1475’te Kefe’de ne oldu?
Kefe’nin Fethi, Fatih Sultan Mehmed’in 1475 yazında Gedik Ahmed Paşa komutasında gönderdiği donanmanın, Kırım yarımadasının güneydoğu kıyısındaki Ceneviz kolonisi Kefe’yi ve çevresindeki limanları ele geçirmesidir. Harekât aynı sefer mevsimi içinde Kırım kıyı şeridinin tamamını Osmanlı denetimine soktu ve Cenevizlilerin Karadeniz’deki yerleşik ticarî varlığını sona erdirdi.
Aynı yılın ikinci ve daha kalıcı sonucu siyasîdir: Kırım hanı Mengli Giray ile bir anlaşma yapıldı ve Giray hanedanı Osmanlı padişahının hâmiliğini kabul etti. Ancak Kırım Hanlığı ilhak edilmedi; hanedan yerinde kaldı, kendi adına para bastırmayı sürdürdü ve iç işlerinde geniş bir hareket alanı korudu. Bu bağın tam olarak ne anlama geldiği, aşağıda ayrı bir başlıkta iki anlatıyla ele alınmıştır.
Karıştırmayın: Bu sayfa 1475’teki Kefe seferini ve Osmanlı-Giray ilişkisinin kuruluşunu anlatır. Aynı coğrafyada 1853-1856 yıllarında yaşanan ve Osmanlı Devleti’nin İngiltere ile Fransa’nın yanında Rusya’ya karşı savaştığı Kırım Savaşı bambaşka bir olaydır; aradaki fark yaklaşık dört yüzyıldır ve iki olayın tarafları, sebepleri ve sonuçları birbiriyle ilgisizdir.
Kısa cevaplarla Kefe seferi
- Tarih: Haziran 1475 (Safer 880). Yücel Öztürk’ün TDV maddesi fethi bu tarihe koyar.
- Yer: Kefe; antik adı Theodosia, Ceneviz kaynaklarında Caffa. Kırım yarımadasının güneydoğu kıyısında, bugünkü Feodosiya.
- Komutan: Vezîriâzam Gedik Ahmed Paşa. 1475’te “kaptan-ı derya” adıyla müstakil bir donanma makamı henüz yoktu; deniz kuvvetinin başında Gelibolu sancak beyi bulunur, büyük seferlerde donanmanın sevki bir vezire havale edilirdi.
- Donanma: TDV maddesi yüz gemilik bir filodan söz eder; başka kaynaklarda daha yüksek rakamlar geçer ve bunlar tahmindir.
- Aynı harekâtta alınan diğer yerler: Kırım ve Azak denizi kıyısındaki limanlar; Kefe sancağı sonradan Mangub, Suğdak, Kerç, Azak ve Taman kazalarını kapsayacaktır.
- Karşı taraf: Ceneviz kolonisi yönetimi ve müttefikleri; ayrıca dağlık iç kesimdeki Mangub (Theodoro) beyliği.
- Kırım Hanlığı’na ne oldu: İlhak edilmedi. Mengli Giray Osmanlı hâmiliğini kabul etti; hanedan yerinde kaldı.
- Sık yapılan hata: 1475’i “Kırım’ın Osmanlı toprağı olması” diye özetlemek. Osmanlı idaresine doğrudan giren yer kıyıdaki Kefe sancağıdır; iç kesimde hanlık varlığını 1783’e kadar sürdürmüştür.
Sefer öncesi Kefe: bir Ceneviz kolonisi
Kefe, 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Cenevizlilerin Karadeniz’deki ana üssüydü. Şehir, Kıpçak bozkırlarından gelen kervan yollarının denize açıldığı noktada bulunuyordu; buradan tahıl, tuzlanmış balık, deri, kürk ve köle Akdeniz’e taşınıyor, karşılığında dokuma ve madenî eşya bozkıra giriyordu. 14. yüzyılın ilk yarısında, 1330’ların başında şehri gören İbn Battûta, nüfusun büyük ölçüde Cenevizlilerden oluştuğunu, buna karşılık müslümanların mescidleri bulunduğunu ve limanda çok sayıda geminin yattığını kaydeder.
Bu ticarî ağın Osmanlı için iki ayrı anlamı vardı. Birincisi malî ve stratejikti: İstanbul’un tahıl ihtiyacının önemli bir bölümü Karadeniz’in kuzey limanlarından geliyordu ve bu limanların denetimi başkentin iaşesini doğrudan ilgilendiriyordu. İkincisi siyasîydi: Ceneviz yönetimi, Kırım’daki hanedan mücadelelerine para ve kale desteğiyle karışıyor, bu da yarımadadaki dengeyi Osmanlı’nın denetimi dışında tutuyordu.
Osmanlı-Ceneviz gerilimi 1475’te başlamadı. Halil İnalcık’ın TDV “Kırım” maddesi, 1454 yazında Osmanlı ve Kırım kuvvetlerinin Kefe’yi ilk defa birlikte kuşattığını kaydeder. Bu erken girişim şehri düşürmedi, fakat iki tarafın ortak çıkarını gösterdi: Giraylar Ceneviz nüfuzundan kurtulmak, Osmanlılar ise Karadeniz ticaretinin kilit limanını almak istiyordu.
Kırım’daki hanedan mücadelesi
Kırım Hanlığı, Altın Orda’nın dağılma sürecinde Hacı Giray tarafından kurulmuştu. Hacı Giray’ın 1466’daki ölümünden sonra oğulları arasında taht mücadelesi başladı; Nur Devlet ile Mengli Giray defalarca yer değiştirdi. Bu mücadelede belirleyici olan yalnız kardeşlerin gücü değildi: yarımadadaki kabile aristokrasisi, özellikle Şirin beyleri, hangi adayın tutunacağını fiilen tayin ediyordu. İnalcık’ın vurguladığı gibi hanlar “padişahtan ziyade” bu beylere bağımlıydı.
Ceneviz yönetimi bu mücadelenin içindeydi ve zaman zaman adaylardan birini kendi kalelerinde tutabiliyordu. Mengli Giray 1475 seferi sırasında Kefe’de Cenevizlilerin elinde tutuluyordu; şehrin alınmasıyla serbest bırakıldı ve Gedik Ahmed Paşa ile yapılan anlaşma bu safhada imzalandı. Onun İstanbul’a götürülmesi fetihle değil, 881’de (1476) Altın Orda hanı Seyyid Ahmed’in Kırım’ı istilâ etmesi ve hanın tahtını kaybetmesiyle ilgilidir; 883’te (1478) İstanbul’dan gönderilen han sıfatıyla Kırım’a döndü. Bu ayrıntıların bir bölümü kroniklere dayanır ve zamanlama konusunda kaynaklar arasında farklar vardır.
Harekâtın seyri
Sefer, İstanbul’un alınmasından yirmi iki yıl sonra, Osmanlı donanmasının artık Karadeniz’de sürekli harekât yapabildiği bir dönemde yürütüldü. İstanbul’un Fethi Boğazlar’ı tek elde toplamış, 1461’de Trabzon’un fethi ve Candaroğulları Beyliği’nin ilhakı ile denizin güney kıyısı tek bir idareye bağlanmıştı. 1475 harekâtı bu zincirin kuzey halkasıdır.
Filo Kefe önlerine geldiğinde şehir uzun bir kuşatmaya dayanamadı; kaynaklar birkaç günlük bir top ateşinin ardından teslim alındığını aktarır. Şehrin çabuk düşmesinde surların zayıflığından çok, koloni içindeki gruplar arasındaki bölünme ve dışarıdan yardım gelmeyeceğinin anlaşılması etkili oldu. Aynı sefer mevsiminde kıyıdaki diğer Ceneviz iskeleleri ile Azak denizindeki limanlar da alındı.
Direnişin en uzunu kıyıda değil, iç kesimdeki dağlık bölgede yaşandı. Mangub (Theodoro) beyliğinin merkezi, kayalık bir plato üzerindeki konumu sayesinde aylarca dayandı ve ancak yılın sonlarına doğru düştü. Bu ayrıntı önemlidir: 1475 harekâtı tek bir günde biten bir baskın değil, kıyı hattını ve iç kaleleri sırayla ele geçiren bir sefer mevsimidir.
Kırım Hanlığı ile kurulan bağın niteliği: iki anlatı
1475 sonrasında Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasında kurulan ilişkinin adı, Osmanlı tarihçiliğinin en çok tartışılan konularından biridir. Tartışmanın kaynağı basittir: ilişkiyi tanımlayan tek ve kesin bir belge elde yoktur. Halil İnalcık’ın TDV “Kırım” maddesindeki tespiti açıktır: “umumiyetle iddia edildiği şekilde bir tâbiiyet vesikası mevcut” değildir; buna karşılık Gedik Ahmed Paşa ile yapılan anlaşmada han, padişahın dostuna dost ve düşmanına düşman olmayı, yani hâmiliğini kabul etmiştir.
Birinci anlatı — tâbiiyet vurgusu. Bu okuyuşa göre 1475 bir bağımlılık ilişkisinin başlangıcıdır. Hanların tayin ve azlinde İstanbul’un onayı zamanla belirleyici hâle gelmiş, hutbede padişahın adının okunması metbûluk göstergesi sayılmış, hanlık askerî olarak Osmanlı seferlerine kuvvet göndermekle yükümlü tutulmuştur. Hutbe uygulamasının tarihine dikkat etmek gerekir: padişahın adının hutbede okunması 1475’te değil, çok daha geç bir dönemde — II. İslâm Giray devrinden sonra — yerleşmiştir. Kırım süvarisinin Osmanlı ordusunun keşif ve akın kolu olarak kullanılması, bu bağımlılığın somut karşılığıdır.
İkinci anlatı — himaye altında özerklik. Bu okuyuşa göre Kırım hiçbir zaman bir Osmanlı eyaleti olmadı. Giray hanedanı hüküm sürmeye devam etti, para daima Giraylar adına basıldı, hanlık kendi hukukunu ve iç düzenini korudu, kabile aristokrasisi hanı fiilen belirlemeyi sürdürdü. Bu çerçevede 1475, bir ilhak değil, hanlığın varlığını dış tehditlere karşı garantileyen bir hâmilik anlaşmasıdır.
İki anlatı da aynı olgulara dayanır; farkları ağırlık verdikleri noktadadır. Kaynak durumu düşünüldüğünde en dürüst ifade şudur: 1475’te kurulan şey, modern anlamda ne bir ilhak ne de bir eşitler ittifakıdır. Dönemin kendi kavramlarıyla bakıldığında, hâmilik ve metbûluk ilişkisi kademeliydi ve zaman içinde İstanbul lehine derinleşti. Bu yüzden “Kırım 1475’te Osmanlı toprağı oldu” cümlesi yanlış, “Kırım Osmanlı’ya hiç bağlı olmadı” cümlesi de yanlıştır.
Bu ilişkide sık gözden kaçan bir ayrım da idarî olanıdır. Kıyıdaki Kefe ve çevresi doğrudan Osmanlı idaresine girdi; burada sancak beyi, bazan beylerbeyi rütbesinde bir Osmanlı valisi oturdu. İç kesim ise hanlığın elinde kaldı. Yani 1475 sonrasında Kırım yarımadasında iki ayrı yönetim düzeni yan yana bulunuyordu.
Kefe sancağı: idare, maliye ve ticaret
Kefe, fetihten sonra doğrudan padişaha bağlı ayrı bir sancak olarak örgütlendi. Sancağın 16. yüzyıldaki yapısı Mangub, Suğdak, Kerç, Azak ve Taman olmak üzere beş kazadan oluşuyordu; bu taksimat fetih ânının değil, sonradan oturan idarenin düzenidir — nitekim Mangub ancak 1475 sonlarında alınabilmiştir. Toprak düzeninde timar mevcut değildi; gelir kalemleri mukātaa birimleri hâlinde ayrıldı. Mukātaa bir işletme yöntemi değil bir gelir birimidir: Kefe’de bu birimler önce emanet usulüyle, yani maaşlı bir emin eliyle, sonraki dönemde ise iltizam yoluyla işletilmiştir. Bu tercih tesadüfî değildir: bölgenin geliri tarım toprağından çok gümrük, tuzla ve liman işletmesinden geliyordu ve bu tür gelirler timar mantığına uygun düşmüyordu.
Kefe kısa sürede Osmanlı maliyesinin dört büyük gümrük bölgesinden biri hâline geldi. Şehrin nüfusu 16. yüzyıl başında yaklaşık on altı bin beş yüz, yüzyılın ortasında on altı bin üç yüz dolayında hesaplanmış; 17. yüzyıl ortasında yirmi bin kişiye ulaştığı kaydedilmiştir. Bu rakamlar tahrir ve seyyah kayıtlarına dayanan tahminlerdir ve kesin sayım değildir.
Kefe bir kez hanedan üyesine sancak olarak verildi: Kanuni Sultan Süleyman, babası Selim’in Trabzon sancak beyliği yıllarında 1509’dan itibaren Kefe sancak beyliği yaptı. Bu tek örnek Kefe’yi düzenli bir şehzade sancağı hâline getirmez; klasik şehzade sancakları Anadolu’nun iç bölgelerindeydi.
Sonuçları
Birinci sonuç ticarîdir. Cenevizlilerin Karadeniz’deki yerleşik koloni düzeni sona erdi. Bu, ticaretin durması anlamına gelmez; ticaret Osmanlı gümrük ve izin düzeni içinde yeniden tanımlandı. “Karadeniz Osmanlı iç denizi oldu” ifadesi bu çerçevede doğrudur, fakat yabancı gemilerin denize hiç giremediği bir kapanmayı değil, girişin İstanbul’un iznine bağlanmasını anlatır.
İkinci sonuç askerîdir. Kırım süvarisi, izleyen üç yüzyıl boyunca Osmanlı ordusunun kuzey cephesindeki keşif, akın ve yıpratma kuvveti olarak kullanıldı. Bu, hanlığın Osmanlı sistemine kattığı en somut değerdi ve ilişkinin sürekliliğini açıklayan başlıca etkendir.
Üçüncü sonuç kuzey siyasetindedir. Osmanlı Devleti, Altın Orda mirasının paylaşıldığı bozkır siyasetine doğrudan taraf oldu. Moskova Knezliği ile ilk düzenli diplomatik temaslar bunun hemen ardından değil, yüzyılın sonunda — 1490’larda, II. Bayezid devrinde ve büyük ölçüde Mengli Giray’ın aracılığıyla — kuruldu. Kefe sancağı ise kuzey harekâtlarının üs noktası hâline geldi.
Dördüncü sonuç doğu cephesindedir. Karadeniz’in kuzey ve güney kıyılarının aynı düzene bağlanması, Osmanlı’nın Anadolu’daki rakiplerine karşı elini güçlendirdi. 1473’teki Otlukbeli Savaşı’ndan iki yıl sonra gelen bu harekât, doğuda kurulan üstünlüğün denizde tamamlanması olarak okunabilir. Gedik Ahmed Paşa’nın birkaç yıl sonra yürüteceği Otranto seferi ise aynı donanma gücünün Akdeniz’e yönelmesidir.
Kefe’nin Osmanlı idaresindeki dönemi 1771’deki Rus işgaliyle fiilen sona erdi; hukuken 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması Kırım’ı Osmanlı hâkimiyetinden çıkardı ve Kerç ile Yenikale’yi Rusya’ya bıraktı. Rusya’nın 1783’teki ilhakı Osmanlı tarafınca 1784 Aynalıkavak Senedi ile kabul edildi; aynı süreçte Kırım Hanlığı ortadan kalktı ve şehir Feodosiya adını aldı. Bu son, 1475’te kurulan düzenin yaklaşık üç yüzyıl sürdüğünü gösterir.
Kaynaklar neyi kesin, neyi belirsiz bırakıyor?
Yüksek güven düzeyinde olanlar: seferin 1475’te yapılması, Gedik Ahmed Paşa’nın komutası, Kefe’nin kısa bir kuşatmayla alınması, Ceneviz koloni düzeninin sona ermesi, Kefe’nin doğrudan Osmanlı sancağı hâline getirilmesi, mukātaa usulünün uygulanması ve Giray hanedanının yerinde kalması.
Düşük güven düzeyinde olanlar: donanmanın gemi sayısı, sefere katılan asker mevcudu, Mengli Giray’ın 1475’teki tam durumu ve İstanbul’a götürülüş biçimi, tahta dönüş tarihinin kesinliği, anlaşmanın metni ve şartlarının ayrıntısı. Anlaşmanın yazılı bir sûreti bulunmadığı için ilişkinin hukukî adı da tartışmalı kalmıştır; bu sayfada iki anlatı da bu nedenle ayrı ayrı verilmiştir.
Sık sorulan sorular
Kefe ne zaman ve kim tarafından fethedildi?
Haziran 1475’te (Safer 880), Fatih Sultan Mehmed’in gönderdiği donanmanın komutanı Gedik Ahmed Paşa tarafından alındı.
Kefe neresidir?
Kırım yarımadasının güneydoğu kıyısındaki liman şehridir. Antik adı Theodosia, Ceneviz kaynaklarında Caffa’dır; bugünkü adı Feodosiya’dır.
Kırım Hanlığı 1475’te Osmanlı toprağı mı oldu?
Hayır. Doğrudan Osmanlı idaresine giren yer kıyıdaki Kefe ve çevresidir; burada Osmanlı sancak beyi oturdu. Kırım Hanlığı ilhak edilmedi, Giray hanedanı yerinde kaldı ve kendi adına para bastırmayı sürdürdü.
O hâlde Kırım ile Osmanlı arasındaki bağ neydi?
Kaynaklarda tartışmalıdır. Halil İnalcık, yaygın kanaatin aksine bir tâbiiyet vesikasının bulunmadığını, buna karşılık yapılan anlaşmada hanın padişahın dostuna dost, düşmanına düşman olmayı ve hâmiliğini kabul ettiğini belirtir. Bir okuyuş bunu kademeli bir tâbiiyet, diğeri himaye altında özerklik sayar.
Kırım hanları padişah adına para bastırdı mı?
Hayır. Para daima Giraylar adına basıldı. Buna karşılık hutbede padişahın adı da okunmaya başlandı; ancak bu uygulama 1475’te değil, II. İslâm Giray devrinden sonra yerleşti. Bu ikili durum ilişkinin karma niteliğini gösterir.
Kefe’nin Fethi ile Kırım Savaşı aynı olay mı?
Hayır, tamamen ayrı iki olaydır. Bu sayfadaki Kefe seferi 1475’tedir ve Osmanlı ile Ceneviz kolonisi arasındadır. Kırım Savaşı ise 1853-1856 yıllarında Osmanlı Devleti’nin İngiltere ve Fransa ile birlikte Rusya’ya karşı savaştığı bambaşka bir olaydır.
Kefe ne zamana kadar Osmanlı’da kaldı?
1771’de Rusya tarafından işgal edildi; hukukî kopuş 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla oldu. Rusya 1783’te Kırım’ı ilhak etti, Osmanlı bunu 1784 Aynalıkavak Senedi ile tanıdı. Aynı süreçte Kırım Hanlığı ortadan kaldırıldı ve şehre Feodosiya adı verildi.
Kaynakça
- Yücel Öztürk, “Kefe” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, Ankara 2022, s. 182–184.
- Halil İnalcık, “Kırım” maddesi (Osmanlı dönemi bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 25, Ankara 2022, s. 449–457. Maddenin 447–449. sayfaları DİA yazı kuruluna, 457 ve sonrası Hakan Kırımlı’ya aittir.
- Halil İnalcık, “Yeni Vesikalara Göre Kırım Hanlığının Osmanlı Tâbiliğine Girmesi ve Ahidnâme Meselesi”, Belleten, c. VIII, sy. 30, Ankara 1944, s. 185–229.
- Yücel Öztürk, Osmanlı Hakimiyetinde Kefe (1475–1600), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000 (sancağın idarî ve malî düzeni, tahrir verileri).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Fatih dönemi Karadeniz harekâtları).
- Alan Fisher, The Crimean Tatars, Hoover Institution Press, Stanford 1978 (hanlığın iç yapısı ve Osmanlı ilişkisinin tartışmalı niteliği).
- Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân (birincil kaynak; seferin çağdaş Osmanlı anlatısı).