Küçük Kaynarca Antlaşması

Kırım’ın ayrılışı, hilâfetin metne girişi ve bir maddenin yüzyıllık yorum kavgası
Tuna’nın güneyindeki düzlükte iki ordugâh arasına kurulmuş büyük müzakere çadırını ve çadıra doğru yürüyen heyetleri gösteren temsilî tarih kitabı çizimi

Küçük Kaynarca Antlaşması, 1768’de başlayan Osmanlı-Rus savaşını bitiren ve 21 Temmuz 1774’te Silistre’nin güneydoğusundaki Küçük Kaynarca köyünde imzalanan barış metnidir. Osmanlı heyetine Ahmed Resmî Efendi başkanlık etti; Rus tarafını Mareşal Rumyantsev temsil etti. Yirmi sekiz maddelik metinle Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetinden çıkarılıp bağımsız ilân edildi, buna karşılık padişahın Kırım müslümanları üzerindeki dinî önderliği kabul edildi; Kılburun, Kerç ve Yenikale ile Azak Rusya’ya bırakıldı; Rus ticaret gemilerine Karadeniz ve Boğazlar açıldı; on beş bin kese savaş tazminatı kararlaştırıldı. Antlaşmanın Ortodokslarla ilgili maddesinin sonraki yüzyılda “Rusya’nın Osmanlı Ortodokslarının hâmisi olduğu” biçiminde genişletilerek yorumlanması, tarihyazımının en tartışmalı konularından biridir.

Küçük Kaynarca Antlaşması nedir?

Küçük Kaynarca Antlaşması, 1768’de başlayan Osmanlı-Rus savaşını bitiren ve 21 Temmuz 1774’te imzalanan barış metnidir. Adını, Silistre’nin yaklaşık yirmi dört kilometre güneydoğusundaki Küçük Kaynarca (bugün Bulgaristan’da Kaynardzha) köyünden alır; antlaşma bir şehirde değil, iki ordunun karşı karşıya durduğu bir ordugâhta imzalanmıştır. Yirmi sekiz madde ile ayrıca müzakere edilen ek maddelerden oluşur.

Antlaşma, Osmanlı tarihinde Karlofça ile başlayan çizginin en keskin dönemecidir. Karlofça’da kaybedilen, savaşla alınmış topraklardı; Küçük Kaynarca’da ise imparatorluğun kendi hânedan düzenine bağlı, müslüman nüfuslu bir siyasî bütün olan Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetinden çıkarıldı. Ayrıca metin, karşılıklı biçimde iki devlete de kendi sınırları dışında dinî bir konum tanıdı: Osmanlı padişahına Kırım müslümanları üzerinde halife sıfatıyla, Rusya’ya ise İstanbul’da yapılacak bir kilise üzerinden. Bu ikinci hükmün sonraki yüzyılda nasıl genişletildiği, bu sayfanın ayrı bir başlığında iki anlatıyla ele alınmaktadır.

Kısa cevaplarla Küçük Kaynarca

  • Tarih: 21 Temmuz 1774 (10 Cemâziyelevvel 1188); onay ve teati işlemleri 26 Temmuz’da tamamlandı. Bazı kaynaklar bu ikinci tarihi imza tarihi olarak verir.
  • Yer: Küçük Kaynarca köyü, Silistre’nin güneydoğusu, Tuna’nın güneyi.
  • Osmanlı tarafı: Padişah Sultan I. Abdülhamid, Sadrazam ve serdâr-ı ekrem Muhsinzâde Mehmed Paşa; başmurahhas Ahmed Resmî Efendi, ikinci murahhas İbrâhim Münib Efendi.
  • Rus tarafı: Mareşal Rumyantsev ve Obreşkov.
  • Kapsam: Yirmi sekiz madde ve ek maddeler.
  • Başlıca sonuçlar: Kırım Hanlığı’nın siyasî bağımsızlığı; Kılburun, Kerç, Yenikale ve Azak’ın Rusya’ya bırakılması; Rus ticaret gemilerine Karadeniz ve Boğazlar’ın açılması; on beş bin kese savaş tazminatı; Eflak-Boğdan’ın Osmanlı’ya iadesi.
  • Sık yapılan hata: Kırım’ın 1774’te Rusya’ya verildiğini sanmak. 1774’te Kırım bağımsız ilân edildi; Rusya tarafından ilhakı 1783’tedir.

1768-1774 savaşı: antlaşmayı hazırlayan altı yıl

Savaş, Lehistan’daki iç karışıklık sırasında Rus birliklerinin Osmanlı sınırını ihlâl etmesi üzerine 1768 sonbaharında Sultan III. Mustafa tarafından ilân edildi. Kararın arkasında, Rusya’nın Lehistan üzerindeki nüfuzunun Karadeniz’in kuzeyindeki dengeyi bozacağı endişesi vardı. Ancak Osmanlı ordusu, 1739 Belgrad Antlaşması’ndan beri süren uzun barış döneminde sefer tecrübesini büyük ölçüde yitirmişti.

Savaşın seyri baştan sona olumsuz gitti. 1770 yazında Baltık’tan Akdeniz’e dolaşan Rus filosu Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı; aynı yıl Tuna cephesinde Kartal’da ağır bir bozgun yaşandı. 1771’de Rus kuvvetleri Kırım yarımadasına girdi ve hanlığı Osmanlı bağından koparan bir düzen kurdu. 1772-1773 görüşmeleri sonuçsuz kaldı; çünkü Rusya’nın Kırım’ın bağımsızlığı üzerindeki ısrarı, Osmanlı tarafı için dinî ve hukukî bakımdan kabul edilemez görünüyordu.

III. Mustafa 21 Ocak 1774’te savaşın sonucunu göremeden öldü; yerine kardeşi I. Abdülhamid geçti. Aynı yılın haziran ayında Kozluca’da alınan yenilgi ordunun direncini kırdı ve sadrazam barış istemek zorunda kaldı. Antlaşmanın bu kadar hızlı sonuçlanmasının sebebi, iki tarafın da savaşı sürdüremeyecek durumda olmasıdır: Rusya iç isyanla ve uzun ikmal hattıyla uğraşıyordu, Osmanlı ordusu ise dağılmıştı.

Kırım maddesi: bağımsızlık ne demekti?

Antlaşmanın üçüncü maddesi, Kırım ile birlikte Bucak, Kuban ve Yedisan Tatarlarını “serbest ve tam anlamıyla müstakil” sayıyor, hanların Cengiz soyundan gelenler arasından Tatarlarca seçilmesini kabul ediyor ve iki devletin de hanlığın iç işlerine karışmamasını hükme bağlıyordu. Aynı maddede, müslüman olmaları dolayısıyla Kırımlıların dinî bakımdan Osmanlı padişahına, yani halifeye bağlı kalacakları da belirtiliyordu; hutbe padişah adına okunacaktı.

Bu düzenleme kendi içinde çelişkilidir ve bu çelişki tesadüfi değildir. Osmanlı tarafı, siyasî hâkimiyetin kaybını dinî önderliğin tanınmasıyla telafi etmeye çalıştı; Rus tarafı ise hanlığın Osmanlı’dan koparılmasını sağladıktan sonra dinî bağın pratikte bir engel oluşturmayacağını hesapladı. Sonuç Rus hesabını doğruladı. Bağımsız hanlık kısa sürede iç çekişmeye ve dış müdahaleye açık hâle geldi; Şâhin Giray’ın Rus desteğiyle yürüttüğü hanlık ve reform girişimleri halk direnişiyle karşılaştı; 1783’te Kırım doğrudan Rusya’ya katıldı. Böylece Küçük Kaynarca ile başlayan süreç dokuz yıl içinde tamamlandı.

Kırım’ın elden çıkması, Osmanlı Devleti için yalnız bir toprak meselesi değildi. Hanlık, Karadeniz’in kuzeyinde bir tampon, akıncı gücü kaynağı ve müslüman nüfuslu bir siyasî yapıydı; kaybı, Karadeniz’in artık bir “Osmanlı iç denizi” olmadığını gösterdi. Bu bilinç, sonraki yirmi yılda alınacak askerî ıslahat kararlarının arka planındadır.

Toprak, tazminat ve ticaret maddeleri

  • Rusya’ya bırakılan yerler: Kılburun (Kinburn), Kerç ve Yenikale kaleleri ile Azak. Kerç ve Yenikale, Azak denizinden Karadeniz’e çıkışı denetleyen boğazın iki yakasındadır; bu kaleler Rusya’ya deniz gücünü Karadeniz’e taşıma imkânı verdi.
  • Osmanlı’ya iade edilenler: Savaş sırasında işgal edilen Eflak ve Boğdan (Memleketeyn) ile Ege adaları Osmanlı yönetimine döndü. Eflak-Boğdan için genel af ve bazı imtiyazlar kabul edildi; Rusya, voyvodalar lehine Osmanlı hükümetine başvurma hakkı elde etti.
  • Tazminat: On beş bin kese (yaklaşık dört buçuk milyon ruble) savaş tazminatı üç taksitte ödenecekti.
  • Ticaret ve denizcilik: Rus ticaret gemileri Karadeniz’de serbestçe dolaşabilecek, Boğazlar’dan geçerek Akdeniz’e çıkabilecek ve Osmanlı limanlarında Fransa ile İngiltere’ninkine denk imtiyazlardan yararlanacaktı; Rusya konsolosluk açabilecekti.
  • Diplomasi: Rusya İstanbul’da daimî elçi bulunduracak, Rus hükümdarı için “padişah” (imparator) unvanı kullanılacaktı.
On sekizinci yüzyıl sonunda bir Karadeniz limanında iskeleye yanaşmış iki farklı tipte yelkenliyi ve yükleme yapan tüccarları gösteren temsilî çizim
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Bu maddelerin en yapısal olanı ticaret ve denizcilikle ilgili olanıdır. Karadeniz, on beşinci yüzyıl sonundan beri fiilen Osmanlı denetimindeki kapalı bir havzaydı; buğday, kereste ve tuz gibi stratejik malların İstanbul’a akışı bu kapalılığa dayanıyordu. Küçük Kaynarca havzayı yabancı bayrağa açtı ve bir kez açılan bu kapı bir daha kapanmadı. On dokuzuncu yüzyılda Boğazlar meselesi diye anılacak sorunun hukukî başlangıcı buradadır.

Hilâfetin metne girmesi

Antlaşmanın bir başka yeniliği, Osmanlı padişahının halife sıfatının ilk defa milletlerarası bir metinde, üstelik sınırları dışında yaşayan müslümanlar üzerinde dinî otorite anlamında kaydedilmesidir. Halife unvanı Osmanlı hükümdarlarınca Mısır’ın fethinden sonra da kullanılıyordu; fakat o kullanım büyük ölçüde şeref ve meşruiyet diliydi. 1774’te unvan, somut bir hukukî işlev üstlendi.

Burada dikkatli olmak gerekir. Bu maddenin, Osmanlı padişahının bütün dünya müslümanlarının siyasî önderi sayıldığı anlamına geldiği yolundaki yorum sonraki yüzyılların ürünüdür ve 1774 metninden doğrudan çıkmaz. Metin yalnız Kırım ve bağlı Tatar topluluklarından söz eder. Hilâfetin kapsamlı bir siyasî iddiaya dönüşmesi, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki İslâm birliği siyasetiyle ilgilidir.

Ortodoksların hâmiliği maddesi: iki anlatı

Antlaşmanın en tartışmalı hükmü, yedinci ve on dördüncü maddelerde yer alan ve Rusya’nın Osmanlı ülkesindeki hıristiyanlarla ilişkisine dair olan düzenlemedir. Bu konuda birbiriyle çelişen iki anlatı vardır ve sayfada ikisi de kaynak durumuyla birlikte verilmektedir.

Birinci anlatı — geniş yorum. Bu okumaya göre antlaşma, Rusya’ya Osmanlı ülkesindeki bütün Ortodoks tebaayı koruma, yani hâmilik (protektora) hakkı vermiştir. Yedinci maddede Osmanlı Devleti’nin “hıristiyan dinini ve kiliselerini himaye edeceği” taahhüdü ile on dördüncü maddede Rus elçisine tanınan başvuru hakkı birlikte okunduğunda, ortaya Rusya’ya Osmanlı iç işlerine dinî gerekçeyle müdahale imkânı veren bir çerçeve çıkar. Bu yorum, on dokuzuncu yüzyıl boyunca hem Rus diplomasisi tarafından ileri sürülmüş hem de Osmanlı ve Türk tarihyazımında yerleşmiştir. Rusya’nın 1853’te Osmanlı Ortodokslarının hâmisi tanınmasını talep etmesi ve bu talebin reddi üzerine başlayan Kırım Savaşı, bu okumanın en bilinen sonucudur.

İkinci anlatı — dar yorum. Bu okumaya göre böyle bir hak antlaşmada yoktur ve iddia, metnin çevirisi üzerinden inşa edilmiştir. Antlaşmanın Türkçe metninde söz konusu olan, Beyoğlu semtinde “Rus-Grek itikadında” bir kilise yapılması ve Rus elçisinin yalnız bu kilise hakkında Osmanlı hükümetine başvurabilmesidir; yani hüküm belirli ve sınırlı bir konuya ilişkindir. Rusya’nın 1775’te yayımlanan resmî Fransızca çevirisinde ifade “Grek ayinine mahsus umumî kilise” anlamına gelecek biçimde değiştirilmiş, böylece hükmün kapsamı bütün Ortodoks kiliselerini içine alacak şekilde genişletilmiştir. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki madde bu farkı açıkça kaydeder. Aynı yönde, Roderic H. Davison’ın 1976 tarihli incelemesi de geniş yorumu metin eleştirisine tâbi tutar ve hâmilik hakkının antlaşmadan değil, sonraki diplomatik pratikten doğduğunu savunur.

İki anlatı arasında bugün akademik literatürde ağırlık, ikinci okumadadır: 1774 metni Rusya’ya genel bir hâmilik hakkı vermemektedir. Buna karşılık birinci anlatı tarihsel olarak etkisiz değildir; çünkü devletlerin bir metni nasıl yorumladığı, metnin kendisi kadar sonuç doğurur. Rusya’nın bu maddeye dayanarak geliştirdiği iddia, on dokuzuncu yüzyıl boyunca Osmanlı iç siyasetini biçimlendiren bir baskı aracına dönüştü ve Osmanlı hükümetlerini gayrimüslim tebaanın hukukî durumunu kendi girişimiyle düzenlemeye yöneltti. Tanzimat Fermanı ve özellikle Islahat Fermanı, bu baskıya verilmiş cevaplar olarak da okunabilir. Yani doğru olan dar yorumdur; fakat tarihi yapan, geniş yorumun ürettiği siyasettir. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.

Sonuçları ve yüzyılın seyri

Antlaşmanın hemen ardından iki taraf da metnin yorumu üzerinde çekişmeye başladı. Kırım’daki han seçimi ve Osmanlı’nın dinî yetkisinin sınırları tartışmalı kaldı; 1779’da imzalanan Aynalıkavak Tenkihnâmesi bu noktaları yeniden düzenlemeye çalıştı ama kalıcı bir çözüm getirmedi. 1783’te Kırım Rusya tarafından ilhak edildi; 1787’de yeniden başlayan savaş 1792 Yaş Antlaşması ile bitti ve ilhak Osmanlı tarafınca tanınmak zorunda kalındı.

Bu zincir, Osmanlı merkezinde askerî düzenin kendi içinde ıslah edilemeyeceği kanaatini güçlendirdi. Sultan III. Selim’in tahta çıkışından sonra kurulan Nizâm-ı Cedîd düzeni, doğrudan bu yenilgiler dizisinin ürünüdür: yeni bir ordu, yeni bir hazine ve Avrupa başkentlerinde daimî elçilikler. Küçük Kaynarca’nın açtığı diplomatik gerçeklik — sürekli elçilik, çok taraflı pazarlık, antlaşma metni üzerinden yürütülen mücadele — bu yeni kadronun çalışma alanı oldu.

Karşılaştırma da öğreticidir. Prut Savaşı’nda Osmanlı tarafı kazanan taraf gibi görünmesine rağmen masadaki sonuç tartışmalıydı; Pasarofça’da kayıp büyüktü ama karşı taraf da barışa muhtaçtı. 1774’te ise askerî üstünlük tartışmasız biçimde karşı taraftaydı ve Osmanlı heyetinin elinde pazarlık kozu yoktu. Başmurahhas Ahmed Resmî Efendi’nin savaş sonrası kaleme aldığı değerlendirme, devletin kapasitesini aşan seferlere girişilmemesi gerektiğini savunan erken ve dikkate değer bir metindir.

Kaynakların sınırı

Antlaşmanın tarihi, yeri, tarafları, murahhasları, madde sayısı, toprak hükümleri, tazminat miktarı ve ticaret maddeleri yüksek güven düzeyine sahiptir. Buna karşılık müzakerelerin gün gün seyri, hangi maddenin kimin ısrarıyla eklendiği ve Osmanlı heyetinin iç tartışmaları kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılır. Ortodokslarla ilgili maddenin yorumu ise yukarıda görüldüğü gibi doğrudan tarihyazımı tartışmasıdır ve bu sayfada tek bir görüş kesin hüküm gibi sunulmamıştır. Antlaşmanın Türkçe metni ile Rusça ve Fransızca metinleri arasındaki farklar, konuyla ilgilenen okurun birincil metinlere bakmasını gerektirir.

Sık sorulan sorular

Küçük Kaynarca Antlaşması ne zaman ve nerede imzalandı?

21 Temmuz 1774’te (10 Cemâziyelevvel 1188), Silistre’nin yaklaşık yirmi dört kilometre güneydoğusundaki Küçük Kaynarca köyünde. Onay ve teati işlemleri 26 Temmuz’da tamamlandı.

Küçük Kaynarca ile Kırım Rusya’ya mı verildi?

Hayır. 1774’te Kırım Hanlığı bağımsız ilân edildi; hanlar Tatarlarca seçilecek, hutbe padişah adına okunacaktı. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı 1783’tedir ve Osmanlı Devleti bunu 1792 Yaş Antlaşması ile tanımak zorunda kalmıştır.

Antlaşma Rusya’ya Ortodoksların hâmiliğini verdi mi?

Metnin Türkçe aslına göre hayır: hüküm, Beyoğlu’nda yapılacak belirli bir kilise ile sınırlıdır. Rusya’nın 1775 tarihli Fransızca çevirisi ifadeyi genişletmiş ve bu geniş okuma sonraki yüzyılda bir siyasî iddiaya dönüşmüştür. Bugün akademik literatürde ağırlık dar yorumdadır.

Antlaşmanın ekonomik sonucu ne oldu?

Rus ticaret gemilerine Karadeniz ve Boğazlar açıldı; Rusya Fransa ve İngiltere düzeyinde ticarî imtiyaz ve konsolosluk hakkı kazandı. Karadeniz’in kapalı havza niteliği böylece sona erdi.

Küçük Kaynarca neden bir dönüm noktası sayılır?

Osmanlı Devleti ilk defa müslüman nüfuslu ve hânedan düzenine bağlı bir siyasî bütünü kaybetti; Karadeniz yabancı bayrağa açıldı; hilâfet ilk defa milletlerarası bir metne girdi; ve Rusya, sonraki yüzyıl boyunca kullanacağı diplomatik dayanağı bu metin üzerinden kurdu.

Kaynakça

  1. Kemal Beydilli, “Küçük Kaynarca Antlaşması” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 26, 2002, s. 524–527.
  2. Halil İnalcık, “Kırım” maddesi (Kırım Hanlığı bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, s. 449–457.
  3. Roderic H. Davison, “‘Russian Skill and Turkish Imbecility’: The Treaty of Kuchuk Kainardji Reconsidered”, Slavic Review, c. 35, sy. 3 (1976), s. 463–483 (hâmilik maddesinin metin eleştirisi için).
  4. Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara (Osmanlı-Rus ilişkilerinin genel çerçevesi).
  5. Virginia H. Aksan, Ottoman Wars 1700–1870: An Empire Besieged, Pearson-Longman, Londra 2007 (1768-1774 savaşının askerî ve malî tahlili).
  6. Virginia H. Aksan, An Ottoman Statesman in War and Peace: Ahmed Resmi Efendi 1700–1783, Brill, Leiden 1995 (başmurahhasın müzakeredeki rolü ve savaş sonrası değerlendirmesi).
  7. Alan W. Fisher, The Russian Annexation of the Crimea 1772–1783, Cambridge University Press, Cambridge 1970 (Kırım’ın bağımsızlıktan ilhaka giden süreci).
  8. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. IV/1–IV/2, Türk Tarih Kurumu, Ankara (savaşın ve antlaşmanın Osmanlı kaynaklarına dayalı anlatısı).
Diğer isimleri: Kaynarca Antlaşması, Küçük Kaynarca Barışı, Kuchuk Kainarji