Kâtib Çelebi

Keşfü’z-zunûn, Cihannümâ ve Fezleke’nin müellifi; Doğu ile Batı kaynaklarını birleştiren âlim
Koyu kahve tonlarında, figürsüz ve yazısız düz zeminli geçici görsel; Kâtib Çelebi sayfasının portresi henüz üretilmediği için kullanılmaktadır.

Kâtib Çelebi, asıl adıyla Mustafa b. Abdullah, 1609’da İstanbul’da doğan ve 1657’de ölen Osmanlı bibliyografı, tarihçisi ve coğrafyacısıdır. Dîvân-ı Hümâyun kalemlerinde memur olarak başladığı hayatını 1630’ların ortasından itibaren tamamen ilme verdi. Yirmi yılda hazırladığı Keşfü’z-zunûn adlı bibliyografik külliyatı, Cihannümâ adlı coğrafya kitabı ve 1592-1655 arasını anlatan Fezleke adlı vekāyi‘nâmesi başlıca eserleridir. Fransız asıllı mühtedi Mehmed İhlâsî’nin yardımıyla Latince eserleri Türkçeye çevirmiş, Doğu ile Batı kaynaklarını aynı metinde karşılaştıran bir yöntem kurmuştur.

Kısa kimlik ve önemi

Kâtib Çelebi, 17. yüzyıl Osmanlı ilim hayatının en üretken ve en çok başvurulan yazarıdır. Asıl adı Mustafa, babasının adı Abdullah’tır; ulemâ arasında Kâtib Çelebi, Dîvân-ı Hümâyun mensupları arasında Hacı Halife diye tanınır. Önemi üç noktada toplanabilir. Birincisi, yirmi yılda hazırladığı Keşfü’z-zunûn ile İslâm dünyasında yazılmış kitapları ve ilim dallarını tek bir tasnif içinde toplamış olmasıdır. İkincisi, Cihannümâ’yı yazarken Avrupa’da basılmış coğrafya eserlerine doğrudan başvurup bunları eleştirerek kullanmasıdır. Üçüncüsü, tarihi bir hikâye anlatımı değil, devlet adamının bilmesi gereken bir bilgi alanı olarak tarif etmesidir.

Hayatına dair bilgilerin ana kaynağı, bizzat kaleme aldığı otobiyografilerdir; bu sebeple bazı ayrıntılar başka kaynaklarla karşılaştırılamamaktadır. Ölümünden iki yıl sonra müsveddelerinin çoğunu satın alan İzzetî Mehmed Efendi ile Uşşâkīzâde’nin verdiği bilgiler, bu tabloyu dıştan destekleyen az sayıda tanıklıktandır.

Adı, unvanları ve ailesi

1017 Zilkadesinde (Şubat 1609) İstanbul’da doğdu. Babası Enderun’dan yetişerek silâhdarlıkla ilgili bir görevle çırağ edilmiş, devrin âlim ve şeyhlerinin meclislerine katılan, ilme meraklı bir kişiydi. Beş yaşında iken babasının tuttuğu Îsâ Halîfe el-Kırîmî’den ilk dinî bilgileri aldı; İlyas Hoca’dan dil bilgisi, Böğrü Ahmed Çelebi adlı hattattan yazı dersleri gördü. “Hacı Halife” unvanı, hem kalem teşkilâtındaki halifelik görevine hem de sonradan yerine getirdiği hac farîzasına işaret eder.

Kalemden sefere: memuriyet yılları

On dört yaşında babasının yanına alınarak Dîvân-ı Hümâyun kalemlerinden Anadolu Muhasebeciliği Kalemi’ne girdi; burada hesap kaidelerini, erkam ve siyâkat yazısını öğrendi. Bu ayrıntı önemsiz değildir: Osmanlı malî yazışmasının teknik dilini bilen bir kâtip olarak yetişmesi, ileride bütçe açığını konu alan raporunu yazabilmesinin zeminidir. Ertesi yıl Abaza Paşa isyanını bastırmak üzere Erzurum’a giden orduyla Tercan’a, 1626’da Bağdat seferine katıldı. Bağdat kuşatmasının kaldırılması ve dönüş yolundaki kıtlık onu derinden etkiledi; Musul’da babasını, bir ay sonra Nusaybin’de amcasını kaybetti.

1628’de Erzurum muhasarasında, 1630’da Hüsrev Paşa’nın maiyetinde Hemedan ve Bağdat seferlerinde bulundu; 1633-1634’te Şark seferine gitti ve ordunun Halep’e çekilmesinden istifade ederek hac farîzasını yerine getirdi. 1635’te IV. Murad’ın Revan seferinde bulundu. Bu, katıldığı son seferdir; kendi ifadesiyle bundan sonra “cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekber”e, yani silâhtan kaleme döndü.

Kitaba dönüş ve kütüphane kurma

Kendisine kalan küçük bir mirası kitaplara yatırdı. Halep’te sahaf dükkânlarında gördüğü kitapların adlarını yazmaya başlaması, ileride Keşfü’z-zunûn’a dönüşecek fişleme alışkanlığının başlangıcıdır. 1637’de zengin bir akrabasının ölümüyle eline geçen mirasın üç yükünü (300.000 akçe) yine kitaplara verdi; kalanla Fâtih Camii civarındaki evini tamir ettirdi ve evlendi. On yıl kadar geceli gündüzlü çalıştığı, bazan bir kitaba tamamen dalıp sabaha kadar mum yaktığı kaydedilir. Bu dönemde A‘rec Mustafa Efendi’yi kendine üstat kabul etti; Vâiz Veli Efendi’den iki yılda usûl-i hadîs okudu, Ermenek müftüsü Molla Veliyyüddin’den belâgat ve mantık dersleri aldı. 1645 Girit seferi münasebetiyle harita yapımıyla da ilgilendi.

Keşfü’z-zunûn: bir bilgi haritası

Keşfü’ẓ-ẓunûn ʿan esâmi’l-kütüb ve’l-fünûn, yirmi yılda hazırlanmış bibliyografik bir külliyattır. Eser yalnız kitap adlarını sıralamaz; ilim dallarını tanımlar, her dalın konusunu ve sınırını çizer, o dalda yazılmış eserleri ve şerh-hâşiye zincirlerini kaydeder. Kitabın mukaddimesi, Osmanlı medresesindeki ilim anlayışının esaslarını veren metinlerden biri sayılır. Kâtib Çelebi bu eseri hazırlarken Taşköprizâde’nin Miftâḥu’s-saʿâde’sinden geniş ölçüde faydalanmış, biobibliyografik çalışmalarında fişler ve kısaltmalar kullanmıştır. Eserin Batı’daki etkisi de kayda değerdir: Keşfü’z-zunûn, Avrupa’da İslâm araştırması yapanların temel başvuru kitabı olmuş ve genel bir ansiklopedi, özel olarak da bir İslâm ansiklopedisi düşüncesinin doğmasında etkili sayılmıştır. Franz Babinger onu “Osmanlıların Süyûtî’si” diye nitelemiştir.

Cihannümâ ve Batı kaynaklarının kullanımı

Cihannümâ, Kâtib Çelebi’nin coğrafyaya dair ünlü eseridir. Onu bu kitabı yazmaya iten sebebi kendisi açıkça yazar: bu alanda Batılıların ve Yunanlıların İslâm coğrafyacılarından ileride olduğunu görmüş ve bu eksikliği gidermek istemiştir. Bunun için Fransız asıllı mühtedi Mehmed İhlâsî’nin yardımıyla Latince eserleri Türkçeye çevirmiştir. Gerardus Mercator ile Ludovicus Hondius’un 1621’de basılan Atlas Minor’unu Levâmiu’n-nûr fî zulümâti Atlas Minor adıyla çevirmiş; bu çeviri kuru bir aktarma değil, açıklamalı ve tenkitli bir metindir. Ayrıca Theatrum orbis terrarum ile Philippus Cluverius’un eski ve yeni coğrafyaya giriş kitabını da Türkçeye kazandırmıştır.

Yönteminin ayırt edici tarafı burada görülür: Batı kaynağını almakla yetinmez, aldığı eseri eleştirir; aynı eleştiriyi Doğu kaynaklarına da uygular. Zekeriyyâ el-Kazvînî’nin Âsârü’l-bilâd’ı, Âlî Mustafa Efendi’nin Künhü’l-ahbâr’ı ve Hadîdî’nin manzum Osmanlı tarihi, tenkit ettiği kitapların başında gelir. Bu tavır, Osmanlı coğrafya yazımını denizcilik tecrübesine dayandıran Pîrî Reis ve Seydi Ali Reis kuşağından farklıdır: Kâtib Çelebi denize açılmış bir kaptan değil, birbiriyle çelişen metinleri karşılaştıran bir masa başı âlimidir. İki gelenek birbirinin yerine geçmez; biri gözleme, diğeri kaynak tenkidine dayanır.

Fezleke ve tarih anlayışı

Kâtib Çelebi’nin iki ayrı tarih eseri vardır ve bunlar sık karıştırılır. Arapça Feẕleketü’t-tevârîḫ (Târîh-i Kebîr), kâinatın yaratılışından 1641’e kadar gelen umumi bir tarihtir. Türkçe Fezleke ise 1000-1065 (1592-1655) yılları arasındaki olayları anlatan bir vekāyi‘nâmedir. Bunlara, Hz. Âdem’den 1648’e uzanan kronoloji cetveli Takvîmü’t-tevârîh eklenir. Arapça Fezleke’sini yazarken elinden 1300 eserin geçtiğini belirtir.

Tarih anlayışını Fezleke’nin ikinci faslında açıkça ortaya koyar: tarihin tarifi, konusu ve faydası. Savaşlarda serdarların işlediği hataları onların tarih bilmemesine bağlar; devlet adamlarının ve iktidarda bulunanların tarih ve coğrafya okuması gerektiğinde ısrar eder. Tarih yazarken duyguları bir yana bırakıp tarafsızlığa bağlı kalmayı savunur. Bu yaklaşım, kendisinden önceki Osmanlı tarih yazıcılığından — meselâ Kemalpaşazâde’nin hanedan merkezli Tevârîh-i Âl-i Osmân’ından — konu seçimiyle değil, tarihi bir yönetim bilgisi sayması bakımından ayrılır.

Denizcilik, bütçe ve tartışma metinleri

Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr, 1645’te başlayan ve yıllarca süren Girit seferi münasebetiyle kaleme alınmış, 1656’ya kadar gelen Osmanlı deniz savaşlarını anlatan bir eserdir; Osmanlı denizcilik tarihinin temel kaynaklarındandır ve 1729’da Müteferrika Matbaası’nda basılmıştır. Düstûrü’l-amel li-ıslâhi’l-halel, devlet bütçesindeki açığın sebeplerini araştırmak ve çare bulmak amacıyla 1653’te yazılıp IV. Mehmed devrinde Dîvân-ı Hümâyun’a sunulmuş bir rapordur; İbn Haldûn’un görüşlerinden faydalandığı metinlerin başında gelir. Son eseri Mîzânü’l-hak fî ihtiyâri’l-ehak, devrinin tartışmalı meselelerini ele alır. el-İlhâmü’l-mukaddes min feyzi’l-akdes ise astronomiyle uğraşırken zihnini meşgul eden üç meseleyi — kutuplara yakın yerlerde namaz ve oruç vakitleri, güneşin aynı yönden doğup batmasının mümkün olup olmadığı, her yöne dönüldüğünde kıble olabilecek bir yerin bulunup bulunmadığı — fıkhî birer soru hâline getirerek tartışır.

Düşüncesi, sınırları ve tartışmalı noktalar

Kâtib Çelebi’yi “Osmanlı’nın ilk modern bilim adamı” gibi bir sıfatla anmak yaygındır; bu nitelendirme anakroniktir ve metinlerinin kendi mantığını gizler. O, yeni fikirler peşinde koşan bir yenilikçi değil, yaşadığı dönemde devlet ve toplum düzenini sıkıntıya sokan meselelere çözüm arayan bir âlimdir. Astronomi ve coğrafya gibi alanlara yönelmesi bile bu problem şuuruyla bağlantılıdır: bu konuları soyut birer bilim dalı olarak değil, çoğu zaman fıkhî meseleler hâline getirerek tartışır. Hanefî mezhebinde ve İşrâkī meşrebinde olduğunu kendisi söyler.

Taassubun her çeşidine karşı çıkmış, mezarlara mum dikmek gibi yaygın uygulamaları eleştirmekten çekinmemiştir. Bu tavrının, hocası Kadızâde Mehmed Efendi’nin derslerine devam etmiş olmasıyla nasıl bağdaştığı literatürde tartışılan bir noktadır; kaynaklarda onun bu çevreye mensup sayılıp sayılamayacağı konusunda tek bir görüş yoktur ve burada kesin bir hüküm verilmemektedir. Kendisine izâfe edilen bazı eserlerin aidiyeti de tartışmalıdır: Bahriyye adlı eser aslında Cihannümâ’nın Rumeli kısmıyla ilgili bir parçadır; Tekmile-i İbn Haldûn isnadı ise bir yanlışlıktan kaynaklanmıştır. Kanunnâme adıyla anılan çalışma günümüze ulaşmamıştır ve Bursalı Mehmed Tâhir sonradan bu eseri kendi listesinden çıkarmıştır.

Ölümü

27 Zilhicce 1067 (6 Ekim 1657) sabahı vefat etti ve Zeyrek Camii civarındaki kabristana gömüldü. Çağdaşları onu himmet sahibi, iyi huylu, az konuşan ve vakur bir kişi olarak tanıtır; hicivden hoşlanmadığı, çiçek yetiştirmek gibi ince bir merakının bulunduğu kaydedilir. Aynı yüzyılın bir başka büyük kalemi olan Evliya Çelebi ile yaklaşık aynı yıllarda yaşamış olsalar da ikisi birbirinin tam zıddı iki yazarlık tipini temsil eder: biri yollarda gördüğünü yazan gözlemci, öteki kütüphanede metinleri karşılaştıran tasnifçidir.

Kaynakça

  • Orhan Şaik Gökyay, “Kâtib Çelebi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, Ankara 2022, s. 36–40. islamansiklopedisi.org.tr/katib-celebi
  • Kâtib Çelebi, Mîzânü’l-hak fî ihtiyâri’l-ehak, İstanbul 1306 (müellifin otobiyografik notları için birincil kaynak).
  • Kâtib Çelebi, Süllemü’l-vüṣûl ilâ ṭabaḳāti’l-fuḥûl, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1887 (otobiyografi; müellif hattı).
  • Orhan Şaik Gökyay, Kâtib Çelebi: Yaşamı, Kişiliği ve Yapıtlarından Seçmeler, Ankara 1982.
  • Bekir Kütükoğlu, Kâtib Çelebi “Fezleke”sinin Kaynakları, İstanbul 1974.
  • V. L. Ménage, “Kātib Čelebiana”, Bulletin of the School of Oriental and African Studies, XXVI/1 (1963), s. 173 vd.
Diğer isimleri: Kâtib Çelebi, Hacı Halife, Hacı Kalfa, Mustafa b. Abdullah