenmez. Bu sayfada yalnız iki nitelikli kaynağın birbirine yakın verdiği yaklaşık büyüklük aktarılmıştır. Son olarak, savaşı bir kahramanlık anlatısına indirgeyen ya da yalnız Avrupa devletlerinin oyunuyla açıklayan popüler yorumlar, kaynak değeri taşımayan değerlendirmelerdir.

Sık sorulan sorular

Kırım Savaşı ne zaman ve hangi padişah döneminde oldu?

Osmanlı Devleti 4 Ekim 1853’te savaş ilan etti; savaş 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması ile sona erdi. Dönem Sultan Abdülmecid’in saltanatıdır.

Kırım Savaşı’nda Osmanlı’nın müttefikleri kimlerdi?

İngiltere ve Fransa 28 Mart 1854’te, Sardinya Krallığı ise Ocak 1855’te Osmanlı safında savaşa katıldı.

Sinop Baskını nedir?

30 Kasım 1853’te Sinop limanındaki Osmanlı filosunun Rus donanması tarafından basılıp yakılmasıdır. Askerî sonucundan çok, İngiltere ve Fransa’nın savaşa girişini hızlandıran siyasî etkisiyle önemlidir.

Paris Antlaşması Osmanlı’ya ne kazandırdı, ne kaybettirdi?

Kazanç, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletler hukuku ve ahengine kabulü ile toprak bütünlüğünün ortak güvenceye bağlanmasıdır. Buna karşılık Karadeniz’de savaş donanması bulundurma yasağı Osmanlı’yı da bağlamış, Islahat Fermânı’nın antlaşmada anılması ise iç işlere müdahale tartışmalarına zemin hazırlamıştır.

Kırım Savaşı ile dış borçlar arasında nasıl bir bağ var?

Savaş masrafı mevcut gelir sistemiyle karşılanamadığı için Osmanlı Devleti 1854’te ilk dış istikrazını aldı; 1855’te ikincisi yapıldı. Bu zincir 1875’te ödemelerin durdurulmasına ve 1881’de Düyûn-ı Umûmiye idaresinin kurulmasına uzandı.

Kaynakça

  • Kemal Beydilli, “Paris Antlaşması” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 169-172.
  • Mehmet Öz, “Sinop” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009, s. 252-256 (Sinop Baskını ve şehirdeki hasar için).
  • Candan Badem, The Ottoman Crimean War 1853-1856, Brill, Leiden 2010.
  • Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c. V: Nizam-ı Cedid ve Tanzimat Devirleri 1789-1856, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1947.
  • M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire, Princeton University Press, Princeton 2008 (savaşın malî ve diplomatik sonuçları için).
Diğer isimleri: Kırım Harbi, 1853-1856 Osmanlı-Rus Savaşı