Gülbahar Hatun kimdir?
Gülbahar Hatun, Fatih Sultan Mehmed’in eşi ve II. Bayezid’in annesidir. Feridun Emecen’in TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesine göre 898 (1492) yılında öldü ve İstanbul’da Fatih Camii avlusunda, Fatih Türbesi’nin karşısındaki kendi türbesine defnedildi.
Hakkında bilinenler, oğlunun şehzadelik ve padişahlık dönemleriyle iç içedir. Oğlu Bayezid Amasya’ya sancak beyi olarak gönderildiğinde onunla birlikte gitti ve 1481’de oğlu tahta çıkana kadar orada yaşadı.
Adaş uyarısı: hangi Gülbahar Hatun?
Bu sayfanın en önemli noktası bir ayrımdır. Osmanlı hanedanında iki farklı Gülbahar Hatun vardır ve sıklıkla birbirine karıştırılır:
Bu sayfadaki: Fatih Sultan Mehmed’in eşi, II. Bayezid’in annesi, 1492’de ölen ve türbesi İstanbul’da bulunan Gülbahar Hatun.
Karıştırılan diğeri: II. Bayezid’in eşi, Yavuz Sultan Selim’in annesi olan ve türbesi Trabzon’da bulunan Gülbahar Hatun. Bu, farklı bir kuşağa mensup, ayrı bir kişidir.
İki hanımın da aynı adı taşıması ve ikisinin de saray çevresinde nüfuzlu olması, popüler yayınlarda ve hatta bazı derlemelerde karışıklığa yol açar. Bu sayfa yalnız birincisini, yani II. Bayezid’in annesini anlatır.
Kökeni tartışması
Emecen’in maddesi kökeni konusunda kesin bir hüküm vermez: sarayına 1446’da girdiği ve Arnavut, Sırp veya Fransız asıllı olduğunun rivayet edildiği kaydedilir. Yani kaynak, farklı iddiaları aktarır ama hiçbirini kanıtlanmış saymaz.
Bu üç iddianın da ortak bir zayıflığı vardır: hiçbiri çağdaş bir belgeye dayanmaz. Erken Osmanlı hanedan kadınlarının çoğu, saraya küçük yaşta girmiş ve geçmişleri kayda geçmemiş kişilerdir; bu yüzden köken, sonraki kuşakların çeşitli biçimlerde doldurduğu bir boşluk hâline gelir. “Fransız asıllı” iddiası özellikle geç dönemde ve büyük ölçüde edebî bir merakla üretilmiştir.
Bu sayfada bir köken tercih edilmemektedir. Kaynakların söylediği kadarıyla bilinen şudur: Gülbahar Hatun, saraya sonradan girmiş bir hanedan hanımıdır; nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Bir kaydın sustuğu yeri, o kaydı delil göstererek doldurmak yöntem hatasıdır ve bu adın etrafındaki iddialar bunun tipik bir örneğidir.
Bu durum, erken Osmanlı hanedan kadınlarının genel kaynak yapısıyla uyumludur ve Hüma Hatun örneğinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır: köken iddialarının çokluğu, bilginin çokluğundan değil, boşluğun farklı biçimlerde doldurulmasından kaynaklanır.
Amasya yılları
Gülbahar Hatun’un hayatının bilinen kısmı büyük ölçüde Amasya’da geçti. Oğlu Bayezid, şehzadeliğinde uzun yıllar Amasya sancak beyi olarak bulundu; Osmanlı düzeninde şehzadelerin taşrada yönetim tecrübesi kazanması olağan bir uygulamaydı ve anneleri de çoğunlukla onlarla birlikte giderdi.
Bu yıllar, bir hanedan kadınının taşra sancağındaki rolünü de gösterir. Şehzade sarayı küçük bir devlet gibi işlerdi; anne, bu yapının içinde hem hanedan itibarını temsil eden hem de zaman zaman siyasî dengeleri gözeten bir figürdü. Amasya’nın 1481’e kadar Gülbahar Hatun’un yaşadığı yer olması, oğlunun tahta çıkışıyla birlikte bu taşra hayatının sona erdiğini gösterir.
Saraydaki nüfuzu
Gülbahar Hatun, oğlunun tahta çıkışından sonra sarayda on bir yıl nüfuzlu bir konumda yaşadı. Günümüze ulaşan iki mektubu, oğlu üzerindeki etkisini ve devlet görevlileri hakkındaki değerlendirmelerini göstermesi bakımından değerlidir. Bu tür belgeler, haklarında az şey bilinen hanedan kadınlarının siyasî ağırlığını ortaya koyan ender kaynaklardandır.
Bu mektupların değeri, içeriğinden çok var olmalarındadır. Erken Osmanlı hanedan kadınlarının kendi ağzından bir söz bırakması son derece nadirdir; çoğunun hayatı yalnız başkalarının kaydettiği ayrıntılardan bilinir. Gülbahar Hatun’un mektupları, onu bir kayıt nesnesi olmaktan çıkarıp kendi görüşü olan bir aktör olarak görmemizi sağlar.
Türbesi
Gülbahar Hatun 1492’de öldü ve İstanbul’da Fatih Camii avlusunda, eşi Fatih’in türbesinin karşısındaki kendi türbesine defnedildi. Kesme taştan yapılmış, sekizgen planlı ve kubbeli bu yapı, dönemin hanedan kadınlarına ait türbe geleneğinin bir örneğidir.
Türbenin konumu da anlamlıdır: hanedanın en görkemli defin alanlarından birinde, padişahın hemen karşısında yer alması, onun hanedan içindeki konumunu simgeler. Bu tür yapılar, haklarında yazılı kaynak az olan hanedan kadınlarının varlığını ve statüsünü bugüne taşıyan başlıca tanıklardır.
Neden “valide sultan” denmiyor?
Gülbahar Hatun, oğlu padişah olduktan sonra yaşadığı için padişah annesi konumunu fiilen taşımıştır; bu yönüyle, oğlu tahta çıkmadan ölen Hüma Hatun’dan farklıdır. Buna rağmen bu sayfa Önemli Şahsiyetler altında yer alır.
Sebep, valide sultan unvanının resmî bir saray kurumu olarak 16. yüzyılda, Hafsa Sultan’dan itibaren biçimlenmiş olmasıdır. 15. yüzyıl sonu, bu kurumsallaşmanın henüz tamamlanmadığı bir geçiş dönemidir. Sonraki yüzyılın kurumsal adını bu döneme geriye doğru yansıtmamak için, seri genelinde tutarlı bir tercih yapılmıştır.
Kaynakça
- Feridun Emecen, “Gülbahar Hatun” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, 1996, s. 230–231.
- M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1980.
- Leslie P. Peirce, The Imperial Harem: Women and Sovereignty in the Ottoman Empire, Oxford University Press, New York, 1993.