Kısa kimlik ve önemi
Sâlih Reis, sonraki kayıtlarda Sâlih Paşa, 16. yüzyılın ilk yarısında Barbaros Hayreddin Paşa’nın yanında yetişen, 1538 Preveze Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanmasının bir kanadına komuta eden ve hayatının son yıllarında Cezâyir-i Garb beylerbeyi olarak Kuzey Afrika’daki Osmanlı hâkimiyetini batıya doğru genişleten bir denizci ve devlet adamıdır. Beylerbeyliği sırasında Vattâsî emîrini Fas tahtına oturtması ve İspanyolların elindeki Bicâye’yi fethetmesi, Osmanlı Devleti’nin Mağrib’deki nüfuzunu en geniş sınırına taşıyan adımlardır. Yeni bir Vehrân seferi için İstanbul’dan takviye beklerken 1556 yazında Cezayir’de vebadan öldü. Hayatı, Barbaros çevresinde yetişen denizciler kuşağının imparatorluk hizmetinde eyalet yöneticiliğine nasıl geçtiğini gösteren tipik bir örnektir.
Adları, lakapları ve unvanları
Denizcilik yıllarında Sâlih Reis diye anıldı; “reis”, dönemin Akdeniz’inde kendi gemisine komuta eden kaptanlar için kullanılan unvandır. Rodos sancakbeyliği döneminde Osmanlı kayıtlarında Sâlih Bey, Cezâyir-i Garb beylerbeyliğine tayininden sonra ise mühimme hükümlerinde Sâlih Paşa olarak geçer; Osmanlı arşiv kayıtlarındaki “mîr-i mîrân-ı Cezâyir-i Mağrib” ifadesi bu görevin resmî adıdır. Avrupa kaynaklarında Salah Rais, Salih Rais ya da Salih Bajá biçimlerinde yazılır. Aynı adı taşıyan başka Osmanlı devlet adamlarıyla karıştırılmamalıdır: Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Sâlih Paşa” maddesi, Sultan İbrahim döneminin sadrazamı olan ve 1647’de ölen bambaşka bir kişiye aittir. Yine 1557’de Barbaroszâde Hasan Paşa’nın Marakeş yönüne gönderdiği Sâlih Kâhya da ayrı bir kişidir.
Doğumu, ailesi ve kaynakların sınırı
Sâlih Reis’in doğum yeri ve yılı güvenilir kaynaklarda kayıtlı değildir. Popüler yayınlar Edremit ya da Biga çevresini ve yaklaşık 1488 yılını verir; ancak bu bilgi çağdaş bir belgeye dayanmaz ve burada yalnız rivayet olarak anılmaktadır. Bazı araştırmalar, İspanyol kaynaklı anlatıya dayanarak öldüğünde yetmiş yaşlarında olduğunu aktarır; bu doğruysa 1480’lerin ortalarında doğmuş olmalıdır, fakat kesin bir hüküm kurulamaz. Anne ve babası hakkında bilgi yoktur. Ailesinden adı bilinen tek kişi oğlu Mehmed’dir: 1555’te Bicâye’nin fethinden sonra babası tarafından takviye kuvvet istemek üzere İstanbul’a gönderilen Mehmed Bey, 1567–1568 yıllarında Sâlih Paşazâde Mehmed Paşa adıyla kısa bir süre Cezâyir-i Garb beylerbeyliği yapmıştır.
Barbaros’un yanında yetişmesi ve Preveze
Sâlih Reis’in erken dönemi, Barbaros kardeşlerin Kuzey Afrika kıyılarında kurduğu deniz gücü içinde geçti; hangi tarihte ve hangi görevle bu çevreye katıldığı kesin olarak bilinmiyor. Kariyerinin belgelenebilen ilk büyük dönüm noktası 1538 Preveze Deniz Muharebesi’dir. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki Preveze maddesine göre Barbaros, İstanbul’da hazırlanan doksan gemilik yardımcı filo ile Mısır’dan Sâlih Reis’in getirdiği yirmi gemilik filonun katılmasıyla donanmayı tamamladı ve muharebe düzeninde kendisi merkezde kalırken sağ kanadı Sâlih Reis’e, sol kanadı Seydi Ali Reis’e verdi; Turgut Reis ise gönüllü reislerin filosuyla bu hattın gerisinde yer aldı. Aynı ansiklopedinin Barbaros maddesi ise Sâlih Reis’e sol kanadın verildiğini yazar; iki madde arasındaki bu fark, muharebe düzeninin farklı kaynaklara göre farklı aktarıldığını gösterir. Her iki anlatıda ortak olan nokta, Sâlih Reis’in Preveze’de bir kanadın komutasını üstlenecek kadar güvenilen bir kumandan olduğudur.
Preveze sonrasında Osmanlı deniz hizmetinde kaldı. Abdullah Erdem Taş’ın arşiv kayıtlarına dayanan incelemesine göre 1545’ten itibaren Rodos sancakbeyliği yaptı. Rodos sancağı, Cezâyir-i Bahr-i Sefid eyaletine bağlı olup kaptan-ı deryanın emrindeki deniz sancaklarından biriydi; bu görev onu Barbaros’un 1546’daki ölümünden sonra da donanma teşkilâtının içinde tuttu. Popüler kaynaklarda 1543 Nice kuşatması ve 1551 Trablusgarp fethine katıldığı da yazılır; bu seferlere katılımı mümkün olmakla birlikte burada kullanılan akademik kaynaklar bu ayrıntıyı doğrulamadığından kesin bilgi olarak sunulmamaktadır.
Cezâyir-i Garb beylerbeyliğine tayini
Kuzey Afrika’daki Cezayir’in Osmanlı eyalet düzenine tam olarak bağlanması, Barbaros’un oğlu Hasan Paşa’nın 1544–1545’te beylerbeyi olarak gönderilmesiyle başlamıştı. Hasan Paşa Eylül 1551’de İstanbul’a çağrıldı ve yerine Rodos sancakbeyi Sâlih Reis tayin edildi. Bu azilde, Osmanlı–Fransa yakınlaşmasına soğuk bakan Hasan Paşa’ya karşı Fransız elçisinin etkisi olduğu Aziz Samih İlter tarafından ileri sürülmüştür; kesin bir belgeye dayanmadığından bu bir yorum olarak kalır. Topkapı Sarayı’ndaki 888 numaralı mühimme defterinde 24 Ocak 1552 tarihli bir hüküm, Sâlih Paşa’nın Cezayir’e götürülmesini emreder: Seydi Ali Reis refakatinde on gemiyle yola çıkacak, bu gemilerden beşi kendisine bırakılacaktı. Aynı arşiv incelemesi, Cezâyir-i Garb beylerbeylerine göreve giderken birkaç gemi verilmesi usulünün Sâlih Paşa ile başladığını belirtir. Sâlih Paşa 1552 Nisanının sonlarında Cezayir’e ulaştı; o tarihe kadar şehrin muhafazası Kâid Safa’nın üzerindeydi.
Beylerbeyliği, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Devleti ile Habsburg İspanyası arasındaki mücadelenin Batı Akdeniz’de en yoğun olduğu yıllara denk düşer. Cezayir bu mücadelede bir uç eyaletiydi: İstanbul’dan haftalarca uzakta, yeniçeri garnizonu ile levent reislerinin dengesine dayanan, gelirini büyük ölçüde deniz akınlarından ve iç bölgelerdeki kabile vergilerinden sağlayan bir yönetim. Araştırma literatüründe Sâlih Paşa’nın beylerbeyliğinin ilk yıllarında Sahra yönüne, Tuggurt ve Vargla’ya sefer düzenleyerek buraları Osmanlı nüfuzuna bağladığı kaydedilir; bu seferlerin ayrıntıları ve tarihleri kaynaklarda tam bir kesinlik taşımadığından burada yalnız genel çerçevesiyle anılmaktadır.
Fas seferi ve Ebû Hassûn
Sâlih Paşa’nın en dikkat çekici girişimi Fas’a yönelik seferdir. 16. yüzyılın ortasında Mağrib’de Vattâsî hânedanı, güneyden yükselen Sa‘dîler karşısında çökmekteydi; Sa‘dî sultanı Muhammed eş-Şeyh Fas şehrine hâkim olmuş, Vattâsî emîri Ebû Hassûn ise Cezayir’e sığınmıştı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki Cezayir maddesine göre Sâlih Reis, İspanyollara yardım eden Fas hâkiminin topraklarına 1553’te girdi. Vattâsîler maddesi, Ebû Hassûn’un Osmanlı Devleti’nin Cezayir beylerbeyi Sâlih Reis’e giderek destek istediğini ve teklifi kabul eden Sâlih Reis’in onun emrine askerî kuvvet tahsis ettiğini yazar. Cezayir kuvvetleri 1553 sonlarına doğru Fas yolu üzerindeki Tâze şehrini ele geçirdi; 8 Ocak 1554’te de Ebû Hassûn ile birlikte, halkın tezahüratı arasında Fas şehrine girdi. Ebû Hassûn hutbeyi Osmanlı padişahı adına okuttu ve ülkeyi yaklaşık dört ay Osmanlı himayesinde yönetti.
Bu başarı kalıcı olmadı. Osmanlı kuvvetleri Cezayir’e çekildikten sonra Muhammed eş-Şeyh karşı saldırıya geçti; Ebû Hassûn savaş meydanında öldürüldü ve Fas yeniden Sa‘dîlerin eline geçti. Ansiklopedi maddeleri bu ölüm için 22 Eylül ve 23 Eylül 1554 tarihlerini verir; bir günlük fark takvim dönüşümünden kaynaklanmaktadır. Vattâsî hânedanı böylece sona erdi. Fas seferi, Osmanlı Kuzey Afrika siyasetinin sınırlarını da gösterir: Cezayir’den yürütülen bir harekât bir hükümdarı tahta oturtabiliyordu, fakat İstanbul’dan uzakta ve sürekli takviye almadan bu kazanımı elde tutmak mümkün olmuyordu. Muhammed eş-Şeyh’in bu tarihten sonra İspanya ile Osmanlı’ya karşı yakınlaşması, Mağrib’deki dengenin ne kadar oynak olduğunu ortaya koyar.
Bicâye’nin fethi
Bicâye, bugünkü Bejaia, Cezayir’in doğusunda İspanyolların 1510’dan beri elinde tuttuğu müstahkem bir liman kalesiydi ve Oruç Reis’in birkaç teşebbüsüne rağmen alınamamıştı. Sâlih Paşa 1555’te kaleyi kuşatarak ele geçirdi; Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin Bicâye maddesi, Sâlih Reis kumandasındaki Türklerin şehri 1555’te İspanyol işgalinden kurtardığını ve şehre asker yerleştirerek 278 yıl ellerinde tuttuklarını yazar. Kuşatmanın Eylül 1555’te gerçekleştiği ve kalenin aynı ayın sonunda teslim olduğu genel kabul görür; kuşatmaya katılan asker, top ve gemi sayıları için kaynaklarda verilen rakamlar birbirinden farklı olduğundan burada tek bir sayı verilmemektedir. Bicâye’nin düşmesiyle Cezayir kıyısındaki İspanyol varlığı batıdaki Vehrân ve Mersalkebir’e sıkıştı; Sâlih Paşa’nın sonraki hedefi bu iki kale ile Melilla ve Septe’yi de alarak İspanyolları Afrika kıyısından tamamen çıkarmaktı.
Vehrân hazırlığı ve ölümü
Bicâye’den sonra Sâlih Paşa, oğlu Mehmed Bey’i takviye kuvvet istemek üzere İstanbul’a gönderdi. Merkez bu isteği karşıladı; Piyâle Paşa komutasındaki bir filo 1556 baharında Cezayir’e gönderildi. Tam bu sırada Cezayir’de veba salgını başladı ve Sâlih Paşa hastalığa yakalanarak 963 Şabanında, yani Haziran 1556’da öldü. Ölümü Osmanlı arşivinde açık biçimde belgelenmiştir: Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki 2 numaralı mühimme defterinde 5 Temmuz 1556 tarihli hüküm, Cezâyir-i Mağrib beylerbeyi Sâlih Paşa’nın vefat ettiğini belirterek görevin Şam beylerbeyliğinden azledilmiş Beğoğlu Mehmed Paşa’ya verildiğini kaydeder; 20 Eylül 1556 tarihli bir başka hüküm de Sâlih Paşa’nın vefatı üzerine Cezayir’e gönderilmiş olan filonun geri getirilmesinden söz eder. Bu belgeler, Sâlih Paşa’nın ölümünü 1556 yazına kesin biçimde yerleştirir.
Vehrân seferinin akıbeti kaynaklarda farklı anlatılır. Piyâle Paşa maddesi, Piyâle’nin Cezayir beylerbeyi Sâlih Paşa’nın yardımıyla Vehrân Kalesi’ni İspanyollardan geri aldığını yazar; buna karşılık Aziz Samih İlter’e ve arşiv kayıtlarına dayanan Taş, Sâlih Paşa’nın harekete geçmek üzereyken öldüğünü, yerine geçen Kâid Hasan Korso’nun seferi tamamlamak istediğini, fakat takviye kuvvetlerin Akdeniz muhafazası için geri çağrıldığını aktarır. Vehrân’ın 18. yüzyıl sonuna kadar İspanyol elinde kaldığı dikkate alındığında, 1556’da kalenin ele geçirilmediği, en fazla kuşatma altına alındığı anlaşılmaktadır; bu sayfa ikinci anlatıyı esas alır ve ansiklopedideki ifadeyi bir uyuşmazlık olarak kaydeder. Sâlih Paşa’nın Cezayir’de defnedildiği kabul edilir; mezarının yeri hakkında doğrulanabilir bir kayıt bulunmadığından burada bir hüküm verilmemektedir.
Ölümünden sonra Cezayir
Sâlih Paşa’nın ölümü Cezayir’de bir idare bunalımı açtı. Barbaros çevresinden gelmeyen Beğoğlu Mehmed Paşa’nın tayini, beylerbeyliğin kendisine verilmesini bekleyen Hasan Korso ile yeniçerilerin direnişiyle karşılaştı; Mehmed Paşa şehre girip Hasan Korso’yu öldürttü, kısa süre sonra kendisi de Korso’nun yandaşlarınca öldürüldü. Düzen ancak Haziran 1557’de Barbaroszâde Hasan Paşa’nın ikinci defa beylerbeyi tayin edilmesiyle kuruldu. Bu olaylar, Taş’ın vurguladığı bir örüntüyü gösterir: Cezâyir-i Garb eyaletinin ilk beylerbeyleri genellikle Barbaros kardeşlerle bağlantılı denizcilerden seçilmiş, bu halkanın dışından bir tayin isyanla sonuçlanabilmiştir. Sâlih Paşa tam da bu halkanın içinden gelen bir yöneticiydi ve Cezayir’deki otoritesi büyük ölçüde bu bağa dayanıyordu.
Sâlih Paşa’nın beylerbeyliği, sonraki kuşağın kariyerine de dokunur. Mart 1556 tarihli bir mühimme hükmüne göre Sâlih Paşa, Beledü’l-Unnâb kâidi olan Uluç Ali hakkındaki şikâyetleri soruşturmak için Memi Reis’i görevlendirmişti; Uluç Ali bunun üzerine İstanbul’a gidip durumunu merkeze arz etti, hassa reisleri arasına alındı ve Sâlih Paşa’nın ölümüyle geri çağrılan filoyu İstanbul’a getirmekle görevlendirildi. Sonradan Kılıç Ali Paşa adıyla kaptan-ı deryalığa yükselecek bu denizcinin İstanbul’daki ilk resmî görevi, dolaylı olarak Sâlih Paşa’nın ölümünün sonucudur.
Etkisi ve mirası
Sâlih Reis’in tarihî önemi üç noktada toplanır. Birincisi, Preveze’de bir kanadın komutasını üstlenmesiyle Barbaros’un yetiştirdiği kumandanlar kuşağının en üst halkalarından biri olmasıdır. İkincisi, Cezâyir-i Garb beylerbeyi olarak Osmanlı hâkimiyetini hem Sahra yönünde hem de Fas’a doğru genişletmesi ve Bicâye’yi alarak Cezayir kıyısındaki İspanyol varlığını batı ucuna sıkıştırmasıdır; Bicâye 1833’e kadar Osmanlı elinde kalmıştır. Üçüncüsü, eyaletin işleyişine bıraktığı kurumsal izdir: beylerbeyine göreve giderken gemi tahsis edilmesi usulünün onunla başlaması, Cezayir’in merkezle bağının deniz gücü üzerinden kurulduğunu gösterir. Fas’taki başarının kalıcı olmaması ise Osmanlı Kuzey Afrika siyasetinin yapısal sınırını, yani uzaklık, takviye ve yerel dengelere bağımlılığı, tek bir hayat üzerinden okunur kılar.
Tartışmalı anlatılar ve kaynakların sınırı
Sâlih Reis hakkında Osmanlıca çağdaş bir biyografi yoktur; bilgilerin çoğu mühimme kayıtları, İspanyol rahip Diego de Haedo’nun 17. yüzyıl başında yayımlanan Cezayir tarihi ve bunlara dayanan modern araştırmalardan gelir. Bu durum bazı yaygın bilgilerin denetlenmesini gerektirir. En önemlisi ölüm tarihidir: bazı çevrimiçi kaynaklar ve popüler yayınlar Sâlih Reis’in 1568’de Cezayir’de öldüğünü yazar; oysa 5 Temmuz ve 20 Eylül 1556 tarihli mühimme hükümleri ölümünü açıkça 1556 yazına yerleştirir. 1568 tarihi büyük ihtimalle oğlu Mehmed Paşa’nın beylerbeyliğinin sona erdiği yıl ile karışmadan kaynaklanır. Bu sayfa 1556’yı esas alır. Doğum yeri, doğum yılı ve Salihli ilçesine adını verdiği iddiası kaynaksızdır ve burada bilgi olarak kullanılmamıştır. Preveze’de hangi kanada komuta ettiği konusunda ansiklopedi maddeleri farklıdır; Vehrân’ın 1556’da alınıp alınmadığı konusunda da yukarıda belirtilen uyuşmazlık vardır. Dizi ve romanlardaki tasvirler kaynak değeri taşımaz.
Kaynakça
- Abdullah Erdem Taş, “Cezâyir-i Garb Vilâyeti’nin Kuruluşu Meselesi ve İlk Cezâyir Beylerbeyileri”, İslam Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, c. 5, sy. 2, Aralık 2020, s. 250–284 (özellikle s. 261–266; BOA A.DVNS.MHM.d. 2/414, 2/516, 2/1069, 2/1103, 2/1431–1432 ve Topkapı Sarayı 888 Numaralı Mühimme Defteri, hüküm 141 kayıtlarının neşriyle). dergipark.org.tr/tr/pub/imad/article/819032
- İdris Bostan, “Preveze Deniz Muharebesi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 343–345. islamansiklopedisi.org.tr/preveze-deniz-muharebesi
- İsmail Ceran, “Mevlây Muhammed eş-Şeyh” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 459–460. islamansiklopedisi.org.tr/mevlay-muhammed-es-seyh
- Qiyas Şükürov, “Vattâsîler” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, İstanbul 2012, s. 571–572. islamansiklopedisi.org.tr/vattasiler
- İbrahim Harekât, “Fas” maddesi (tarih bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, İstanbul 1995, s. 188–190; aynı yazar, “Bicâye” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992, s. 128–129. islamansiklopedisi.org.tr/bicaye
- Kemal Kahraman, “Cezayir” maddesi (Osmanlı dönemi bölümü), TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 486–489. islamansiklopedisi.org.tr/cezayir
- Şerafettin Turan, “Barbaros Hayreddin Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 65–67 (Preveze’de kanat komutası için); “Piyâle Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi (1556 Vehrân seferi için). islamansiklopedisi.org.tr/piyale-pasa
- Aziz Samih İlter, Şimâlî Afrika’da Türkler, c. I, İstanbul 1936 (Sâlih Paşa dönemi ve ölümünden sonraki karışıklıklar; Taş 2020 üzerinden).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Kanuni dönemi Kuzey Afrika ve deniz seferleri bölümleri).
- Diego de Haedo, Topographía e historia general de Argel, Valladolid 1612 (çağdaşa yakın İspanyol anlatısı; Sâlih Paşa dönemi için “Epítome de los reyes de Argel” bölümü; menâkıb ve düşman bakışı eğilimi dikkate alınarak).