Yavuz Sultan Selim

Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu padişahı
Geleneksel hanedan portresi esas alınarak resmî hükümdar portresi düzeninde canlandırılan Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim, 1512-1520 arasındaki sekiz yıllık saltanatında Osmanlı Devleti’nin sınırlarını Doğu’ya ve Güney’e taşıyan padişahtır. Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye zaferleriyle Suriye, Mısır ve Hicaz Osmanlı yönetimine girmiş; Haremeyn’in himayesi hanedana geçmiştir.

Yavuz Sultan Selim kimdir?

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu padişahıdır; 1512’de tahta çıkmış ve 1520’de ölümüne kadar sekiz yıl hüküm sürmüştür. Bu kısa saltanat, Osmanlı tarihinin en yoğun genişleme dönemlerinden biridir: Çaldıran’da Safevî ordusu yenilmiş, Mercidabık ve Ridaniye’den sonra Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı yönetimine girmiş, Mekke ve Medine’nin himayesi hanedana geçmiştir.

Adının etrafında oluşan anlatı, hayatının kendisinden daha çok bilinir. Halifeliği bir törenle devraldığı, sol kulağında küpe taşıdığı, sekiz yılda devletin yüzölçümünü kat kat büyüttüğü gibi ifadeler yaygındır. Bunların bir kısmı doğrudur, bir kısmı geç dönem eklemesidir. Bu sayfa ikisini birbirinden ayırmayı da amaçlar; çünkü Yavuz örneğinde efsanenin kaynağını izlemek, kuru bir olay listesinden daha öğreticidir.

Doğumu, şehzadeliği ve tahta çıkışı

Doğum tarihi kesin olarak bilinmez; kaynaklar 1468 ile 1470 arasında değişen tarihler verir ve bu ayrım literatürde hâlâ tartışılır. Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Şehzadeliğinde Trabzon sancak beyliği yaptı; oğlu Süleyman da 1494’te bu görev sırasında Trabzon’da doğdu.

Tahta çıkışı, Osmanlı hanedanında olağan sayılamayacak bir yoldan gerçekleşti. Selim, babasının sağlığında ve kardeşleri Ahmed ile Korkut’un adaylığı gündemdeyken silahlı bir mücadeleye girişti; II. Bayezid 1512’de tahtı ona bırakmak zorunda kaldı. İzleyen süreçte kardeşlerinin tasfiyesiyle taht üzerindeki rekabet sona erdi. Bu geçişin sertliği, sonraki saltanatının hızını da açıklar: iç rekabeti erken kapatan bir hükümdar, seferlere kesintisiz yönelebilmiştir.

Çaldıran ve Doğu siyaseti

Selim’in ilk büyük hamlesi doğuya yöneldi. Şah İsmail’in kurduğu Safevî Devleti, yalnız askerî bir rakip değil, Anadolu’daki kitleler üzerinde etkili olan bir inanç ve propaganda merkeziydi; bu durum Osmanlı için sınır ötesi bir tehditten fazlasını ifade ediyordu. 23 Ağustos 1514’te Çaldıran ovasında yapılan savaşta Osmanlı ordusu, ateşli silah ve top üstünlüğünü sahaya taşıyarak Safevî süvari gücünü kırdı.

Çaldıran, Safevî Devleti’ni ortadan kaldırmadı; ancak Doğu Anadolu’daki dengeyi kalıcı biçimde Osmanlı lehine çevirdi ve ardından Diyarbekir çevresinin katılımıyla bölge Osmanlı idaresine bağlandı. Bu sonuç, Selim’in bir sonraki hedefi olan Memlük coğrafyasına yönelmesinin de zeminini hazırladı.

Mercidabık, Ridaniye ve Mısır

1516’da güneye yönelen ordu, 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta Memlük Sultanı Kansu Gavri’nin kuvvetlerini yendi; Halep ve Şam kısa sürede Osmanlı yönetimine girdi. Sefer 1517 başında Mısır’a taşındı ve 22 Ocak 1517’de Ridaniye’de kazanılan zaferin ardından Kahire alındı. İki yüz elli yılı aşkın Memlük hâkimiyeti sona erdi.

Bu fetihlerin sonuçları askerî olmakla kalmadı. Suriye ve Mısır’ın katılımıyla Osmanlı, Doğu Akdeniz ticaretinin ve Kızıldeniz hattının denetimine ortak oldu; Mekke Şerifi’nin bağlılığını bildirmesiyle Haremeyn’in, yani Mekke ve Medine’nin himayesi hanedana geçti. Selim’in benimsediği Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn (İki Mukaddes Beldenin Hizmetkârı) unvanı bu yeni konumu ifade eder ve Osmanlı hükümdarlığına İslâm dünyası ölçeğinde farklı bir ağırlık kazandırır.

Halifelik gerçekten bir törenle mi devredildi?

Yaygın anlatıya göre son Abbâsî halifesi III. Mütevekkil, İstanbul’da düzenlenen bir törenle halifelik haklarını Yavuz Sultan Selim’e devretmiş, ona hilâfet kılıcı kuşatılmıştır. Bu anlatı ders kitaplarına kadar girmiştir; ne var ki kaynak durumu bunu desteklemez.

Faruk Sümer’in Belleten’de yayımlanan incelemesi meseleyi ayrıntılı biçimde ele alır ve şu tespitleri yapar: çağdaş kaynaklarda böyle bir devre ilişkin kayıt yoktur, dönemin Türkçe fetihnâmelerinde halifenin adı bile geçmez, halife diğer Mısırlılarla birlikte İstanbul’a getirilmiştir. Rivayetin izi 18. yüzyıla, d’Ohsson’un Tableau Général de l’Empire Othoman adlı eserine kadar sürülür; anlatı buradan sonraki Osmanlı ve Batı literatürüne yayılmıştır. Rus şarkiyatçı Barthold’un 1912’de bunun tarihsel dayanaktan yoksun olduğunu göstermesi ise uzun süre yeterince dikkate alınmamıştır.

Burada bir ayrımı korumak gerekir. “Devir töreni olmadı” demek, “Osmanlı halifelik iddiası taşımadı” demek değildir. Halife unvanı Osmanlı hükümdarları tarafından Selim’den önce de kullanılıyordu; Mısır fethinden sonra değişen şey, bu iddiaya somut bir dayanak kazandıran Haremeyn himayesinin hanedana geçmesidir. Yani gerçek dönüşüm bir salon töreninde değil, gücün ve sorumluluğun yer değiştirmesinde aranmalıdır.

Küpeli portre meselesi

Yavuz Sultan Selim denince akla gelen görüntü, çoğu zaman sol kulağında küpe bulunan bir portredir. Bu görüntünün kaynağı bir dönem eseri değildir. Millî Saraylar kayıtlarına göre söz konusu tablo 19. yüzyılın ikinci yarısına ait, imzasız bir çalışmadır. Yavuz’un hayattayken yapılmış bir portresi bilinmemektedir; ona ilişkin tasvirler ölümünden sonraki hanedan ikonografisine dayanır.

Dönem kaynaklarında küpeden söz edilmez. Feridun M. Emecen ve Erhan Afyoncu çağdaş tasvirlerde böyle bir ayrıntı bulunmadığını belirtir; Ekrem Buğra Ekinci ise portrenin Şah İsmail’e ait olabileceğini ileri sürer. Küpe, on iki dilimli taç ve kızıl börk gibi unsurlar Safevî ikonografisinin parçasıdır. Bu sayfadaki temsilî görselde küpeye yer verilmemesi bu sebepledir; karar estetik değil, kaynak kararıdır.

“Yavuz” lakabı ne anlama gelir?

Osmanlı Türkçesinde yavuz kelimesi “sert, çetin, yılmaz” anlamındadır; bugünkü konuşma dilindeki olumsuz çağrışımı taşımaz. Lakap, hükümdarın kararlılığını ve tavizsizliğini niteler. Yine de bu adlandırmanın hangi tarihte ve kimin tarafından yerleştiğini kesin biçimde söylemek güçtür; Osmanlı padişahlarının bilinen lakaplarının önemli bir bölümü, kendi çağlarında değil sonraki tarih yazımında yaygınlaşmıştır.

Ailesi

Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Oğlu Kanuni Sultan Süleyman, 1520’de tahta tek erkek vâris olarak çıkmış ve Osmanlı tarihinin en uzun saltanatını sürmüştür. Kızlarından Hatice Sultan ve Şah Sultan gibi isimler kaynaklarda geçer; ancak erken dönem hanedan kadınlarında olduğu gibi burada da kayıtlar eşit güvenilirlikte değildir ve bazı adlar farklı eserlerde farklı biçimlerde aktarılır.

Ölümü ve mirası

Selim, 1520 yılının Eylül ayında, yeni bir sefer hazırlığı sırasında Çorlu yakınlarında öldü; kaynaklarda ölüm tarihi 21 veya 22 Eylül olarak verilir. Ölüm sebebi, dönemin kaynaklarında şirpençe adıyla geçen ve sırtında çıkan ağır bir çıban olarak kaydedilir. İstanbul’da kendi adını taşıyan camiin haziresine defnedildi.

Günümüzde ziyarete açık olan türbesi, Fatih’teki Sultan Selim Camii avlusundadır. İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü kaydına göre sekizgen planlı, kesme küfeki taşından yapı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Acem Ali’ye yaptırılmıştır; güncel ziyaret düzeni yola çıkmadan önce kurumdan doğrulanmalıdır.

Sekiz yıllık saltanatın Osmanlı tarihindeki yeri, süresiyle değil yön değiştirme etkisiyle ölçülür. Selim’den önce esas olarak Balkanlar ve Orta Avrupa’ya bakan devlet, onun döneminde Arap coğrafyasının ve kutsal beldelerin sorumluluğunu üstlenen bir imparatorluğa dönüştü. Oğlu Süleyman’ın kırk altı yıllık saltanatında ulaşılan genişlik, büyük ölçüde bu sekiz yılda kurulan zeminin üzerine inşa edilmiştir.

Kaynakça

  1. Feridun Emecen, “Selim I” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, 2009, s. 407–414.
  2. Feridun M. Emecen, Zamanın İskenderi, Şarkın Fatihi: Yavuz Sultan Selim, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul, 2010.
  3. Faruk Sümer, “Yavuz Selim Halîfeliği Devraldı mı?”, Belleten, c. 56, sy. 217, Aralık 1992, s. 675–702.
  4. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ, 1300-1600, çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.
  5. Seyyid Lokman – Nakkaş Osman, Kıyâfetü’l-İnsâniyye fî Şemâili’l-Osmâniyye, 1579, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. 1563.
  6. Anadolu Ajansı Teyit Hattı, “Yavuz Sultan Selim’in küpe taktığı iddiası”, 2020 (Millî Saraylar Başkanlığı kaydı ve uzman görüşleri).
Diğer isimleri: I. Selim, Sultan Selim Han, Selim Şah