Pasarofça Antlaşması

Orta Avrupa’dan çekilmenin bedeli ve Lâle Devri’ni açan barış
Nehir kıyısındaki geniş ovada kurulmuş büyük kongre çadırını ve çevresinde birbirinden ayrı duran heyet ordugâhlarını gösteren temsilî tarih kitabı çizimi

Pasarofça Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Venedik arasında 21 Temmuz 1718’de Sırbistan’daki Pasarofça kasabasında imzalanan barış düzenlemesidir. İngiltere ve Hollanda elçilerinin arabuluculuğunda yürütülen kongrede Osmanlı heyetine Silâhdar İbrâhim Efendi başkanlık etti; ikinci murahhas, Paris sefâretnâmesiyle tanınacak olan Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’ydi. Avusturya ile yirmi maddelik, Venedik ile yirmi altı maddelik ayrı metinler imzalandı; birkaç gün sonra Avusturya ile ayrıca bir ticaret antlaşması yapıldı. Osmanlı Devleti Tımışvar/Banat’ı, Belgrad’ı da içine alan Kuzey Sırbistan’ı ve Olt nehrine kadar Küçük Eflak’ı bıraktı; buna karşılık 1715’te Venedik’ten geri alınan Mora elinde kaldı. Antlaşma, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın barış siyasetinin ve Lâle Devri’nin başlangıcı sayılır.

Pasarofça Antlaşması nedir?

Pasarofça Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Venedik arasında 21 Temmuz 1718’de imzalanan barış düzenlemesidir. Adını, Belgrad’ın yaklaşık altmış kilometre güneydoğusunda, Morava nehri yakınındaki Pasarofça (bugün Požarevac) kasabasından alır. Antlaşma iki bakımdan bir eşiktir: Osmanlı Devleti Orta Avrupa’daki son büyük mevzilerini bırakmış, buna karşılık merkezde savaşı sürdürmek yerine barışı ve malî toparlanmayı esas alan bir siyaset kurulmuştur. Bu siyasetin adı sonradan Lâle Devri olmuştur.

Bir ayrımla başlamak gerekir. “Pasarofça Antlaşması” denince çoğu zaman tek bir metin sanılır; oysa aynı gün Avusturya ve Venedik ile ayrı ayrı iki barış antlaşması imzalanmış, birkaç gün sonra Avusturya ile ayrıca bir ticaret antlaşması yapılmıştır. Üçünün hükümleri farklıdır ve sonuçları da farklı alanlarda görülür.

Kısa cevaplarla Pasarofça

  • Tarih: 21 Temmuz 1718; müzakereler yaklaşık iki ay sürdü (Haziran-Temmuz 1718).
  • Yer: Pasarofça (Požarevac), Morava kıyısı, Belgrad’ın güneydoğusu.
  • Taraflar: Osmanlı Devleti; Avusturya (Habsburg) ve Venedik Cumhuriyeti.
  • Osmanlı tarafı: Padişah Sultan III. Ahmed, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa; başmurahhas Silâhdar İbrâhim Efendi, ikinci murahhas Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, tercüman Yenaki Bey.
  • Arabulucular: İngiltere elçisi Robert Sutton ve Hollanda elçisi Jacob Colyer.
  • Metinler: Avusturya ile yirmi maddelik, Venedik ile yirmi altı maddelik ayrı antlaşmalar; ayrıca Avusturya ile yirmi maddelik bir ticaret antlaşması (27 Temmuz 1718).
  • Sonuç: Tımışvar/Banat, Belgrad’ı da içine alan Kuzey Sırbistan ve Olt nehrine kadar Küçük Eflak Avusturya’ya bırakıldı; Mora Osmanlı Devleti’nde kaldı.
  • Sık yapılan hata: Antlaşmayı 1739 Belgrad Antlaşması ile karıştırmak. Belgrad 1718’de kaybedildi, 1739’da geri alındı.

1715 Mora seferi: barışın kazandığı yer

Prut Savaşı’nın ardından kuzey cephesinde kazanılan nefes alma süresi, Osmanlı merkezine batıda bir hesaplaşma imkânı verdi. Hedef, Karlofça Antlaşması ile Venedik’e bırakılan Mora yarımadasıydı. 1715 yazında Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa’nın yönettiği sefer beklenenden hızlı sonuç verdi: Venedik’in yarımadadaki kale düzeni kısa sürede çözüldü ve Mora Osmanlı yönetimine döndü.

Bu başarının siyasî bedeli hemen ortaya çıktı. Venedik, İkinci Viyana Kuşatması’nın ardından 1684’te kurulan Kutsal İttifak’ın yükümlülüklerine dayanarak Avusturya’dan yardım istedi. Habsburg tarafı önce arabuluculuk görüntüsüyle Mora’nın geri verilmesini talep etti; talep reddedilince 1716’da savaşa girdi. Yani Mora’nın kazanılması, çok daha ağır bir kaybın yolunu açtı. Bu, 18. yüzyıl başındaki Osmanlı dış siyasetinin tekrarlanan bir sorununu gösterir: tek tek cephelerde alınan kararlar, Avrupa’daki ittifak sisteminin bütünü hesaba katılmadan verildiğinde beklenmedik bir cephe daha açabiliyordu.

1716-1718: üç yılda üç kayıp

Avusturya cephesi Osmanlı tarafı için baştan sona olumsuz gitti. 5 Ağustos 1716’da Varadin’de (Petrovaradin) Prens Eugene karşısında alınan yenilgide Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa hayatını kaybetti; ordunun kumanda düzeni bir anda çözüldü. Aynı yılın sonbaharında Tımışvar (Banat) düştü. Bu, Macaristan’daki en son Osmanlı mevziinin de elden çıkması demekti; Karlofça’da bilinçli olarak korunmuş olan bu bölge, kaybedilince Tuna’nın kuzeyinde tutunacak bir dayanak kalmadı.

1717 yazında Prens Eugene Belgrad’ı kuşattı. Kaleyi kurtarmak için gönderilen ordu 16 Ağustos 1717’de yenildi ve şehir birkaç gün sonra teslim oldu. Belgrad, Tuna ile Sava’nın birleştiği burun üzerinde, Orta Avrupa’ya açılan kapının kilidiydi; 1521’den beri Osmanlı elindeydi ve kaybı hem askerî hem sembolik bir kırılmaydı.

Geniş bir nehrin kıyısında yüksek bir burun üzerinde yükselen surlu kaleyi ve eteğindeki kiremit çatılı kıyı kasabasını gösteren temsilî çizim
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Bu üç yılın ardından barış her iki taraf için de gerekliydi. Osmanlı hazinesi 1683’ten beri süren aralıklı savaşların yükünü taşıyordu. Avusturya ise Batı Avrupa’da yeni bir çatışmanın eşiğindeydi ve kuvvetlerini doğuda süresiz tutamazdı. Venedik zaten Mora’yı geri alamayacağını görmüştü. Barışı bu ortak ihtiyaç mümkün kıldı; antlaşmanın nispeten hızlı sonuçlanmasının sebebi de budur.

Kongre, arabuluculuk ve Osmanlı heyeti

Barış görüşmeleri, tıpkı Karlofça’da olduğu gibi, İngiltere ve Hollanda elçilerinin arabuluculuğunda yürütüldü. İstanbul’daki İngiltere elçisi Robert Sutton ile Hollanda elçisi Jacob Colyer arabulucu sıfatıyla kongreye katıldı. Bu iki devletin tarafsız kabul edilmesini sağlayan şey, savaşan tarafların hiçbiriyle ittifak hâlinde olmamaları ve Osmanlı Devleti ile ticarî ilişkilerinin sürüyor olmasıydı.

Osmanlı heyetine başmurahhas olarak Silâhdar İbrâhim Efendi başkanlık etti; ikinci murahhas Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, tercüman ise Yenaki Bey’di. Bu kadro tesadüfi değildir. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi dört yıl sonra Paris’e elçi gönderilecek ve sunduğu sefâretnâme İstanbul’da mimariden bahçe düzenine kadar geniş bir tartışma açacaktı. Karlofça’da başlayan eğilim, yani dış ilişkilerin askerî sınıftan çok kalem erbabına, yazıcı-bürokrat kadroya emanet edilmesi, Pasarofça’da pekişti.

Sadrazamlık makamında ise 9 Mayıs 1718’de göreve gelen Nevşehirli Damat İbrahim Paşa vardı. Antlaşmayı sonuçlandırmak sadaretinin ilk büyük işi oldu ve ardından izleyeceği bütün siyaset bu barışın üzerine kuruldu.

Antlaşmanın hükümleri

Müzakerelerin çerçevesi yine uti possidetis, yani her tarafın fiilen elinde tuttuğu yeri koruması esasıydı. Bu ilke, savaş alanındaki durumu doğrudan barış haritasına çevirdi.

  • Avusturya ile (yirmi madde): Tımışvar ile Banat bölgesi, Belgrad’ı da içine alan Kuzey Sırbistan ve Olt nehrine kadar Küçük Eflak (Oltenia) Habsburg yönetimine bırakıldı. Sınır büyük ölçüde Tuna ve Sava hatlarının kuzeyine taşındı; Osmanlı Devleti Orta Avrupa’daki varlığını fiilen tasfiye etti.
  • Venedik ile (yirmi altı madde): Mora Osmanlı Devleti’nde kaldı; bu, savaşın Osmanlı tarafı için tek olumlu maddesidir. Buna karşılık Venedik, Dalmaçya kıyısında ve Arnavutluk sahilinde savaş sırasında ele geçirdiği bazı yerleri (Butrinto, Preveze ve çevresi gibi) elinde tuttu; Osmanlı tarafı Ege’de aldığı Çuka (Cerigo/Kythira) adasını geri verdi.
  • Ticaret antlaşması (27 Temmuz 1718, yirmi madde): Avusturya tebaası tüccarlar Osmanlı ülkesinde serbestçe ticaret yapabilecek, gümrük yüzde beş yerine yüzde üç oranında alınacak ve Avusturya konsolosluk açabilecekti.

Bu üçüncü metin çoğu zaman gölgede kalır, oysa uzun vadeli etkisi en az toprak maddeleri kadar önemlidir. Kapitülasyon tipi ticarî imtiyazlar o güne kadar esas olarak denizci devletlere (Fransa, İngiltere, Hollanda) verilmişti; Pasarofça ile bu ayrıcalık ilk kez Osmanlı Devleti’nin kara komşusu ve başlıca askerî rakibi olan bir devlete de tanındı. Tuna ticaretinin ve Balkan iç pazarının Habsburg tüccarına açılması, 18. yüzyıl boyunca bölgedeki ekonomik nüfuz ilişkilerini yeniden biçimlendirdi.

Antlaşma yirmi dört yıllık bir süre için yapılmıştı. Bu süre dolmadan, 1736’da savaş yeniden başladı ve Sultan I. Mahmud devrinde imzalanan 1739 Belgrad Antlaşması ile Belgrad ile Kuzey Sırbistan Osmanlı Devleti’ne geri döndü. Yani Pasarofça’nın toprak maddeleri Karlofça’nınkiler gibi kalıcı olmadı; kalıcı olan, ticaret düzeni ve merkezdeki siyaset değişikliğidir.

Barışın siyasete dönüşmesi: Lâle Devri

Pasarofça’dan sonra izlenen siyaset, kaybedilen yerleri hemen geri almak için sefere çıkmak yerine hazineyi düzeltmek, imar etmek ve zaman kazanmak üzerine kuruldu. Damat İbrahim Paşa yoklamalarla asker kadrolarını denetledi, mukātaaları yeniden tahrir ettirdi ve ulûfe giderlerinde belirgin bir tasarruf sağladı. Aynı yıllarda Paris, Viyana ve Moskova’ya elçiler gönderildi; İbrahim Müteferrika’nın matbaası kuruldu; bir tercüme heyeti oluşturuldu; Kâğıthane’de Sâdâbâd inşa edildi. Bu on iki yıl, sonradan Lâle Devri diye adlandırılacaktır.

Bu bağlantı, Pasarofça’nın neden yalnız bir toprak kaybı listesi olarak okunamayacağını gösterir. Antlaşma, Osmanlı merkezine bir tercih dayattı: ya kaybı geri almak için yeniden savaşmak ya da savaşmadan toparlanmak. Seçilen ikinci yol, kültürel ve idarî bakımdan kalıcı sonuçlar üretti; fakat aynı yıllarda ağırlaşan vergiler, taşradan İstanbul’a göç ve doğu cephesindeki başarısızlıklar 1730’da Patrona Halil İsyanı ile patladı. Nitekim isyanın siyasî gerekçeleri arasında Belgrad ve Tımışvar’ın Pasarofça ile elden çıkması açıkça sayılır.

Tarihyazımı ve kaynakların sınırı

Antlaşmanın tarihi, yeri, tarafları, arabulucuları, murahhasları, madde sayıları ve başlıca toprak hükümleri yüksek güven düzeyine sahiptir; bu bilgiler Osmanlı, Habsburg ve Venedik arşivlerinde birbirini doğrulayan belgelere dayanır. Buna karşılık kongredeki oturumların ayrıntısı, hangi maddenin hangi oturumda ve kimin ısrarıyla şekillendiği, arabulucuların hangi noktada hangi tarafa ağırlık koyduğu kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılır. Bu sayfada bu tür ayrıntılar kesin bilgi olarak verilmemiştir.

Bir kavram uyarısı da gereklidir. Türkiye’deki yerleşik ders kitabı şemasında Pasarofça “Gerileme dönemi”nin tipik antlaşmalarından sayılır. Bu şema bir sınıflandırmadır, bir açıklama değildir; “gerileme” terimi 19. ve 20. yüzyıl tarihyazımının ürünüdür ve olayın çağdaşlarına ait değildir. 1718’in belgeleri kendilerini bir çöküşün parçası olarak tarif etmez; aksine, kaybı durduran ve devlete zaman kazandıran bir düzenleme olarak görülmüştür. Bu barışın kazandırdığı zamanın nasıl kullanıldığı ise ayrı bir tartışmadır ve Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar uzanan yüzyılın seyriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Sık sorulan sorular

Pasarofça Antlaşması ne zaman ve nerede imzalandı?

21 Temmuz 1718’de, Belgrad’ın yaklaşık altmış kilometre güneydoğusundaki Pasarofça (Požarevac) kasabası yakınında. Müzakereler haziran ayında başlamıştı.

Pasarofça Antlaşması kimler arasında yapıldı?

Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Venedik arasında. Her iki devletle ayrı birer metin imzalandı; arabuluculuğu İngiltere elçisi Robert Sutton ile Hollanda elçisi Jacob Colyer yaptı.

Pasarofça ile hangi yerler kaybedildi?

Tımışvar ile Banat bölgesi, Belgrad’ı da içine alan Kuzey Sırbistan ve Olt nehrine kadar Küçük Eflak Avusturya’ya bırakıldı. Venedik, Dalmaçya ve Arnavutluk kıyısındaki bazı yerleri elinde tuttu. Buna karşılık Mora Osmanlı Devleti’nde kaldı.

Pasarofça Antlaşması neden Lâle Devri’nin başlangıcı sayılır?

Antlaşma, savaşı sürdürmek yerine barışa, malî toparlanmaya ve imara dayalı bir siyasetin önünü açtı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1718-1730 arasındaki sadaretinde izlenen bu siyasetin dönemi sonradan Lâle Devri diye adlandırılmıştır.

Pasarofça ticaret antlaşması neyi değiştirdi?

27 Temmuz 1718 tarihli ayrı bir metinle Avusturya tüccarlarına Osmanlı ülkesinde serbest ticaret, yüzde üç gümrük oranı ve konsolosluk hakkı tanındı. Bu tür imtiyazların bir kara komşusuna verilmesi ilk defa gerçekleşiyordu.

Kaynakça

  1. Abdülkadir Özcan, “Pasarofça Antlaşması” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 177–181.
  2. M. Münir Aktepe, “Damad İbrâhim Paşa, Nevşehirli” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 441–443.
  3. Abdülkadir Özcan, “Lâle Devri” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27, Ankara 2003, s. 81–84 (antlaşma sonrası siyaset için).
  4. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. IV/1, Türk Tarih Kurumu, Ankara (1716-1718 savaşı ve müzakere süreci).
  5. Charles Ingrao – Nikola Samardžić – Jovan Pešalj (ed.), The Peace of Passarowitz, 1718, Purdue University Press, West Lafayette 2011 (kongrenin ve ticaret antlaşmasının uluslararası bağlamı).
  6. Virginia H. Aksan, Ottoman Wars 1700–1870: An Empire Besieged, Pearson-Longman, Londra 2007 (savaşın askerî ve malî yükü için).
  7. Râşid Mehmed Efendi, Târih, c. IV-V ve Çelebizâde İsmâil Âsım, Târih, İstanbul 1282 (dönemin çağdaş vak‘anüvis kayıtları).
  8. Caroline Finkel, Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı İmparatorluğu’nun Öyküsü 1300–1923, çev. Zülal Kılıç, Timaş Yayınları, İstanbul 2007 (yardımcı kaynak).
Diğer isimleri: Pasarofça Barışı, Passarowitz Antlaşması, Požarevac Antlaşması