Girit'in fethi neden önemlidir?
Girit'in fethi, Osmanlı Devleti'nin kazandığı son büyük ada ve son büyük toprak kazanımıdır; aynı zamanda Osmanlı tarihinin en uzun askerî harekâtıdır. 1645'te başlayan savaş, adanın büyük bölümünün iki yıl içinde ele geçirilmesine rağmen 1669'a kadar sürdü, çünkü Venedik'in başşehri Kandiye önünde durdu. Sonuç yalnız bir kalenin düşmesi değildi: Doğu Akdeniz'in en büyük Venedik kolonisi tasfiye edilmiş, dört yüz elli yıllık bir hâkimiyet sona ermişti. Kandiye kuşatmasının son safhalarına bizzat şahit olan Evliya Çelebi, gördüklerini Seyahatnâme’sinin sekizinci cildine kaydetmiştir.
Bu sayfa olayı bir zafer anlatısı olarak değil, uzun bir savaşın niçin uzadığı sorusu üzerinden ele alır. Kuşatmanın yirmi dört yıla yayılmasının tek bir sebebi yoktur; deniz gücü, ikmal, kuşatma tekniği, İstanbul'daki siyasî istikrarsızlık ve Venedik'in direnme kapasitesi ayrı ayrı incelenmelidir. Kayıp rakamları gibi kaynaklarda birbirini tutmayan bilgiler ise tek bir sayı verilerek değil, kaynak farkı gösterilerek aktarılır.
Kısa cevaplarla sefer
- Taraflar: Osmanlı Devleti ile Venedik Cumhuriyeti; Venedik'in yanında zaman zaman Papalık, Malta, Fransa ve İspanya kaynaklı yardımcı kuvvetler.
- Başlangıç: 1645 ilkbaharında donanmanın İstanbul'dan hareketi; haziran sonunda Hanya yakınına çıkarma.
- İlk kazanımlar: Hanya 1645, Resmo 1646; ada iç kesimlerinin ve küçük kalelerin büyük bölümü 1646-1648 arasında.
- Tıkanma noktası: Kandiye (bugün İraklio). Şehir 1648'den itibaren kuşatma altında tutuldu, fakat düşürülemedi.
- Belirleyici safha: Sadrazam Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa'nın 1666'da adaya geçmesi ve 1667 ilkbaharında kuşatmayı bizzat yürütmesi.
- Sonuç: Kandiye'nin teslim şartlarını düzenleyen on sekiz maddelik anlaşma, 9 Rebîülâhir 1080 (6 Eylül 1669).
- Tam olmayan fetih: Suda, Spinalonga ve Grabusa kaleleri Venedik'te kaldı; ancak 1715'te alındı.
- Sık yapılan hata: "Girit 1669'da fethedildi" cümlesini adanın tamamının o tarihte alındığı anlamında kullanmak.
Savaşın çıkışı: 1644 baskını ve arkasındaki hesap
Savaşın doğrudan gerekçesi 1644 sonbaharında yaşanan bir korsan baskınıdır. Mısır'dan İstanbul'a giden, içinde saray mensupları ve hac yolcuları bulunan bir Osmanlı konvoyu Malta şövalyelerine ait gemilerce basıldı; baskıncılar ganimetleriyle birlikte Girit'in bir limanına uğradı. Osmanlı merkezinde bu uğrama, Venedik'in korsanlara liman verdiği iddiasının kanıtı sayıldı.
Bir baskını savaş sebebi olarak okumak, tek başına yetersiz bir açıklamadır. Girit, Doğu Akdeniz'deki deniz yollarının tam ortasında, Osmanlı'nın Mısır-İstanbul hattını denetleyebilecek konumda duruyordu; ada Venedik'in elinde kaldığı sürece imparatorluğun en hayatî deniz güzergâhı bir yabancı devletin üsleri arasından geçiyordu. Ayrıca 1640'ların ortasında İstanbul'da, Sultan İbrahim devrinin mâlî ve siyasî sıkışıklığı içinde, prestij getirecek bir sefer arayışı vardı. Baskın, uzun süredir var olan bir stratejik hedefe kapı açan vesileydi; hedefin kendisi değildi. Seferin hazırlıkları sırasında donanmanın nereye gideceği gizli tutuldu, hatta Malta hedef gösterildi.
İlk yıllar: Hanya ve Resmo
Donanma 1645 ilkbaharında hareket etti ve haziran sonunda adanın kuzeybatısına, Hanya yakınına asker çıkardı. Cemal Tukin'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Girit" maddesine göre Yûsuf Paşa kumandasındaki kuvvetler Hanya Kalesi'ni elli dört günlük bir kuşatmanın ardından ele geçirdi. Ertesi yıl Deli Hüseyin Paşa Kisamo, Apokorono, Grabusa yönündeki mevzileri ve Resmo'yu (Rethymno) aldı. 1648'e gelindiğinde adanın kırsalı ve önemli kalelerin çoğu Osmanlı denetimindeydi.
Bu hızlı ilerleme, sonraki tıkanmayı daha da dikkat çekici kılar. Osmanlı ordusu bir ada savaşında kara harekâtını yürütmekte zorlanmadı; zorlandığı şey, denizden ikmal edilebilen tek bir müstahkem şehri düşürmekti.

Kandiye neden yirmi dört yıl dayandı?
Kandiye'nin uzun direnişi, tek bir kahramanlık ya da tek bir beceriksizlik hikâyesiyle açıklanamaz. Birbirini besleyen en az beş etken vardır.
Birincisi denizdeki güç dengesidir. Girit bir adadır; kuşatılan şehir denizden ikmal edilebildiği sürece düşmez. Osmanlı donanması adanın çevresinde sürekli ve kesin bir denetim kuramadı. Venedik, kürek yerine yelken ve top ağırlıklı gemilerden oluşan filosuyla açık denizde sık sık üstünlük sağladı; Kandiye limanı savaşın büyük bölümünde tamamen kapatılamadı.
İkincisi Çanakkale ablukasıdır. Venedik, savaşı Girit sularında değil, Osmanlı donanmasının çıkış kapısında kesmeye çalıştı ve 1646'dan itibaren Çanakkale Boğazı'nı yıllarca abluka altında tuttu. Bu, kuşatma ordusunun ikmalini kaynağında engelleyen bir tercihti. 1656'da Venedik boğaz girişinde ağır bir yenilgi verdikten sonra Bozcaada ve Limni'yi ele geçirdi; İstanbul'un deniz yolu fiilen tehdit altına girdi. Kuşatmanın uzamasının sebebi bu yüzden yalnız Girit'te değil, Ege'de aranmalıdır.
Üçüncüsü kuşatma tekniğidir. Kandiye, 16. yüzyıldan itibaren İtalyan usulü tabya sistemine (alçak ve kalın toprak dolgulu gövde, öne çıkan sivri bastionlar, geniş hendek) göre yenilenmişti. Bu sistem, yüksek duvarları yıkan top ateşine karşı özel olarak tasarlanmıştı; bu yüzden harekâtın ağırlığı lağım savaşına kaydı. Lağım savaşı yavaş ve pahalı bir tekniktir: hendek kenarına zikzak siperlerle yaklaşılır, tabya altına galeri açılır, barut patlatılır; savunma karşı lağımla galeriyi bulup çökertmeye çalışır. Yıllara yayılan bir yıpratma savaşı bu şekilde ortaya çıktı.
Dördüncüsü İstanbul'daki siyasî istikrarsızlıktır. Savaşın ilk on yılı, Osmanlı merkezinin en çalkantılı dönemine denk geldi: 1648'de Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi, çocuk yaştaki Sultan IV. Mehmed adına yürütülen naiblik mücadelesi, saray içi güç çatışmaları ve 1655-1656 arasında sadrazamların aylık hesabıyla değişmesi. Ulûfelerin gecikmesi ve ayarı düşük parayla ödenmesi 1656'da Çınar Vak'ası ile başkentte bir askerî isyana dönüştü. Uzun bir denizaşırı kuşatmayı besleyecek merkezî sevk ve idare, tam da bu yıllarda felç olmuştu.
Beşincisi Venedik'in direnme kapasitesidir. Cumhuriyet, Kandiye savunmasını Avrupa çapında bir Hristiyan davası olarak sunmayı başardı; Papalık, Malta, Fransa ve çeşitli Alman-İtalyan çevrelerinden para, gemi ve gönüllü akışı sağladı. Savunmayı uzun süre yöneten Francesco Morosini için sorun, kaleyi sonsuza kadar tutmak değil, kabul edilebilir bir barış çıkana kadar tutmaktı.
Köprülü müdahalesi ve dengenin dönmesi
Savaşın seyrini değiştiren şey Girit'te değil, İstanbul'da oldu. Eylül 1656'da Valide Turhan Sultan, sadrazamlığı olağan dışı yetkilerle Köprülü Mehmed Paşa'ya verdi. Köprülü'nün ilk hedefi Girit değil, Çanakkale oldu: 1657'de donanmayı yeniden düzenleyerek Bozcaada ve Limni'yi geri aldı, boğaz ablukasını kırdı. Bu, kuşatmanın lojistik damarını açan adımdı ve savaşın sonucunu doğrudan etkiledi.
Merkezî otoritenin toparlanması aynı zamanda mâlî bir toparlanmadır. Uzun kuşatma, düzenli para, barut, gülle, kereste, gemi ve insan akışı gerektirir; bunlar ancak vergi tahsilinin ve tedarik zincirinin çalıştığı bir devlette karşılanabilir. Bu yüzden 1656 sonrası dönem, Girit'te değişen bir taktikten çok, arkadaki devlet kapasitesinin değişmesidir.
Son kuşatma: Fâzıl Ahmed Paşa'nın seferi
Köprülü Mehmed Paşa'nın 1661'de ölümü üzerine sadrazam olan oğlu Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa, önce Orta Avrupa cephesiyle uğraştı; 1663'te Uyvar'ı aldı, 1664 Vasvar Antlaşması'yla batı sınırını yirmi yıllığına dondurdu. Ardından bütün ağırlığını Girit'e verdi. 1666'da adaya geçti ve kuşatmayı bizzat yönetmeye başladı; asıl kuşatma 1667 ilkbaharında yeniden ve çok daha yoğun biçimde açıldı.
Bu safhanın ayırt edici yanı, kuşatmanın bir sefer olmaktan çıkıp yerleşik bir üretim ve ikmal düzenine dönüşmesidir. Veysel Göger'in arşiv belgelerine dayanan çalışması, Osmanlıların 1666 sonbaharında Kandiye'nin güneyinde bir tophane kurduğunu ve 1666-1670 arasında burada otuz biri havan olmak üzere yüz kırk üç top ile dört humbara döküldüğünü gösterir. Yani ağır silah adaya yalnız taşınmadı, adada üretildi. Kuşatma tekniği açısından bu ayrıntı, "iki yıl daha çok saldırıldı" cümlesinden çok daha açıklayıcıdır: sorun irade değil, sürdürülebilir ateş gücü ve ikmaldi.
Savunma tarafında da son bir yığınak yapıldı. 1669'da Fransa'dan gelen yardımcı kuvvet kuşatmayı kırmayı denedi; çıkarma ve huruç girişimleri başarısız oldu, kuvvetin kumandanı muharebede öldü ve Fransız birlikleri ağustos ayında adayı terk etti. Bu ayrılış, Morosini için pazarlık zamanının geldiğini gösteren işaret oldu.
Teslim ve şartları
Kandiye'nin teslimi bir hücumla değil, müzakereyle gerçekleşti. Cemal Tukin'in TDV maddesine göre on sekiz maddelik anlaşma 9 Rebîülâhir 1080 (6 Eylül 1669) tarihinde imzalandı; şehrin fiilen devri izleyen haftalarda tamamlandı. Kaynaklarda 5, 6 ve 27 Eylül tarihlerinin farklı anlamlarda kullanılması bundandır: biri anlaşmanın kararlaştırıldığı, biri imzalandığı, biri de fiilî girişin yapıldığı gündür. Şartlar, savunucuların silahlarıyla ve gemileriyle çekilmesine, isteyen halkın malını alıp ayrılmasına izin veriyordu. Venedik, Suda, Spinalonga ve Grabusa kalelerini elinde tuttu; buralar ancak 1715 Mora seferi sırasında alındı.
Kayıplar konusunda dikkatli olmak gerekir. Yirmi dört yıla yayılan bir kuşatmanın her iki tarafındaki ölü sayıları için kroniklerde ve Avrupa kaynaklarında birbirinden çok uzak rakamlar dolaşır; bu sayılar genellikle çarpışmada ölenlerle hastalık ve kıtlıktan ölenleri ayırmaz, çoğu zaman da propaganda amaçlıdır. Bu sayfada tek bir rakam kesin gerçek gibi verilmemesinin sebebi budur; güvenle söylenebilecek olan, kaybın her iki taraf için de dönemin ölçülerine göre olağanüstü ağır olduğudur.
Sonrası: adanın idaresi ve savaşın anlamı
Fetihten sonra ada üç sancağa (Hanya, Resmo, Kandiye) bölünerek eyalet düzenine bağlandı; şehirdeki bazı kiliseler camiye çevrildi, vakıflar kuruldu ve tahrir yapıldı. Ersin Gülsoy'un arşiv kayıtlarına dayanan çalışması, fetih sonrası Kandiye'de nüfusun büyük ölçüde değiştiğini, şehrin yeniden iskân edilmesi gerektiğini gösterir. Molly Greene'in Girit üzerine çalışması ise adanın Osmanlı düzenine geçişini bir "kopuş" değil, Venedik döneminden devralınan yerel uygulamalarla iç içe geçen kademeli bir dönüşüm olarak okur; ada, Akdeniz'de Hristiyan ve Müslüman dünyaların paylaşıldığı bir alan olmayı sürdürmüştür.
Savaşın Osmanlı tarihi açısından anlamı iki yönlüdür. Bir yandan Girit, imparatorluğun kazandığı son büyük toprak parçasıdır ve Köprülüler dönemindeki toparlanmanın en somut sonucudur. Öte yandan yirmi dört yıllık kuşatma, Osmanlı deniz gücünün ve kuşatma teknolojisinin Avrupa'daki gelişmelerin gerisine düşmeye başladığını gösteren erken bir işarettir. Aynı sadrazamın Girit'i alan devleti, on dört yıl sonra İkinci Viyana Kuşatması'nda benzer bir teknik dengeyle karşılaşacak ve bu kez kaybedecektir.
Sık sorulan sorular
Girit ne zaman fethedildi?
Savaş 1645'te başladı; Kandiye'nin teslim şartlarını düzenleyen anlaşma 6 Eylül 1669'da imzalandı. Ancak Suda, Spinalonga ve Grabusa kaleleri Venedik'te kaldı ve 1715'e kadar alınamadı; bu yüzden "adanın tamamı 1669'da alındı" demek doğru değildir.
Girit'i kim fethetti?
Savaşı 1645'te Yûsuf Paşa kumandasındaki donanma başlattı; Hanya ve Resmo bu ilk safhada alındı. Kandiye'yi düşüren son kuşatmayı ise Sadrazam Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa 1667-1669 arasında bizzat yönetti.
Kandiye kuşatması neden bu kadar uzun sürdü?
Tek bir sebep yoktur. Kalenin denizden ikmal edilebilmesi, Osmanlı donanmasının kesin deniz üstünlüğü kuramaması, Venedik'in Çanakkale ablukası, İtalyan usulü tabya sisteminin dayanıklılığı ve 1648-1656 arasında İstanbul'daki siyasî istikrarsızlık birlikte etkili oldu.
Girit savaşının Çanakkale ile ne ilgisi var?
Venedik, Osmanlı donanmasını Girit sularında değil çıkış kapısında durdurmayı seçti ve 1646'dan itibaren Çanakkale Boğazı'nı abluka altında tuttu. 1656'da Bozcaada ve Limni'yi aldı. Köprülü Mehmed Paşa'nın 1657'de bu adaları geri alması, Girit kuşatmasının ikmal damarını yeniden açtı.
Fetihten sonra Girit nasıl yönetildi?
Ada Hanya, Resmo ve Kandiye sancaklarına ayrılarak eyalet düzenine bağlandı; tahrir yapıldı, vakıflar kuruldu, bazı kiliseler camiye çevrildi. Arşiv kayıtları Kandiye'de fetih sonrası nüfusun büyük ölçüde değiştiğini ve şehrin yeniden iskân edilmesi gerektiğini gösterir.
Kaynakça
- Cemal Tukin, "Girit" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 85–93.
- Ersin Gülsoy, "Kandiye" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 306–308.
- Abdülkadir Özcan, "Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 26, Ankara 2002, s. 260–263.
- Ersin Gülsoy, Girit'in Fethi ve Osmanlı İdaresinin Kurulması (1645-1670), TATAV Yayınları, İstanbul 2004 (arşiv kayıtlarına dayanan monografi; fetih sonrası tahrir ve iskân için).
- Veysel Göger, "Osmanlıların Kandiye Kuşatması Sırasında Girit Adası'nda Kurdukları Tophane 1666-1670", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 38, 2018, s. 107–126.
- Molly Greene, A Shared World: Christians and Muslims in the Early Modern Mediterranean, Princeton University Press, Princeton 2000 (fetih sonrası Girit toplumu ve süreklilik tartışması için).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Antlaşmasına Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Girit seferi ve Köprülüler dönemi bölümleri).
- Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Silâhdar Târihi, c. I (kuşatmanın son safhasına dair çağdaş Osmanlı kroniği; taraflı bir anlatı olarak tenkitle kullanılmıştır).