Kısa kimlik ve önemi
Barbaros Hayreddin Paşa, asıl adıyla Hızır, 16. yüzyılın ilk yarısında Kuzey Afrika kıyılarında bağımsız bir deniz gücü kuran, Cezayir’i Osmanlı hâkimiyetine bağlayan ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde kaptan-ı derya olarak Osmanlı donanmasını yeniden düzenleyen devlet adamı ve denizcidir. Adı, 1538 Preveze Deniz Muharebesi’ndeki zaferle özdeşleşmiştir; bu zafer Akdeniz’de Osmanlı üstünlüğünün uzun süreli biçimde kurulmasının başlangıcı sayılır. Bir korsan reisi olarak başlayan kariyerinin imparatorluğun en yüksek denizcilik makamında sona ermesi, Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyılda kara gücünden deniz gücüne uzanan dönüşümünü tek bir hayat üzerinden gösterir.
Adları, lakapları ve unvanları
Doğduğunda verilen adı Hızır’dır; denizcilik yıllarında Hızır Reis diye anıldı. Hayreddin adının kendisine Osmanlı hizmetine girdiği dönemde verildiği kaynaklarda aktarılır; bu adın kim tarafından ve tam hangi tarihte verildiği konusunda anlatılar tek biçimli değildir, bu nedenle burada kesin bir atıf yapılmamaktadır. Batı kaynaklarındaki “Barbarossa” (kızıl sakal) adı ise aslında ağabeyi Oruç Reis’e, sakalının rengi dolayısıyla verilmiş; Oruç’un ölümünden sonra aynı ad Hızır için de kullanılmaya devam etmiştir. Türkçe’de yerleşen “Barbaros” biçimi bu Batılı lakabın uyarlamasıdır. Resmî unvanı, 1534’ten ölümüne kadar taşıdığı kaptan-ı deryalıktır; aynı zamanda Cezayir beylerbeyi olarak anılmıştır.
Doğumu ve ailesi
Ailesi Vardar Yenicesi kökenlidir; babası Yâkub, Midilli’nin fethinden sonra adaya yerleşmiş bir sipahidir. Hızır’ın yaklaşık 1478 yılında Midilli’de doğduğu kabul edilir; kesin doğum tarihi bilinmemektedir ve kaynaklar yalnız yaklaşık bir yıl vermektedir. Dört kardeşten biridir: ağabeyi Oruç ile İlyas ve İshak. Kardeşlerin denizcilik faaliyeti önce Ege’de, ardından Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da yoğunlaşmış; İlyas erken bir çatışmada, Oruç ise 1518’de Tlemsen yakınlarında hayatını kaybetmiştir. Annesi hakkında güvenilir kaynaklarda ayrıntı bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmamaktadır.
Cezayir yılları ve Osmanlı himayesi
Hızır Reis, 16. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Kuzey Afrika kıyılarında görülmeye başladı; 1513’te Cicelli’yi (Cîcel) ele geçirmesi, kardeşlerin bölgedeki ilk kalıcı üssünü sağladı. Oruç Reis’in 1516’da Cezayir şehrine hâkim olması ve 1518’de ölümüyle bölgedeki liderlik Hızır’a geçti. İspanya baskısı karşısında tek başına tutunamayacağını gören Hızır, Cezayir’i Osmanlı hâkimiyetine bağlamayı tercih etti; 1519’da Yavuz Sultan Selim tarafından Cezayir beylerbeyi olarak tanındı ve merkezden yeniçeri ile top desteği gönderildi. Bu adım, Kuzey Afrika’nın Osmanlı sistemine eklemlenmesinin başlangıcıdır: bölge, doğrudan fethedilen bir eyalet değil, yerel bir deniz gücünün gönüllü bağlılığıyla imparatorluğa katılan bir uç olarak şekillenmiştir. Hızır’ın sonraki on yılı Cezayir’deki İspanyol garnizonuyla (Peñón) ve yerel rakiplerle mücadele içinde geçti; 1529’da Peñón’un düşürülmesiyle Cezayir limanı tamamen denetimine girdi.
Kaptan-ı deryalık ve donanmanın yeniden düzenlenmesi
Kanuni Sultan Süleyman, Andrea Doria komutasındaki Habsburg-Ceneviz donanmasının 1532’de Mora kıyılarında Koron’u almasının ardından denizlerde yetişmiş bir komutana ihtiyaç duydu. Hızır, 1533 yılının sonunda İstanbul’a çağrıldı ve 6 Nisan 1534’te kaptan-ı derya tayin edildi. Bazı kaynaklar bu atamayı 1533 yılına yerleştirir; Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki madde çağrı tarihini 28 Aralık 1533, atamayı ise 6 Nisan 1534 olarak vermektedir. Atamanın anlamı bir kişinin terfisinden ibaret değildir: Osmanlı donanması bu tarihten itibaren Gelibolu merkezli eski düzeninden, Galata tersanesinde inşa edilen büyük ve düzenli bir filo yapısına doğru dönüştürüldü. Hayreddin Paşa’nın tersaneyi ve gemi inşasını yeniden örgütlemesi, Akdeniz’de sürekli sefer yapabilen bir deniz gücünün kurumsal temeli olarak değerlendirilir.
Aynı yıl Tunus’u ele geçirdi; ancak 1535’te İmparator V. Karl’ın büyük bir sefer düzenleyerek şehri geri alması, Batı Akdeniz’de Osmanlı ile Habsburg arasındaki mücadelenin ne kadar dengede olduğunu gösterdi. Bu kayıp, sonraki yılların stratejisini belirledi: Osmanlı donanması Habsburg donanmasını açık bir meydan muharebesinde yenmek zorundaydı.
Preveze Deniz Muharebesi
Bu karşılaşma 1538 Eylülü’nün sonunda, Epir kıyısında Preveze açıklarında gerçekleşti. Papalık, Venedik ve Habsburg gemilerinden oluşan ve Andrea Doria’nın komuta ettiği müttefik donanması, sayıca Osmanlı filosundan üstündü. Hayreddin Paşa, filosunu Preveze Körfezi’nin korunaklı konumundan rüzgâr ve akıntıyı gözeterek çıkarmış; Doria’nın kararsızlığı ve müttefik gemiler arasındaki eşgüdüm eksikliği Osmanlı tarafına inisiyatif kazandırmıştır. Çatışmanın 28 Eylül 1538’de sonuçlandığı kabul edilir; TDV maddesi olayı 25–28 Eylül aralığına yayılan bir harekât olarak aktarır. Muharebe, Habsburg donanmasının imha edildiği bir sonuç doğurmadı; fakat müttefik filonun geri çekilmesi ve Venedik’in 1540’ta Osmanlı ile barış yapmak zorunda kalması, Preveze’yi Akdeniz dengesinin döndüğü nokta hâline getirdi. Osmanlı tarihçiliğinde bu zafer, İnebahtı’ya (1571) kadar sürecek bir deniz üstünlüğünün başlangıcı olarak konumlandırılır. Ele geçirilen gemi ve esir sayıları kaynaklarda farklılık gösterdiğinden burada tek bir rakam verilmemektedir.
Fransa ittifakı, Nice ve Toulon
Kanuni döneminde Habsburglara karşı geliştirilen Osmanlı–Fransa yakınlaşması, Hayreddin Paşa’nın son büyük seferinin çerçevesini oluşturdu. 1543’te Osmanlı donanması Fransız kuvvetleriyle birlikte Savoy Dükalığı’na bağlı Nice’i kuşattı; şehir 20 Ağustos 1543’te alındı, kale ise düşürülemedi. Donanma 1543–1544 kışını Fransa’nın Toulon limanında geçirdi. Bir Osmanlı filosunun bir Hıristiyan krallığın limanında kışlaması, dönemin Avrupa’sında geniş yankı uyandırdı ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa güç dengesinin doğrudan bir aktörü hâline geldiğini gösterdi. Bu sefer, kaptan-ı deryanın yalnız bir savaş komutanı değil, diplomasi ve ittifak siyasetinin de bir uygulayıcısı olduğunu ortaya koyar.
Ölümü ve türbesi
Hayreddin Paşa, 5 Temmuz 1546’da İstanbul’da öldü; ölüm yeri olarak Boğaziçi’ndeki Büyükdere’de bulunan sahil konağı gösterilir. Beşiktaş’ta, donanmanın sefere çıkmadan önce toplandığı kıyıda, Mimar Sinan tarafından 1541’de inşa edilen sekizgen planlı türbeye defnedildi. Türbe, bugün Deniz Müzesi’nin bitişiğinde ziyarete açık bir anıttır; yapının konumu, mimarisi ve güncel ziyaret planı için piknikyerleri’ndeki Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi gezi sayfasına bakılabilir. Sefere çıkan Osmanlı filolarının türbenin önünden geçerken top atışıyla selam verdiğine dair gelenek, sonraki yüzyıllarda Osmanlı denizciliğinin bu ismi nasıl bir kurucu figür olarak andığını gösterir.
Etkisi ve mirası
Hayreddin Paşa’nın tarihî önemi üç düzeyde ele alınabilir. Birincisi, Kuzey Afrika’nın Osmanlı sistemine katılmasında oynadığı roldür: Cezayir, onun bağlılık kararıyla imparatorluğun batıdaki deniz üssü hâline gelmiş ve yaklaşık üç yüzyıl bu konumu korumuştur. İkincisi, kaptan-ı deryalığı döneminde donanmanın kurumsal dönüşümüdür; Galata tersanesinin ve düzenli filo yapısının güçlenmesi, Osmanlı deniz gücünün sonraki kuşaklarına devrettiği asıl mirasıdır. Üçüncüsü, Preveze zaferinin simgesel değeridir: bu zafer, Osmanlı Devleti’nin yalnız kara imparatorluğu olmadığını Akdeniz ölçeğinde kanıtlamıştır. Onun yetiştirdiği ve yanında görev yapan denizciler kuşağı, Turgut Reis başta olmak üzere, 16. yüzyılın ikinci yarısındaki Osmanlı deniz siyasetini sürdürmüştür. Modern Türkiye’de adı Deniz Kuvvetleri geleneğinde ve 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı çevresinde anılmaya devam etmektedir.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Hayreddin Paşa’nın hayatı hakkındaki temel anlatı, kendi çevresinde kaleme alınan Gazavât-ı Hayreddin Paşa’ya dayanır. Bu çağdaş metin birinci elden bilgi taşımakla birlikte, paşanın başarılarını yüceltmeye eğilimli bir menâkıb üslubuyla yazılmıştır; bu yüzden sayısal ayrıntılar ve bazı olay sıralamaları Batı kaynaklarıyla karşılaştırılmadan kesin kabul edilmemelidir. Doğum yılı yalnız yaklaşık olarak bilinmektedir. Kaptan-ı deryalığa atanma tarihi kaynaklara göre 1533 sonu ile Nisan 1534 arasında değişir. Preveze’de ele geçirilen gemi ve esir sayıları, Osmanlı ve Avrupa kaynaklarında birbirinden farklı verilir. Popüler anlatılarda yer alan “korsanlıktan amiralliğe” vurgusu tarihsel olarak doğru bir çerçeve olmakla birlikte, dönemin Akdeniz’inde korsanlık ile devlet denizciliği arasındaki sınırın bugünkü anlamda keskin olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Dizi ve romanlardaki tasvirler kaynak değeri taşımaz.
Kaynakça
- Şerafettin Turan, “Barbaros Hayreddin Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 65–67. islamansiklopedisi.org.tr/barbaros-hayreddin-pasa
- Seyyid Murâdî, Gazavât-ı Hayreddin Paşa (16. yüzyıl çağdaş kronik); tenkitli neşir: Mustafa Yıldız, Gazavât-ı Hayreddin Paşa (MS 2639 Universitätsbibliothek Tübingen), Aachen 1993.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II: İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Kanuni dönemi deniz seferleri ve kaptan-ı deryalık bölümleri).
- İdris Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992 (tersane ve donanma teşkilâtının kurumsal arka planı için).