Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kimdir?
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1676-1683 arasında sadrazamlık yapan ve Osmanlı tarihinin en tartışmalı askerî kararlarından birine, 1683 Viyana seferine, serdar-ı ekrem sıfatıyla komuta eden devlet adamıdır. Köprülü ailesinin konağında yetişmiş, bu ailenin siyasî mirasını devralmış, fakat aynı mirasın en ağır kaybıyla anılmıştır. Adı Osmanlı tarihyazımında neredeyse yalnız 1683 ile birlikte geçtiği için, ondan önceki yirmi yıllık idarî ve askerî kariyeri çoğu zaman gölgede kalır.
Bu künye, kişinin bilinen kariyer basamaklarını, Viyana seferindeki rolünü ve idamını kaynakların söylediği kadarıyla verir. Bozgunun sebebi meselesinde kaynaklar açıkça birbiriyle çelişir; bu sayfa tek bir suçlu belirlemez, çelişkinin kendisini gösterir.
Adaş uyarısı: hangi Kara Mustafa Paşa?
Osmanlı tarihinde “Kara Mustafa Paşa” adıyla anılan birden fazla sadrazam vardır ve bunlar sık sık birbirine karıştırılır. Bu sayfanın konusu, 1676-1683 arasında sadrazamlık yapan ve 1683’te idam edilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır. Ondan yaklaşık kırk yıl önce, 1638-1644 arasında sadrazamlık yapan ve 31 Ocak 1644’te öldürülen Kemankeş Kara Mustafa Paşa bambaşka bir kişidir; IV. Murad’ın son yılları ile I. İbrahim’in ilk yıllarında görev yapmıştır. Ayrıca 1689-1691 arasında sadrazamlık yapan Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa da adının benzerliği yüzünden karıştırılabilmektedir; o, Köprülü Mehmed Paşa’nın oğludur ve 1691’de Salankamen’de öldürülmüştür.
Doğumu, ailesi ve Köprülü konağı
Abdülkadir Özcan’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesine göre 1044 (1634-35) yılında, Merzifon yakınlarındaki Marınca köyünde doğdu. Babası Oruç Bey, timar sahibi bir sipahiydi ve IV. Murad’ın Bağdat seferi sırasında öldü; Mustafa dört yaşında yetim kaldı. Doğum yılı tek bir hicrî yıl kaydına dayandığı için milâdî karşılığı 1634 veya 1635 olarak verilir; kaynaklar bu konuda tek bir kesin tarih sunmaz.
Yetim kalan çocuk, babasının silâh arkadaşı Köprülü Mehmed Paşa’nın himayesine girdi ve onun oğullarıyla birlikte yetişti. Bu ayrıntı biyografik bir renk değil, 17. yüzyıl Osmanlı devlet yapısının merkezî bir mekanizmasıdır: bu dönemde devlet kadroları büyük ölçüde vezir ve paşa konaklarında (kapı halkı) yetişen adamlar üzerinden doldurulmaktaydı. Kişi, bir hânenin içinde eğitilir, o hânenin ağını ve düşmanlıklarını da devralırdı. Merzifonlu daha sonra Köprülü Mehmed Paşa’nın kızıyla evlenerek bu hâneye damat olarak bağlandı; kariyeri boyunca Köprülü çevresinin adamı sayıldı.
Kariyer basamakları
Köprülü Mehmed Paşa’nın 1656’da sadrazam olmasıyla kariyeri hızlandı. Zilhicce 1068 (Eylül 1658) tarihli tayinle saray hizmetinden çıkıp taşra görevlerine geçti; Silistre beylerbeyliği yaptı. 1661-1666 yılları arasında, Girit savaşının sürdüğü yıllarda kaptan-ı deryalık görevinde bulundu. Kaptan-ı deryalık bu dönemde yalnız donanma kumandanlığı değil, Cezâyir-i Bahr-i Sefîd eyaletinin yöneticiliği anlamına da geliyordu; yani mâlî ve idarî bir sorumluluktu.
Ardından sadâret kaymakamlığına getirildi ve Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın sadrazamlığı boyunca (1661-1676) İstanbul’da devletin ikinci adamı konumunda çalıştı. Fâzıl Ahmed Paşa’nın ölümü üzerine 28 Şâban 1087 (5 Kasım 1676) tarihinde sadrazamlığa getirildi. Bu tayin, Köprülü hânesinin sadrazamlık üzerindeki etkisinin kan bağı dışına, hâne mensuplarına da uzandığını gösterir.
Çehrin seferleri ve Rusya sınırı
Sadrazamlığının ilk büyük askerî işi kuzeyde, Ukrayna’daydı. Osmanlı Devleti Podolya’yı 1672’de almış, bölgedeki Kazak hatmanlığı üzerinden Rus Çarlığı ile doğrudan temasa geçmişti. 1677 ve 1678 seferlerinde hedef, Dinyeper üzerindeki Çehrin (Chyhyryn) kalesiydi. İlk sefer sonuç vermedi; 1678’de bizzat sadrazamın komuta ettiği ikinci sefer 21 Ağustos 1678’de kalenin ele geçirilmesiyle sonuçlandı.
Bu başarı iki bakımdan önemlidir. Birincisi, sadrazamın askerî itibarını kurdu: Viyana seferine, kazanılmış bir kuşatma tecrübesiyle çıktı. İkincisi, Osmanlı Devleti’nin kuzey siyasetinde yeni bir eşiği işaret eder; Çehrin sonrasında 1681’de Rusya ile varılan mutabakat, Dinyeper hattını sınır kabul eden ilk düzenlemelerden biridir. Bu sınır, 1699’dan sonra Karlofça ve 1700 İstanbul antlaşmalarıyla yeniden ele alınacaktı.
Sadrazamlığında iç düzen ve seferin malî zemini
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı, Osmanlı malî düzeninin klasik biçiminden uzaklaştığı bir döneme denk gelir. Timar sistemi askerî gücün ana kaynağı olmaktan çıkmış, ordunun ağırlığı ücretli ve mevsimlik toplanan kuvvetlere kaymıştı; bu da nakit ihtiyacını artırıyordu. Nakit ihtiyacı iltizam usulünün yaygınlaşmasıyla karşılanmaya çalışıldı: vergi gelirleri peşin ödeme karşılığında mültezimlere devrediliyor, merkez böylece sefer öncesinde hazır para buluyor fakat uzun vadeli geliri bağlıyordu. 1695’te kalıcı biçimde kurumsallaşacak olan malikâne uygulamasının zemini bu yıllarda hazırlandı.
Sadrazamın kendi hânesi de bu düzenin bir parçasıdır. 17. yüzyıl sonunda büyük vezir hâneleri yalnız bir maiyet değil, kendi gelirleri, kendi askerî kuvveti ve kendi kadro havuzu bulunan siyasî birimlerdi. Sefer kararının merkezde nasıl alınabildiğini anlamak için bu yapıyı görmek gerekir: sadrazam, padişahın onayını aldıktan sonra kendi hânesinin ve müttefiklerinin kaynaklarını da seferberliğe katabiliyordu. Aynı yapı, başarısızlık hâlinde sorumluluğu neden tek bir kişide toplandığını da açıklar; sefer, bir kurumun değil, adı konmuş bir hânenin işi sayılıyordu.
Çehrin seferlerinin ardından kuzeyde sağlanan istikrar ve 1664’ten beri süren Habsburg barışı, 1683’e kadar geçen yıllarda merkeze bir hazırlık aralığı verdi. Sefer kararının bu aralığın sonunda alınması tesadüf değildir; fakat aynı hazırlık, birden çok Avrupa devletiyle aynı anda sürdürülecek uzun bir savaşı finanse edecek ölçekte değildi. 1683 sonrasındaki on altı yıllık savaşta yaşanan malî tıkanma, bu ölçek farkının sonucudur.
1683 Viyana seferi ve serdarlık
1682’de Habsburg yönetimindeki Yukarı Macaristan’da Thököly İmre’nin ayaklanması Osmanlı himayesine alındı; bu, 1664 Vasvár Antlaşması’yla kurulan dengeyi fiilen bozdu ve savaşa giden yolu açtı. Sefer kararının alınmasında sadrazamın belirleyici rolü olduğu kaynakların ortak kabulüdür; Kemal Beydilli’nin TDV “Viyana” maddesi kararı doğrudan onun emrivâkisi olarak niteler ve padişah Sultan IV. Mehmed’in bunu onayladığını belirtir.
Ordu 1683 ilkbaharında Edirne’den hareket etti. Belgrad’da sancak-ı şerif sadrazama teslim edildi; padişah sefere fiilen katılmadı ve Belgrad’da kaldı. Bu devir, sorumluluğun tümüyle serdara geçtiği anlamına gelir ve idam kararının siyasî zeminini de baştan kurar. Sefer yolundaki istişarede hedefin sınırdaki Yanıkkale mi yoksa doğrudan Viyana mı olacağı tartışıldı; sadrazam Viyana’da ısrar etti. Kırım Hanı Murad Giray ile Uzun İbrâhim Paşa’nın itirazları kaynaklara geçmiştir.
Ordu 19 Receb 1094 (14 Temmuz 1683) tarihinde şehrin önüne geldi. İki ay süren kuşatmanın ayrıntıları ve bozgunun seyri için İkinci Viyana Kuşatması sayfasına bakılabilir. Burada kişiyle ilgili olan nokta şudur: 12 Eylül 1683’te Kahlenberg yönünden inen yardım ordusu karşısında hat çözüldüğünde, sadrazam ordunun toparlanabildiği kadarıyla önce Yanıkkale, ardından Belgrad yönüne çekildi. Geri çekilme sırasında sorumlu gördüğü bazı kumandanları cezalandırması, İstanbul’daki muhaliflerinin elini güçlendirdi.
Bozgunun sorumluluğu: kaynaklar ne diyor?
1683 bozgununun tek bir kişiye yüklenmesi, hem çağdaş kaynakların hem de sonraki popüler anlatının ortak eğilimidir; fakat hangi kişiye yükleneceği kaynağa göre değişir. Bir kısım Osmanlı kroniği, Tuna geçitlerini ve yardım ordusunun yolunu tutmakla görevlendirilen Kırım Hanı Murad Giray’ın bu görevi yerine getirmediğini yazar. Buna karşılık Kırım tarafının kaynağı olan Târîh-i Mehmed Giray, başarısızlığı bütünüyle sadrazama yükler. İki anlatı da savunma amaçlıdır ve birbirini doğrulamaz.
Yöntem bakımından önemli olan şudur: bir kuşatmanın başarısızlığı, tek bir emrin yerine getirilip getirilmemesiyle açıklanamaz. Ordunun şehrin önüne ancak temmuz ortasında varabilmesi, ağır muhasara toplarının bulunmaması, savunmanın İtalyan usulü tabya sistemine dayanması, yardım ordusunun toplanabilmesini sağlayan Habsburg-Lehistan-Papalık diplomasisi ve kuşatma sürerken yeterli bir örtme kuvvetinin kurulamaması birlikte etkilidir. Sadrazamın kişisel payı bu tablonun içindedir: hedefi o seçmiş, itirazları o susturmuş, örtme tedbirlerinden o sorumlu tutulmuştur. Bu, onu tek sebep yapmaz.
Çağdaş gözlemcilerin kişilik tasviri de burada anılmalıdır. Özcan’ın maddesi, kaynakların onu iri yapılı, heybetli, hesaplı fakat aynı zamanda kibirli, inatçı ve rakiplerine karşı kinci bir kişi olarak tarif ettiğini aktarır. Bu tasvirler idamdan sonra yazıldığı için, bozgunu kişilikle açıklama eğiliminden bağımsız okunamaz; tarihsel bir kişilik değerlendirmesi olarak değil, kaynakların onu nasıl hatırlamak istediğine dair bir kayıt olarak alınmalıdır.
İdamı ve mezarı
Belgrad’a çekilen sadrazam, 6 Muharrem 1095 (25 Aralık 1683) tarihinde padişahın emriyle idam edildi. İdam bir muhakeme sonucu değildi; sefer sorumluluğunun kapatılmasına yönelik siyasî bir karardı. Kesik başının İstanbul’a gönderildiği kaynaklarca kaydedilir. Gömüldüğü yer konusunda kaynaklar ayrışır: bir rivayet Belgrad’daki sarayın karşısındaki cami hazîresini, bir diğeri kale dışını gösterir. Sonraki dönemde naaşının veya başının İstanbul’a nakledilerek Çarşıkapı’daki kendi külliyesinin hazîresine defnedildiği yolundaki yaygın anlatı, bu ayrışma dikkate alınarak kesin bilgi gibi sunulmamalıdır.
Eserleri ve vakıfları
Kısa sadrazamlığına rağmen geniş bir vakıf faaliyeti bıraktı. İstanbul’da Çarşıkapı’da medrese, sebil, kütüphane ve hazîreden oluşan bir külliye; memleketi Merzifon’da cami merkezli bir yapı topluluğu; Kayseri’nin İncesu ilçesinde kervansaray, cami, medrese, hamam ve arasta içeren büyük bir menzil külliyesi bunların başlıcalarıdır. İncesu külliyesi, 17. yüzyıl sonunda menzil külliyelerinin hâlâ kurulabildiğini göstermesi bakımından ayrıca önemlidir; bu yapılar yalnız hayır eseri değil, kervan yolları üzerinde güvenlik ve iaşe düğümleridir.
Değerlendirme
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kariyeri, 17. yüzyıl Osmanlı devlet düzeninin iki temel özelliğini birlikte gösterir. Birincisi, yükselmenin hânedan mensubiyetine değil, bir vezir hânesine bağlanmasıdır: Sokollu Mehmed Paşa’dan Köprülüler’e uzanan çizgide sadrazamlık, kendi kadrosunu üreten bir kurum hâline gelmişti. İkincisi, aynı düzenin sorumluluğu da kişiselleştirmesidir: sefer serdarına verilen yetki ne kadar genişse, başarısızlık hâlinde üzerine yıkılan sorumluluk da o kadar tekildir.
1683 sonrasında Osmanlı Devleti on altı yıl süren çok cepheli bir savunma savaşına girdi ve bu savaş 1699 Karlofça Antlaşması ile kapandı. Bu uzun süreci tek bir sadrazamın hırsına bağlamak, İnalcık ekolünün ısrarla uyardığı türden bir indirgemedir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1683’ün kararını veren kişidir; fakat 1683’ten 1699’a uzanan sürecin sebebi değil, ilk kırılma noktasındaki adıdır.
Kaynakça
- Abdülkadir Özcan, “Merzifonlu Kara Mustafa Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, İstanbul 2004, s. 246–249.
- Kemal Beydilli, “Viyana” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 113–119 (1683 seferi ve sefer kararı için).
- Abdülkadir Özcan, “Kemankeş Mustafa Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, s. 248–250 (adaş ayrımı için).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1–III/2, Türk Tarih Kurumu, Ankara (sadrazamlık dönemi, Çehrin ve Viyana seferleri bölümleri).
- Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât: Tahlil ve Metin, haz. Abdülkadir Özcan, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995 (çağdaş kayıt; idam kararı ve sefer sonrası için).
- Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Silâhdar Târihi, c. II (çağdaş Osmanlı kroniği; taraflı bir anlatı olarak tenkitle kullanılmıştır).
- Metin Kunt, The Sultan’s Servants: The Transformation of Ottoman Provincial Government, 1550–1650, Columbia University Press, New York 1983 (vezir hâneleri ve kadro üretimi için).
- Rifa‘at Ali Abou-El-Haj, The 1703 Rebellion and the Structure of Ottoman Politics, Nederlands Historisch-Archaeologisch Instituut, Leiden 1984 (17. yüzyıl sonu sadrazam hâneleri, siyasî hizipler ve sorumluluğun kişiselleşmesi için).