Müezzinzâde Ali Paşa

II. Selim’in kaptan-ı deryası; Kıbrıs seferinin donanma komutanı, 1571 İnebahtı’da hayatını kaybeden amiral
Koyu yeşil zemin önünde, beyaz sarık ve kürk yakalı lacivert kaftanla, kısa koyu sakallı orta yaşlı bir Osmanlı kaptan-ı deryasını canlandıran temsilî portre.

Müezzinzâde Ali Paşa (ö. 7 Ekim 1571), Enderun’dan yetişip yeniçeri ağalığına yükselen, 1568’de kaptan-ı derya tayin edilen ve Kıbrıs seferinde donanmayı yöneten Osmanlı devlet adamıdır. 1571’de İnebahtı’da Kutsal Liga donanmasıyla savaşmakta ısrar etti; Osmanlı donanmasının en ağır yenilgisiyle sonuçlanan bu muharebede kendi baştardasında öldü. Deniz tecrübesi olmayan bir saray-ordu adamının donanma başına getirilmesi, sonraki tarihçilikte yenilginin nedenleri arasında tartışılmıştır.

Kısa kimlik ve önemi

Müezzinzâde Ali Paşa, 16. yüzyılın ikinci yarısında Enderun’dan yetişerek yeniçeri ağalığına ve ardından kaptan-ı deryalığa yükselen, Sultan II. Selim döneminde Kıbrıs seferinin donanma harekâtını yöneten ve 7 Ekim 1571’de İnebahtı Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanmasının başında hayatını kaybeden devlet adamıdır. Adı Osmanlı tarihinde tek bir olayla, İnebahtı yenilgisiyle özdeşleşmiştir. Bu yenilgi, Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1538 Preveze zaferinden beri Akdeniz’de yenilmez sayılan Osmanlı donanmasının ilk büyük bozgunudur; fakat aynı zamanda devletin bir kış içinde yeni bir donanma çıkarabilme kapasitesini ortaya koyan dönüm noktasıdır. Ali Paşa’nın kariyeri, klasik dönemde donanma komutasının bir denizcilik uzmanlığı olarak değil, saraydan yetişen kul kökenli devlet adamlarına verilen bir makam olarak düşünüldüğünü gösteren dikkat çekici bir örnektir.

Adları, lakapları ve unvanları

Asıl adı Ali’dir. “Müezzinzâde” (müezzin oğlu) lakabı, kaynaklara göre babasının müezzin olmasından gelir; babasının Edirne’de görev yaptığı bilgisi modern derlemelerde yer alır, dönem kaynaklarında bu ayrıntı teyit edilememiştir. Bazı listelerde “Sofu” ya da “Sûfî Ali Paşa” adıyla anılan kişiyle özdeşleştirilir; bu özdeşleştirmenin dayanağı aşağıda ayrıca tartışılmaktadır. Resmî unvanı, 1568’den ölümüne kadar taşıdığı kaptan-ı deryalıktır. Bu makam, Barbaros Hayreddin Paşa’nın 1534’te Cezayir beylerbeyliğiyle birlikte kaptanlığa getirilmesinden itibaren beylerbeyi rütbesiyle birleşmişti; Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin İnebahtı maddesi de onu “beylerbeyi ve kaptanıderyâ” olarak anar. Batı kaynaklarında donanmanın başındaki komutan için “Ali Paşa” ya da yalnız “Paşa” kullanılır; bu adlandırma, aynı muharebede sol kanadı yöneten Uluç Ali ile karıştırılmasına yol açan başlıca nedendir.

Doğumu, ailesi ve yetişmesi

Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Bir müezzinin oğlu olması, devşirme kökenli olmadığını, Müslüman bir aileden geldiğini düşündürür; nitekim kaynaklar onu Enderun’da yetişmiş bir saray adamı olarak tanıtır. Enderun’dan çıktıktan sonra klasik kul kariyerinin basamaklarını izlediği, mîr-i alemlik ve ardından yeniçeri ağalığı yaptığı aktarılır. 1566 Sigetvar seferinde yeniçeri ağası olduğu, kalenin fethinden sonra burada bir vakıf kurup bir değirmene sahip olduğu ve kale içinde kendi adını taşıyan bir cami yaptırdığı, sonradan kiliseye çevrilen bu yapının kaynaklarda anıldığı bilinmektedir. Evliliği ve çocukları hakkında güvenilir bir kayıt yoktur; İnebahtı’da yanında bulunan oğullarının esir düştüğü aktarılır. Popüler kaynaklarda II. Selim’in bir kızıyla evli olduğu yazılır; fakat Feridun Emecen’in II. Selim maddesinde padişahın dört damadı (Sokollu Mehmed, Zal Mahmud, Piyâle ve Siyavuş Paşalar) arasında Müezzinzâde yer almaz. Bu iddia burada doğrulanmamış sayılmaktadır.

Mısır beylerbeyliği sorunu

Bazı modern listeler 1563–1566 yılları arasında Mısır beylerbeyi olan “Sofu Ali Paşa”yı Müezzinzâde ile aynı kişi sayar. Bu özdeşleştirme, 19. yüzyıl biyografi derlemesi Sicill-i Osmânî’ye dayandırılır. Ancak aynı yıllarda Sigetvar’da yeniçeri ağası olarak görülmesi, beylerbeyilikten ağalığa dönüş gibi olağandışı bir kariyer sırası gerektirir; kaptan-ı deryalık üzerine yazılmış TDV maddeleri de Mısır görevini anmaz. Bu nedenle Mısır beylerbeyliği burada kesin bilgi olarak değil, kaynaklar arasında uyuşmayan bir kayıt olarak verilmektedir.

Kaptan-ı deryalık

Ali Paşa 1568’de, Piyâle Paşa’nın vezirliğe yükselerek kaptanlıktan ayrılması üzerine kaptan-ı derya tayin edildi; bazı kaynaklar bu tarihi 1569 olarak verir. Atama, dönemin devlet anlayışını yansıtır: Osmanlı sisteminde donanma komutası, tersane ve deniz seferi tecrübesi olan reislere değil, sarayda yetişip ordu kademelerinde güven kazanmış kul kökenli paşalara verilebiliyordu. Denizden yetişen Barbaros’un ve Enderun kökenli olmakla birlikte on üç yıllık kaptanlığı boyunca sürekli sefer yaparak deniz tecrübesi edinen Piyâle Paşa’nın ardından, hiç donanma görevi yapmamış bir yeniçeri ağasının seçilmesi, donanmanın ordunun bir uzantısı sayıldığını gösterir. Bu tercih, İnebahtı’dan sonra hem çağdaşları hem de modern tarihçiler tarafından yenilginin yapısal nedenlerinden biri olarak tartışılacaktır.

Kıbrıs seferi

Osmanlı Devleti’nin 1570’te Venedik elindeki Kıbrıs’a yönelmesi, Sokollu Mehmed Paşa’nın itirazına rağmen padişahın desteklediği bir karardı. Seferin kara kuvvetlerine Lala Mustafa Paşa, donanmasına ise üçüncü vezir Piyâle Paşa serdar tayin edildi; kaptan-ı derya Müezzinzâde Ali Paşa, Piyâle Paşa’nın emrine verildi. Donanma 1570 Mayıs’ında İstanbul’dan ayrıldı ve orduyu Temmuz başında adaya çıkardı; Lefkoşa 9 Eylül 1570’te düştü. Kış yaklaşınca Piyâle Paşa, Magosa kuşatması ve adaların korunması için bir bölüm gemi bırakarak Ali Paşa ile birlikte İstanbul’a döndü. Ali Paşa, 16 Mart 1571’de yeniden sefer emri aldı; Kıbrıs’ın korunması için bir bölüm kadırga bırakıp Mayıs ortasında ana kuvvetle adadan ayrıldı ve Haziran’da, o yıl donanma serdarı tayin edilen ikinci vezir Pertev Paşa ile birleşti. Barbaros’un oğlu Hasan Paşa ve Cezayir beylerbeyi Uluç Ali’nin filoları da katılınca 200’ü aşkın gemiden oluşan bir donanma toplandı. Magosa 1571 Ağustos’unda teslim oldu; böylece Kıbrıs’ın fethi, İnebahtı’dan önce fiilen tamamlanmıştı.

Adriyatik harekâtı ve harp meclisi

Donanma 1571 yazında Adriyatik’e yöneldi; Dalmaçya kıyılarını ve Venedik adalarını vurdu, fakat aylarca süren bu harekât kürekçi, asker ve erzak bakımından ciddi yıpranmaya yol açtı. Eylül sonunda filo, Korint Körfezi’nin girişindeki İnebahtı limanına çekildi. Bu sırada Papalık, İspanya ve Venedik’in oluşturduğu Kutsal Liga donanması, Avusturyalı Don Juan komutasında Mesina’dan yola çıkmıştı. Müttefik donanmanın yaklaştığı öğrenilince İnebahtı’da toplanan harp meclisinde iki görüş çatıştı. Deniz tecrübesi en yüksek komutan olan Uluç Ali, müttefiklerin tahkimli İnebahtı boğazını geçemeyeceğini ileri sürerek körfezden çıkılmamasını, düşmanın körfez içinde karşılanmasını önerdi; timarlı sipahilerin ayrılmasıyla asker açığının büyüdüğüne dikkat çeken Pertev Paşa da onu destekledi. Ali Paşa ise İstanbul’dan aldığı emir gereği düşman donanmasıyla savaşmak zorunda olduğunu söyleyerek açık denizde muharebe kabul etmekte ısrar etti. Kâtib Çelebi’nin aktardığına göre Pertev Paşa daha fazla üstelemedi ve karar kaptan-ı deryanın görüşü doğrultusunda alındı. Bu kararın Ali Paşa’nın kişisel inadından mı, yoksa merkezin kesin bir fermanından mı kaynaklandığı sorusu, kaynakların ferman metnini birebir vermemesi nedeniyle tam olarak çözülememiştir; Osmanlı kronikleri emrin varlığını Ali Paşa’nın kendi ağzından aktarır.

İnebahtı Deniz Muharebesi

Muharebe 17 Cemâziyelevvel 979’da (7 Ekim 1571) Patras Körfezi girişinde, İnebahtı açıklarında gerçekleşti. Müttefik donanma yaklaşık 243 gemiden (207 kadırga, 30 kalite ve 6 galeas) oluşuyordu. Osmanlı donanmasının büyüklüğü konusunda kaynaklar farklıdır: Kâtib Çelebi 180, Selânikî 184, Solakzâde 250 gemi verirken Peçevî 300’ün üzerinde bir sayı aktarır; Batılı yazarlar 270 ile 300 arasında rakamlar verir. Modern tarihçiler genellikle 225–250 arası bir gemi sayısını olası görür. Osmanlı hattı klasik biçimde üçe ayrıldı: merkezde Ali Paşa’nın baştardası ve Pertev Paşa, sağ kanatta İskenderiye sancak beyi Şuluk Mehmed Bey, sol kanatta Uluç Ali. Müttefik hattın önüne yerleştirilen altı Venedik galeası (kadırga gövdesi üzerine ağır top güvertesi taşıyan, kürekle de hareket eden melez harp gemisi; Osmanlı kaynaklarında galyas ya da mavna), yaklaşan Osmanlı kadırgalarını daha muharebe başlamadan top ateşiyle bozdu; bu yeni tip ağır gemilerin rolü, tarihçiliğin İnebahtı üzerine en çok durduğu teknik ayrıntıdır.

Merkezde Ali Paşa’nın baştardası, Don Juan’ın amiral gemisiyle doğrudan çatıştı. Kaynaklar, Osmanlı baştardasının birkaç rampa girişimini püskürttüğünü, ardından ele geçirildiğini ve Ali Paşa’nın bu çatışmada öldüğünü aktarır. Osmanlı kaynakları ölümünü kısaca kaydeder; Batı kaynakları başının kesilerek bir mızrağa geçirildiğini ve müttefik gemilerine gösterildiğini yazar. Bu sahne, Batı anlatılarında zaferin simgesi hâline gelmiş, Osmanlı tarafında ise merkezin çöküşünü hızlandıran bir moral çöküntüsü olarak anılmıştır. Sağ kanat komutanı Şuluk Mehmed Bey de öldü; Pertev Paşa gemisi batınca denizden kurtarılıp Preveze’ye çıkarıldı. Sol kanatta Uluç Ali, karşısındaki Cenevizli Gianandrea Doria’nın (1560’ta ölen ünlü amiral Andrea Doria’nın akrabası ve mirasçısı; iki Doria sık karıştırılır) filosunu manevrayla oyalayıp Malta kadırgasını ele geçirdikten sonra otuz kadar gemiyle muharebe alanından çekildi; Ege’de topladığı gemilerle seksen küsur gemilik bir filo hâlinde İstanbul’a ulaştı.

Kayıplar: kaynaklar farklıdır

İnebahtı kayıpları hakkında tek bir güvenilir rakam yoktur ve bu sayfada da tek rakam verilmemektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki madde Osmanlı tarafında 20.000 ölü, 190 gemi (batan veya ele geçen) ve 3.000 esir; müttefik tarafında 8.000 ölü, 21.000 yaralı ve 15 kadırga kaydeder. Venedikli Contarini Osmanlı ölülerini 30.000’e yakın, Hıristiyan kayıplarını 7.656 olarak yazar. Osmanlı kronikleri 180–200 kadar geminin kaybedildiğini söyler. Müttefik gemilerinde kürek çeken binlerce Hıristiyan esirin serbest kalması ve Osmanlı tarafında yetişmiş denizci, topçu ve tersane görevlisinin toplu kaybı, gemi sayısından daha kalıcı bir zarar olarak değerlendirilir. Rakamların kaynağa göre değişmesi, her tarafın kendi zaferini ya da mazeretini büyütme eğilimiyle ilgilidir; sayılar bu bilinçle okunmalıdır.

Ölümünün ardından

Ali Paşa’nın cesedi Osmanlı tarafına dönmedi; bilinen bir mezarı veya türbesi yoktur. Yenilgi haberi Edirne’de kışlayan II. Selim’e ulaştığında padişah derhal yeni bir donanma inşasını emretti. 8 Cemâziyelâhir 979’da (28 Ekim 1571) Uluç Ali, Cezayir beylerbeyliğiyle birlikte kaptan-ı derya tayin edildi ve fermanlarda “Uluç” lakabı “Kılıç”a çevrildi; Kılıç Ali Paşa bu makamı 1587’ye kadar koruyacaktır. Pertev Paşa ise sorumluluğun kendisine yüklenmesi üzerine Ocak 1572’de vezirlikten uzaklaştırıldı. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa’nın yönetiminde tersaneler bir kış boyunca seferber edildi; 1572 baharında yeni donanma denize açıldı. Venedik 1573’te barış yaparak Kıbrıs’ı resmen bıraktı, 1574’te Tunus geri alındı. Sokollu’nun Venedik elçisine söylediği rivayet edilen “kol ile sakal” benzetmesi (Kıbrıs’ın alınması bir kolun kesilmesi, donanmanın yakılması ise yeniden uzayacak bir sakalın tıraş edilmesi), gerçek olsun ya da olmasın, İnebahtı’nın Osmanlı merkezinde nasıl algılandığını özetler.

Etkisi ve tarihçilikteki yeri

Müezzinzâde Ali Paşa’nın tarihî önemi, kişisel başarılarından çok temsil ettiği yapısal sorunda yatar. Birincisi, komuta sorunudur: donanmanın başında iki kara kuvvetleri kökenli vezir (serdar Pertev Paşa ve kaptan-ı derya Ali Paşa) bulunurken, deniz tecrübesi olan Uluç Ali ve Hasan Paşa’nın görüşleri belirleyici olamamıştır; Kâtib Çelebi’den Uzunçarşılı’ya kadar Osmanlı ve Türk tarihçiliği bu noktayı vurgular. İkincisi, harekât temposu sorunudur: altı aya yakın süren Adriyatik harekâtı donanmayı yıpratmış, timarlı sipahilerin mevsim sonunda ayrılması asker açığı yaratmıştı. Üçüncüsü, teknoloji sorunudur: galeas tipi ağır gemilerin ateş gücü, kadırga savaşının sınırlarını göstermiştir. Bununla birlikte İnebahtı’nın uzun vadeli sonuçları sınırlı kaldı: Kıbrıs Osmanlı’da kaldı, donanma bir yılda yeniden kuruldu ve Kutsal Liga dağıldı. Andrew Hess’in 1972’de sorduğu “İnebahtı Akdeniz tarihinde neyi değiştirdi?” sorusu, zaferin Avrupa’daki simgesel ağırlığı ile Osmanlı açısından sınırlı stratejik etkisi arasındaki farkı tartışan modern literatürün çıkış noktasıdır.

Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı

Ali Paşa hakkındaki bilgi, kendisine ayrılmış bir çağdaş biyografi bulunmadığından, İnebahtı’yı anlatan kroniklerden (Selânikî, Peçevî, Kâtib Çelebi) ve Batı raporlarından derlenmiştir; bu yüzden doğumu, ailesi ve erken kariyeri hakkında verilen ayrıntılar kesin değildir. Mısır beylerbeyliği ve padişah damatlığı iddiaları yukarıda kaynak durumuyla birlikte verilmiştir. Harp meclisindeki tutumunu “inat” ya da “cesaret” olarak niteleyen yorumlar, sonucu bilen tarihçilerin geriye dönük değerlendirmeleridir; dönem kaynakları yalnız İstanbul’dan gelen emre bağlı kaldığını aktarır. Ölüm biçimi ve başının kesilmesi ayrıntısı esas olarak Batı kaynaklarına dayanır. Osmanlı donanmasında bulunduğu söylenen kutsal sancağın ele geçirilmesine ilişkin anlatı da Batı kökenlidir ve Osmanlı kaynaklarında aynı biçimde yer almaz. Popüler anlatılarda İnebahtı bazen “Osmanlı deniz gücünün sonu” olarak sunulur; bu değerlendirme, donanmanın 1572’de yeniden denize açıldığı ve 1574’te Tunus’u aldığı gerçeğiyle bağdaşmaz. Dizi ve romanlardaki tasvirler kaynak değeri taşımaz.

Kaynakça

  • İdris Bostan, “İnebahtı Deniz Savaşı” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, s. 287–289. islamansiklopedisi.org.tr/inebahti-deniz-savasi
  • İdris Bostan, “Kapudan Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 354–355. islamansiklopedisi.org.tr/kapudan-pasa
  • İdris Bostan, “Kılıç Ali Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, İstanbul 2002 (gözden geçirilmiş 2. bs. Ankara 2022), s. 410–412. islamansiklopedisi.org.tr/kilic-ali-pasa
  • İdris Bostan, “Pertev Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 235–236; aynı yazar, “Piyâle Paşa” maddesi, c. 34, s. 296–297.
  • Géza Dávid, “Sigetvar” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009, s. 157–159. islamansiklopedisi.org.tr/sigetvar
  • Feridun Emecen, “Selim II” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 414–418.
  • Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr (17. yüzyıl; İnebahtı harp meclisi ve muharebe anlatısı), haz. İdris Bostan, Ankara 2008.
  • Selânikî Mustafa Efendi, Târih-i Selânikî (çağdaş kronik), haz. Mehmet İpşirli, 2 c., Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Kıbrıs seferi, 1571 donanma hareketleri ve İnebahtı bölümleri).
  • Paulino Toledo, “İnebahtı: Dünya Egemenliği İçin Akdeniz’de Yapılan Son Deniz Savaşı”, çev. Özlem Şakiroğlu, Erdem (Atatürk Kültür Merkezi Dergisi), c. 6, sayı 18, Ankara 1990, s. 861–876 (Osmanlı ve Batı kaynaklarındaki gemi ve kayıp rakamlarının karşılaştırması). dergipark.org.tr
  • Andrew C. Hess, “The Battle of Lepanto and Its Place in Mediterranean History”, Past and Present, sayı 57, 1972, s. 53–73.
Diğer isimleri: Müezzinzade Ali Paşa, Müezzinoğlu Ali Paşa, Sofu Ali Paşa, Ali Paşa Kapudan