Türk-Venedik Savaşları (II. Murad Dönemi)
Selanik'in Fethi ve Osmanlı Deniz Üstünlüğünün Başlangıcı
II. Murad döneminde Osmanlı ile Venedik arasındaki gerilim kalıcı bir silahlı çatışmaya dönüştü. Venedik, Selanik'i Bizans'tan alarak Osmanlı nüfuzu altındaki bölgeye dahil etmeye kalkışmış; buna karşılık Osmanlı donanması Gelibolu önlerinde Venedik filosunu bozguna uğrattı ve Selanik 1430'da fethedildi. Bu gelişme, Osmanlı deniz gücünün artık küçümsenmeyeceğini dünyaya ilan etti.
Venedik Cumhuriyeti, Osmanlı'nın Ege ve Akdeniz'deki güçlenme sürecini kendi çıkarlarına büyük bir tehdit olarak algılıyordu. Bizans imparatorunun mali sıkışıklığından yararlanan Venedik, Selanik'i Bizans'tan devraldı. Oysa bu şehir daha önce Osmanlı idaresinde kalmıştı; II. Murad bu devri geçersiz sayarak Selanik'in Venedik mülkü olamayacağını ilan etti.
Venedik oyalama politikasına başvurdu. Osmanlı Devleti'ne yıllık haraç teklif etti; aynı zamanda Gelibolu önüne donanma sevk ederek savaş durumuna geçti. Öte yandan İzmir beyi, Eflâk beyi ve Macar Kralı ile Osmanlılara karşı ittifak kurmaya girişti.
Osmanlılar donanmalarını bu süreçte önemli ölçüde güçlendirdi. Deniz kumandanları ve denizciler artık Çelebi Mehmed döneminin acemi tecrübesizliğinden sıyrılmıştı. Venedik donanması Gelibolu'ya saldırdığında amirallik gemileri de dahil olmak üzere büyük bir yenilgiye uğradı. Bu deniz zaferi, Selanik kuşatması devam ederken Osmanlı askerlerinin morali için muazzam bir güç kaynağı oldu.
Şubat 1430'da kuşatma yoğunlaştı. Hamza Bey komutasındaki kuvvetler Ortodoks Rumları teslim olmaya davet eden oklar attırarak Latinlerden ayrılmalarını sağladı. Bir şafak vakti yapılan büyük hücumla Selanik fethedildi; II. Murad her tarafta görünüyor, askerlerini yürek dolduran sözlerle destekliyordu. Osmanlılar, şehre Vardar Yenicesi'ndeki Türklerin bir bölümünü yerleştirerek Müslüman ve Hristiyan nüfus arasındaki dengeyi sağladılar.
Selanik'in fethinden sonra Venedik müzakere masasına oturmak zorunda kaldı. İmzalanan barış antlaşmaları Osmanlı'nın Ege ve Balkan siyasetindeki ağırlığını resmi olarak tescil etti. Venedik bu süreçten sonra Osmanlıları güçten değil uzlaşmadan frenleyebileceğini anladı. Bu gelişme, on beşinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenecek Osmanlı-Venedik dengeli ilişkilerinin zeminini de hazırladı.