Sahn-ı Semân Medreseleri

Fatih Külliyesi’ndeki sekiz medreseden oluşan üst düzey öğretim kademesi
Bir külliyenin iki yanında dörder dörder sıralanmış, tek katlı ve küçük kubbeli sekiz medrese bloğunu gösteren, tarih kitabı çizimi üslubunda temsilî canlandırma

Sahn-ı Semân, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’daki külliyesi içinde kurulan sekiz medreseden oluşan öğretim kademesinin adıdır. Adı “sekiz avlu” anlamına gelir ve kurum Semâniye Medreseleri diye de anılır. Sahn, Osmanlı medrese hiyerarşisinin en üst basamaklarından biriydi; buraya doğrudan girilmez, tetimme adı verilen hazırlık medreselerinden geçilirdi. Sahn müderrisliği, mevleviyet kadılıklarına ve kazaskerliğe açılan ilmiye yolunun belirleyici durağıydı.

Sahn-ı Semân Nedir?

Sahn-ı Semân, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da kurdurduğu Fatih Külliyesi içindeki sekiz medreseden oluşan öğretim kademesinin adıdır. “Sahn” avlu, “semân” sekiz demektir; ad doğrudan bu sekizli düzeni gösterir. Kaynaklarda kurum Semâniye Medreseleri ya da Medâris-i Semâniye diye de geçer.

Fahri Unan’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesine göre medreseler, külliye inşaatının başladığı 867 (1463) yılından sonra kurulmuş ve sekiz yapı 875’te (1470) tamamlanmıştır. Binalar caminin iki yanında, kaynaklarda Akdeniz ve Karadeniz tarafı diye anılan gruplar hâlinde dörder dörder yerleştirilmişti. Her medresede yaklaşık on dokuz hücre ile bir dershane bulunuyor, hücrelerde on beş kadar öğrenci kalıyordu.

Yapı ile Kurum Aynı Şey Değildir

Bu sayfa binaları değil kurumu anlatır. Sekiz medrese binası, dârüşşifâ ve imaretle birlikte Fatih Külliyesi’nin yapı programına aittir ve orada ele alınmıştır. Sahn-ı Semân ise bu binalarda işleyen öğretim düzeninin adıdır: kimin hangi dersi kimden okuduğu, müderrisin hangi dereceden geldiği, öğrencinin nasıl ilerlediği ve mezunun devlet hiyerarşisinde nereye çıktığı. Bina yıkılsa da kurumun adı ve derecesi başka binalarda sürebilirdi; nitekim sonraki yüzyıllarda “Sahn derecesi” bir mekân adı olmaktan çıkıp bir rütbe adına dönüşmüştür.

İki Kademe: Tetimme ve Sahn

Sahn tek başına duran bir okul değil, iki kademeli bir düzenin üst basamağıydı. Unan’ın kaydettiğine göre sekiz Sahn medresesinin yamaç tarafında, yine sekiz adet Tetimme medresesi bulunuyordu; bunlar Musıla-i Sahn, yani “Sahn’a ulaştıran” medreseler diye de anılır. Öğrenci önce buralarda hazırlanır, ancak yeterli görüldüğünde Sahn’a geçebilirdi.

Geçiş için gereken süre sabit değildi. Unan, kurumun ilk döneminde Sahn’a girmek için sekiz dokuz yıllık bir hazırlığın gerektiğini, 16. yüzyılın sonlarına doğru bu sürenin iki üç yıla indiğini kaydeder. Sürenin kısalması, sistemin kalitesiyle ilgili bir tartışmanın da başlangıcıdır: aynı unvan daha kısa sürede verilmeye başlanmıştır.

Ders Halkası ve Müfredat

Öğretim, sıralı sınıflar ve dönem sonu sınavlarıyla değil, ders halkası ile yürürdü. Öğrenciler bir metni müderrisin önünde okur, müderris açıklar, itirazlar tartışılır ve öğrenci o metni bitirdiğinde bir sonrakine geçerdi. İlerleme kişiye göre değişirdi; Unan da okuma süresinin öğrencinin metne hâkimiyetine göre farklılaştığını belirtir.

Müfredat aklî ve naklî ilimler diye ikiye ayrılan bir bütündü. Naklî tarafta tefsir, hadis, fıkıh ve fıkıh usulü; aklî tarafta mantık, kelâm, belâgat ve matematik-astronomi dersleri yer alıyordu. Unan’ın maddesinde adı geçen metinler arasında fıkıhta el-Hidâye, fıkıh usulünde et-Telvîh, tefsirde el-Keşşâf ve Beyzâvî tefsiri bulunur. Osmanlı medrese düzeninde bir medresenin derecesi çoğu zaman doğrudan okutulan bu metinlerle anılırdı.

Kubbeli bir medrese dershanesinde alçak rahleler önünde halka biçiminde oturan sarıklı öğrencileri ve hocayı gösteren, tarih kitabı çizimi üslubunda temsilî sahne
Temsilî görsel. Görsel politikamızı inceleyin.

Müderris Dereceleri ve İlmiye Yolu

Sahn’ın Osmanlı düzenindeki yerini anlamak için medreselerin nasıl derecelendirildiğine bakmak gerekir. Mehmet İpşirli’nin TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Medrese” maddesine göre Osmanlı medreseleri birbirini tamamlayan üç ölçüyle sıralanırdı: okutulan metne göre (Hâşiye-i Tecrîd, Miftâh gibi), müderrisin günlük ücretine göre (yirmili, otuzlu, kırklı, ellili, altmışlı) ve kurumsal statüsüne göre (hâriç, dâhil, Sahn, altmışlı, Süleymaniye, dârülhadis). Sahn, bu sıralamada üst basamaklardan biridir ve kaynaklarda günlük elli akçelik dereceyle anılır.

Kariyer yolu da kademeliydi. İpşirli’nin verdiği sıra şöyledir: öğrenci önce mübtedî, sonra mutavassıt ve müntehî aşamalarından geçer; ardından mülâzemet denilen adaylık kaydını alır, muîd (yardımcı hoca) olarak çalışır ve müderrisliğe yükselir. Müderrislikten sonra kadılık ya da müftülük yolu açılırdı. Bu yüzden Sahn müderrisliği bir varış noktası değil, yüksek yargıya açılan bir eşikti.

Bu yolun somut örnekleri sitede yayımlanmış künyelerde görülebilir. Zenbilli Ali Efendi, Kemalpaşazâde, Ebussuud Efendi ve Yahya Efendi Sahn müderrisliğinden geçmiş isimlerdir; ilk üçü sonradan şeyhülislâmlık makamına ulaşmıştır.

Hücre, Danişmend ve İcâzet

Medresede öğrenci “sınıfa” değil hücreye kayıtlıydı. Her hücre bir barınma birimiydi ve öğrenci öğrenimi boyunca burada kalırdı. Öğrenciler kaynaklarda dânişmend, suhte veya softa gibi adlarla anılır; bu adlar aynı zamanda öğrencinin hangi kademede olduğunu da gösterebilirdi. Müderrisin yanında, ders halkasını yöneten ve daha genç öğrencilere tekrar yaptıran bir muîd bulunurdu; muîdlik hem bir görev hem de müderrisliğe giden yolun basamağıydı.

Öğrenimin sonunda verilen belge icâzettir. İcâzet, bugünkü diplomadan iki bakımdan ayrılır: kuruma değil hocaya bağlıdır ve öğrencinin hangi metni kimden okuduğunu belgeler. Bir âlimin itibarı bu yüzden yalnız hangi medresede okuduğuna değil, kimden icâzet aldığına ve o hocanın kendi hocalarına uzanan zincire de bağlıydı. Osmanlı biyografi külliyatlarının hocalık zincirlerini titizlikle kaydetmesinin sebebi budur.

Bu yapı, ilerlemeyi takvimden çok kişisel yeterliliğe bağlar. Bir öğrenci belirli bir metni erken bitirip ilerleyebildiği gibi, aynı metinde yıllarca kalabilirdi. Modern eğitim kavramlarıyla düşünüldüğünde “kaç yılda mezun olunurdu” sorusunun tek bir cevabı yoktur; kaynaklar da böyle bir cevap vermez.

Vakıf: Medreseyi Ayakta Tutan Düzen

Sahn bir devlet bütçesiyle değil, vakıf geliriyle işliyordu. Külliyenin vakfına bağlanan dükkân, han, hamam ve köy gelirleri toplanır; müderris, muîd ve hizmet kadrosunun ücretleri ile öğrencilerin barınma ve yemek tayinatı bu gelirden karşılanırdı. Cahid Baltacı’nın 15 ve 16. yüzyıl Osmanlı medreselerini konu alan çalışması, medrese teşkilatının bu iktisadî temelini vakıf kayıtları üzerinden ayrıntılı biçimde inceler.

Bu düzenin sonucu iki yönlüdür. Bir yandan öğrenci ücret ödemeden okuyabiliyor, hücrede kalıyor ve imaretten yemek alıyordu; bu, ilmiye yolunu görece geniş bir tabakaya açık tutuyordu. Öte yandan kurumun kaderi vakfın gelirine bağlıydı: akarlar değer kaybettiğinde ya da para düzeninde bozulma yaşandığında kadro daralır, ücretler erir ve müderrisler daha yüksek dereceli medreselere geçmek için sıra beklerdi.

“İlk Osmanlı Üniversitesi” Denebilir mi?

Popüler anlatıda Sahn-ı Semân çoğu zaman “Osmanlı’nın ilk üniversitesi” diye tanıtılır. Bu benzetme kolaylık sağlasa da tarihsel olarak yanıltıcıdır ve bu sayfada kullanılmamıştır.

Medrese ile modern üniversite arasındaki fark kurumsaldır. Medresede tüzel kişilik taşıyan bir üniversite yoktur; hukukî varlık vakfa aittir. Fakülte, bölüm ve kredi düzeni yoktur; ilerleme metin metin ilerler. Diploma yerine, öğrencinin belirli bir metni belirli bir hocadan okuduğunu belgeleyen icâzet vardır ve icâzet kuruma değil hocaya bağlıdır. Öğretim kadrosu araştırma yükümlülüğüyle değil, vakfiyede tanımlı bir görevle bulunur. Mezunun önündeki yol da akademik kariyer değil, kadılık ve müftülük gibi devlet görevleridir.

Doğru ifade şudur: Sahn-ı Semân, Osmanlı medrese hiyerarşisinin en üst kademesini kurumsallaştıran ve bu hiyerarşiyi başkentte merkezîleştiren düzenlemedir. Bu, modern anlamda bir üniversite kurmak değil, mevcut medrese geleneğine derecelendirilmiş ve merkeze bağlı bir zirve eklemektir.

Süleymaniye Medreseleri ve Sahn’ın Yeri

Sahn, kurulduğu yüzyılda hiyerarşinin tepesindeydi; fakat bu konum kalıcı olmadı. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Süleymaniye Külliyesi içinde kurulan medreseler, İpşirli’nin sıralamasında Sahn’ın üzerine yerleşti. Böylece Sahn üst basamak olmaktan çıkıp üst basamağa giden yolun son durağı hâline geldi.

Bu değişim yalnız bir sıralama meselesi değildir. Yeni bir padişahın kendi külliyesinde daha yüksek dereceli bir medrese kurması, ilmiye hiyerarşisinin hükümdarın vakıf faaliyetine bağlı biçimde yeniden düzenlendiğini gösterir. Sistem sabit bir eğitim piramidi değil, hanedanın yapı programıyla birlikte hareket eden bir yapıydı.

Sonraki Yüzyıllarda Ne Değişti?

Kurumun uzun vadeli seyri, tek bir “yükseliş ve çöküş” anlatısına sığmaz. Değişimin gözlenebilir üç mekanizması vardır.

Birincisi, hazırlık süresinin kısalmasıdır. Unan’ın kaydettiği gibi Sahn’a girmek için başlangıçta gereken sekiz dokuz yıl, 16. yüzyılın sonlarına doğru iki üç yıla inmiştir. Aynı unvanın daha kısa sürede verilmesi, unvanın taşıdığı ölçütü de değiştirir.

İkincisi, mülâzemet düzenindeki tıkanmadır. İpşirli’nin maddesinde tarif edilen kariyer hattında adaylar müderrislik için sıra bekler; aday sayısı artıp kadro sabit kalınca bekleme süresi uzar ve hangi adayın öne geçeceği liyakat dışındaki etkenlere de açılır. Kaynaklarda ulemâ ailelerinin çocuklarına tanınan kolaylıklar bu çerçevede tartışılır.

Üçüncüsü, vakıf gelirlerinin değer kaybıdır. Günlük akçe olarak tanımlanmış ücretler, para değerindeki düşüş karşısında erimiş; müderrisler daha yüksek dereceli medreselere geçmek ya da kadılığa yönelmek zorunda kalmıştır. Bu üç etken birlikte, kurumun 15. yüzyıldaki konumunu koruyamamasını mimari ya da “zihniyet” açıklamalarına başvurmadan anlaşılır kılar.

Enderun ile Farkı

Sahn ile Enderun aynı yıllarda gelişen iki kurumdur ve sık sık karıştırılır. Fark açıktır: Sahn, medrese geleneği içinde ulemâ yetiştiren ve vakıfla işleyen bir öğretim kademesidir; öğrencileri Müslüman tebaadan gelir ve çıkışları kadılık, müderrislik, müftülük gibi ilmiye görevleridir. Enderun ise sarayın iç bölümünde, büyük ölçüde devşirme yoluyla alınan gençleri devletin idarî ve askerî kadrosu için yetiştiren bir saray kurumudur. İki kurum farklı kaynaklardan beslenir ve farklı kariyer hatlarına çıkar.

Tartışmalı ve Bilinmeyen Noktalar

  • Kuruluş yılı: Medreselerin binaları 875’te (1470) tamamlanmıştır; fakat öğretimin hangi tarihte tam düzenine kavuştuğu kesin değildir.
  • Müfredatın ayrıntısı: Kaynaklarda adı geçen metinler bilinmekle birlikte, her medresede aynı programın uygulanıp uygulanmadığı belirsizdir.
  • Öğrenci sayısı: Hücre sayısından hareketle tahmin yürütülür; toplam öğrenci sayısı için güvenilir tek bir rakam verilemez ve bu sayfada verilmemiştir.
  • Kanunnâme kaydı: Fatih devri düzenlemelerinin bir kısmının sonraki yüzyıllarda derlendiği bilindiğinden, kuruma dair bazı hükümlerin tarihlendirilmesi tartışmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Sahn-ı Semân medreselerini kim kurdu?

Fatih Sultan Mehmed. Medreseler, İstanbul’daki külliyesinin parçası olarak yaptırılmış ve sekiz yapı 875’te (1470) tamamlanmıştır.

Sahn-ı Semân ne demektir?

“Sekiz avlu” anlamına gelir ve kurumu oluşturan sekiz medreseyi gösterir. Semâniye Medreseleri adıyla da anılır.

Sahn’da hangi dersler okutulurdu?

Aklî ve naklî ilimler birlikte okutulurdu: tefsir, hadis, fıkıh ve fıkıh usulü ile mantık, kelâm, belâgat ve matematik-astronomi. Kaynaklarda adı geçen metinler arasında el-Hidâye, et-Telvîh, el-Keşşâf ve Beyzâvî tefsiri bulunur.

Tetimme medreseleri ne işe yarardı?

Sahn’a hazırlık kademesiydi. Musıla-i Sahn diye de anılırlar; öğrenci burada yeterli görülmeden Sahn’a geçemezdi.

Sahn-ı Semân bir üniversite miydi?

Modern anlamda değildi. Tüzel kişilik vakfa aitti, fakülte ve diploma düzeni yoktu; öğrenci hocadan icâzet alırdı ve mezunun yolu akademik kariyere değil kadılık, müderrislik ve müftülük gibi devlet görevlerine çıkardı.

Kaynakça

  • Fahri Unan, “Sahn-ı Semân” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, İstanbul, 2008, s. 532–534.
  • Mehmet İpşirli, “Medrese” maddesi (Osmanlı Dönemi), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara, 2003, s. 327–333.
  • Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlar Osmanlı Medreseleri: Teşkilât - Tarih, İrfan Matbaası, İstanbul, 1976.
  • Semavi Eyice, “Fâtih Camii ve Külliyesi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, İstanbul, 1995, s. 244–249.
  • Halil İnalcık, The Ottoman Empire: The Classical Age 1300–1600, Weidenfeld & Nicolson, Londra, 1973.
Diğer isimleri: Semâniye Medreseleri, Medâris-i Semâniye, Sahn Medreseleri, Sahn-ı Seman