İstanbul Üniversitesi'nin Kuruluş Serüveni

İstanbul Üniversitesi'nin tarihsel kökü, on beşinci yüzyılda Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı medreselere dayanmakla birlikte modern anlamıyla kurumun dönüşümü Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan kesintisiz bir modernleşme sürecinin ürünüdür. Dârülfünun adıyla şekillenen bu süreç, Osmanlı'nın son dönem aydın dünyasını biçimlendiren en önemli eğitim kurumunu ortaya çıkardı.

Modern İstanbul Üniversitesi'nin öncülü olan Dârülfünun'un kuruluş girişimleri 1846'ya kadar uzanır. Tanzimat reformcuları Batılı tarzda bir yükseköğretim kurumu kurmayı öngörmüş; ancak bu ilk girişim çeşitli nedenlerle uzun ömürlü olmamıştı. 1863'te bir kez daha açılan Dârülfünun, farklı kesintilerle on dokuzuncu yüzyıl boyunca yeniden yapılanma sürecine girdi. Asıl düzenli kurumsallaşma, II. Abdülhamid döneminde 1900'de gerçekleşti; Dârülfünun-ı Osmanî adıyla kurulan bu yapı sistematik biçimde yeniden örgütlendi. II. Meşrutiyet sonrasında ise köklü reformlar hayata geçirildi. 1908'den itibaren yabancı uyruklu profesörler davet edilerek Avrupa düzeyinde akademik eğitim anlayışına yönelme belirginleşti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ile ittifakın bir yansıması olarak çok sayıda Alman akademisyen İstanbul'a davet edildi. Bu kişiler özellikle tıp, hukuk, fen bilimleri ve sosyal bilimler alanında dersler verdi. Bu dönem, üniversitenin akademik birikimini kuşkusuz zenginleştirdi; ama aynı zamanda kurumun millî bir kimlik etrafında bağımsızca şekillenmesini de zorlaştırdı. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte Dârülfünun 1933'te lağvedildi; yerine bugünkü İstanbul Üniversitesi kuruldu. 1933 üniversite reformunda Nazizm'den kaçan Alman ve Avrupalı akademisyenlerin rolü, kurumun entelektüel derinliğini önemli ölçüde pekiştirdi.