Kısa kimlik ve önemi
Seydi Ali Reis, 16. yüzyıl Osmanlı denizciliğinin savaş meydanından çok kalemiyle iz bırakan bir ismidir. Galata’nın tersane çevresinde yetişmiş, Kanuni Sultan Süleyman’ın seferlerinde görev almış, 1553’te Mısır kaptanlığına getirilerek Basra’da bekleyen Osmanlı donanmasını Hint Okyanusu üzerinden Süveyş’e götürmekle görevlendirilmiştir. Bu görev Portekiz donanmasıyla çarpışmalar ve bir muson fırtınasıyla başarısızlıkla sonuçlanmış; Seydi Ali, gemilerini Gücerat’ta bırakıp Hindistan, Sind, Afganistan, Mâverâünnehir ve İran üzerinden üç buçuk yılı aşan bir kara yolculuğuyla 1557’de Osmanlı ülkesine dönmüştür. Onu Osmanlı tarihinde kalıcı kılan, bu yolculuğu anlattığı Mir’âtü’l-Memâlik ile Hint Okyanusu için yazdığı seyir kitabı Kitâbü’l-Muhît’tir. Bu iki eser, Osmanlı yazınında birinci elden seyahat anlatısının ve denizcilik biliminin erken örnekleri olarak değerlendirilir. Bu sayfa onu bir devlet adamı olarak değil, denizci-âlim ve yazar olarak ele alır; Osmanlı Hint Okyanusu siyasetinin genel seyri ayrı bir konudur.
Adları, mahlasları ve unvanları
Kaynaklarda adı Seydi Ali, Sîdî Ali Çelebi ve Seydi Ali Reis biçimlerinde geçer. Şiirlerinde Kâtibî mahlasını kullanmış; kendisini Osmanlı ülkesinden gelen bir kâtip olarak tanıtması dolayısıyla Hindistan ve Orta Asya’da Kâtib-i Rûmî diye anılmıştır. Doğduğu semte nispetle Galatalı olarak da bilinir. “Reis” burada bir soyadı değil, Osmanlı denizciliğinde gemi komutanı ve kıdemli denizci için kullanılan meslek unvanıdır; “Çelebi” ise dönemin okumuş, kalem sahibi kişilere verdiği nezaket sıfatıdır. 1553’te aldığı resmî görev adı Mısır kaptanlığıdır; kaynaklarda bu makam, Süveyş’teki donanmaya ve Kızıldeniz-Hint Okyanusu harekâtına komuta eden görevli anlamında Hint kaptanı olarak da geçer.
Doğumu ve ailesi
Doğum tarihi bilinmemektedir; kaynaklar yalnız 16. yüzyılın başında İstanbul’un Galata semtinde doğduğunu kaydeder. Ailesi denizci ve tersane hizmetlisi bir Galata ailesidir: dedesi Fatih Sultan Mehmed döneminde tersane kethüdalığı yapmış, babası Hüseyin de aynı görevde bulunmuştur. Tersane kethüdası, tersanenin idarî ve malî işlerinden sorumlu üst düzey görevlidir; Seydi Ali’nin denizcilik, hesap ve astronomi bilgisini bu çevrede edindiği anlaşılmaktadır. Annesi, eşi ve çocukları hakkında güvenilir kaynaklarda bilgi bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmamaktadır.
Erken denizcilik hizmeti
Seydi Ali Reis, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522 Rodos seferine katıldı. 1538 Preveze Deniz Muharebesi’nde Barbaros Hayreddin Paşa’nın komutasındaki Osmanlı donanmasında, sağ kanatta görev yaptı. 1551’de kaptan-ı derya Sinan Paşa’nın Trablusgarp seferinde bulundu. Bu hizmetler onu donanmanın yükselen kadrosu içinde tanınır kıldı; ancak kaynaklar bu dönemde hangi gemiye ya da hangi birliğe komuta ettiğini her sefer için ayrıntılı vermez. Bu yıllarda tersane çevresindeki idarî görevlerde de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bir denizci ailesinden gelen, Preveze’yi görmüş ve aynı zamanda astronomi ile matematik okumuş bir reis olması, 1553’te kendisine verilecek olağandışı görevin gerekçesini oluşturur.
Mısır kaptanlığı ve Basra donanması görevi
1550’lerin başında Osmanlı Devleti, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’nda Portekiz’le mücadele ediyordu. Süveyş’ten Basra’ya gönderilen donanmanın komutanı Pîrî Reis, 1552 Hürmüz kuşatmasının ardından filoyu Basra’da bırakıp Mısır’a dönmüş ve idam edilmişti; onun yerine görevlendirilen Murad Reis de filoyu Basra Körfezi’nden çıkaramamıştı. Basra’da beklemekte olan gemileri Süveyş’e getirmek için Kanuni, Nahcivan seferi dönüşünde Halep’te bulunduğu sırada, 2 Aralık 1553’te Seydi Ali Reis’i seksen akçe ulûfeyle Mısır kaptanlığına tayin etti. Seydi Ali 7 Aralık 1553’te Halep’ten yola çıktı; Musul ve Bağdat üzerinden 3 Şubat 1554’te Basra’ya ulaştı ve burada on beş kadırgadan oluşan filoyu teslim aldı.
Görevin niteliği anlaşılmadan bu sefer değerlendirilemez. Basra’daki gemiler Akdeniz tipi kürekli kadırgalardı; açık okyanus koşullarına ve muson rüzgârlarına uygun değildi, uzun bekleyiş sırasında bakımsız kalmıştı ve mürettebat eksikti. Süveyş’e ulaşmak için Basra Körfezi’nin çıkışındaki Hürmüz Boğazı’ndan geçip Umman ve Arabistan kıyıları boyunca Portekiz’in denetlediği sulardan ilerlemek gerekiyordu. Seydi Ali’nin görevi bir fetih değil, bir nakil harekâtıydı; ancak Portekiz açısından Osmanlı filosunun Körfez’den çıkması engellenmesi gereken bir hareketti.
Hint Okyanusu seferi ve Portekiz’le çarpışmalar
Filo 2 Temmuz 1554’te Basra’dan ayrıldı. Hürmüz açıklarını geçtikten sonra 10 Ağustos 1554’te Maskat yakınlarında, Fernando de Noronha komutasındaki yirmi beş gemilik Portekiz donanmasıyla karşılaştı; Osmanlı kaynakları bu çarpışmada Osmanlı tarafının üstün geldiğini ve bazı Portekiz gemilerini ele geçirdiğini aktarır. 25 Ağustos 1554’te otuz dört gemilik daha büyük bir Portekiz kuvvetiyle ikinci bir çarpışma yaşandı; bu karşılaşma Osmanlı filosuna ağır kayıp verdirdi. Her iki çatışmanın ele geçirilen ya da batırılan gemi sayıları Osmanlı ve Portekiz kaynaklarında farklı verildiğinden burada tek bir rakam sunulmamaktadır. Asıl yıkıcı darbe ise muson fırtınası oldu: Arabistan kıyısından Kızıldeniz’e dönmesi gereken filo, rüzgâr ve akıntıyla doğuya, Hindistan’ın Gücerat kıyısına sürüklendi ve 28 Eylül 1554’te Sûret (Surat) limanına sığındı.
Sûret’te Portekizliler filoyu kuşattı; iki aya yakın süren bekleyişin sonunda gemilerin onarılamaz durumda olduğu anlaşıldı. Mürettebatın büyük bölümü Gücerat sultanının hizmetine girdi. Seydi Ali Reis, gemileri satarak bedelini Sûret hâkimine emanet etti ve kendisine bağlı kalan yaklaşık elli kişiyle 26 Kasım 1554’te Ahmedâbâd’a doğru yola çıktı. Donanmanın kaybı, Seydi Ali’nin sonraki hayatını ve Osmanlı tarihçilerinin ona bakışını belirleyen olaydır.
Hindistan ve Orta Asya üzerinden dönüş yolculuğu
Ahmedâbâd’da Gücerat Sultanı Ahmed, Seydi Ali’ye Bruc (Broach) sancağının yönetimini teklif etti; Seydi Ali bunu reddetti ve şehirde kaldığı süre içinde Hint Okyanusu seyir rehberi Kitâbü’l-Muhît’i tamamladı. Ardından Sind bölgesine geçti; burada yerel hükümdar Hüseyin Şah Argun’a askerî yardımda bulunduğu anlatılır. Sultanpûr, Mültan ve Lahor üzerinden ilerleyen kafile, yolun kapanması üzerine Bâbürlü hükümdarı Hümâyun’dan geçiş izni istemek zorunda kaldı ve Ekim 1555’te Delhi’ye ulaştı. Hümâyun, astronomi ve edebiyat bilgisiyle dikkatini çeken Seydi Ali’ye hizmetine girmesini teklif etti; Seydi Ali padişahın izni olmadan başka bir hükümdara hizmet edemeyeceğini söyleyerek bunu reddetti. Hümâyun’un 28 Ocak 1556’da ölümünün ardından oğlu Ekber’in izniyle Lahor’a döndü.
Buradan Kâbil, Semerkant ve Buhara üzerinden Hârizm’e geçti; Ağustos 1556’da Hârizm’deydi. Deşt-i Kıpçak yolunun güvensizliği nedeniyle güneye, Horasan’a yöneldi. Meşhed’de Safevî yetkilileri, Özbek hanı Barak Han’la iş birliği yaptığı şüphesiyle onu bir süre alıkoydu; sonra Kazvin’de Şah Tahmasb’ın huzuruna gönderildi. Seydi Ali, Osmanlı-Safevî barışının henüz taze olduğu bu dönemde Kazvin’den 5 Şubat 1557’de ayrılıp Bağdat’a ulaştı. Basra’dan ayrılışından yaklaşık üç yıl yedi ay sonra Osmanlı topraklarına dönmüş oluyordu. Yolculuğun tamamı, ziyaret ettiği hükümdarlardan aldığı ve padişaha sunduğu on sekiz mektupla belgelenmiştir. Dönüş güzergâhının bir kısmında derviş kılığında seyahat ettiği, hem kendi anlatısında hem de ona eleştirel bakan Osmanlı tarihçilerinde geçer.
Padişahın huzuruna dönüş ve sonraki görevleri
Seydi Ali Reis 1557 baharında İstanbul’a, oradan Kanuni’nin bulunduğu Edirne’ye gitti. Donanmasını kaybetmiş bir kaptan için bu dönüş bir hesap verme anıydı; ancak getirdiği mektuplar ve Hindistan, Mâverâünnehir ve İran hakkında sunduğu bilgiler padişahın ve Veziriazam Rüstem Paşa’nın ilgisini çekti. Cezalandırılmak yerine seksen akçe ulûfeyle müteferrikalığa alındı; 8 Haziran 1557’de Diyarbekir timar defterdarlığına tayin edildi. Bu görevden Ocak 1560’ta ayrıldı ve Galata’da gemi reisliğine getirildi; kısa bir süre yeniden Hint kaptanlığı görevi de üstlendiği kaydedilir. Ömrünün son yıllarını İstanbul’da ilim, şiir ve telifle geçirdi; Galata’daki evi dönemin şair ve âlimlerinin toplandığı bir meclis işlevi görüyordu.
Bu görev çizgisi, Osmanlı devlet mekanizmasının başarısız bir seferin komutanına nasıl davrandığını da gösterir: Pîrî Reis’in idamıyla Seydi Ali’nin affedilmesi arasındaki fark, sefer sonucunun yanı sıra dönüşte sunulan bilginin, hükümdarlarla kurulan diplomatik temasın ve merkezdeki hamilerin ağırlığını yansıtır. Seydi Ali’nin getirdiği bilgiler, Osmanlı merkezinin Hint Okyanusu ve Orta Asya siyasetini planlarken elindeki nadir birinci el kaynaklardandı.
Ölümü
Seydi Ali Reis, Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddeye göre 2 Cemâziyelevvel 970 (28 Aralık 1562) tarihinde öldü. Hicrî yılın miladî karşılığı bazı kaynaklarda 1563 olarak da verilir; bu fark takvim dönüştürmesinden kaynaklanır. Ölüm yeri için de kaynaklar tam uyuşmaz: TDV maddesi son yıllarını Galata’da geçirdiğini anlatırken, İhsan Fazlıoğlu’nun İslam Düşünce Atlası maddesi Diyarbakır timar defterdarlığı sırasında öldüğünü yazar. Mezarının yeri hakkında doğrulanabilir bir kayıt bulunmadığından bu sayfada türbe veya kabir bilgisi verilmemektedir.
Eserleri
Seydi Ali Reis’in yazdıkları, denizcilik pratiğini dönemin matematik ve astronomi bilgisiyle birleştiren bir denizci-âlim profilini yansıtır. Eserlerinin başlıcaları şunlardır:
- Mir’âtü’l-Memâlik: 1553–1557 arasındaki sefer ve kara yolculuğunun anlatısıdır; dönüş yolunda Bağdat’ta yazılmaya başlanmış, İstanbul’da tamamlanarak padişaha sunulmuştur. TDV maddesi tamamlanma tarihini Rebîülevvel 964 (Ocak 1557) olarak verir; ancak bu tarih yazarın Kazvin’den ayrılışından (5 Şubat 1557) önceye düştüğünden burada bir takvim dönüştürme tutarsızlığı bulunduğu anlaşılmaktadır ve eserin 1557 içinde, dönüşten sonra bitirildiği kabul edilmelidir. Türk edebiyatının ilk özgün seyahatnamelerinden sayılır; Hindistan, Sind, Afganistan, Mâverâünnehir ve İran hakkında gözlemler, hükümdarlarla görüşmeler ve yol boyunca yazdığı şiirler içerir. İlk basımı İstanbul’da 1313 (1895–96) yılında yapıldı; Ármin Vámbéry 1899’da İngilizceye çevirdi; Mehmet Kiremit’in inceleme-metin-indeks biçimindeki tenkitli neşri 1999’da Türk Dil Kurumu tarafından yayımlandı.
- Kitâbü’l-Muhît fî ilmi’l-eflâk ve’l-ebhur: Ahmedâbâd’da, Muharrem 962 (Aralık 1554) tarihinde tamamlanan Hint Okyanusu seyir kitabıdır. Yazılış amacı, Osmanlı kaptanlarının Hint denizlerinde yerli kılavuza muhtaç kalmadan seyredebilmesidir. Arap ve Hint denizcilik literatürüne, özellikle Ahmed b. Mâcid ve Süleyman el-Mehrî geleneğine dayanır; yıldızlarla yön bulma, muson takvimi, limanlar, kıyı işaretleri ve Hint Okyanusu coğrafyası hakkında bölümler içerir. 19. yüzyıl sonundan itibaren Avrupa şarkiyatçıları (Bittner ve Tomaschek) tarafından kısmen neşredilmiş ve incelenmiştir.
- Hulâsatü’l-Hey’e: Ali Kuşçu’nun astronomiye dair el-Fethiyye adlı eserinin Türkçe tercüme ve özetidir; Seydi Ali’nin matematiksel astronomi bilgisinin kaynağını gösterir.
- Mir’ât-ı Kâinât: Delhi’de yazılmış, astronomi aletleri ve bunlarla yapılan ölçümler hakkında bir risaledir.
- Risâle-i Zâtü’l-Kürsî: Zâtü’l-kürsî adlı gözlem aletinin yapımı ve kullanımına dair risaledir.
- Şiirleri: Kâtibî mahlasıyla Türkçe ve Çağatayca şiirler yazmıştır; Çağatayca şiirleri, Orta Asya hükümdarlarının meclislerinde kabul görmesinde rol oynamıştır. Şiirlerinin bir divan hâlinde derlenip derlenmediği konusunda kaynaklar kesin değildir.
Etkisi ve mirası
Seydi Ali Reis’in etkisi üç düzeyde ele alınabilir. Birincisi denizcilik bilimine katkısıdır: Kitâbü’l-Muhît, Akdeniz kadırga geleneğinden gelen Osmanlı denizciliğinin okyanus seyri bilgisini sistemli biçimde derleyen ilk Türkçe metindir ve Hint Okyanusu’nun Osmanlı bilgi dünyasına girişini temsil eder. İkincisi seyahat yazınıdır: Mir’âtü’l-Memâlik, bir Osmanlı görevlisinin Bâbürlü, Özbek ve Safevî saraylarını kendi gözüyle anlattığı ender bir metin olarak yalnız edebî değil, diplomatik ve coğrafî bir kaynaktır; modern araştırmalar bu metnin Osmanlı merkezinin Hint Okyanusu ve Orta Asya’ya bakışını şekillendirdiğini öne sürer. Üçüncüsü halk hafızasındaki yeridir: “Başına Seydi Ali halleri geldi” deyimi, üst üste talihsizlik yaşayan kişi için kullanılmış; bu deyim seferin kolektif hafızada bir felaket olarak kalmasını gösterir. Cumhuriyet döneminde adı deniz kuvvetlerinde ve bilim tarihi çalışmalarında anılmaya devam etmiştir.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Seydi Ali Reis hakkındaki bilgilerin büyük bölümü kendi kaleminden çıkan Mir’âtü’l-Memâlik’e dayanır. Bu metin birinci elden ve çağdaş olmakla birlikte, yazarın kendi başarısızlığını padişaha açıklamak amacıyla yazılmış bir savunma niteliği de taşır; Portekiz çarpışmalarındaki başarı vurgusu ve fırtınanın kaçınılmazlığı anlatısı bu çerçevede okunmalıdır. Nitekim 16. yüzyıl sonu Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âlî, filonun dikkatli bir yönetimle korunabileceğini, devletin büyük bir masraftan zarar gördüğünü ve Seydi Ali’nin dönüşte derviş kılığına girmesinin devletin itibarına yakışmadığını yazarak eleştirel bir değerlendirme sunar. İki bakışın hangisinin haklı olduğu modern araştırmada da tartışılmaktadır; bu sayfa ikisini de aktarır, birini kesin kabul etmez. Doğum tarihi bilinmemektedir; ölüm yılı 1562/1563 ve ölüm yeri kaynaklara göre farklıdır. Çarpışmalardaki gemi sayıları, Portekiz kaynaklarıyla karşılaştırılmadan kesin sayılmamalıdır. Popüler anlatılarda Seydi Ali’nin bir “amiral” olarak sunulması dönemin kavramlarına uymaz; kendisi kaptan-ı derya değil, belirli bir harekât için görevlendirilmiş bir kaptan ve reisti. Dizi, roman ve kaynaksız internet anlatıları kaynak değeri taşımaz.
Kaynakça
- Mahmut Ak, “Seydi Ali Reis” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul 2009, s. 21–24. islamansiklopedisi.org.tr/seydi-ali-reis
- Seydi Ali Reis, Mir’âtü’l-Memâlik: İnceleme – Metin – İndeks, haz. Mehmet Kiremit, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1999 (çağdaş birinci el anlatı, tenkitli neşir).
- Giancarlo Casale, The Ottoman Age of Exploration, Oxford University Press, New York 2010 (Osmanlı Hint Okyanusu siyaseti ve Seydi Ali Reis’in seferi ile Mir’âtü’l-Memâlik’in merkezdeki kullanımı).
- İhsan Fazlıoğlu, “Seydi Ali Reis” maddesi, İslam Düşünce Atlası. islamdusunceatlasi.org/seydi-ali-reis
- Salih Özbaran, Yemen’den Basra’ya Sınırdaki Osmanlı, Kitap Yayınevi, İstanbul 2004 (Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki Osmanlı-Portekiz mücadelesinin arka planı).