İkinci Viyana Kuşatması neden önemlidir?
İkinci Viyana Kuşatması, Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa’da giriştiği son büyük taarruz harekâtıdır. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki ordu 14 Temmuz 1683’te Habsburg başşehrinin önüne geldi; kuşatma iki ay sürdü ve 12 Eylül 1683’te, şehrin kuzeybatısındaki ormanlık Kahlenberg tepelerinden inen müttefik yardım ordusu karşısında ağır bir bozgunla sona erdi. 1529’daki birinci kuşatmadan farkı sonucunda değil, sonrasındadır: 1529’da ordu mevsim ve lojistik sınırına çarparak geri döndü, 1683’te ise sahada yenildi ve bu yenilgi on altı yıl sürecek bir savunma savaşını başlattı.
Bu sayfa olayı ne bir dâhinin kaybettiği bir gün, ne de tek bir “hain”in eseri olarak anlatır. Kaynaklar bozgunun sebebi konusunda birbiriyle çelişir; her kronik kendi çevresini aklama eğilimindedir. Aşağıda hedef seçimi, sefer lojistiği, kuşatma tekniği, Habsburg savunma sistemi ve karşı tarafın bir yardım ordusu toplayabilmesi ayrı ayrı ele alınır; kesin bilinen ile tartışmalı olan ayrılır.
Kısa cevaplarla kuşatma
- Tarih: Kuşatmanın başlangıcı 14 Temmuz 1683; belirleyici muharebe 12 Eylül 1683.
- Yer: Viyana ve şehrin kuzeybatısındaki Viyana Ormanı (Wienerwald) yükseltileri, Aşağı Avusturya.
- Osmanlı komutası: Serdar-ı ekrem sıfatıyla Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Padişah Sultan IV. Mehmed orduyla Belgrad’a kadar geldi, sefere fiilen katılmadı.
- Savunma: Şehir muhafızı Kont Ernst Rüdiger von Starhemberg; İmparator I. Leopold şehri terk ederek Passau’ya çekildi.
- Yardım ordusu: Lehistan kralı III. Jan Sobieski’nin genel komutasında Lehistan, Habsburg (Lorraine dükü V. Karl), Bavyera, Saksonya ve Frankonya-Suabya birlikleri.
- Sonuç: Osmanlı ordusunun bozgunu; ordugâhın, ağırlıkların ve topların terk edilmesi.
- Doğrudan siyasî sonucu: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 25 Aralık 1683’te Belgrad’da idamı; 5 Mart 1684’te Kutsal İttifak’ın kurulması.
- Sık yapılan hata: 1529 ve 1683 kuşatmalarını karıştırmak; sefer mevcudu için tek bir kesin rakam vermek.
Sefer kararı: Orta Macaristan meselesi
1683 seferinin doğrudan bağlamı Macaristan’dır. Habsburg yönetimindeki Yukarı Macaristan’da Thököly İmre önderliğindeki Protestan asilzade ayaklanması, 1682’de Osmanlı himayesine girdi ve Thököly “Orta Macar” hükümdarı olarak tanındı. Bu tanıma, 1664 Vasvár Antlaşması’yla kurulan yirmi yıllık dengeyi fiilen bozdu. Osmanlı merkezinde savaş kararı bu zeminde alındı; ordu 1683 ilkbaharında Edirne’den hareket etti ve mayıs ayında Belgrad’a ulaştı. Belgrad’da sancak-ı şerif padişah tarafından sadrazama teslim edildi: harekâtın sorumluluğu artık serdarındı.
Asıl tartışma hedefte çıktı. Estergon-Budin hattındaki istişarede, sınırdaki Yanıkkale’nin (Győr) alınmasını savunanlar ile doğrudan Viyana’ya yürümek isteyenler karşı karşıya geldi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana’da ısrar etti; Kırım Hanı Murad Giray ile Uzun İbrâhim Paşa’nın itirazları kayda geçti. Bu ayrılık önemlidir, çünkü sonraki bozgun anlatılarının çoğu geriye doğru bu ana bağlanır: kaynaklar “uyaranlar” ile “dayatan” arasında bir sorumluluk hikâyesi kurar. Abdülkadir Özcan’ın TDV maddesi bu ayrılığı aktarırken, hedef değişikliğinin kararı tek başına açıklamaya yetmediğini de belirtir; Viyana zaten seferin başından beri siyasî hedef olarak konuşulmaktaydı.
Ordunun mevcudu ve sefer lojistiği
Sefer ordusunun mevcudu için kaynaklarda çok geniş bir aralık verilir; toplam yüz binin altından üç yüz bine kadar uzanan rakamlar dolaşımdadır. Bu sayıların büyük kısmı muharip asker değil, sefer kolunun tamamıdır: kapıkulu ve timarlı süvarinin yanında yardımcı sınıflar, kürekçi ve amele grupları, deve ve at bakıcıları, esnaf ve nakliyeciler. Modern askerî tarih çalışmaları, özellikle Rhoads Murphey’in Osmanlı sefer lojistiği üzerine yaptığı hesaplamalar, çağdaş kroniklerdeki büyük rakamların doğrudan muharip mevcut sayılmasına karşı uyarır. Bu sayfada tek bir kesin rakam verilmemesinin sebebi budur; güvenle söylenebilecek olan, ordunun dönemin ölçülerine göre çok büyük ve buna bağlı olarak ikmali zor bir kuvvet olduğudur.
Mesafenin kendisi bir kısıttır. Edirne ile Viyana arasındaki yol, sefer mevsiminin (bahar sonu–sonbahar başı) neredeyse yarısını yürüyüşle tüketir. Ordu şehrin önüne temmuz ortasında varabildi; bu, bir muhasara için geç bir tarihtir. Kuşatmanın eylül ortasına sarkması yalnız savunmanın direncinin değil, aynı zamanda takvimin sonucudur. Bu yapısal kısıt, 1529 kuşatmasında da aynı biçimde işlemişti.
Kuşatmanın seyri: lağım savaşı
Viyana savunması 16. yüzyıldan itibaren İtalyan usulü tabya sistemine (alçak, kalın, toprak dolgulu gövde; öne çıkan sivri bastionlar; geniş hendek ve glacis) göre yenilenmişti. Bu sistem, yüksek ve ince ortaçağ duvarlarını yıkan top ateşine karşı özellikle tasarlanmıştı. Kuşatan taraf ağır muhasara toplarını getirmemişti; kaynaklar bunun bir tercih mi yoksa nakliye güçlüğünün sonucu mu olduğunda ayrışır. Sonuç olarak harekâtın ağırlık noktası, Kemal Beydilli’nin TDV “Viyana” maddesinde de vurguladığı gibi, lağım patlatmalarına kaydı.
Lağım savaşı yavaş ve kayıp verdiren bir tekniktir: zikzak yaklaşma siperleriyle hendek kenarına ulaşılır, oradan tabya altına galeri açılır, barut yerleştirilir ve patlatılır; savunma ise karşı-lağımla galeriyi bulup çökertmeye çalışır. Eylül başına doğru Burg ve Löbel tabyalarında gedikler açıldı ve genel hücumlar denendi. Şehir garnizonu bu iki ayda erimişti; hastalık, açlık ve kayıplar savunmayı çok zayıflatmıştı. Yani kuşatma başarısız bir muhasara tekniği örneği değildir — savunma gerçekten kritik eşiğe gelmişti. Belirleyici olan, kuşatan tarafın bu eşiği geçmeye yetecek zamanı bulamamasıdır.

Yardım ordusunun toplanması ve 12 Eylül
Kuşatmanın kaderini belirleyen asıl gelişme surların önünde değil, uzakta oldu. Habsburg diplomasisi Papa XI. Innocentius’un malî desteğiyle Lehistan’ı savaşa çekmeyi başardı; 31 Mart 1683’te imzalanan Habsburg-Lehistan ittifakı, Viyana kuşatılırsa Lehistan kralının yardıma geleceğini taahhüt ediyordu. Buna Bavyera, Saksonya ve imparatorluk çevrelerinin birlikleri eklendi. Yardım ordusunun Tuna’nın kuzeyinden dolaşarak toplanması ve Viyana Ormanı’nın sarp, ormanlık sırtlarını aşması haftalar aldı — ve bu süre boyunca engellenemedi.
12 Eylül sabahı müttefik kollar Kahlenberg ve Leopoldsberg yamaçlarından ovaya indi. Kuşatan ordu bu anda iki cephe arasında kaldı: bir yanda hâlâ direnen şehir ve siperlerde tutulan kuvvetler, diğer yanda yamaçtan gelen taze ordu. Osmanlı tarafı kuşatmayı kaldırıp meydan muharebesi düzenine tam olarak geçemedi. Gün sonunda hat çözüldü; ordugâh, ağır toplar, sadrazam otağı ve sefer ağırlıklarının büyük kısmı terk edildi. Kayıp rakamları kaynaklarda çok farklıdır ve hiçbiri bağımsız biçimde doğrulanabilir değildir; bu sayfada tek bir rakam kesinmiş gibi verilmez.
Bozgun neden oldu? Kaynakların çeliştiği yer
Osmanlı kroniklerinin bir kısmı, Tuna geçitlerini ve yardım ordusunun yolunu tutmakla görevlendirilen Kırım Hanı Murad Giray’ın bu görevi yerine getirmediğini yazar ve bozgunu buna bağlar. Kırım tarafının kaynağı olan Târîh-i Mehmed Giray ise tam tersini yapar: sorumluluğu bütünüyle sadrazama yükler. İki anlatı da taraflıdır ve birbirini doğrulamaz; ikisi de aynı yöntemsel hatayı paylaşır, yani karmaşık bir askerî başarısızlığı tek bir kişinin kusuruna indirger.
Daha savunulabilir bir açıklama, birbirini besleyen etkenleri birlikte saymaktır. Birincisi zamanlamadır: ordu şehrin önüne temmuz ortasında varabildiği için kuşatmanın eylül ortasına sarkması baştan muhtemeldi. İkincisi teknik dengedir: ağır muhasara topu olmadan, İtalyan usulü tabya sistemine karşı lağım savaşı yavaş ilerler. Üçüncüsü istihbarat ve örtme kuvvetidir: kuşatma sürerken, yaklaşan yardım ordusunu durduracak yeterli bir gözetleme ve engelleme hattı kurulamadı; Kırım süvarisinin rolü tartışması bu başlığın altındadır, tek başına bir sebep değildir. Dördüncüsü siyasîdir: Habsburg tarafı, Papalık ve Lehistan’ı aynı anda seferber edebilecek bir ittifak diplomasisi yürütebildi. Beşincisi kuşatma-savunma yarışının doğasıdır: savunan taraf yardım gelene kadar dayanırsa kazanır, ve bu kez dayandı.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kişisel sorumluluğu bu tablonun içinde gerçektir ama tek başına açıklayıcı değildir; hedefi o seçmiş, örtme tedbirlerinin yetersizliğinden o sorumlu tutulmuştur. Onun idamı bir yargı süreci sonucu değil, siyasî bir sorumluluk kapatma işlemidir. Ayrıntılar için kendi künyesine bakılabilir.
Sonuçları: 1683’ten Karlofça’ya
Bozgunun ilk sonucu askerî değil siyasîdir. 5 Mart 1684’te Linz’de Papalık, Habsburg, Lehistan ve Venedik arasında Kutsal İttifak kuruldu; 1686’da Rusya da bu cepheye katıldı. Osmanlı Devleti ilk kez birden çok büyük Avrupa devletiyle aynı anda ve uzun süreli bir savaşa girdi. 1686’da Budin, 1687’de İkinci Mohaç bozgunu, 1688’de Belgrad’ın kaybı bu zincirin halkalarıdır. Sultan IV. Mehmed 1687’de tahttan indirildi; yerine geçen Sultan II. Süleyman devleti savaşın en sıkışık anında devraldı ve sadrazamlığa Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’yı getirdi.
Savaş 1697 Zenta bozgunuyla kesin biçimde Osmanlı aleyhine döndü ve 26 Ocak 1699’da Karlofça Antlaşması ile kapandı. Bu yüzden 1683 ile 1699, yerleşik Osmanlı dönemlendirmesinde tek bir sürecin iki ucu sayılır. Burada bir kavram uyarısı gerekir: “Duraklama” ve “Gerileme” adlandırmaları çağdaşların değil, sonraki yüzyılların tarihyazımının kavramlarıdır. Dönemin kendi belgeleri bu şemayı bilmez; kullanmakta sakınca yoktur, fakat bir açıklama değil, bir sınıflandırma olduğu unutulmamalıdır.
Popüler anlatı ve kaynak durumu
1683 kuşatması, hakkında en çok efsane üretilmiş Osmanlı olaylarından biridir. Kahvenin Avrupa’ya bu kuşatmayla girdiği, kruvasanın Osmanlı sancağından esinlenerek yapıldığı ya da muharebenin tek bir süvari hücumuyla kazanıldığı yolundaki anlatılar, çağdaş kaynaklara değil sonraki yüzyılların popüler kültürüne aittir. Bunlar tarihsel bilgi olarak değil, olsa olsa “popüler algı” olarak anılabilir.
Yüksek güvenle söylenebilecekler şunlardır: seferin çıkış noktası, kuşatmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, komuta kademesi, lağım savaşının belirleyiciliği, surlarda gedik açılması, yardım ordusunun 12 Eylül’de tepelerden inmesi, ordugâhın terk edilmesi ve sadrazamın aynı yılın aralık ayında idamı. Düşük güvenle karşılanması gereken bilgiler ise şunlardır: her iki taraftaki asker ve kayıp sayıları, hedef tartışmasında kimin tam olarak ne dediği, Kırım süvarisinin görevini ne ölçüde yerine getirebildiği, ve karar anlarında komuta kademesinde geçen konuşmaların içeriği. Bu ayrımın korunması, olayın kendisini anlatmaktan daha az önemli değildir.
Sık sorulan sorular
İkinci Viyana Kuşatması ne zaman oldu?
Kuşatma 14 Temmuz 1683’te başladı ve 12 Eylül 1683’teki muharebeyle sona erdi. Birinci Viyana kuşatması ise 1529’da, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştı; ikisi farklı olaylardır.
Osmanlı ordusunun başında kim vardı?
Serdar-ı ekrem sıfatıyla Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa. Padişah IV. Mehmed orduyla Belgrad’a kadar geldi, kuşatmaya katılmadı.
Viyana neden alınamadı?
Tek bir sebep yoktur. Ağır muhasara topu bulunmaması, İtalyan usulü tabya sisteminin dayanıklılığı, seferin geç mevsimde şehrin önüne varabilmesi, yaklaşan yardım ordusunun engellenememesi ve Habsburg diplomasisinin Lehistan’ı savaşa çekebilmesi birlikte etkili oldu.
Kırım Hanı Murad Giray ihanet etti mi?
Kaynaklar çelişir. Bazı Osmanlı kronikleri hanı Tuna geçitlerini tutmamakla suçlar; Kırım kaynağı Târîh-i Mehmed Giray ise sorumluluğu tamamen sadrazama yükler. Her iki anlatı da taraflıdır; “ihanet” hükmü bağımsız biçimde doğrulanmış değildir.
Kuşatmanın sonucu ne oldu?
Kutsal İttifak kuruldu ve on altı yıl süren çok cepheli bir savaş başladı. Bu savaş 1699 Karlofça Antlaşması ile kapandı; Osmanlı Devleti Macaristan ve Erdel’i kaybetti.
Kaynakça
- Kemal Beydilli, “Viyana” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 113–119.
- Abdülkadir Özcan, “Merzifonlu Kara Mustafa Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, İstanbul 2004, s. 246–249.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. III/1: II. Selim’in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Antlaşmasına Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (1683 seferi ve sonrası bölümleri).
- Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa, Silâhdar Târihi, c. II (olayın çağdaş Osmanlı kroniği; taraflı bir anlatı olarak tenkitle kullanılmıştır).
- Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât: Tahlil ve Metin, haz. Abdülkadir Özcan, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995 (sefer ve idam kararı hakkında çağdaş kayıt).
- Rhoads Murphey, Ottoman Warfare, 1500–1700, UCL Press, Londra 1999 (sefer lojistiği, mevcut hesapları ve kuşatma tekniği için).
- John Stoye, The Siege of Vienna: The Last Great Trial Between Cross and Crescent, gözden geçirilmiş baskı, Pegasus Books, New York 2007 (Habsburg ve Lehistan kaynaklarına dayanan ayrıntılı harekât anlatısı).
- Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (17. yüzyıl sonu yapısal dönüşümü ve dönemlendirme eleştirisi için).