Sultan II. Bayezid

Osmanlı Devleti’nin sekizinci padişahı
16. yüzyıl minyatür portresi esas alınarak resmî hükümdar portresi düzeninde canlandırılan Sultan II. Bayezid

Sultan II. Bayezid, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu ve Osmanlı Devleti’nin sekizinci padişahıdır. Otuz bir yıllık saltanatı, babasının hızlı genişlemesinin ardından gelen bir konsolidasyon dönemidir; kardeşi Cem Sultan ile taht mücadelesi, dindarlığı sebebiyle aldığı “Velî” lakabı ve tahttan indirilişiyle anılır.

Sultan II. Bayezid kimdir?

Sultan II. Bayezid, Osmanlı Devleti’nin sekizinci padişahıdır. Babası Fatih Sultan Mehmed, annesi Gülbahar Hatun’dur. Şerafettin Turan’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Bayezid II” maddesine göre 1448’de Dimetoka’da doğdu ve babasının 1481’de ölümü üzerine tahta çıktı.

Otuz bir yıllık saltanatı, Osmanlı tarihinde bir “nefes alma” dönemi olarak okunur. Babası devleti hızlı bir genişlemeyle imparatorluğa dönüştürmüştü; II. Bayezid ise bu genişlemenin yarattığı malî, idarî ve toplumsal yükü sindirmekle uğraştı. Bu yüzden dönemi, parlak fetihlerle değil, kurumsal onarımla anılır.

Not: Bu sayfa II. Bayezid’i anlatır. Yıldırım Bayezid (I. Bayezid) ayrı bir kişidir ve Kuruluş döneminde, Ankara Savaşı’nda Timur’a esir düşen padişahtır.

Cem Sultan ile taht mücadelesi

Saltanatının daha ilk günü bir taht mücadelesiyle başladı. Fatih öldüğünde iki oğlu vâris konumundaydı: Amasya’da bulunan Bayezid ve Konya’da bulunan Cem. Cem, saltanatını ilan edip Bursa’yı ele geçirdi; hatta ülkeyi ikiye bölmeyi önerdi. Yenişehir’de yapılan savaşta yenilince önce Memlük topraklarına, ardından Rodos şövalyelerine sığındı.

Bundan sonrası Osmanlı dış siyasetini yıllarca kısıtlayan bir soruna dönüştü. Cem, Avrupa’da papalığın ve Fransa’nın elinde bir koz olarak tutuldu; ona karşı bir Haçlı seferinde kullanılma ihtimali, II. Bayezid’i Batı’ya karşı temkinli davranmaya zorladı. Bu meselenin ayrıntıları ayrı bir sayfada ele alınmıştır: Cem Sultan Meselesi.

“Velî” lakabı

II. Bayezid, dindarlığı, ilim ve tasavvuf çevreleriyle yakınlığı ve hayır işlerine verdiği önem sebebiyle Velî (Bâyezîd-i Velî) lakabıyla anılır. Turan’ın maddesi, onun yumuşak, hatta melankolik bir mizaca sahip olduğunu kaydeder.

Bu kişilik, döneminin genel karakteriyle uyumludur: fetih hırsının yerini istikrar arayışının aldığı bir saltanat. Aynı özellik, kimi kaynaklarda kararsızlık olarak da yorumlanmıştır; bir hükümdarın “yumuşaklığı”, bakış açısına göre erdem veya zaaf olarak okunabilir.

Konsolidasyon dönemi: babasının mirasını sindirmek

II. Bayezid dönemini anlamak için babasının bıraktığı tablonun görülmesi gerekir. Fatih otuz yılda devleti hızla büyütmüş, fakat bu genişleme ağır bir malî ve toplumsal yük bırakmıştı. Sürekli sefer, sürekli masraf demekti; para politikasında yapılan müdahaleler, akçenin değer kaybı ve halk üzerindeki vergi baskısı, Fatih’in son yıllarında hoşnutsuzluk üretmişti.

II. Bayezid’in ilk işlerinden biri, babası döneminde vakıf ve mülk statüsü değiştirilmiş toprakların bir bölümünü eski sahiplerine iade etmek oldu. Bu, hem toplumsal barışı onarmaya hem de saltanatının ilk günlerinde geniş bir destek tabanı kurmaya yönelik bir adımdı. Aynı dönemde malî düzen yeniden gözden geçirildi ve genişlemenin hızı bilinçli olarak düşürüldü.

Bu tercih, dönemi “durgun” gösteren şeydir; oysa hızlı genişlemeden sonra bir devletin nefes alması, çoğu zaman fetihten daha zor bir yönetim işidir. Fatih’in kurduğu imparatorluk düzeni, ancak bu sindirme dönemi sayesinde kalıcı olabildi.

Dönemin öne çıkan olayları

Saltanatı boyunca doğuda yükselen Safevî tehdidi belirginleşti; Şah İsmail’in Anadolu’daki etkisi, ilerideki büyük mücadelenin habercisiydi. Anadolu’daki Türkmen kitleleri üzerinde Safevî propagandasının etkili olması, sonraki dönemde Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferine giden yolun başlangıcıdır.

1499-1503 arasında Venedik ile yapılan deniz savaşı, İnebahtı, Modon ve Koron gibi önemli limanların alınmasıyla sonuçlandı ve Osmanlı deniz gücünün Akdeniz’de arttığı bir dönem oldu. Bu savaş, Osmanlı donanmasının artık bir yardımcı kuvvet değil, başlı başına stratejik bir güç olduğunu gösterdi.

Dönemin en insanî kararlarından biri, 1492’de İspanya’dan sürülen Yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesidir. Bu karar, hem sığınmacılara yurt sağladı hem de İstanbul, Selânik ve İzmir gibi şehirlere zanaat ve ticaret nüfusu kazandırdı. Kaynaklarda II. Bayezid’in, “ülkesini zenginleştiren bir hükümdarı fakirleştirdi” diyerek İspanya kralını eleştirdiği aktarılır; bu söz belgelenmiş bir alıntı olmaktan çok dönemin tutumunu özetleyen bir anlatıdır.

1509’da İstanbul’u vuran büyük deprem, kaynaklarda “küçük kıyamet” diye anılır. Kırk beş gün süren artçılarla binden fazla ev ve yüzden fazla mescit yıkıldı, binlerce kişi öldü. Şehrin onarımı için ülke genelinden usta ve işçi seferber edildi; bu, dönemin devlet kapasitesini gösteren bir örnektir.

Tahttan indirilişi ve ölümü

Saltanatının son yılları, hem doğuda Şahkulu isyanı hem de oğulları arasındaki taht mücadelesiyle sarsıldı. Şehzadeler Ahmed, Korkut ve Selim arasındaki rekabet, yaşlı ve hasta padişahın denetleyemeyeceği bir düzeye ulaştı. Sonunda, yeniçerilerin de desteğini alan şehzade Selim öne çıktı.

II. Bayezid 24 Nisan 1512’de tahtı oğlu Selim’e (Yavuz Sultan Selim) bıraktı; bu, Osmanlı tarihinde bir padişahın oğlu lehine tahttan çekildiği ender örneklerdendir. Kısa süre sonra, Dimetoka’ya giderken Çorlu yakınlarında 26 Mayıs 1512’de öldü. Kaynaklarda zehirlenmiş olabileceği yönünde iddialar da vardır; bu, kanıtlanmış bir olgu değil, dönemin beklenmedik hükümdar ölümlerinde sık görülen bir rivayettir.

İstanbul’da kendi yaptırdığı Bayezid Camii’nin haziresine defnedildi.

Mirası

II. Bayezid’in bıraktığı devlet, babasınınkinden daha az parlak ama daha oturmuş bir yapıydı. Onun döneminde İber Yarımadası’ndan sürülen Yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesi, hem insanî hem de iktisadî sonuçları olan bir karardı ve şehirlerin ticarî canlılığına katkı sağladı.

Saltanatı çoğu zaman iki güçlü hükümdarın —Fatih ile Yavuz’un— arasında kalan sönük bir dönem olarak görülür. Oysa hızlı genişlemeden sonra bir devletin dağılmadan ayakta kalabilmesi de en az fetih kadar beceri ister; II. Bayezid dönemi bu açıdan yeniden değerlendirilmeyi hak eder.

Kültür alanında da adı, hâmiliğiyle anılır. Döneminde şiir, mimari ve ilim çevreleri desteklendi; kendisi de Adlî mahlasıyla şiirler yazan bir hükümdardı. İstanbul’da yaptırdığı Bayezid Külliyesi, cami, medrese, imaret ve hamamıyla klasik Osmanlı külliye geleneğinin önemli örneklerindendir. Edirne’de yaptırdığı külliye ise darüşşifasındaki müzikle tedavi uygulamasıyla dönemin tıp anlayışını yansıtan öncü bir sağlık kurumudur.

Bir başka açıdan, II. Bayezid dönemi Osmanlı denizciliğinin de dönüm noktasıdır. Kemal Reis gibi denizcilerin devlet hizmetine alınması ve Piri Reis’in yetiştiği ortamın hazırlanması bu döneme rastlar. Akdeniz’de artan Osmanlı varlığı, sonraki yüzyılın büyük deniz mücadelelerinin zeminini kurdu.

Dolayısıyla bu saltanatı yalnız “iki fâtih arasındaki ara dönem” olarak okumak, onun asıl işlevini gözden kaçırır. II. Bayezid dönemi, bir imparatorluğun büyüme sancılarını atlatıp kurumlarını oturttuğu, sessiz ama belirleyici bir konsolidasyon çağıdır.

Kaynakça

  1. Şerafettin Turan, “Bayezid II” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, 1992, s. 234–238.
  2. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ, 1300-1600, çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003.
  3. Feridun Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015.
Diğer isimleri: II. Bayezid, Bayezid-i Velî, Sultan Bayezid Han