Tanzimat Fermânı nedir?
Tanzimat Fermânı, resmî adıyla Gülhâne Hatt-ı Hümâyunu, 3 Kasım 1839 günü Topkapı Sarayı’nın Gülhane bahçesinde büyük bir topluluk önünde okunan padişah buyruğudur. Metni, o tarihte hariciye nâzırı olan Mustafa Reşid Paşa okumuş; on yedi yaşındaki Sultan Abdülmecid töreni Gülhane Kasrı’ndan izlemiştir. Ali Akyıldız’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Tanzimat” maddesine göre törende vükelâ ve ricâl, ulemâ, Rum ve Ermeni patrikleri, hahambaşı, esnaf temsilcileri ve yabancı sefirler hazır bulunmuştur.
Hatt-ı hümâyun, padişahın kendi el yazısıyla onayladığı buyruk demektir; dolayısıyla belge, hükümdarın kendi iradesini kendi koyduğu kurallarla sınırlamayı taahhüt ettiği bir metin olarak okunur. Bu yönüyle ferman bir anayasa değildir; bir anayasa gibi kurucu bir meclise, denetim mekanizmasına veya yaptırıma dayanmaz. Fakat devletin tebaasıyla ilişkisini yazılı bir taahhüt zeminine oturtması bakımından Osmanlı hukuk ve idare tarihinde yeni bir eşiktir.
“Tanzimat” kelimesi “düzenlemeler” anlamına gelir; kaynaklarda dönemin adı olarak Tanzimat-ı Hayriye (hayırlı düzenlemeler) biçiminde de geçer. Ferman bir günlük olay olmakla birlikte, adını verdiği dönem 1839’dan 1876 Kanûn-ı Esâsî’ye kadar uzanan uzun bir idarî, malî ve hukukî yeniden yapılanma sürecidir.
Fermana giden yol: merkezîleşme, âyan ve maliye
Tanzimat’ı yalnızca Avrupa devletlerinin baskısıyla açıklamak, kaynakların desteklemediği bir sadeleştirmedir. Fermanın arkasında, on sekizinci yüzyılın sonundan itibaren biriken üç yapısal sorun vardır. Birincisi merkezîleşmedir: taşrada âyan denilen yerel güç sahipleri vergi tahsilini, asker toplamayı ve yargıyı fiilen ele geçirmiş; 1808 tarihli Sened-i İttifak bu güçlerle merkez arasında bir uzlaşma arayışının belgesi olmuştu. II. Mahmud saltanatı boyunca âyan gruplarını tasfiye etti, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı ve merkez teşkilâtını yeniden kurdu; fakat bu tasfiye, yerine geçecek düzenli bir vergi ve asker toplama düzeni kurulmadığı ölçüde eksik kaldı.
İkincisi malî çözülmedir. Vergi, büyük ölçüde iltizam usulüyle, yani tahsil hakkını peşin ödemeyle satın alan mültezimler eliyle toplanıyordu. Bu usul merkeze düzenli gelir sağlamadığı gibi, mültezimin kârını üretenden çıkarması yüzünden köylü üzerinde öngörülemeyen bir yük oluşturuyordu. Üçüncüsü Mısır meselesidir: Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı, 1839 yazında Nizip’teki yenilgiyle birlikte devleti hem askerî hem malî bakımdan son derece kırılgan bir noktaya getirmişti.
Dış çerçeve elbette vardır. Osmanlı Devleti Mısır krizinde İngiltere ve Avusturya’nın desteğine muhtaçtı; Mustafa Reşid Paşa’nın Londra ve Paris’teki elçilik tecrübesi de reform dilinin Avrupa kamuoyuna hitap eden bir yönü olduğunu gösterir. Fakat Akyıldız’ın maddesi fermanı açıkça “Osmanlı Devleti’nin iç dinamiklerinin ürünü” olarak niteler ve metnin ilan öncesinde Bâbıâli’de toplanan bir meşveret meclisinde, otuz sekiz üst düzey bürokrat ve ilmiye mensubunun katılımıyla görüşüldüğünü kaydeder. Abdülmecid’in 17 Temmuz 1839 tarihli cülûs hatt-ı hümâyununda benzer ilkelerin daha ferman ilan edilmeden dile getirilmiş olması da aynı yönü destekler.
Fermanın taahhütleri
Gülhâne Hatt-ı Hümâyunu dört ana taahhüt üzerine kuruludur:
- Can, mal, ırz ve namus güvenliği: tebaanın hayatı ve mülkiyeti padişahın güvencesi altındadır; müsadere, yani devletin bir kişinin malına el koyması uygulamasından vazgeçilir.
- Verginin düzene sokulması: herkesten gücüne ve gelirine göre, önceden belirlenmiş ölçüde vergi alınacak; keyfî ve değişken tahsil ile iltizamın yol açtığı belirsizlik kaldırılacaktır.
- Askerliğin usule bağlanması: asker alımı belirli bir yöntemle yapılacak, hizmet süresi sınırlandırılacaktır. Ferman metninde dört-beş yıllık bir süre öngörülmüştür.
- Yargısız ceza verilmemesi: hiç kimse hakkında açık bir yargılama yapılmadan ölüm hükmü verilemez; cezalar kanuna bağlanır.
Metin bu güvenceleri “tebaa” için, yani Müslüman ve gayrimüslim ayrımı yapmadan tanımlar. Bu ifade, sonraki tartışmaların da kaynağıdır: ferman tam bir hukukî eşitlik ilan etmemekte, fakat can ve mal güvenliğini din farkı gözetmeksizin taahhüt etmektedir. Eşitliğin açık ve kapsamlı biçimde formüle edilmesi, on yedi yıl sonra Islahat Fermânı ile gerçekleşecektir.
Kâğıttan mekanizmaya: muhassıllık, vergi ve iltizamın kaldırılması
Bir fermanın tarihsel ağırlığı, ilan edildiği günden çok kurduğu mekanizmayla ölçülür. Tanzimat’ın ilk büyük uygulama denemesi maliyededir. 1840’ta iltizam usulü kaldırıldı ve vergi tahsili, merkezden tayin edilen muhassıl-ı emvâl adlı memurlara verildi. Muhassıla yardımcı olmak üzere sancak merkezlerinde “büyük meclis”, kaza ve köylerde beş üyeli küçük meclisler kuruldu; bu meclislerde Müslim ve gayrimüslim halkın birlikte temsil edilmesi öngörüldü. Gayrimüslimlerden alınan cizyenin de artık merkezde düzenlenen defterler üzerinden, cemaat ileri gelenleri (kocabaşılar) aracılığıyla toplanması kararlaştırıldı.
Deneme başarısız oldu. Merkezde, imparatorluğun her köşesinde gelir ve emlâk sayımı yapıp vergiyi doğrudan toplayacak memur kadrosu, muhasebe düzeni ve ulaşım altyapısı yoktu. 1842’de iltizama geri dönüldü. Bu geri adım, Tanzimat’ın en öğretici yanlarından biridir: reform metni ile devletin fiilî kapasitesi arasındaki mesafe, dönemin bütün düzenlemelerinde tekrar tekrar görülür. Yine de muhassıllık meclisleri, taşrada seçilmiş üyelerin bulunduğu idare meclislerinin ilk örneği olarak kalıcı bir iz bıraktı.
Askerlik ve hukuk düzenlemeleri
Askerlik alanında düzenleme 1843’te geldi. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra asker alımı düzensiz yürüyordu; yeni usulle askere alınacakların kura ile belirlenmesi, fiilî hizmet süresinin beş yılla, ardından gelen redif hizmetinin yedi yılla sınırlandırılması ve mevcut askerlerin her yıl belirli bir oranının yenileriyle değiştirilmesi kararlaştırıldı. Ordu beş büyük birliğe ayrıldı ve her birinin kendi meclisi kuruldu. Fermanın metninde geçen dört-beş yıllık süre ile 1843 düzenlemesindeki beş yıl arasındaki fark, taahhüdün uygulamada nasıl somutlaştığını gösterir.
Hukuk alanında 1840’ta kırk bir maddelik bir ceza kanunnâmesi çıkarıldı; bu metin esas olarak ta‘zîr, yani hâkimin takdirine bırakılmış cezaları düzenliyordu. Kanunnâme şer‘î hukukun yerini almadı, onun yanında merkezî bir ceza düzeni kurmayı amaçladı. Reform sürecinin merkezindeki kurum ise Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye oldu: üye sayısı ve yetkileri artırılan bu meclis nizamnâmelerin hazırlanmasından yüksek mahkeme işlevine, arazi anlaşmazlıklarından memur yargılamasına kadar geniş bir alanda çalıştı. 1844’te taşra teşkilâtı yeniden düzenlendi, eyalet sayısı artırıldı ve valilere rüşvet ile halktan alınan yol masraflarını yasaklayan hatt-ı hümâyunlar gönderildi. Memurlara düzenli maaş bağlanması da rüşvetin yapısal sebebini ortadan kaldırma girişimiydi.
Uygulama ve toplumsal tepkiler
Halil İnalcık’ın 1964 tarihli “Tanzimat’ın Uygulanması ve Sosyal Tepkileri” başlıklı incelemesi, fermanın taşrada nasıl karşılandığı sorusunu merkeze alır. İnalcık, hükümetin fermanı eyaletlere duyururken halkın metni yanlış anlamasından —örneğin “padişah bütün vergileri affetti” gibi bir kanaatin yayılmasından— çekindiğini ve bu yüzden duyurulara sert uyarılar eklendiğini gösterir. Aynı çalışma, uygulamanın kendi başına yeni gerilimler ürettiğini ortaya koyar: vergi yükünün yeniden dağıtılması, âyan ve mültezimlerin gelir kaynaklarının kesilmesi, gayrimüslimlere tanınan güvencelerin yerel dengeleri değiştirmesi, yer yer açık direnişe dönüşen tepkilere yol açtı.
Akyıldız’ın maddesi de benzer bir tablo çizer: Müslüman tebaanın bir bölümü gayrimüslimlere tanınan haklardan rahatsız oldu; gayrimüslimler beklentilerinin karşılanmadığını düşündü; bazı ulemâ mensupları, âyan ve valiler ise düzenlemelere şeriata aykırılık gerekçesiyle karşı çıkarak halkı harekete geçirdi. Fermanın hükümleri esas olarak Edirne, Bursa, İzmir ve Ankara gibi merkeze yakın bölgelerde uygulanabildi; uzak eyaletlerde uygulama hem gecikti hem de eksik kaldı. Malî reformların büyük bölümü hedefine ulaşamadı, iltizam tamamen kaldırılamadı.
Tanzimat’tan Islahat’a ve dönemin mirası
Tanzimat’ın açtığı yol, 1856’da Islahat Fermânı ile devam etti; bu ikinci metin, Kırım Savaşı’nın ve Paris barış görüşmelerinin gölgesinde hazırlandığı için dış etkinin çok daha görünür olduğu bir belgedir. Tanzimat devri, Abdülmecid’in ardından Sultan Abdülaziz döneminde de sürdü ve 1876 Kanûn-ı Esâsî ile anayasal bir aşamaya bağlandı.
Dönemin etkisi yalnız idarî değildir. Basın, eğitim ve edebiyat alanında yeni bir kamusal alan doğdu; 1840’ta yayına başlayan Ceride-i Havâdis, devlet gazetesi ile özel gazetecilik arasındaki geçişin ilk örneklerinden biri olarak bu ortamın ürünüdür. Tanzimat, yeni bir memur ve aydın kuşağını da yetiştirdi; bu kuşak yüzyılın ikinci yarısında hem devlet yönetiminde hem muhalefette belirleyici oldu.
Tartışmalı noktalar ve kaynakların sınırı
Tanzimat üzerine yazılanlarda birkaç nokta ihtiyat gerektirir. Birincisi, fermanın tek bir kişinin eseri sayılmasıdır. Mustafa Reşid Paşa metnin hazırlanmasında ve okunmasında merkezî bir yer tutar; fakat TDV maddesi, ilan öncesinde saray, ulemâ ile sivil ve askerî bürokrasi arasında geniş bir mutabakat bulunduğunu ve metnin bir meşveret meclisinde görüşüldüğünü kaydeder. İkincisi, fermanın yalnız dış baskıyla açıklanmasıdır; bu okuma, II. Mahmud devrinden beri süren merkezîleşme ve maliye arayışını görünmez kılar. Üçüncüsü, metnin bir anayasa gibi sunulmasıdır: ferman padişahın taahhüdüdür, kurucu bir hukuk metni değildir.
Buna karşılık, fermanın “sadece kâğıt üzerinde kaldığı” yolundaki karşıt genelleme de kaynakların gösterdiğinden daha keskindir. Muhassıllık meclisleri, kura usulü, ceza kanunnâmesi ve Meclis-i Vâlâ’nın genişleyen yetkileri, uygulamada eksik kalsalar bile sonraki düzenlemelerin kurumsal zeminini oluşturmuştur. Popüler anlatıda sık rastlanan “Tanzimat’la birlikte Osmanlı Avrupalılaştı” türü değerlendirmeler ise dönemin kendi kavramlarını —ferman, hatt-ı hümâyun, tebaa, muhassıl, iltizam, cizye, redif— gözden kaçıran, kaynak değeri taşımayan yorumlardır.
Sık sorulan sorular
Tanzimat Fermânı ne zaman ve nerede ilan edildi?
3 Kasım 1839’da Topkapı Sarayı’nın Gülhane bahçesinde okundu; bu yüzden resmî adı Gülhâne Hatt-ı Hümâyunu’dur.
Fermanı kim okudu, hangi padişah döneminde ilan edildi?
Metni hariciye nâzırı Mustafa Reşid Paşa okudu; ferman Sultan Abdülmecid’in saltanatının ilk yılında ilan edildi.
Tanzimat Fermânı’nın maddeleri nelerdir?
Can, mal, ırz ve namus güvenliği; gelire göre düzenli vergi; askerliğin süre ve usulünün belirlenmesi; yargılanmadan ceza verilmemesi. Ferman ayrıca müsadereye ve rüşvete son verilmesini taahhüt eder.
Tanzimat Fermânı bir anayasa mıdır?
Hayır. Ferman padişahın kendi iradesiyle verdiği bir taahhüttür; kurucu meclis, denetim ve yaptırım içermez. Osmanlı’nın ilk anayasası 1876 Kanûn-ı Esâsî’dir.
Tanzimat Fermânı ile Islahat Fermânı arasındaki fark nedir?
1839 fermanı ağırlıklı olarak iç dinamiklerin ürünüdür ve can, mal, vergi ile askerlik güvencelerine odaklanır. 1856 Islahat Fermânı ise Kırım Savaşı sonrası diplomatik ortamda hazırlanmış, doğrudan gayrimüslim tebaanın hukukî durumunu düzenlemiştir.
Kaynakça
- Ali Akyıldız, “Tanzimat” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 40, İstanbul 2011, s. 1-10.
- Halil İnalcık, “Tanzimat’ın Uygulanması ve Sosyal Tepkileri”, Belleten, c. XXVIII, sy. 112, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1964, s. 623-690.
- Halil İnalcık – Mehmet Seyitdanlıoğlu (ed.), Tanzimat: Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
- M. Şükrü Hanioğlu, A Brief History of the Late Ottoman Empire, Princeton University Press, Princeton 2008 (Tanzimat devrinin idarî ve malî yapısı için).