Kısa kimlik ve önemi
Hasan Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa’nın oğlu ve 16. yüzyılın ortasında üç ayrı dönemde Cezayir beylerbeyi olarak görev yapmış bir Osmanlı devlet adamı ve denizcisidir. Babasının 1519’da Osmanlı hâkimiyetine bağladığı Cezayir’i, babası İstanbul’a çağrıldıktan sonra fiilen yöneten kişi odur. Onun beylerbeyilik yılları, Osmanlı Kuzey Afrikası’nın üç cepheli bir mücadele alanı olduğu dönemdir: batıda Fas’taki Sa‘dî hanedanı, kıyıda Oran ve Mersalkebîr’deki İspanyol garnizonları, içeride ise Kabile aşiretleri ve Cezayir’deki yeniçeri ocağı. Hasan Paşa bu üç cepheyi aynı anda idare etmek zorunda kalmış; 1552’de Tilimsân’ı almış, 1558’de Müstegānim’de İspanyol ordusunu yenmiş, 1563’te Oran’ı kuşatmıştır. Kariyeri, Cezayir’in bir korsan üssünden düzenli bir Osmanlı eyaletine dönüşmesinin ve bu dönüşümün sancılarının kişi ölçeğindeki kaydıdır.
Adları, lakapları ve unvanları
Kaynaklarda yalnız Hasan Paşa olarak geçer; Osmanlı kayıtlarında babasına nisbetle Hayreddin Paşa oğlu Hasan Paşa diye anılır. Avrupa kaynakları onu babasının lakabıyla Hasan Barbarossa olarak kaydeder. Bu ad, aynı yüzyılda ve aynı coğrafyada görev yapan başka kişilerle kolayca karışır ve bu karışıklık hem kaynak okumasında hem de sitede ayrıca işaretlenmelidir. Hasan Ağa, Barbaros’un Sardinya kökenli kethüdâsıdır; Barbaros İstanbul’a gittikten sonra Cezayir’i onun adına yönetmiş ve 1543’te ölmüştür; Hasan Paşa onun yerine atanmıştır, kendisi değildir. Uluç Hasan, Kılıç Ali Paşa’nın yetiştirmesi olan ve 1570’lerin sonunda Cezayir beylerbeyi olan Venedik kökenli bir başka denizcidir. Sokollu Mehmed Paşa’nın oğlu Vezirzâde Hasan Paşa, Diyarbakır beylerbeyi olarak oradaki Hasan Paşa Hanı’nı yaptıran kişidir; 18. yüzyılın kaptan-ı deryası Cezayirli Gazi Hasan Paşa ise bambaşka bir dönemin adamıdır. Bu sayfa yalnız Barbaros’un oğlunu anlatır. Resmî unvanı beylerbeyiliktir; 1544’teki ilk görevi babasına vekâleten olduğu için kaynaklar başlangıçta ondan Cezayir vekili olarak söz eder.
Doğumu ve ailesi
Türk Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki madde Hasan Paşa’nın yaklaşık 1516’da doğduğunu ve Barbaros Hayreddin Paşa’nın Cezayirli bir hanımından olma oğlu olduğunu kaydeder; İngilizce literatür doğumu 1517 dolayına yerleştirir. Kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Annesinin adı ve ailesi hakkında güvenilir bir bilgi yoktur; yalnız Cezayir yerlisi olduğu aktarılır. Aynı ansiklopedinin Cezayir maddesi ise ondan Barbaros’un üvey oğlu diye söz eder. İki madde arasındaki bu fark, kaynakların akrabalık ilişkisini tek biçimli anlatmadığını gösterir; bu sayfa, kişiye ayrılmış maddedeki öz oğul kaydını esas almakla birlikte uyuşmazlığı okuyucudan gizlememektedir. Çocukluğunu babasının yanında Cezayir’de geçirdi ve denizciliği ondan öğrendi. 1533’te Kanuni Sultan Süleyman’ın çağrısı üzerine İstanbul’a giden babasına eşlik etti; 1538 Preveze harekâtına katıldığı kesin kabul edilir. Mahmud ve Mehmed adlı iki oğlu olduğu bilinmektedir.
Cezayir’in yönetim yapısı ve üç cephe
Hasan Paşa’nın kariyeri, Cezayir’in Osmanlı sistemi içindeki özel konumu anlaşılmadan açıklanamaz. Cezayir, ordu ile fethedilmiş bir eyalet değil, Oruç ve Hızır Reis’in kurduğu deniz gücünün 1519’da gönüllü bağlılığıyla imparatorluğa katılmış bir uçtu. Merkezden gönderilen yeniçeriler burada zamanla kendi başına bir ocak hâline geldi; korsan reisleri ayrı bir çıkar grubuydu; kıyının gerisindeki Kabile dağlarında Benî Abbas ve Kuku gibi aşiret emirlikleri, beylerbeyinin gücünü tanımakla tanımamak arasında gidip geliyordu. Bu iç dengenin dışında iki dış baskı vardı. Batıda, Tilimsân’ı kendi nüfuz alanı sayan Fas’taki Sa‘dî hanedanı, özellikle Mevlây Muhammed eş-Şeyh döneminde Osmanlı Cezayiri’nin doğrudan rakibiydi. Kıyıda ise İspanya, 1509’dan beri elinde tuttuğu Oran ile ona bitişik Mersalkebîr üssünden Osmanlı topraklarını tehdit ediyordu. Beylerbeyi, İstanbul’dan düzenli asker ve para akışı sınırlı olduğu için, bu güçler arasında ittifak kurarak ve aşiret vergilerini toplayarak ayakta durmak zorundaydı. Hasan Paşa’nın üç kez atanıp iki kez azledilmesi, kişisel bir başarısızlıktan çok bu yapının kırılganlığını yansıtır.
Birinci beylerbeyilik: vekâlet ve Tilimsân
Barbaros’un Cezayir’de bıraktığı vekili Hasan Ağa 1543’te ölünce, 1544’te babasının isteğiyle Hasan Paşa onun yerine, babasına vekâleten Cezayir beylerbeyi oldu. İlk işi şehrin savunmasını güçlendirmek oldu; ardından Tilimsân meselesine yöneldi. Tilimsân, Cezayir ile Fas arasındaki tampon şehirdi ve kimin elinde olduğu, hem Sa‘dîler hem de Oran’daki İspanyollar için belirleyiciydi. 1546’da düzenlediği ikinci Tilimsân seferi, babasının ölüm haberinin gelmesiyle yarıda kaldı. Barbaros’un ölümünden sonra asaleten beylerbeyi olan Hasan Paşa, 1550’den itibaren Fas hükümdarı Mevlây Muhammed eş-Şeyh’in Tilimsân üzerindeki baskısına karşı hazırlık yaptı; yeniçeriler ile Benî Abbas kabilesinin kuvvetlerinden oluşan bir orduyla 1552’de Tilimsân’ı aldı. İngilizce literatür bu dönemi, 1545’teki ilk Tilimsân girişimi ve 1551’deki Sa‘dî yenilgisiyle biraz farklı bir kronolojiye yerleştirir; iki anlatı yıl düzeyinde tam örtüşmediğinden burada TDV maddesinin sıralaması esas alınmıştır.
Bu başarıya rağmen bir süre sonra görevinden alınarak İstanbul’a çağrıldı. TDV maddesi bunun muhtemel nedenini, Osmanlı Devleti’nin Fransa ile yürüttüğü ittifak siyasetine aykırı biçimde Fransızlara karşı düşmanca bir tutum izlemesi olarak gösterir; kaynak bu gerekçeyi olasılık diliyle verdiği için burada da kesin bir hüküm kurulmamaktadır. Azilden sonra kısa bir süre Menteşe sancak beyliğinde bulundu. Bu ilk dönem, çoğu özette 1544–1552 aralığıyla anılır; ancak Aziz Samih İlter’e dayanan çalışmalar İstanbul’a çağrılmasını Eylül 1551’e ve yerine Sâlih Reis’in tayinini aynı yıla koyar. Bu durumda Tilimsân’ın alınışı ile azlin sırası kaynaklara göre değişmektedir; burada iki tarihlendirme de kaydedilmiş, biri diğerine tercih edilmemiştir.
İkinci beylerbeyilik: Müstegānim ve Kabile siyaseti
Hasan Paşa’nın ayrıldığı yıllarda Cezayir istikrarını kaybetti. Korsan reislerinden Corso’nun isyanı ve beylerbeyi Tekelerli Paşa’nın öldürülmesiyle sarsılan düzeni yeniden kurmak için 1557’de ikinci kez Cezayir’e gönderildi. İç barışı sağladıktan sonra Sa‘dîlerin yeniden ele geçirdiği Tilimsân’a yürüdü ve şehri kurtardı. 23 Ekim 1557’de Sa‘dî hükümdarı Mevlây Muhammed eş-Şeyh’in öldürülmesini sağladı; İngilizce literatür bu olayı Osmanlı hizmetindeki askerlerin düzenlediği bir suikast olarak anlatır. Ertesi yıl, 1558’de, Batı kaynaklarında Alcaudete kontu olarak geçen Oran valisinin Müstegānim’i kuşatan İspanyol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer, Batı Akdeniz’de İspanya’nın Kuzey Afrika’daki kara harekâtı imkânlarını uzun süre sınırladı. Aynı yıl Fas’a yönelik bir karşı harekâtın Vâdilleben’de durduğu ve Oran’dan gelebilecek bir İspanyol saldırısı haberi üzerine geri dönüldüğü İngilizce literatürde aktarılır; TDV maddesi bu ayrıntıyı vermez.
İç düzeni sağlamak için Kabile aşiretlerinden yararlandı. Benî Abbas reisi Ahmed b. Kādî’yi yendikten sonra kardeşi Mukrânî’yi Eylül 1559’da haraç ödemeye mecbur bıraktı. Avrupa ve İngilizce kaynaklar, Hasan Paşa’nın Kuku emirinin kızıyla evlenerek Kabile aşiretleriyle akrabalık bağı kurduğunu ve bu evliliğin Cezayir’deki yeniçeriler arasında paşanın yerli güçlere yaslandığı kuşkusunu doğurduğunu yazar. Bu evlilik TDV maddesinde yer almadığından burada yalnız ikincil bir anlatı olarak kaydedilmektedir. 1560’ta Piyale Paşa’nın Cerbe harekâtına Cezayir donanmasıyla katıldı; bu harekâtta Turgut Reis de kendi kuvvetleriyle yer almıştır. Ancak Cerbe zaferinin ardından Cezayir’deki yeniçeriler ayaklandı ve Hasan Paşa’yı zincire vurarak Eylül 1561’de İstanbul’a gönderdi. Kaynaklar bu isyanın nedenini tek bir sebebe bağlamaz; paşanın Kabile siyaseti, ocakla korsan reisleri arasındaki gerilim ve merkezden bağımsız hareket etme eğilimi bir arada okunmalıdır.
Üçüncü beylerbeyilik: Oran kuşatması ve Malta
İstanbul’a zincirle gönderilmesine rağmen 1562’de yeniden Cezayir beylerbeyiliğine tayin edildi. Bu, merkezin onu Cezayir’i yönetebilecek en deneyimli kişi olarak gördüğünü ve yeniçerilerin suçlamalarına itibar etmediğini gösterir. 1563’te İspanyol Kuzey Afrikası’nın kalbi olan Oran ile Mersalkebîr’i kuşattı. Kuşatma Osmanlı Cezayiri’nin İspanya’ya karşı giriştiği en büyük kara harekâtıydı; ancak İspanya’dan deniz yoluyla takviye kuvvetleri gelince Hasan Paşa kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. Oran, bu tarihten sonra da uzun süre İspanyol elinde kalacaktır. 1565’te emrindeki Cezayir donanmasıyla Malta kuşatmasına katıldı ve gemilerinin bir kısmını kaybetti; Turgut Reis aynı kuşatmada aldığı yara sonucu ölmüştür. 1567’de İstanbul’a çağrıldı.
İnebahtı ve son yılları
İstanbul’a çağrılmasından sonraki görevine dair kaynaklar farklı ifadeler kullanır. İngilizce literatür ve bazı popüler özetler onu 1567’de kaptan-ı derya olarak gösterir; TDV maddesi ise yalnız İstanbul’a çağrıldığını ve 7 Ekim 1571 İnebahtı Deniz Savaşı’nda donanmanın bir bölümünün kumandasını üstlendiğini kaydeder. Osmanlı kaptan-ı deryaları sırasında 1567’den itibaren Müezzinzâde Ali Paşa, İnebahtı’dan sonra ise Kılıç Ali Paşa yer aldığından, Hasan Paşa’nın kaptan-ı deryalığı en fazla bir vekâlet ya da filo kumandanlığı düzeyinde düşünülmeli, asaleten kaptan-ı derya sayılmamalıdır. İnebahtı’daki rolünün ayrıntısı da kaynaklarda açık değildir; yenilgiden sağ çıktığı ve Sultan II. Selim döneminde, 1571’de yeniden Cezayir beylerbeyiliğine tayin edildiği bilinir. Ancak rahatsızlanması yüzünden görev yerine ulaşamadan öldü. TDV maddesi ölümü hicrî 979 yılına, yani 1572’ye tarihler; İngilizce literatür 4 Temmuz 1572’yi ve İstanbul’u verir. Cenazesi Beşiktaş’ta babasının türbesine gömüldü; bugün Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi olarak ziyaret edilen yapı, aynı zamanda oğlunun da mezarıdır.
Etkisi ve mirası
Hasan Paşa’nın önemi, babasınınki gibi büyük bir deniz zaferine değil, yaklaşık yirmi yıl boyunca Cezayir’i Osmanlı sisteminde tutabilmesine dayanır. Birincisi, Tilimsân’ı iki kez alarak ve Sa‘dî hükümdarını ortadan kaldırarak Fas’ın Cezayir’e doğru genişlemesini durdurmuştur; Osmanlı–Fas sınırı, sonraki yüzyıllarda büyük ölçüde onun döneminde çizilen hat üzerinde kalmıştır. İkincisi, Müstegānim zaferi İspanya’nın Kuzey Afrika’daki kara gücünü kırmış; Oran kuşatması başarısız olsa da İspanyol varlığını savunma konumuna itmiştir. Üçüncüsü, Kabile aşiretleriyle kurduğu ilişkiler, Cezayir beylerbeyilerinin merkezden gelen sınırlı kaynakla yerel güçlere yaslanarak yönetme modelinin erken bir örneğidir; bu model aynı zamanda yeniçeri ocağının beylerbeyine karşı örgütlü muhalefetinin de başlangıcıdır ve 17. yüzyılda beylerbeyilerin yerini ocağın seçtiği dayıların almasına giden sürecin habercisi sayılabilir. Onun döneminde Cezayir, korsan reislerinin şehrinden bir Osmanlı eyaletine dönüşmüş; fakat bu dönüşüm hiçbir zaman merkezî Anadolu eyaletlerindeki gibi tamamlanmamıştır.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Hasan Paşa hakkındaki bilgi, babasınınkine göre çok daha dağınık kaynaklara dayanır. Gazavât-ı Hayreddin Paşa yalnız gençlik yıllarını kapsar. Osmanlı tarafında en sağlam belgeler Mühimme defterlerindeki hükümlerdir; bunlar tayin, azil ve asker sevkine dair kısa kayıtlardır, olayların anlatısını vermez. Anlatının büyük kısmı, 1612’de Valladolid’de basılan ve Cezayir’de esir olarak yaşamış bir İspanyol din adamının derlediği Topografía e historia general de Argel adlı esere ve onu izleyen Fransız sömürge dönemi tarihçiliğine dayanır; bu kaynaklar çağdaş ya da yakın dönem bilgisi taşımakla birlikte Osmanlı yönetimine karşı önyargılıdır ve kişileri Avrupa merkezli bir bakışla değerlendirir. Bu nedenle doğum yılı yalnız yaklaşık olarak bilinir; annesinin kimliği ve akrabalık ilişkisinin öz oğul mu üvey oğul mu olduğu kaynaklarda farklı geçer; ilk azlinin gerekçesi olasılık düzeyindedir; Kuku emirinin kızıyla evliliği Osmanlı kaynaklarında teyit edilmez; 1567 sonrası görevi kaptan-ı derya mı, vekil mi yoksa filo kumandanı mı olduğu açık değildir; ölüm günü yalnız Batı literatüründe kesin verilir. İngilizce ve Türkçe literatür arasında Tilimsân seferlerinin yılları da tam örtüşmez; ilk azlin Eylül 1551 mi yoksa 1552 sonrası mı olduğu, TDV maddesi ile İlter’e dayanan çalışmalar arasında açık bir farktır. Bu sayfa, bu belirsizlikleri doldurmak yerine olduğu gibi bırakmayı tercih etmektedir.
Kaynakça
- Aldo Gallotta, “Hasan Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, İstanbul 1997, s. 334–335. islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa
- Kemal Kahraman, “Cezayir” maddesi (Osmanlı dönemi bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 486–489. islamansiklopedisi.org.tr/cezayir
- Cengiz Orhonlu, “Ḥasan Pas̲h̲a” maddesi, The Encyclopaedia of Islam, 2. baskı, c. III, Leiden, s. 258–259.
- Diego de Haedo, Topografía e historia general de Argel, Valladolid 1612 (çağdaş İspanyol kaynağı; “Epítome de los reyes de Argel” bölümü; Madrid 1927 neşri, s. 287–296).
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Mühimme Defterleri, nr. 1, 6, 12 ve 16 (tayin, azil ve asker sevkine dair hükümler; TDV maddesindeki künyeler üzerinden).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II: İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Garp Ocakları ve Kanuni dönemi deniz seferleri bölümleri).
- Aziz Samih İlter, Şimalî Afrikada Türkler, c. I–II, İstanbul 1936–1937.