Yeni Cami Nedir?
Yeni Cami, İstanbul’un Eminönü semtinde, Haliç kıyısındaki liman ve ticaret bölgesinin hemen önünde kurulmuş bir selâtin külliyesinin merkezindeki camidir. Kaynaklarda ve kitâbelerde Valide Sultan Camii adıyla da geçer; TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi yapıyı “Yenicami Külliyesi” başlığı altında ele alır. Külliye cami, hünkâr kasrı, arasta (Mısır Çarşısı), türbe, dârülkurrâ, sebil, çeşme ve sıbyan mektebinden oluşur; sonradan kütüphane, muvakkithâne, ikinci bir türbe ve çeşmeler eklenmiştir.
Yapıyı Osmanlı mimarlık tarihinde ayrıcalıklı kılan şey ölçüsü değil, inşa süresidir. Temeli 1598’de atılan cami ancak 1665’te ibadete açılabildi. Arada geçen altmış yedi yılın elli sekizi tam bir duraklamadır: yapı, birinci sıra pencerelerin üstüne kadar yükselmiş hâlde, yarım kalmış bir şantiye olarak bekledi. Bu yüzden Yeni Cami, tek bir mimarî tasarım kararının değil, iki ayrı valide sultanın, üç ayrı mimarın ve iki farklı siyasî konjonktürün üst üste binmiş ürünüdür.
Adaş Uyarısı: Hangi Yeni Cami?
“Yeni Cami” Türkiye’de ve eski Osmanlı coğrafyasında onlarca yapının adıdır. Malatya, Tokat, Kayseri, Bitlis, Şam ve daha birçok şehirde bu adı taşıyan camiler bulunur; bunların tarihleri, bânileri ve mimarileri birbirinden tamamen farklıdır. Bu sayfanın konusu yalnızca İstanbul Eminönü’ndeki Valide Sultan Camii’dir. Diğer şehirlerdeki adaş yapılarla ilgisi yoktur ve bu sayfadaki hiçbir tarih, ölçü veya bâni bilgisi onlara aktarılamaz. Ayrımın kaynak düzeyindeki karşılığı şudur: TDV maddesi Eminönü’ndeki yapıyı ayırt etmek için “Yenicami Külliyesi” biçimini kullanır ve maddeye Eminönü’ndeki liman-ticaret bölgesi tarifiyle başlar.
Birinci Devre: Safiye Sultan ve Mimar Dâvud Ağa
Külliyenin bânisi, III. Mehmed’in annesi Safiye Sultan’dır. TDV maddesine göre inşaata 3 Ramazan 1006 (9 Nisan 1598) tarihinde Mimar Dâvud Ağa eliyle başlandı. Bazı popüler anlatılar başlangıcı 1597 olarak verir; bu sayfa kitâbe ve arşiv temelli TDV kaydını esas alır ve farkı açıkça belirtir.
Yer seçimi baştan itibaren zorluydu. Deniz kıyısındaki dolgu zemin, ucları kurşun kuşaklarla bağlanan kazıklar çakılarak sağlamlaştırıldı ve temel taş bloklarla atıldı. Dâvud Ağa cami için Rodos’tan taş getirtti ve yapıyı zeminden bir zirâ (yaklaşık 75 santimetre) kadar yükseltmişken görevi sona erdi. TDV maddesi onun Safer 1007’de (Eylül 1598) vefat ettiğini kaydeder; buna karşılık başka kaynaklarda Dâvud Ağa’nın 1599’da idam edildiği rivayeti bulunur. Ölümünün sebebi ve tarihi kaynaklar arasında tartışmalıdır ve bu sayfada tek bir anlatı kesin gerçek gibi sunulmamaktadır. Yerine Suyolu Nâzırı Mimar Dalgıç Ahmed Ağa tayin edildi; o da yapıyı birinci sıra pencerelerin üstüne kadar çıkardı.
1012 (1603) yılında III. Mehmed ölünce Safiye Sultan Eski Saray’a gönderildi. Valide sultanın saraydaki konumu ile vakıf programının finansmanı doğrudan bağlantılı olduğundan, inşaat da o anda durdu. Burada Osmanlı vakıf mimarisinin çoğu zaman gözden kaçan bir mekanizması görünür hâle gelir: büyük bir külliye yalnız bir bâninin niyetiyle değil, o bâninin saraydaki fiilî gücünün devamıyla ayakta kalır. Güç el değiştirdiğinde şantiye de durur.
Elli Sekiz Yıllık Duraklama ve İkinci Devre
Yarım kalan yapı bir insan ömrü kadar bekledi. 1070’te (1660) çıkan büyük İstanbul yangınından sonra IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan harabeye dönen alanları gezdi ve yarım kalmış caminin tamamlanmasına karar verdi. 1071’de (1661) Mimarbaşı Meremetçi Mustafa Ağa’nın sorumluluğunda, yarım kalmış duvarlardan bir sıra taş sökülerek inşaata yeniden başlandı.
Cami nihayet 20 Rebîülâhir 1076 (30 Ekim 1665) tarihinde kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı. Caminin vakfiyesiyle cümle kapısı ve çeşme üzerindeki kitâbelerde ise 1074 (1663-64) tarihi bulunur; yani vakıf düzeni ve bazı birimler açılıştan önce tamamlanmıştı. Filiz Karaca’nın TDV “Turhan Sultan” maddesi, tamamlama işinin 3.080 kese akçe tuttuğunu kaydeder. Bu rakam dönemin muhasebe kaydına dayanır; buna karşılık bugünkü paraya çevrilmiş “şu kadar tuttu” türü hesaplar farklı yöntemlere dayandığı için bu sayfada verilmemektedir.
Turhan Sultan’ın kararı yalnız bir hayır işi değildi. Yangınla boşalan Eminönü’nde büyük bir selâtin külliyesi kurmak, valide sultanın siyasî görünürlüğünü şehrin en işlek ticaret noktasına yerleştiriyordu. Aynı yıllarda Çanakkale Boğazı’na yaptırdığı kaleler de aynı hamiliğin askerî yüzüdür. Bu iki girişimi tek bir motife — dindarlık ya da siyaset — indirgemek eksik bir açıklama olur; kaynaklar ikisinin iç içe geçtiğini gösterir.
Caminin Mimarisi
Cami, klasik Osmanlı mimarisinin revaklı avlulu şemasını sürdürür ve merkezî plana sahiptir. Harim 35,50 × 40,90 metre ölçüsünde, dikine düzenlenmiş dikdörtgen planlıdır. Ortada dört kollu ayaklar üzerindeki sivri kemerlere oturan ve pandantiflerle geçişi sağlanan büyük bir kubbe bulunur. Kubbe çapı kaynaklar arasında değişir: TDV maddesi 16,20 metre verirken, yaygın olarak tekrarlanan literatürde 17,50 metre de geçer. Fark ölçümün nereden alındığına bağlıdır ve bu sayfada tek bir rakam kesin doğru gibi sunulmamıştır. Ana kubbe dört yönde yarım kubbelerle genişletilmiş, kuzey dışındaki yönlerde bu yarım kubbeler yanlardaki ikişer çeyrek kubbeyle (eksedra) kademelendirilmiştir. Kuzeydeki yarım kubbe ise üç eksedra ile bir kademe daha uzatılmış; böylece mekân kıble doğrultusunda değil, giriş-mihrap ekseninde uzatılmıştır.
Ana kubbeyi taşıyan dört büyük pâye, dıştan sekizgen gövdeli ağırlık kuleleri hâlinde kubbe eteğine kadar yükselir. Yapı malzemesi kesme küfeki taşı, mermer ve tuğladır. Aydınlatma altı sıra pencereyle sağlanır. Caminin üçer şerefeli iki minaresi vardır; kare kaideler üzerinde on altıgen gövdeli olarak yükselir ve kurşun kaplı külâhla örtülüdür. Kuzeydeki kare planlı revaklı avluda yirmi sütunun taşıdığı sivri kemerli revaklarda yirmi dört kubbeli birim ve ortada sekizgen planlı mermer bir şadırvan bulunur.
Ölçü karşılaştırması yapıldığında Yeni Cami’nin selâtin camileri arasında orta ölçekte kaldığı görülür: TDV’nin verdiği değerlerle Süleymaniye Külliyesi’nin ana kubbesi 27,40 metre, Sultan Ahmed Camii’ninki 22,40 metredir; Yeni Cami’de bu değer 16,20 metredir. Bu, bir yetersizlik değil bir tercih meselesidir: Eminönü’ndeki dar, dolgu ve eğimli arsa, Süleymaniye’nin tepe yerleşimine benzer bir ölçek imkânı vermiyordu. Yapı ölçüsünü arsa ve zemin koşullarından ayrı okumak yanıltıcı olur.
Külliyeyi Oluşturan Yapılar
TDV maddesi külliyenin birimlerini şöyle sıralar: cami, hünkâr kasrı, arasta (Mısır Çarşısı), türbe, dârülkurrâ, sebil, çeşme ve sıbyan mektebi; sonradan kütüphane, muvakkithâne, bir türbe daha ve çeşmeler eklenmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: ilk inşa sırasında medrese, imaret ve ribâtlardan söz edilmesine rağmen bunlar yapılmamıştır. Yani külliyenin kâğıt üzerindeki programı ile gerçekleşen hâli birbirinin aynısı değildir. Vakıf belgesindeki niyeti tamamlanmış bir yapı gibi anlatmak, bu sayfada bilinçli olarak kaçınılan bir hatadır.
Hünkâr kasrı ve mahfili. Caminin güneydoğu köşesinde yer alan ve hünkâr mahfiline geçişi sağlayan kasır üç katlıdır. Alt ve orta katta kesme küfeki taşı, üst katta taş-tuğla almaşık örgü kullanılmıştır. Basık kemerli bir kapıdan girilen kasrın uzun ve rampalı bir yolu vardır; altında uzun bir tonozlu koridor bulunur. Vâlide sultan ve padişah için ayrılan üst katta iki ocaklı oda yer alır. Duvarlar sır altı tekniğinde bitkisel dekorlu çini panolarla kaplıdır. Rampalı yaklaşım, hükümdarın camiye halkın içinden geçmeden ulaşmasını sağlayan bir protokol çözümüdür ve XVII. yüzyılda saray-cemaat ilişkisinin mimarîye nasıl yazıldığını gösterir.
Dârülkurrâ. Türbenin batısında, eyvana bitişik, kare planlı ve kubbeli yapıdır; yerleşim bakımından Sultan Ahmed Külliyesi’ndeki dârülkurrâ ile aynı düzendedir. Burada ders veren Vânî Mehmed Efendi’nin kızı Muharrem 1088’de (Mart 1677) ölünce yapıya gömüldü; bunu başka gömüler izledi ve bina aslî işlevini kaybederek Havâtîn Türbesi adıyla anılmaya başladı. Bir eğitim biriminin zamanla türbeye dönüşmesi, külliye programlarının donmuş değil, kullanımla değişen kurumlar olduğunu gösteren somut bir örnektir.
Sebil, çeşme, kütüphane ve muvakkithâne. Caminin güneyindeki sebil ve çeşme tek kütle hâlinde ele alınmış, kitâbesine göre 1074’te (1663-64) tamamlanmıştır. Kütüphaneyi ise III. Ahmed 1136-1137’de (1724-1725) türbenin önündeki revakın sağına yaptırmıştır; bu birim Lâle Devri’nin kütüphane kurma programının parçasıdır. Kütüphane kaynaklarda Turhan Sultan’ın adıyla da anılır; kuruluş tarihi bakımından ise TDV maddesindeki III. Ahmed kaydı esas alınmalıdır. Muvakkithâne 1228’de (1813) eklenmiştir.
Mısır Çarşısı: Külliyenin Gelir Kaynağı
Yapıldığı dönemlerde Vâlide Çarşısı ve Yeni Çarşı adlarıyla da anılan arasta, XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren Mısır Çarşısı adıyla tanınmıştır. Karşılıklı dizilmiş dükkânların ters L biçiminde sıralanmasıyla oluşan çarşının iki tonozlu sokağının kesiştiği yerde çapraz tonozla örtülü bir dua meydanı bulunur. Uzun kolda karşılıklı yirmi üçer, kısa kolda on sekizer dükkân vardır; kolların kesişme yerindeki altı dükkânla birlikte çarşı içinde toplam seksen sekiz dükkân yer alır. Kısa kolun kuzeye bakan cephesinde ayrıca on sekiz dükkân bulunur.
Çarşı süs değil, maliyedir. Osmanlı külliye modelinde cami, türbe ve eğitim birimleri gelir üretmez; onları ayakta tutan şey dükkân, han, hamam ve arasta kiralarıdır. Turhan Sultan’ın Mısır Çarşısı’nın gelirini vakfa bağlaması, külliyenin sonraki yüzyıllarda personelini, aydınlatmasını ve onarımını karşılayabilmesinin tek sebebidir. Bugün Eminönü’nde gezilebilen cami ve çarşı bu yüzden iki ayrı yapı değil, aynı vakıf programının iki yüzüdür. Çarşı 8 Mart 1688 ve 3 Ocak 1691 yangınlarında zarar gördü, onarıldı; 1940-1943 onarımında ise bugünkü hâline getirilirken değişikliğe uğradı.
Türbe: Kimler Yatıyor
Caminin güneyinde, çarşı ile cami arasında ayrı bir avlu duvarı içinde inşa edilen türbe kare planlıdır; trompla geçişi sağlanan, dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülüdür ve kapının karşısında aynalı tonozlu bir eyvanla batıya doğru genişletilmiştir. TDV maddesine göre türbede başta Hatice Turhan Sultan olmak üzere IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman ve hânedandan bazı kişilerle birlikte toplam kırk dört kişi yatmaktadır.
Bu liste tek başına önemlidir: Yeni Cami türbesi, XVII. yüzyıl sonu ile XVIII. yüzyıl ortası arasındaki beş padişahın defnedildiği yer olarak hânedan hafızasının ikinci merkezi hâline gelmiştir. Külliyenin batısındaki Havâtîn ve Cedîd Havâtîn türbelerinde ise XIX. yüzyıl hânedan mensuplarına ait sandukalar bulunur.
Çini ve Süslemede Yüzyılın İzi
Yeni Cami zengin çini, kalem işi, ahşap ve taş süslemeye sahiptir. Camide yerden ikinci sıra pencerelerin üstüne kadar duvar yüzeyleri çinilerle kaplanmıştır. Sır altı tekniğindeki bu çinilerde mavi, fîrûze ve yeşil renkler hâkimdir; natüralist desenler kullanılmıştır. TDV maddesi burada dikkat çekici bir kayıt düşer: çinilerde XVII. yüzyılda teknikteki bozulma kolayca görülebilmektedir. Yani yapı, İznik çiniciliğinin XVI. yüzyıldaki zirvesini değil, o üretim düzeninin çözülme evresini belgeler. Çiniler üzerindeki yazıların hattat Teknecizâde İbrâhim tarafından yazıldığı bilinmektedir; hattın külliye içindeki yeri için hat sanatı sayfasına bakılabilir.
Caminin güneybatı cephesinde avlu duvarında üç güneş saati yer alır; kare mermer levha üzerindeki saatte “ameli Rıdvan sene 1074” (1663-64) yazılıdır. Avlu duvarı üzerinde ise basit yuvalardan oluşan kuş evleri görülür.
Külliyenin Bozulan Bütünlüğü
Bugün Eminönü’nde görülen manzara, 1665’teki külliyenin bütünü değildir. Caminin dış avlusunu oluşturan sur duvarı, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Galata Köprüsü yapıldıktan sonra artan trafik sebebiyle çevresinde çoğalan dükkânlarla birlikte yıktırıldı; avlu, cami ile çarşı arasından yol geçirilerek ortadan kaldırıldı. Türbenin yanındaki avlu kapısıyla birlikte sıbyan mektebi de 1904’te yıktırıldı. Böylece külliyenin mekânsal bütünlüğü bozuldu. 1912-1913’te caminin tamir edildiği bilinir; son yıllardaki onarımlarda kalem işleri yenilenmiştir.
Bu, bir tarihî yapıyı okurken “özgün” ile “bugünkü” arasındaki farkı belirtmenin neden gerekli olduğunu gösterir. Ziyaretçinin gördüğü meydan düzeni XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl şehirciliğinin ürünüdür; XVII. yüzyıl külliyesinin kendisi değildir.
Sık Sorulan Sorular
Yeni Cami kim tarafından yaptırıldı? Külliyenin bânisi III. Mehmed’in annesi Safiye Sultan’dır; yarım kalan yapı IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından tamamlattırılmıştır. Bu yüzden yapı iki valide sultanın ortak eseri sayılır.
Yeni Cami kaç yılda yapıldı? Temeli 9 Nisan 1598’de atıldı, 30 Ekim 1665’te ibadete açıldı; arada elli sekiz yıllık tam bir duraklama vardır. Fiilî inşaat süresi bu duraklama çıkarıldığında yaklaşık dokuz yıldır.
Mimarı kimdir? Tek bir mimarı yoktur. Sırasıyla Mimar Dâvud Ağa, Dalgıç Ahmed Ağa ve Mimarbaşı Meremetçi Mustafa Ağa çalışmıştır; bugünkü yapının büyük bölümü Mustafa Ağa dönemine aittir.
Mısır Çarşısı camiye mi ait? Evet. Arasta, külliyenin gelir getiren birimidir ve geliri vakfa bağlanmıştır; XVIII. yüzyıl ortalarından itibaren Mısır Çarşısı adıyla tanınmıştır.
Türbede kimler yatıyor? Hatice Turhan Sultan’ın yanı sıra IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Osman ile hânedandan başka kişiler; toplam kırk dört kişi.
Belirsizlikler ve Tartışmalı Noktalar
- Başlangıç tarihi. TDV maddesi 3 Ramazan 1006 (9 Nisan 1598) verir; yaygın anlatılarda 1597 de görülür. Bu sayfa kitâbe temelli TDV kaydını esas alır, farkı gizlemez.
- Kubbe çapı. TDV 16,20 metre verir; yaygın literatürde 17,50 metre de geçer. Ölçümün alındığı noktaya göre değişir.
- Mimar Dâvud Ağa’nın ölümü. TDV Safer 1007 (Eylül 1598) tarihli vefat kaydını verir; başka kaynaklarda 1599’da idam edildiği rivayeti bulunur. Tartışmalıdır.
- Kütüphanenin kurucusu. Kütüphane Turhan Sultan’ın adıyla anılır; ancak TDV maddesine göre yapıyı III. Ahmed 1724-1725’te yaptırmıştır. Ad ile bâni aynı kişi değildir.
- Maliyet. Tamamlama işinin 3.080 kese akçe tuttuğu kaydı dönemin muhasebesine dayanır; bugünkü paraya çevrilmiş rakamlar hesap yöntemine göre değişir ve karşılaştırmalı okunmalıdır.
- Yapılmayan birimler. İlk programda anılan medrese, imaret ve ribâtlar inşa edilmemiştir; külliyenin “tam” bir selâtin programı olarak sunulması kaynaklarla uyuşmaz.
- İnşaat yerinin hazırlanması. Bölgedeki yerleşimin taşınmasına ilişkin anlatılar farklı kaynaklarda farklı ayrıntılarla aktarılır; bu sayfada tek bir rivayet belge gibi sunulmamıştır.
Kaynakça
- Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Yenicami Külliyesi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 439-442.
- Filiz Karaca, “Turhan Sultan” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 41, İstanbul 2012, s. 423-425 (tamamlama maliyeti ve vakıf programı).
- Yenicami vakfiyesi ile cümle kapısı, çeşme ve güneş saati kitâbeleri, 1074 (1663-64) — A düzeyi birincil kayıt; TDV maddesi aracılığıyla kullanılmıştır.
- Lucienne Thys-Şenocak, Ottoman Women Builders: The Architectural Patronage of Hadice Turhan Sultan, Ashgate, Aldershot 2006 (Turhan Sultan’ın hamilik programı ve Eminönü projesinin siyasî bağlamı).
- Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, YEM Yayın, İstanbul 2007 (XVII. yüzyıl selâtin camisi tipolojisi ve klasik şemanın sürdürülmesi).