Edirne-Segedin Antlaşması (1444)

On Yıllık Barış Anlaşması ve Haçlıların İhaneti

Edirne-Segedin Antlaşması, 12 Temmuz 1444'te Osmanlı Devleti ile Macaristan arasında imzalanan ve on yıllık barış öngören önemli bir diplomatik belgedir. Sırbistan'ın yeniden kurulması, her iki tarafın Tuna'yı geçmemesi ve Eflâk'ın Osmanlı hâkimiyetinde kalması gibi maddeler içeren bu antlaşma, Macar Kralı Ladislas'ın Incil'e, Sultan II. Murad'ın ise Kuran'a el basarak yemin etmesiyle onaylanmıştır. Ancak antlaşmanın mürekkebi kurumadan Macaristan ve Papalık yemini bozarak Varna Seferi'ne kalkışmıştır.

II. Murad 1440'lı yıllara gelindiğinde hem Rumeli'de hem de Anadolu'da büyük yorgunluk ve yıpranma yaşadı. Sevgili oğlu Alâeddin genç yaşta hayatını kaybetmiş, Rumeli'de Haçlı tehdidi yeniden baş göstermiş, Karamanoğulları da her fırsatta kılıç çekmeye devam ediyordu. Bu koşullarda veziriazam Halil Paşa, orduyu dinlendirmek ve devleti güçlendirmek için bir barış dönemi önerdi; Sultan da bu öneriyi benimsedi. Macaristan da barışa istekli görünüyordu; ancak ordunun güçlü başkomutanı Hunyadi Yanoş bu düşüncenin kesinlikle karşısındaydı. Türkler ile Macarlar arasındaki müzakereler ilerledi ve Macar elçileri Edirne'ye geldi. Uzun müzakereler sonucunda antlaşma şartları belirlendi. Bu şartlara göre Sırbistan yeniden kurulacak ve bağımsız olacaktı; iki taraf da Tuna'yı geçmeyecekti. Türklerin Bulgaristan üzerindeki hâkimiyeti tanınacak, Eflâk Osmanlılara vergi vermeye devam edecekti. Haçlıların elindeki padişahın damadı yetmiş bin duka altını karşılığında serbest bırakılacaktı. Türkler antlaşma hükümlerini derhal yerine getirmeye başladılar. Antlaşma, Macar Kralı Ladislas'ın Segedin'de İncil'e el basarak, Sultan II. Murad'ın da Edirne'de Kuran'a el basarak yemin etmesiyle resmileşti. 12 Temmuz 1444 tarihi bu tarihi anın günüdür. Ancak antlaşmanın imzalanmasından yalnızca on gün sonra Papa'nın vekili Kardinal Julien Cesarini, yeminin geçersiz olduğunu ilan etti. Farklı bir dinden gelen bir hükümdar için verilmiş yeminin hiçbir bağlayıcılığının olmadığını öne sürdü. Papalık'ın Venedik ve Burgonya'daki temsilcileri de bu görüşü destekledi. Hunyadi Yanoş'a ise Bulgaristan'ın krallığının vaat edilmesi yetti; antlaşmaya sadık kalınmasını isteyen Polonya azınlıkta kaldı. Böylece Avrupa, Türklerle yapılan barış antlaşmasını bir kenara iterek yeni bir Haçlı seferine karar verdi. Yüz bin kişiye yakın bir müttefik ordusu toplandı. II. Murad kırk bin kişilik ordusuyla bu koalisyonun üzerine yürüdü ve Varna ovasında tarihin sayfalara altın harflerle yazılacak bir zafer kazandı. Yeminini bozarak sefere çıkan Kral Ladislas savaşta hayatını kaybetti; kesik başı, antlaşma metninin asılı olduğu mızrağın yanındaki boş mızrağa geçirildi. Edirne-Segedin Antlaşması, hukuken değil fiilen bir belge olarak tarihe geçti; onu çiğneyenlerin uğradığı akıbet ise siyasi tarih yazımında uzun yıllar boyunca ders örneği olarak aktarılacaktı.