Osmanlı Matbuatı: Savaş Yıllarında Kalem ve Sansür

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı basın hayatı, İttihat ve Terakki'nin sıkı sansür uygulamaları altında kısıtlı ancak canlı bir süreç yaşadı. Devlet propagandasını destekleyen yayın organlarıyla iktidarla çatışmaya giren bağımsız gazeteler arasındaki gerilim, dönemin entelektüel iklimini biçimlendirdi.

II. Meşrutiyet'in ilk yılları, Osmanlı basın tarihinin en hareketli dönemlerinden birini oluşturuyor. Anayasal özgürlüklerin tanınmasıyla birlikte onlarca yeni gazete ve dergi kuruldu; farklı siyasi görüşler kamuoyu önünde tartışılmaya başlandı. İstanbul'da çıkan Türkçe yayınların yanı sıra Rumca, Ermenice, Ladino ve Arapça yayınlar da özgürce dolaşıma girdi. Ancak bu özgürlük ortamı uzun sürmedi. Balkan Savaşları ve ardından Birinci Dünya Savaşı, İTC yönetiminin basın üzerindeki denetimini giderek sıkılaştırmasına zemin hazırladı. Savaş döneminde askerî sansür gerekçesiyle pek çok gazete kapatıldı ya da önce uyarı, ardından baskı uygulamalarıyla bastırıldı. Yabancı ülkelerin tutumları, cephe haberleri ve kayıp rakamları gibi hassas konularda yayın yasağı getirildi. Buna karşın bazı gazeteciler ve yazarlar, mecazi bir dil ve imge kullanarak iktidar eleştirilerini satır aralarına gizledi. Özellikle Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Emin Yalman ve Yunus Nadi gibi isimler hem dönemin kamuoyu oluşturucuları hem de İTC baskısıyla zaman zaman çatışan bağımsız sesler olarak öne çıktı. İstanbul'un işgal altına girmesinin ardından 1918-1923 döneminde Osmanlı basını ikiye bölündü: İşgalci kuvvetlerin tolerans gösterdiği ya da bizzat yayımladığı kimi yayınlar ile Millî Mücadele'ye destek veren, Anadolu'da ya da yeraltında faaliyet gösteren sesler. Bu ikili yapı, dönemin kamuoyunu köklü biçimde şekillendirdi.