Kısa kimlik ve önemi
Nigârî, asıl adıyla Haydar, 16. yüzyılın ortasında Galata’da yaşayan ve üç ayrı kimliği tek bir hayatta birleştiren bir Osmanlı şahsiyetidir: nakkaş, şair ve donanma reisi. Bugün Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki bir albümde korunan Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tasvirleri, Osmanlı resim geleneğinde bir kitabın sayfasına bağlı olmayan, kişiyi tek başına ve tanınabilir biçimde gösteren tek yaprak portreciliğin en erken örnekleri arasında sayılır. Aynı kişi, Osmanlı donanmasında onlarca yıl reis olarak hizmet etmiş, katıldığı seferlerden birini manzum bir gazavatnâme hâlinde yazmış ve devrinin tezkirecilerince şair olarak da kaydedilmiştir. Nigârî’nin önemi, saray nakkaşhanesinin dışında, denizci bir çevrede yetişen bir sanatçının portre türünü Osmanlı görsel kültürüne taşımış olmasında ve sefere bizzat katılan bir tanık olarak Kaptan Sinan Paşa döneminin deniz harekâtına dair birinci elden bir kaynak bırakmasındadır.
Adları, mahlasları ve adaş uyarısı
Tezkireler asıl adını Haydar olarak verir; Galatalı olduğu bütün kaynaklarda ortaktır. Nakkaşlığı dolayısıyla Nakkaş Haydar, donanmadaki görevi dolayısıyla Haydar Reis ve bazı kayıtlarda Haydar Çelebi diye anılır. Şiirde çoğunlukla “Nigârî” mahlasını kullanmış, ancak kendi eserinde zaman zaman “Haydar” mahlasını da tercih etmiştir; Barbaros portresinin yanına yazdığı manzumede ise kendisini “Nakkâş Haydar” diye anar. Nigâr, Farsçada resim ve güzel anlamına gelir; mahlasın nakkaşlık mesleğine gönderme yaptığı açıktır.
Bu ad birkaç ayrı kişiyle karışmaya açıktır ve bu sayfa yalnız 16. yüzyıl nakkaşını anlatır. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Nigârî” maddesi, 19. yüzyılda yaşayan Karabağlı Nakşibendî şeyhi ve şair Mîr Hamza Nigârî’ye aittir; o kişi bu sayfanın konusu değildir ve nakkaş Nigârî’ye ayrılmış bağımsız bir TDV maddesi bulunmamaktadır. Peçevî, II. Selim’in meclisini anlatırken nükteleriyle tanınan nakkaşı yanlışlıkla “Nakkaş Hasan” diye kaydetmiştir; oysa Nakkaş Hasan, III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinin sanatçısıdır ve II. Selim devrinde bu rolü Nakkaş Haydar üstlenmiştir. Nigârî’nin gazavatnâmesinde övdüğü vezir Haydar Paşa da ayrı bir kişidir. Osmanlı Arşivi’nde 979 (1571) yılında bir Haydar Reis’in ölümüne dair bir ibare bulunmakla birlikte, bu kaydın nakkaş Nigârî’ye ait olup olmadığı kesin değildir.
Doğumu, ailesi ve Galata çevresi
Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Yaygın olarak tekrarlanan 1494 doğum yılı, Süheyl Ünver’in 1946’da tezkirelerdeki “hudûd-ı semânîn” ifadesini “seksen yaşında öldü” diye yorumlamasından türetilmiş bir varsayımdır; Esra Egüz’ün 2020’de gösterdiği ve daha önce Hans Georg Majer’in de işaret ettiği üzere bu ifade 980 yılı civarında öldüğünü anlatır, yaşını değil. Bu nedenle sayfada doğum yılı verilmemektedir. Sanatçının 1553’te tamamladığı eserinde otuz–kırk yıldır hizmet ettiğini söylemesi ve yine aynı eserde sakalının ağardığından söz etmesi, o tarihte olgun yaşta olduğunu gösterir; kesin bir yaş çıkarımı yapmak mümkün değildir.
Ailesi hakkında tezkireler birbirini tamamlayan fakat tam örtüşmeyen bilgiler verir. Âşık Çelebi babasının Satranc-bâz Arab diye tanınan bir kişi olduğunu, Hammer ise babasının adını Ali Arab olarak kaydeder. Ahdî’ye göre dedesi, satranç ilminde büyük bir üstat olan Satranc-bâz Abdülkâdir’dir; bu kişi Fatih Sultan Mehmed tarafından Mısır bölgesinden İstanbul’a getirtilmiş, gösterdiği her hüner için ödüllendirilmiş ve satranç üzerine risaleler yazmıştır. Ailenin Mısır kökenli olduğu ve saray çevresiyle erken bir bağ kurduğu buradan anlaşılır; ancak “Arab” lakabının etnik bir köken mi yoksa yalnızca bir nisbe mi olduğu kaynaklardan çıkarılamaz.
Nigârî’nin Galata’da Tophane yakınlarında bir evi vardı; Âşık Çelebi bu evin şairlerin uğrak yeri olduğunu, Eyüp tarafındaki bahçesinin de sofrası ve ışığı bol bir toplanma mekânı gibi işlediğini yazar. Galata, 16. yüzyılda tersanenin, Frenk tüccarlarının ve denizci reislerin mahallesiydi; Nigârî’nin hem denizciliği hem de Avrupa resim geleneğine açıklığı bu çevreden bağımsız düşünülemez. Kınalızâde Hasan Çelebi de onun Galatalı olduğu için denizle ve yüzücülükle arasının iyi olduğunu, bu yüzden reislik ve korsanlık yolunu tuttuğunu söyler.
Denizci kimliği
Nigârî’nin donanmadaki görevi, tezkirelerin ve kendi eserinin ortak tanıklığıyla belgelenir. Ahdî onun Kanuni Sultan Süleyman döneminde reislik yaptığını, Riyâzî ise “beglik gemilere reis olmak” dolayısıyla deniz gazalarını nazma döktüğünü kaydeder. Beylik gemi, devlet donanmasına ait kadırga anlamına gelir; dolayısıyla Nigârî, en azından Sinan Paşa döneminde, Tersâne-i Âmire’ye bağlı bir gemi kaptanıdır. Kınalızâde’nin onun için “reislik ve korsanlık” yolunu tuttuğunu söylemesi bununla çelişmez: dönemin dilinde korsanlık, devlet donanmasıyla birlikte de yürütülebilen deniz gazasını anlatır ve bugünkü anlamıyla yasa dışı eşkıyalık değildir; erken yıllarında hangi düzende hizmet ettiği ise bilinmemektedir. Kendi gazavatnâmesinde otuz–kırk yıl hizmet ettiğini söylediğine göre, denizcilik kariyeri Barbaros’un kaptan-ı deryalığından önceye, muhtemelen 1510’lu veya 1520’li yıllara uzanır; ancak hangi seferlere katıldığı yalnız Sinan Paşa dönemi için bilinmektedir. Aynı beyitlerde kendisine tahsis edilen ücretin uzun hizmetine göre az olduğundan yakınması, reislerin ulûfe düzeni içinde yer aldığını ve bu düzenin sanatçı-denizci için geçim kaygısı taşıdığını gösterir.
Gazavatnâmesinden anlaşıldığı kadarıyla 1551 seferinde Messina kıyısına ve Augusta önlerine, Malta’ya ve Trablusgarp kuşatmasına, 1552’de ise Andrea Doria komutasındaki filoya karşı kazanılan Ponza karşılaşmasına katılmıştır; eser Mehdiye’nin İspanyollar tarafından alınmasıyla açılır ve Turgut Reis’in gece baskınını anlatır. Nigârî, bu seferler sırasında Sinan Paşa’nın gemisindeki iki fanusun resimlerini kendisinin yaptığını da söyler; bu ayrıntı, nakkaşlığın donanmada dahi kendisinden beklendiğini gösteren nadir bir kayıttır. Sinan Paşa’nın 1553’teki ölümünden sonra kaptan-ı deryalık Piyale Paşa’ya geçti; Nigârî’nin bu dönemdeki donanma görevine dair ayrıntılı bir kayıt bulunmamaktadır. Âşık Çelebi onun pek çok gazaya katıldığını, kale fethinde doğru tedbirler aldığını söyler; bu ifadeler tezkire üslubunun övgü kalıbıdır ve belirli bir olaya bağlanamaz.
Denizcilik dışında Nigârî bir dönem Şemsi Paşa adlı bir paşa ile Şam’a gitmiş ve hac görevini yerine getirmiştir; Âşık Çelebi onun Kütahya’da da hükümdar huzuruna kabul edildiğini yazar, fakat bu kaydın Kanuni’ye mi yoksa Kütahya sancakbeyi olan Şehzade Selim’e mi işaret ettiği açık değildir. Kütahya, 1562 başından 1566’daki cülûsa kadar Şehzade Selim’in sancağıydı; TDV’deki “Selim II” maddesi de Nigârî’yi Selim’in şehzadelik yıllarından beri itibar ettiği şair ve âlimler arasında sayar. Bu iki kayıt birlikte okunduğunda, Nigârî ile Selim arasındaki yakınlığın padişahlıktan önceye uzandığı anlaşılır.
Nakkaş kimliği ve üslubu
Tezkireler Nigârî’nin resimdeki ustalığını anlatırken onu İslâm resim geleneğinin efsanevî ustaları Bihzad ve Mani ile karşılaştırır; Gelibolulu Mustafa Âli, Menâkıb-ı Hünerverân’da özellikle II. Selim’i resmetmedeki hünerinden söz eder. Bu karşılaştırmalar birer övgü kalıbıdır; ancak Nigârî’nin eserleri, övgünün somut bir karşılığı olduğunu gösterir. Sanatçının bugüne ulaşan çalışmaları, belirli bir kitabı süslemek için hazırlanmış minyatürler değil, tek başına yapılmış ve sonradan bir albüme (murakka) derlenmiş bağımsız tasvirlerdir. Osmanlı saray nakkaşhanesinin kitap merkezli üretiminden ayrılan bu tutum, Nigârî’yi Osmanlı portreciliğinin özgün bir öncüsü yapar.
Üslubunda iki kaynak birlikte görülür. Bir yanda figürlerin duruşu, kıyafet ayrıntıları ve renk anlayışı Osmanlı minyatür geleneğine bağlıdır; öte yanda yüzlerin bireysel özellikleri, yaş ve karakter belirtileri, Batı portreciliğine yaklaşan bir gözlemcilik taşır. Ruhi Konak, Nigârî’nin 1560’lı yılların başında Osmanlı padişahlarını, Avrupa hükümdarlarını ve Barbaros Hayreddin Paşa’yı gösteren bir portre dizisi ürettiğini ve bu üretimiyle Fatih dönemindeki ilk denemelerden sonra padişah portreciliğine yeni bir yaklaşım getirdiğini belirtir; dizideki tasvir sayısı ve tek tek tarihleri araştırmacılar arasında farklı verilmektedir. Hans Georg Majer ise Nigârî’nin Avrupa hükümdar tasvirlerini, İtalyan tarihçi Paolo Giovio’nun yaygınlaştırdığı hükümdar portre serileriyle ilişkilendirmiştir; Galata’nın Avrupa ile teması düşünüldüğünde bu ilişki akla yakındır, fakat hangi baskı veya kopyaların örnek alındığı kesin değildir.
Eserleri
Nigârî’nin resim çalışmaları Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde Hazine 2134 numarayla kayıtlı albümde toplanmıştır. Bu albümdeki en tanınmış tasvir Barbaros Hayreddin Paşa portresidir: yaşlı kaptan-ı derya, iri beyaz sakalı ve büyük sarığıyla, elinde bir çiçek koklarken gösterilir. Portrenin yanındaki manzumede Nigârî, reislerin çok olduğunu fakat Nakkaş Haydar’ın onlar içinde hem yiğit hem cesur olduğunu söyleyip “Nigârî şöyle yazdı Barbaros’ı” diyerek eseri imzalar. Barbaros 1546’da öldüğünden bu tasvirin paşanın sağlığında mı, yoksa hatıradan ve önceki bir taslaktan mı yapıldığı tartışmaya açıktır; Nigârî’nin Barbaros’un kaptan-ı deryalığı döneminde donanmada bulunması, onu yakından görmüş bir tanık olarak öne çıkarır, fakat tasvirin tarihi eserin üzerinde yazmaz.
Aynı albümdeki Kanuni Sultan Süleyman tasviri, padişahı iki genç hizmetkâr eşliğinde yürürken, yaşlanmış yüzü ve öne eğik duruşuyla gösterir. Hükümdarı taht üzerinde değil hareket hâlinde ve yaşının izleriyle resmetmesi, Osmanlı padişah ikonografisinde alışılmadık bir tercihtir ve Nigârî’nin gözlemciliğine örnek gösterilir. II. Selim tasviri ise şehzadeyi ya da genç padişahı ok atarken gösterir; albümün ilgili yaprağı 1561–1562 yıllarına tarihlenir ve resmin yanına yazılan beyitte Nigârî, Selim’in ok ve yayını övmektedir. Albümde ayrıca Nigârî’ye atfedilen Avrupa hükümdar tasvirleri bulunur; bunlar arasında Habsburg İmparatoru V. Karl (Şarlken) ve Fransa Kralı I. François portreleri anılır. Bu atıfların hepsi imzalı değildir ve tek tek tasvirlerin Nigârî’nin kendi eli mi yoksa atölyesinin işi mi olduğu sanat tarihçileri arasında tartışılmaktadır.
Edebî eserleri iki tanedir. Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnâmesi’nin bilinen tek nüshası British Library’de Add. 7921 numarayla kayıtlıdır; harekeli nesihle 11 satır hâlinde yazılmış 48 yapraklık bu nüshanın istinsah tarihi 961 (1553) olup eserde anlatılan olaylardan hemen sonraya aittir. Şair eserin sonunda mesnevinin 999 beyit olduğunu söyler; eldeki nüshanın ana metninde 915 beyit bulunmakta ve baş tarafı eksiktir. Eser tevhid, na’t ve dört halife övgüsünden sonra Kanuni, Şehzade Selim, Sadrazam Rüstem Paşa ve vezirlerin medhiyesiyle sürer; ana bölümde Mehdiye’nin kaybı, Augusta ve Malta harekâtı, Trablusgarp’ın fethi ve Andrea Doria’ya karşı yedi geminin ele geçirildiği çatışma anlatılır. Mesnevi içinde “Çün Sinan Paşa-yı gâzîdür bizüm serdârumuz” nakaratlı dokuz bentlik bir murabba da yer alır; bu murabba daha önce Andreas Tietze tarafından yayımlanmıştır. Eser, Mustafa Erkan’ın TDV “Gazavatnâme” maddesinde 999 beyitlik mesnevi olarak kayıtlıdır. İkinci eser, Ahdî’nin andığı ve deniz gazalarını konu alan resimli bir kitap olduğu anlaşılan Dürer-i Deryâ’dır; bu eserin nüshası bugüne kadar bulunamamıştır. Tezkirelerde ve Kâbilî’nin şiir mecmuasında Nigârî’nin gazellerinden beyitler de korunmuştur.
Şairliği ve II. Selim’in meclisi
Nigârî’nin şairliği nakkaşlığının gölgesinde kalmıştır; Egüz’ün 2020 tarihli makalesine kadar edebî yönü üzerine bağımsız bir çalışma yapılmamıştı. Gazavatnâmesi mefâîlün mefâîlün feûlün kalıbıyla, sade bir Türkçeyle yazılmış; şair cinasa, deyimlere ve atasözlerine sık başvurmuştur. Kendini çoğu zaman bir meddah olarak tanımlar ve Sinan Paşa’yı eserinin merkezine yerleştirir; Turgut Reis’in hakkını teslim eden beyitler yazmakla birlikte iki denizci arasındaki bilinen anlaşmazlıktan söz etmez. Bu tutum, eserin hâmiden lütuf bekleyen bir medhiye olduğunu ve tarih kaynağı olarak kullanılırken bu eğilimin hesaba katılması gerektiğini gösterir. Kınalızâde, onun gemide sefer hâlindeyken bile şiir mecmualarını elinden düşürmediğini kaydeder.
Tezkireler Nigârî’yi hoşsohbet, nükteci ve her mecliste aranan bir kişi olarak tanımlar. Hammer ve Beyânî onu II. Selim’in sohbet arkadaşı ve meclis müdavimi olarak anar; Peçevî ise nükteleriyle meclisi güldüren nakkaşı, adını karıştırarak da olsa, aynı çevrede gösterir. Âşık Çelebi’nin naklettiği, Nigârî’nin evindeki bir toplantıda afyon yüzünden Eyüp kadısının öldüğü anekdotu ile Selanik’te esir düşen şair Mahremî’nin ailesi için para toplayarak eşini ve çocuklarını kurtardığı kaydı, tezkire anlatısıdır; ikincisi iki ayrı tezkirede geçtiği için daha güvenilir sayılabilir, fakat her ikisi de belgeyle doğrulanmış olay değildir.
Ölümü ve mezarı
Ölüm tarihi kaynaklarda tartışmalıdır. Kınalızâde ve Riyâzî “hudûd-ı semânîn”de öldüğünü söyler; Kafzâde Fâizî bunu açıkça “980 hududunda” diye kaydeder ve Şemseddin Sâmi de 980 (1572-73) civarını verir. Sicill-i Osmânî ise 984 (1576) yılını yazar. Egüz, tezkirelerin ortak ifadesine dayanarak ölümü yaklaşık 980/1572-73’e yerleştirir; Osmanlı Arşivi’ndeki 979 (1571) tarihli Haydar Reis kaydı bu tarihe yakındır fakat aynı kişiye ait olduğu kesinleşmemiştir. Bu sayfada ölüm yılı yaklaşık 1572 olarak verilmekte, 1576 görüşü de kaydedilmektedir. Mezarına dair tek bilgi Riyâzî’den gelir: Nigârî, Eyüp’te Zal Paşa çevresindeki bahçesine defnedilmiştir. Bugün bu mezarın yeri bilinmemekte ve ziyaret edilebilir bir kabir gösterilememektedir.
Etkisi ve mirası
Nigârî’nin mirası üç alanda izlenebilir. Sanat tarihinde, Fatih dönemindeki ilk portre denemelerinden sonra Osmanlı padişah portreciliğini kitap sayfasından bağımsız, gözleme dayalı tek yaprak tasvirler olarak yeniden kuran isim odur; Barbaros ve II. Selim portreleri, bu iki kişinin sonraki yüzyıllardaki ikonografisinin çıkış noktası olmuştur ve bugün Barbaros denince akla gelen görüntü büyük ölçüde onun kalemine dayanır. Denizcilik tarihinde, Sinan Paşa Gazavatnâmesi, 1551–1552 seferlerini sefere katılmış bir reisin gözünden anlatan ve Batı kaynaklarıyla karşılaştırılabilen ender Osmanlı metinlerindendir. Edebiyat tarihinde ise, bir donanma reisinin aynı zamanda tezkirelere giren bir şair ve padişah musâhibi olabildiğini gösteren örnek olarak, 16. yüzyıl Galata çevresinin sanat, deniz ve saray arasındaki geçirgenliğini temsil eder. Bu geçirgenlik tek bir kişilik özelliğiyle değil, Galata’nın tersane ve Frenk teması, reislerin saraya yakınlığı ve II. Selim çevresinin şair-musâhip geleneğiyle birlikte açıklanmalıdır.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Nigârî hakkındaki bilgilerin omurgası Âşık Çelebi, Ahdî, Kınalızâde, Beyânî, Riyâzî ve Gelibolulu Âli gibi 16.–17. yüzyıl tezkireleri ile kendi gazavatnâmesidir. Tezkire, şairleri tanıtmak için yazılan ve övgü kalıplarıyla anekdotlara yaslanan bir türdür; verdiği doğum, ölüm ve aile bilgileri belge niteliği taşımaz. Bu nedenle sayfada 1494 doğum yılı reddedilmiş, ölüm için 980 ve 984 görüşleri birlikte verilmiş, baba adı için iki farklı kayıt aktarılmıştır. Gazavatnâme ise hâmi için yazılmış bir medhiyedir; Egüz’ün vurguladığı gibi Turgut Reis ile Sinan Paşa arasındaki anlaşmazlığı örtmesi, eserin tarafsız bir kronik olmadığını gösterir. Portrelerin tarihlenmesi ve hangilerinin bizzat Nigârî’nin elinden çıktığı sanat tarihçileri arasında hâlâ tartışılmaktadır; Barbaros tasvirinin paşanın sağlığında yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir. Nigârî’nin kendi portresi veya güvenilir bir fizik tasviri bulunmadığından bu sayfadaki görsel tamamen temsilîdir. Popüler yayınlarda Nigârî’ye atfedilen “ilk Türk ressamı” ya da “Barbaros’un yanında savaşan korsan-ressam” gibi nitelemeler kaynaklarla örtüşmez: portre geleneği Fatih devrinde başlamıştır ve Nigârî devlet donanmasında görev yapan bir reistir.
Kaynakça
- Esra Egüz, “Nakkaş Nigârî’nin Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnamesi”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, sy. 25, İstanbul 2020, s. 310–329 (hakemli). dergipark.org.tr/tr/pub/devdergisi/article/1304028
- Nigârî (Haydar Reis), Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Gazavatnâmesi, British Library, Add. 7921, istinsah 961/1553 (çağdaş, müellifin kendi eseri); katalog kaydı: Charles Rieu, Catalogue of the Turkish Manuscripts in the British Museum, Londra 1888, s. 177–178.
- Nigârî (Haydar Reis), Albüm, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine 2134 (Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tasvirleri).
- Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2010, s. 893–895 (çağdaş tezkire).
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şuarâ, c. II, haz. İbrahim Kutluk, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1989, s. 1001–1002.
- Gelibolulu Mustafa Âli, Menâkıb-ı Hünerverân, haz. Müjgan Cunbur, İstanbul 2012.
- Ruhi Konak, “Osmanlı Minyatür Sanatında Padişah Portreciliğinin İlk Örnekleri ve Geleneğe Katkıları”, Turkish Studies, c. 8, sy. 5, Bahar 2013, s. 425–439 (hakemli).
- Süheyl Ünver, Ressâm Nigârî: Hayatı ve Eserleri, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara 1946.
- Hans Georg Majer, “Nigari and the Sultans’ Portraits of Paolo Giovio”, Dokuzuncu Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi Bildiri Özetleri, c. 2, Kültür Bakanlığı, Ankara 1995.
- Mustafa Erkan, “Gazavatnâme” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 13, İstanbul 1996, s. 439–440. islamansiklopedisi.org.tr/gazavatname
- Feridun Emecen, “Selim II” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 414–418. islamansiklopedisi.org.tr/selim-ii
- A. Azmi Bilgin, “Nigârî” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, İstanbul 2007, s. 85–87 (adaş ayrımı için: Karabağlı şeyh Mîr Hamza Nigârî). islamansiklopedisi.org.tr/nigari
- Andreas Tietze, “XVI. Asır Türk Şiirinde Gemici Dili”, 60. Doğum Yılı Münasebetiyle Fuad Köprülü Armağanı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2010 (yeni baskı).