Preveze Deniz Muharebesi neden önemliydi?
Preveze Deniz Muharebesi, Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile Ceneviz amirali Andrea Doria’nın komuta ettiği Kutsal Lig donanmasını 1538 Eylülü’nün son günlerinde, bugünkü Yunanistan’ın kuzeybatısındaki Preveze açıklarında karşı karşıya getirdi. Harekât 25 Eylül’de müttefik filonun körfez ağzına gelmesiyle başladı ve 28 Eylül’de Osmanlı filosunun açık denizde müttefik hattı üzerine yürüdüğü belirleyici günle sonuçlandı. Papalık, Venedik, İspanya, Ceneviz ve Malta şövalyelerinin gemilerinden oluşan müttefik donanma sayıca üstündü; buna rağmen kesin bir sonuç alamadan gece karanlığında Korfu’ya çekildi.
Bu muharebe, Osmanlı tarihyazımında Akdeniz’de Osmanlı deniz üstünlüğünün başlangıcı sayılır. Bu değerlendirme haklı bir çekirdeğe sahiptir; fakat olayı “Haçlı donanmasının imha edildiği gün” diye anlatmak kaynakların desteklemediği bir abartıdır. Müttefik filonun büyük bölümü sağlam biçimde Korfu’ya vardı. Preveze’nin asıl etkisi savaş alanında batırılan gemi sayısında değil, sonrasında yaşananlardadır: Kutsal Lig çözüldü, Venedik 1540’ta ayrı bir barışla savaştan çekildi ve Habsburg deniz gücü uzun süre Osmanlı donanmasını açık bir meydan muharebesine zorlayamadı.
Preveze aynı zamanda iki farklı deniz savaşı anlayışının karşılaşmasıydı. Osmanlı filosu neredeyse tamamen kürekli kadırgalardan oluşuyordu; müttefik filo ise kadırgaların yanı sıra çok sayıda yüksek bordalı yelkenli gemi taşıyordu. Rüzgârın düştüğü bir günde yelkenli gemiler hareket kabiliyetini yitirdi, kadırgalar ise inisiyatifi ele geçirdi. Bu teknik ayrım, komuta birliğinin bulunmadığı bir koalisyonun kararsızlığıyla birleşince müttefik üstünlüğü kâğıt üzerinde kaldı.
Bu sayfa muharebeyi tek bir güne veya tek bir komutanın dehasına indirgemeden ele alır: Akdeniz’deki güç dengesi, Koron ve Tunus çevresindeki hazırlık yılları, Kutsal Lig’in kuruluşu, gemi tiplerinin mantığı, Preveze coğrafyası, 25–28 Eylül günlerinin seyri, kayıplar hakkındaki ihtilaf, 1539 Kastelnovo ve 1540 Venedik barışı, otuz yıllık üstünlük dönemi ve sonunda tarihyazımının “imha mı, geri çekilme mi” tartışması ayrı başlıklar altında incelenir.
Kısa cevaplarla Preveze
- Tarih: 25–28 Eylül 1538; belirleyici çatışma 28 Eylül. Hicrî takvimde 945 yılı Cemâziyelevvel ayının ilk günlerine denk gelir.
- Yer: Epir kıyısında Preveze açıkları; Amvrakia (Arta) Körfezi’nin dar ağzı ile güneyde Ayamavra (Lefkada) adası arasındaki sular. Aynı sular Milattan önce 31’deki Aktion Deniz Savaşı’nın da sahnesidir.
- Taraflar: Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması; Andrea Doria komutasındaki Kutsal Lig donanması (Papalık, Venedik, İspanya-Ceneviz, Malta şövalyeleri).
- Osmanlı komutanları: Barbaros Hayreddin Paşa merkezde; kanatlarda ve ihtiyatta Sâlih Reis, Seydi Ali Reis ve Turgut Reis; kaynaklar kanat dağılımını farklı verir.
- Müttefik komutanları: Andrea Doria (genel komuta, Ceneviz-İspanya kadırgaları), Vincenzo Cappello (Venedik), Marco Grimani (Papalık), Malta filosu ve Venedik’in büyük kalyonu.
- Sonuç: Müttefik filonun sonuç alamadan Korfu’ya çekilmesi; Osmanlı zaferi. Kaybedilen gemi ve esir sayıları kaynaklarda çok farklıdır.
- Uzun vadeli etkisi: Kutsal Lig dağıldı; Venedik 2 Ekim 1540’ta ayrı barış yaptı; Osmanlı deniz üstünlüğü 1571 İnebahtı’ya kadar sürdü.
- Sık yapılan hata: Müttefik donanmasının Preveze’de yok edildiğini sanmak; ele geçirilen gemi sayısını tek bir rakamla kesinmiş gibi vermek.
Akdeniz’de güç dengesi: Habsburg, Venedik ve Osmanlı
1530’lu yılların Akdeniz’i üç büyük gücün etkileşim alanıydı. İspanya, Napoli, Sicilya ve Sardinya’yı yöneten, Alman imparatorluk tacını da taşıyan V. Karl; Batı Akdeniz’de Cenevizli Andrea Doria’nın kadırga filosuna dayanıyordu. Venedik Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz ticaretinin ve Ege ile İyon denizlerindeki ada ve kale zincirinin sahibi olarak Osmanlı ile savaştan çok barışa muhtaçtı. Osmanlı Devleti ise İstanbul’un Fethi’nden sonra Karadeniz’i kapatmış, Ege’de Venedik’i geriletmiş, 1517’de Suriye ve Mısır’ı alarak Doğu Akdeniz’in bütün kıyı şeridine hâkim olmuştu.
Bu tablo, Osmanlı Devleti’nin denizde kendiliğinden üstün olduğu anlamına gelmiyordu. Rodos 1522’de alınmıştı; fakat Batı Akdeniz’de Osmanlı merkez donanması nadiren görünüyordu. O kıyılardaki Osmanlı varlığı, Cezayir’de yerleşen Barbaros kardeşlerin, yani Oruç Reis ile Hızır Reis’in kurduğu deniz ağına dayanıyordu. Hızır Reis’in 1519’da Cezayir’i Yavuz Sultan Selim’e bağlaması, bu ağı imparatorluğun batıdaki ileri karakolu hâline getirmişti. Merkez donanma ile Kuzey Afrika’daki bu hareketli deniz gücünün tek bir komuta altında birleşmesi ise 1534’e kadar gerçekleşmedi.
Habsburg İspanyası için Akdeniz, Fransa ile sürdürülen büyük Avrupa mücadelesinin yalnız bir cephesiydi. V. Karl’ın kaynakları Almanya, İtalya, Hollanda ve Atlantik arasında bölünüyordu. Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman da benzer biçimde Macaristan, İran ve Akdeniz cephelerini aynı anda yönetiyordu. Bu nedenle deniz savaşları, iki hükümdarın kara cephelerindeki takvimlerine bağlı olarak dalgalanan bir tempo izledi; Preveze bu dalgalanmanın en yoğun anlarından biridir.
Venedik’in konumu ikisinden de farklıydı. Cumhuriyet, 1503 ve 1521 barışlarıyla Osmanlı ile ticaretini güvence altına almış, Kıbrıs ve Girit gibi büyük adaların yanı sıra Mora kıyılarında Anabolu (Nauplia) ve Menekşe (Monemvasia) gibi kaleleri elinde tutuyordu. Venedik’in bir Haçlı ittifakına girmesi, ancak Osmanlı baskısının ticarî zararı savaşın maliyetinden ağır hâle getirmesiyle mümkün olabilirdi. 1537 Korfu kuşatması tam da bu eşiği aştırdı.
1532 Koron ve Barbaros’un kaptan-ı deryalığa getirilmesi
Preveze’ye giden yolun ilk kilometre taşı, 1532 sonbaharında Andrea Doria’nın Mora’nın güneybatısındaki Koron kalesini ele geçirmesidir. Kanuni o sırada Alman seferindeydi; Doria’nın Habsburg hizmetindeki filosu Osmanlı donanmasının bulunmadığı sularda kaleyi aldı ve İspanyol bir garnizon yerleştirdi. Osmanlı kuvvetleri 1533’te kaleyi kuşattıysa da deniz yolundan takviye alan garnizon bir süre daha dayandı; İspanyollar Koron’u ancak 1534’te boşalttı.
Koron’un kaybı, Osmanlı merkezine denizde yetişmiş bir komutana ve düzenli bir filoya duyulan ihtiyacı gösterdi. Şerafettin Turan’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesine göre Hızır Reis 1533 sonunda İstanbul’a çağrıldı ve 6 Nisan 1534’te kaptan-ı derya tayin edildi; bazı kaynaklar bu atamayı 1533 yılına yerleştirir. Atama yalnız bir kişinin terfisi değildi. Cezayir merkezli hareketli deniz gücü ile Galata tersanesine dayanan merkez donanma aynı elde toplanmış; Osmanlı deniz siyaseti Ege’den Batı Akdeniz’e uzanan tek bir harekât alanı olarak düşünülmeye başlanmıştı.
Kaptan-ı deryalık makamı bu dönemde kurumsal bir dönüşüm de geçirdi. İdris Bostan’ın Osmanlı bahriye teşkilâtı üzerine çalışmaları, kaptan paşanın Gelibolu sancakbeyliğinden Cezâyir-i Bahr-i Sefîd beylerbeyliğine yükselen bir eyalet yöneticisine dönüştüğünü gösterir; Ege adaları ve kıyı sancakları bu eyaletin gelirleriyle donanmanın kürekçi, asker ve malzeme kaynağı hâline geldi. Preveze’de savaşan filo, bu yeni teşkilâtın ilk büyük ürünüydü.
1534 Tunus’un alınması ve 1535’te kaybı
Hayreddin Paşa, 1534 yazında yeni inşa edilmiş gemilerle İstanbul’dan ayrıldı; TDV maddesi filonun seksen gemiden oluştuğunu kaydeder. İtalya kıyılarını vurduktan sonra Tunus’a yöneldi ve Hafsî hükümdarı Mevlây Hasan’ı şehirden çıkararak Tunus’u ele geçirdi. Tunus, Sicilya’nın karşısındaki konumuyla Batı ve Doğu Akdeniz arasındaki geçidi denetleyen bir üs olabilirdi. Tam da bu yüzden V. Karl 1535 yazında bizzat büyük bir sefer düzenledi: Halkulvâd kalesi 14 Temmuz 1535’te, Tunus şehri 21 Temmuz’da Habsburg kuvvetlerinin eline geçti; Mevlây Hasan İspanyol himayesinde yeniden tahta oturtuldu.
Tunus’un kaybı ağır bir darbeydi; fakat Hayreddin Paşa filosunun çekirdeğini Bona (Annaba) limanında koruyarak Cezayir’e çekildi ve aynı sonbaharda Balear adalarına baskın düzenledi. Bu, Osmanlı deniz gücünün bir kale kaybıyla ortadan kalkmadığını gösterdi. Kaptan-ı derya 1535–1536 kışını İstanbul’da geçirdi; tersanede yeni bir filo hazırlanırken Osmanlı merkezi ile Fransa arasındaki yakınlaşma da somut bir diplomasi hattına dönüştü. Habsburg karşıtı bu hat, 1543’te Osmanlı donanmasının Fransız limanı Toulon’da kışlamasına kadar uzanacaktı.
1535 Tunus seferi, Preveze’nin stratejik anlamını anlamak için önemlidir. V. Karl, deniz aşırı büyük bir çıkarma harekâtıyla bir Osmanlı üssünü geri alabileceğini göstermişti. Osmanlı tarafı bundan sonra Habsburg donanmasını kendi seçtiği koşullarda bir meydan muharebesine zorlamak istiyordu; Habsburg tarafı ise donanmasını riske atmadan kıyı kalelerini ve çıkarma kabiliyetini korumayı tercih edecekti. Preveze’de Doria’nın ihtiyatlı davranışı, bu iki farklı stratejik önceliğin çatışması olarak da okunabilir.
1537 Korfu kuşatması ve Venedik ile savaşın başlaması
1537’de Kanuni, Adriyatik kıyısındaki Avlonya’ya gelerek İtalya’ya karşı bir harekâtı bizzat yönetti. Osmanlı kuvvetleri Temmuz 1537’de Otranto çevresine çıkarma yaptı; fakat Fransa ile planlanan ortak harekât gerçekleşmeyince kuvvetler kısa sürede geri çekildi. Bunun ardından hedef, Venedik’in Adriyatik girişindeki en önemli üssü Korfu adası oldu. Osmanlı ordusu ve donanması 1537 Eylülü’nde adayı kuşattı; kuşatma iki haftadan kısa sürdü ve kalenin gücü, mevsimin ilerlemesi ve iaşe güçlükleri yüzünden kaldırıldı.
Korfu kuşatması askerî bakımdan başarısızdı; fakat siyasî sonuçları büyük oldu. Venedik ile Osmanlı arasındaki barış fiilen sona erdi ve Cumhuriyet, otuz yılı aşkın süredir kaçındığı Habsburg ittifakına yöneldi. Hayreddin Paşa, kuşatmanın ardından Ege’de Venedik adalarına karşı harekâta girişti; 1537 sonbaharı ile 1538 baharında çok sayıda ada ve kale Venedik denetiminden çıkarıldı. TDV maddesi 1538 baharındaki harekât için yirmi sekiz ada ve iki kale sayısını verir; adaların bir kısmı vergiye bağlandı, bir kısmı doğrudan ele geçirildi.
Ege harekâtının amacı yalnız ganimet değildi. Venedik’in ada zinciri, Cumhuriyet’in Doğu Akdeniz ticaret yollarını denetlemesini sağlıyor; aynı zamanda müttefik bir donanmaya su, erzak ve barınak sunabilecek üsler oluşturuyordu. Osmanlı donanması bu üsleri işlevsiz hâle getirerek Ege’yi kendi iç denizi yapmaya çalışıyordu. Bu bakımdan Preveze, tek bir muharebe değil, 1537’de Korfu’da başlayan ve 1540’ta Venedik barışıyla biten üç yıllık bir savaşın dönüm noktasıdır.
Kutsal Lig’in kuruluşu ve müttefik donanmanın toplanması
Papa III. Paulus’un girişimiyle 8 Şubat 1538’de Roma’da Kutsal Lig kuruldu. İttifakın çekirdeğini Papalık, Venedik ve V. Karl’ın İspanya ile İtalya’daki devletleri oluşturuyordu; Malta’daki Saint Jean şövalyeleri de filoya katıldı. Antlaşma, büyük bir donanma ve kara ordusuyla Osmanlı Devleti’ne karşı ortak bir sefer öngörüyor, ele geçirilecek toprakların paylaşımını da önceden düzenliyordu. Bu paylaşım maddeleri, ittifakın daha başlangıçta birbirine güvenmeyen taraflardan kurulduğunu gösterir.
Müttefik filo 1538 Eylülü’nde Korfu’da toplandı. Venedik filosu Vincenzo Cappello, Papalık filosu Marco Grimani komutasındaydı; Andrea Doria, V. Karl’ın hizmetindeki Ceneviz ve İspanyol kadırgalarıyla birlikte genel komutayı üstlendi. Doria’nın Korfu’ya diğerlerinden sonra gelmesi, sefer mevsiminin sonuna yaklaşılırken değerli haftaların kaybedilmesine yol açtı; Venedik kaynakları bu gecikmeyi sonradan Doria’ya yöneltilen suçlamaların ilk halkası yaptı.

Koalisyonun yapısal sorunu komuta birliğinin bulunmamasıydı. Doria genel komutan sayılıyordu; fakat Venedik ve Papalık kadırgaları kendi komutanlarının emrindeydi ve her komutan kendi hükümetine karşı sorumluydu. Malta filosunun Bosio’ya dayanan anlatısı, Doria’nın Venedik ve Papalık gemilerine İspanyol askeri yerleştirme teklifinin Cappello tarafından reddedildiğini aktarır. Böyle bir koalisyonda hangi kadırganın ne zaman saldıracağı, hangi gemilerin geride kalacağı ve çekilme kararının kim tarafından verileceği belirsizdi. Preveze’de yaşanacak kararsızlığın kökü bu yapıdadır.
Müttefik filonun ikinci yapısal sorunu bileşimiydi. Filo yalnız kadırgalardan değil, İspanya, Ceneviz ve Venedik’ten gelen çok sayıda yüksek bordalı yelkenli gemiden de oluşuyordu. Bu gemiler ağır top taşıyabiliyor ve asker nakledebiliyordu; fakat hareketleri rüzgâra bağlıydı. Kadırgalar ile yelkenli gemilerin aynı hızda ve aynı düzende hareket etmesi imkânsıza yakındı. Andrea Doria’nın bu iki gemi tipini nasıl birlikte kullanacağı sorusu, 28 Eylül günü rüzgârın düşmesiyle cevapsız kaldı.
Kürekli kadırga ile yelkenli gemi: iki farklı savaş aracı
On altıncı yüzyıl Akdeniz deniz savaşının temel aracı kadırgaydı. Uzun, alçak ve dar gövdeli kadırga, yüzlerce kürekçinin gücüyle rüzgârdan bağımsız hareket edebiliyor, latin yelkenle mesafe kat ediyor ve pruvasındaki birkaç ağır topu doğrudan hedefe çevirerek ateş ediyordu. Kadırganın gücü sürati, çevikliği ve kıyıya yakın sularda çalışabilmesiydi; zaafı ise kürekçilerin dayanıklılığı ve gemide taşınabilen sınırlı su ve peksimet miktarıydı. John F. Guilmartin’in Gunpowder and Galleys adlı çalışması bu lojistik sınırın Akdeniz deniz savaşını nasıl kıyılara, limanlara ve su kaynaklarına bağladığını ayrıntılı biçimde ortaya koyar.
Yüksek bordalı yelkenli gemiler, karakalar ve erken kalyonlar farklı bir mantığa dayanıyordu. Bordalarına çok sayıda top yerleştirilebilen, güvertelerinde kalabalık asker taşıyabilen bu gemiler, kadırgaların yaklaşmasını ateş gücüyle engelleyebilirdi. Fakat rüzgârsız havada tamamen hareketsiz kalıyor, kürekli gemilerin istediği açıdan yaklaşmasına karşı savunmasız hâle geliyorlardı. Preveze’de bu iki gemi tipinin karşılaşması, Guilmartin’in ifadesiyle kadırganın taktik üstünlüğünü henüz koruduğunu gösteren örneklerden biridir.

Osmanlı filosunun neredeyse tamamen kadırga, kalyata ve fustadan oluşması bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihti. Kürekli gemiler Ege’nin ada ve boğazlarında, Kuzey Afrika kıyılarında ve nehir ağızlarında etkili olduğu gibi, kıyıya asker çıkarmaya ve çekmeye de elverişliydi. Osmanlı deniz gücünün kara ordusunun bir uzantısı olarak tasarlanmış olması, kadırga tercihini pekiştiriyordu. Buna karşılık müttefik filodaki yelkenli gemiler, Habsburg İspanyası’nın Atlantik tecrübesini ve asker nakli ihtiyacını yansıtıyordu.
İki filo arasındaki bu fark, muharebenin rüzgâra bağımlı olduğu anlamına geliyordu. Rüzgâr esiyorsa müttefik yelkenli gemiler kadırgalar için tehlikeli bir ateş duvarı oluşturur; rüzgâr düşerse aynı gemiler kadırgaların çevresinde dolaşabileceği hareketsiz hedeflere dönüşürdü. Preveze’de 28 Eylül günü yaşanan rüzgâr durgunluğu, bu nedenle savaşın seyrini belirleyen başlıca etkenlerden biridir; fakat rüzgârı tek sebep saymak da yanlıştır, çünkü Osmanlı filosunun bu durgunluktan yararlanabilmesi bir gün önceki konum ve düzen kararlarına bağlıydı.
Kuvvetler: rakamlar neden farklıdır?
Preveze’de savaşan gemi ve asker sayıları kaynaklarda büyük farklılıklar gösterir; bu farklılığın kendisi anlatılmaya değer bir olgudur. İdris Bostan’ın TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesi Osmanlı kaynaklarına dayanarak müttefik donanmasında 140 büyük yelkenli gemi ile 168 kadırga ve yaklaşık 55.000 asker bulunduğunu, Osmanlı donanmasının ise 122 kadırga ve yaklaşık 20.000 askerden oluştuğunu aktarır. Batı kaynakları ise müttefik filoyu daha küçük verir: İspanyol deniz tarihçisi Fernández Duro 133 kadırga ile 72 karaka ve kalyon sayar; sefere katılan Martín García Cereceda 141 kadırga ve 62 yelkenli gemiden söz eder; modern anlatılar 139 kadırga ve 70 yelkenli çevresinde birleşir.
Osmanlı filosu için de benzer bir aralık vardır. Osmanlı kaynaklarındaki 122 gemi rakamı kadırga, kalyata ve fustaları birlikte sayıyor olabilir; Batı kaynakları 85 kadırga ile 30 kalyata ve 25 fusta gibi bir bileşim vererek toplamı yaklaşık 150’ye çıkarır. Asker sayısı Osmanlı tarafında 8.000 ile 20.000 arasında, müttefik tarafta 50.000 ile 60.000 arasında değişir. Bu sayıların bir kısmı kürekçileri, bir kısmı yalnız savaşan askeri kapsar; bu yüzden birbirleriyle doğrudan karşılaştırılamaz.
Müttefik filonun bileşimi hakkında verilen rakamlar da tutarsızdır. Venedik kadırgalarının sayısı 55 ile 80, Papalık kadırgalarının sayısı 27 ile 36, Doria’nın Ceneviz-İspanyol kadırgalarının sayısı 30 ile 52 arasında verilir; Malta şövalyelerinin dört kadırga ile katıldığı konusunda ise kaynaklar uyuşur. Bu belirsizlik, Preveze’de sayısal üstünlüğün kesin olarak müttefik tarafta olduğunu, fakat üstünlüğün oranının bilinmediğini söylemeyi gerektirir. Bu sayfada tek bir rakam kesin gerçek gibi sunulmaz.
Rakamların farklılığının yapısal nedenleri vardır. Osmanlı kaynakları zaferin büyüklüğünü göstermek için düşman sayısını yükseltmeye, Batı kaynakları ise yenilginin ağırlığını hafifletmek için kendi sayılarını düşük ve Osmanlı sayısını yüksek göstermeye eğilimlidir. Ayrıca kadırga, kalyata, fusta, karaka, kalyon ve nakliye gemisi gibi farklı türlerin hangi sayıma dahil edildiği metinden metne değişir. Bu yüzden Preveze için verilecek en dürüst cevap, kuvvetlerin “büyük ve sayıca dengesiz, fakat kesin oranı bilinmeyen” filolardan oluştuğudur.
Preveze Körfezi ve Aktion: coğrafyanın belirleyiciliği
Preveze, Epir kıyısında, Amvrakia Körfezi’nin açık denize bağlandığı dar boğazın kuzey yakasında yer alır. Körfez, geniş ve korunaklı bir iç denizdir; dışarıya açılan ağzı ise dar, sığlıklarla çevrili ve kıyı toplarıyla denetlenebilir bir geçittir. Boğazın güney yakasındaki Aktion burnu, adını Milattan önce 31’de Octavianus ile Antonius arasında yapılan deniz savaşından alır. Osmanlılar Preveze’yi on beşinci yüzyıl sonunda ele geçirmiş ve boğazı denetleyen bir kale kurmuştu; 1538’de bu kale Osmanlı elindeydi.

Bu coğrafya Osmanlı filosuna iki yönlü bir imkân sunuyordu. Körfezin içinde demirleyen filo, kıyı toplarının ve dar ağzın koruması altında müttefik saldırısından güvendeydi; müttefik yelkenli gemilerin sığ ve dar geçitten içeri girmesi de son derece tehlikeliydi. Öte yandan aynı dar ağız, Osmanlı filosunun dışarı çıkarken hattını uzatmak zorunda kalması ve ağız önünde bekleyen düşmanla parça parça karşılaşması riskini taşıyordu. 25–28 Eylül arasında her iki tarafın hesabı da bu ikili gerçeğe göre şekillendi.
Müttefik filo açısından körfez ağzının önü rahat bir bekleme yeri değildi. Batı rüzgârları yelkenli gemileri düşman kıyısına doğru sürükleyebilir, dip yapısı demir tutmayı güçleştirebilirdi. Kadırgaların su ihtiyacı ve kürekçilerin yorgunluğu ise uzun bir ablukayı imkânsız kılıyordu. Doria’nın körfez önünde günlerce beklemek yerine güneye, Ayamavra adası yönüne çekilmesi bu coğrafî ve lojistik baskıyla ilgilidir. Guilmartin’in vurguladığı gibi Akdeniz kadırga filoları ancak kıyıdaki su kaynaklarına ve dost limanlara dayanarak savaşabilirdi.
Preveze’nin Osmanlı sınır kalesi olması bir başka avantaj sağlıyordu: filo, körfez içinde kıyıya asker çıkarabilir, kaleden ikmal alabilir ve gerektiğinde Rumeli’den kara yoluyla takviye bekleyebilirdi. Müttefikler ise en yakın üsleri olan Korfu’dan yaklaşık iki günlük mesafedeydi. Bu asimetri, savaşın uzaması hâlinde zamanın Osmanlı lehine işlediği anlamına geliyordu.
1538 yazı: Osmanlı filosunun Preveze’ye gelişi
Hayreddin Paşa 1538 baharında Ege’de Venedik adalarına karşı yürüttüğü harekâtın ardından, müttefik filonun Korfu’da toplandığı haberini aldı. Kaynaklar, kaptan-ı deryanın önce durumu yoklamak için Korfu yönüne ilerlediğini, ardından müttefik filoyla açık denizde karşılaşmayı beklemek yerine Preveze Körfezi’ne girerek kıyı desteğine yaslanmayı tercih ettiğini aktarır. Bu tercih, sayıca üstün bir düşmana karşı savunmadan saldırıya geçebilecek bir konum arayışının sonucuydu.
Osmanlı filosunun bileşimi hakkında kesin bilgi sınırlıdır. Merkez donanmanın kadırgalarının yanında Cezayir, Rodos ve Ege sancaklarından gelen reisler, kendi gemileriyle harekâta katılan gönüllü leventler ve merkezden gönderilen yeniçeri birlikleri bulunuyordu. Turgut Reis’in gönüllü levent reisi sıfatıyla kendi gemisiyle katıldığı TDV maddesinde açıkça kaydedilir. Bostan’ın maddesine göre İstanbul’da hazırlanan doksan gemilik yardımcı filo ile Sâlih Reis’in Mısır’dan getirdiği yirmi gemilik filonun katılması donanmayı tamamladı. Kaptan-ı deryanın oğlu Hasan’ın harekâta katıldığı kabul edilir; Osmanlı deniz geleneğinde Murad Reis gibi başka reislerin adı da anılır, fakat bu katılımlar Gazavât dışındaki kaynaklarla ancak sınırlı biçimde doğrulanabilir. Kaynaklarda geçen “Sinan Reis” ile 1550–1553 yıllarının kaptan-ı deryası Sinan Paşa aynı kişi değildir; bu sayfa ikisini birbirine karıştırmaz.
Osmanlı ordusunun büyük kısmı o yaz denizde değildi. Kanuni, 1538 Temmuzu’nda Kara Boğdan seferine çıkmış, Eylül’de Boğdan’ın merkezine ulaşmıştı. Aynı aylarda Mısır beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa’nın donanması Süveyş’ten Hint Okyanusu’na açılmış ve Portekizlilerin Hindistan’daki üssü Diu’yu kuşatmıştı. Osmanlı Devleti’nin 1538 sonbaharında üç ayrı denizde ve bir kara cephesinde aynı anda harekât yürütmesi, Preveze’nin imparatorluk ölçeğindeki bağlamını gösterir; Akdeniz filosu bu tabloda merkezin bütün gücünü değil, deniz kuvvetlerine ayrılan payı temsil ediyordu.
25–26 Eylül: müttefik filonun gelişi ve ilk temas
Müttefik donanması Korfu’dan ayrılarak 25 Eylül 1538’de Preveze açıklarına ulaştı. İki taraf birbirini gördü; fakat ne müttefikler dar boğazdan içeri girmeyi göze aldı ne de Osmanlı filosu çıkış yaptı. Bostan’ın TDV maddesine göre Osmanlı tarafı bu ilk günde bir huruç hareketiyle müttefiklerin körfeze girme teşebbüsünü püskürttü. Batı kaynakları ise daha çok bir bekleyişten söz eder: Doria’nın filosu ağız önünde konumlandı, yelkenli gemiler rüzgâr yüzünden kıyıya sürüklenme tehlikesi yaşadı ve sığ sularda güvenli demir yeri bulmakta güçlük çekti.
Müttefik komutanlar bu günlerde Aktion tarafındaki kıyıya asker çıkararak boğazı denetleyen mevzileri ele geçirmeyi ve topları körfeze bakacak biçimde yerleştirmeyi tartıştı. Böyle bir çıkarma Osmanlı filosunu körfez içinde tehdit edebilirdi; fakat Osmanlı kıyı kuvvetleri ve kale topçusu bu girişimi engelledi ya da caydırdı. Kaynaklar bu noktada ayrıntıda uyuşmaz: Osmanlı anlatısı çıkarmanın püskürtüldüğünü, Venedik anlatısı Doria’nın çıkarmayı yeterince desteklemediğini vurgular.
26 Eylül karşılıklı gözetlemeyle geçti. Osmanlı filosu körfez içinde kıyı toplarının koruması altındaydı; müttefikler açık denizde su ve demir yeri sorunuyla boğuşuyordu. Bu bekleyiş, zamanın hangi tarafın lehine işlediğini gösteriyordu. Müttefik filo uzun süre ağız önünde kalamazdı; Osmanlı filosu ise Rumeli kıyısına yaslanarak bekleyebilirdi. Ancak bekleyişin Osmanlı tarafı için de bir maliyeti vardı: körfezde kapalı kalan filo, müttefiklerin Ege’ye veya Adriyatik’e yönelmesini engelleyemezdi.
Divan tartışması: körfezde kalmak mı, çıkmak mı?
Osmanlı kaynakları, kaptan-ı deryanın reislerle yaptığı görüşmede iki görüşün çarpıştığını aktarır. Bir kesim, sayıca üstün düşmana karşı körfezin korunaklı konumunda kalmayı ve müttefiklerin çekilmesini beklemeyi savundu. Hayreddin Paşa ve onunla aynı görüşte olanlar ise düşmanın rüzgârsız havada yelkenli gemilerini kullanamayacağını, dağınık düzendeki filonun parçalar hâlinde vurulabileceğini ve körfezde kapalı kalmanın donanmanın itibarına zarar vereceğini ileri sürdü. Kaynaklarda bu tartışmanın hangi reisin hangi tarafta olduğuna dair ayrıntılar farklıdır.
Gazavât-ı Hayreddin Paşa, kaptan-ı deryanın çıkış kararını bir rüya ve manevî işaretle ilişkilendiren bir anlatı da içerir. Bu anlatı, çağdaş bir metinde yer alması bakımından değerlidir; fakat menâkıb üslubunun bir parçasıdır ve kararın nedenini açıklayan bir belge sayılamaz. Kararın askerî mantığı, müttefik filonun bileşimi, mevsimin sonuna gelinmiş olması ve düşmanın Korfu’ya dönmek zorunda kalacağı öngörüsüyle yeterince açıklanabilir. Rüya rivayeti, olayın Osmanlı hafızasında nasıl anlatıldığını gösterir; olayın kendisini değil.
Çıkış kararında bir başka etken, müttefik filonun hareketiydi. Doria’nın 27 Eylül’de filoyu güneye, Ayamavra yönüne doğru kaydırması, Osmanlı tarafına iki seçenek bıraktı: ya müttefiklerin Lepanto (İnebahtı) ve Mora kıyılarını vurmasına seyirci kalmak ya da açık denize çıkarak takip etmek. Kaptan-ı deryanın ikinci yolu seçmesi, Preveze’yi bir ablukadan bir meydan muharebesine dönüştürdü.
27 Eylül: körfezden çıkış ve Doria’nın güneye kayması
Günlerin sırası konusunda Osmanlı ve Batı kaynakları birbirinden ayrılır. Bostan’ın TDV maddesi, Osmanlı filosunun 27 Eylül’de körfezden çıktığını, altı mil kadar açıldıktan sonra hilal düzeni aldığını ve top ateşi açtığını; rüzgârın dönmesi ve Turgut Reis’in kanat manevralarıyla müttefiklerin Korfu yönüne çekilmeye başladığını, 28 Eylül’de ise Doria’nın filosuyla geri dönerek beş saat süren asıl çatışmanın yaşandığını aktarır. Batı kaynaklarına dayanan anlatılar ise 27 Eylül’ü Doria’nın güneye doğru yaklaşık otuz mil kayarak Sessola çevresine gittiği, Osmanlı filosunun çıkışını ise 28 Eylül sabahına yerleştirir.
Bu iki anlatı birbirini tamamen dışlamaz. Osmanlı filosunun 27 Eylül’de körfez ağzında ve önünde düzen alması, müttefiklerin aynı gün güneye kayması ve asıl temasın 28 Eylül sabahı gerçekleşmesi mümkündür. Bu sayfada her iki kronoloji de kaynağıyla birlikte verilmiş; belirleyici gün olarak 28 Eylül esas alınmıştır. Kesin olan, Osmanlı filosunun dar ağızdan düzenli biçimde çıkmayı başardığı ve müttefiklerin bu çıkışı engelleyecek konumda bulunmadığıdır.
Doria’nın güneye kayması Venedik kaynaklarında bir kaçış, İspanyol kaynaklarında ise Osmanlı filosunu körfezden çıkarmaya yönelik bir tuzak olarak yorumlanır. Doria, Lepanto ve Mora kıyılarını tehdit ederek Hayreddin Paşa’yı açık denize çekmek, sonra yelkenli gemilerin ateş gücüyle kadırgaları ezmek istemiş olabilir. Bu plan, rüzgârın düşmesiyle çöktü; müttefik filonun yelkenli gemileri kadırgalardan ayrı düştü ve düzen bozuldu.
28 Eylül sabahı: Osmanlı hilal düzeni ve rüzgârın düşmesi
28 Eylül sabahı Osmanlı filosu açık denizde geniş bir hilal düzeni kurdu. Bostan’ın aktardığı düzene göre merkezde Hayreddin Paşa, sağ kanatta Sâlih Reis, sol kanatta Seydi Ali Reis bulunuyor; Turgut Reis ihtiyat kuvvetiyle kanatların gerisinde hareket ediyordu. Turan’ın maddesi ise Turgut Reis’i sağ, Sâlih Reis’i sol kanada yerleştirir. Kanat dağılımı konusundaki bu fark, Osmanlı kaynaklarının komuta düzenini ayrıntılı biçimde kaydetmediğini gösterir; kesin olan, filonun tek bir merkezden yönetilen ve kanatlarıyla düşmanı sarmaya elverişli bir düzen aldığıdır.

Müttefik filo o sabah dağınık bir düzendeydi. Kadırgalar ile yelkenli gemiler gece boyunca farklı hızlarda ilerlemiş, rüzgârın önce zayıflaması ardından tamamen düşmesi yelkenli gemileri geride bırakmıştı. Doria filoyu yeniden toplamaya çalıştı; kaynaklar bunun saatler aldığını ve bu sırada komutanlar arasında ne yapılacağı konusunda uzun tartışmalar yaşandığını aktarır. Venedik anlatısına göre Cappello ve Grimani üç saat boyunca Doria’yı saldırıya ikna etmeye çalıştı; İspanyol anlatısına göre ise Doria saldırı emri verdi, fakat Venedik ve Papalık kadırgaları işaretlere uymadı.
Rüzgârın düşmesi savaşın seyrini belirleyen fizik koşuldu. Yelkenli gemiler hareketsiz kaldı; kadırgalar ise kürek gücüyle istedikleri yöne gidebiliyordu. Osmanlı kadırgalarının uzun menzilli pruva toplarıyla müttefik gemilerine yaklaşmadan ateş etmesi, TDV maddesinde muharebenin belirleyici taktik unsurlarından biri olarak vurgulanır. Bu ifade, müttefik toplarının bütünüyle daha kısa menzilli olduğu anlamına gelmez; kadırgaların hareket kabiliyeti sayesinde kendi toplarını kullanabilecekleri açıyı seçebildiklerini anlatır.
Öğleye doğru iki filo arasındaki mesafe kapandı ve çatışma başladı. Osmanlı kanatları, yelkenli gemilerden ayrı düşen müttefik kadırgalarına ve geride kalan nakliye gemilerine yöneldi. Müttefik filonun büyük bölümü ise Doria’nın çevresinde kapalı bir düzen kurarak savunmada kaldı. Bu aşamada savaş, iki büyük filonun topyekûn çarpışmasından çok, Osmanlı kadırgalarının müttefik düzeninin kenarlarını kemirdiği bir dizi kısmi çatışma biçiminde gelişti.
Venedik kalyonu olayı ve iki kaynak yorumu
Muharebenin en çok anlatılan sahnesi, Alessandro Condalmiero komutasındaki büyük Venedik kalyonunun rüzgârsız kalarak filodan ayrı düşmesidir. Kalyon, kıyıdan birkaç mil açıkta hareketsiz kalmış ve Osmanlı kadırgaları tarafından çevrilmişti. Venedik kaynakları geminin saatlerce süren top ateşine dayandığını, ağır hasar aldığını, fakat ele geçirilmediğini anlatır. Bu anlatıda Hayreddin Paşa’nın kalyona bizzat saldırdığı ve püskürtüldüğü de yer alır; Osmanlı kaynakları ise böyle bir başarısızlıktan söz etmez.

Kalyon olayı, Preveze’nin iki farklı okumasını tek bir sahnede özetler. Venedik okumasında kalyon, Doria’nın yardıma gelmediği bir kahramanlık öyküsüdür; yüksek bordalı ve ağır toplu geminin kadırgalara direnebildiğini gösterir. Osmanlı okumasında ise aynı sahne, düşman filosunun dağıldığını ve kadırgaların düşman gemilerini tek tek kuşatabildiğini gösteren bir örnektir. Guilmartin gibi modern askerî tarihçiler bu olayı, rüzgârsız kalan bir yelkenli geminin ağır topları sayesinde batmadan dayanabildiğini fakat savaşın gidişini değiştiremediğini gösteren bir vaka olarak değerlendirir.
Kalyonun ele geçirilememesi, Osmanlı zaferinin sınırlarını da gösterir. Osmanlı kadırgalarının pruva topları yüksek bordalı bir gemiyi batırmaya yetmiyor; rampa ederek gemiye çıkmak ise güverteden açılan ateş yüzünden çok kayıplı bir iş oluyordu. Bu nedenle Osmanlı filosu büyük yelkenli gemilerden çok, geride kalan kadırgalara ve küçük nakliye gemilerine yöneldi. Kayıp listelerinde büyük kalyonların değil, daha küçük gemilerin yer alması bu taktik gerçekle uyumludur.
Öğleden sonra: Doria’nın manevraları ve müttefik cephesindeki kopukluk
Öğleden sonra Doria, filosunu birkaç kez saldırı düzenine sokup geri çekti. Venedik ve Papalık kaynakları bunu Osmanlı filosuna karşı bir saldırıyı sürekli erteleyen kararsızlık, hatta kasıtlı bir savaştan kaçınma olarak yorumlar. İspanyol ve Ceneviz kaynakları ise Doria’nın üç kez saldırı işareti verdiğini, Venedik ve Papalık kadırgalarının bu işaretlere uymadığını, sonuçta yalnız birkaç kadırganın onu izlediğini aktarır. Malta şövalyelerinin anlatısı, Doria’nın kapalı bir dikdörtgen savunma düzeni kurduğunu ve Osmanlı filosunun bu düzeni kırmadan çevresinde dolaştığını kaydeder.
Bu üç anlatı, olayı farklı açılardan gören tarafların kendi hükümetlerine verdikleri raporlara dayanır. Hepsinin ortak noktası müttefik cephesindeki kopukluktur: komuta işaretleri ya verilmedi ya anlaşılmadı ya da uygulanmadı. Sonuç olarak müttefik filo bir bütün olarak saldırıya geçmedi; Osmanlı filosu da müttefik ana kütlesini kıramadı. Beş saat kadar süren çatışma, tarafların birbirine kesin bir darbe vuramadığı, fakat inisiyatifin bütünüyle Osmanlı tarafında kaldığı bir dengeyle akşama ulaştı.
Akşama doğru hava değişti; kaynaklar yağmur ve rüzgârın çıktığını kaydeder. Bu değişiklik yelkenli gemilere yeniden hareket imkânı verdi, fakat aynı zamanda görüşü kısıtladı. Doria, filoyu bir arada tutarak Korfu’ya dönmeye karar verdi. Venedik kaynaklarına göre Cappello ve Grimani bu kararı protesto etmek için Doria’nın gemisine çıktı; İspanyol kaynaklarına göre ise karar, müttefik kadırgalarının savaşmaya isteksizliği karşısında filoyu kurtarmak için alınmış zorunlu bir tedbirdi.
Gece çekilişi ve takip
Müttefik filo 28 Eylül gecesi fenerlerini söndürerek kuzeye, Korfu’ya doğru çekildi. Fenerlerin söndürülmesi, Osmanlı kadırgalarının karanlıkta filoyu izlemesini güçleştirmeye yönelik bir tedbirdi. Osmanlı filosu geride kalan gemileri ele geçirdi ve bir süre takip etti; fakat gece, yağmur ve yorgunluk kapsamlı bir takibi imkânsız kıldı. Sabah olduğunda müttefik filonun ana kütlesi Osmanlı filosunun ulaşamayacağı uzaklıktaydı.

Gece çekilişi, Preveze’nin sonucunu belirleyen olaydır. Müttefik filo imha edilmedi; fakat savaş alanını ve inisiyatifi terk etti. Osmanlı filosu ise hiçbir büyük gemisini kaybetmeden meydanda kaldı. On altıncı yüzyıl deniz savaşında meydanda kalan taraf zafer kazanmış sayılırdı; Preveze bu ölçüte göre açık bir Osmanlı zaferidir. Ancak zaferin niteliği bir imha değil, düşmanın çekilmeye zorlanmasıdır. Bu ayrım, sonraki bölümlerde ele alınacak tarihyazımı tartışmasının çekirdeğidir.
Müttefik filo Korfu’ya vardıktan sonra dağılmaya başladı. Venedik ve Papalık komutanları Doria’yı suçlayan raporlar gönderdi; Doria ise Venedik ve Papalık kadırgalarının emirlere uymadığını bildirdi. Bu karşılıklı suçlamalar, Kutsal Lig’in siyasî temelini savaşın kendisinden daha hızlı çürüttü. Aynı sonbaharda müttefikler Adriyatik girişindeki Kastelnovo kalesine yönelerek sefer mevsimini kısmi bir başarıyla kapatmaya çalıştı; fakat bu da yeni bir anlaşmazlığın kaynağı oldu.
Kayıplar ve kaynakların ihtilafı
Preveze’de kaybedilen gemi ve esir sayıları, muharebe hakkındaki en tartışmalı konudur. Osmanlı kaynaklarına dayanan Türk tarihyazımı 128 müttefik gemisinin batırıldığını veya ele geçirildiğini ve yaklaşık 3.000 esir alındığını aktarır; TDV maddesi de bu rakamı verir. Şerafettin Turan’ın Barbaros maddesi ise 36 geminin ele geçirildiğini ve 2.175 esir alındığını yazar; aynı ansiklopedinin iki maddesi arasındaki bu fark, Osmanlı kaynaklarının kendi içinde bile tek bir rakam vermediğini gösterir. İngilizce popüler literatürde 13 geminin batırıldığı, 36 geminin ele geçirildiği ve 3.000 esir alındığı biçiminde bir formül yaygındır. İtalyan ve İspanyol kaynakları ise müttefik kaybını iki kadırga ve beş ile yedi arasında yelkenli gemi gibi çok daha küçük sayılarla verir.
Bu farkların nedeni yalnız taraflılık değildir. Osmanlı kaynaklarındaki 128 rakamı, müttefik filonun toplam gemi sayısı hakkındaki abartılı tahminlerle ilişkili olabilir; Batı kaynakları ise nakliye gemilerini ve küçük tekneleri kayıp listesine almamış olabilir. Ele geçirilen gemilerin bir kısmının müttefik filonun bütünlüğü açısından değersiz, fakat Osmanlı ganimet ve esir kayıtları açısından önemli olduğu da düşünülebilir. Bu sayfada bu sayılar “kaynaklar farklıdır” kaydıyla verilmiş; hiçbiri kesin gerçek olarak sunulmamıştır.
Osmanlı kayıpları hakkında kaynaklar daha az konuşur. Batı kaynakları birkaç yüz ölü ve daha fazla yaralıdan söz eder; Osmanlı kaynakları gemi kaybı olmadığını kaydeder. Osmanlı filosunun hiçbir büyük gemi kaybetmeden meydanda kalması, kayıp rakamlarındaki bütün belirsizliğe rağmen muharebenin sonucu konusunda kaynakların ortak noktasıdır. Bu bakımdan Preveze’nin bir Osmanlı zaferi olduğu tartışmalı değildir; tartışmalı olan zaferin ölçeğidir.
Esirlerle ilgili anlatılar da ihtiyatla okunmalıdır. Osmanlı kaynakları ele geçirilen gemilerdeki kürekçilerin ve askerlerin bir kısmının Müslüman esirler olduğunu, bunların serbest bırakıldığını aktarır. Bu ayrıntı, Akdeniz deniz savaşlarının bir başka yapısal yönünü gösterir: her iki tarafın kadırgalarında kürek çeken insan gücü büyük ölçüde savaş esirlerinden ve mahkûmlardan oluşuyordu. Bir zafer, aynı zamanda karşı tarafın kürekçi kaynağını değiştirmek anlamına geliyordu.
Zafer haberi: Kanuni Boğdan seferinde
Preveze zaferinin haberi, Kara Boğdan seferinde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’a ulaştırıldı. Padişah 1538 Temmuzu’nda İstanbul’dan ayrılmış, Eylül’de Boğdan voyvodası Petru Rareş’i tahttan uzaklaştırarak ülkenin merkezini denetim altına almıştı. Osmanlı kaynakları zafer haberinin ordugâhta sevinçle karşılandığını ve Hayreddin Paşa’ya ihsanlarda bulunulduğunu kaydeder. Padişahın kara ordusuyla kuzeyde, kaptan-ı deryanın donanmayla batıda aynı mevsimde sonuç alması, 1538 yılını Osmanlı sefer tarihinin en yoğun yıllarından biri yaptı.
Bu eşzamanlılık, Preveze’nin yalnız bir deniz zaferi olarak değil, imparatorluğun sefer örgütlenmesinin bir sonucu olarak da okunmasını gerektirir. Donanmanın padişahtan bağımsız biçimde uzak bir cephede büyük bir muharebeye girmesi, kaptan-ı deryalık makamının 1534’ten sonra kazandığı yetki ve özerkliği gösterir. Hayreddin Paşa savaşa girip girmeme kararını İstanbul’dan talimat beklemeden verdi; bu, Osmanlı deniz kuvvetlerinin merkezden yönetilen fakat sahada inisiyatif kullanabilen bir yapıya kavuştuğunu ortaya koyar.
Aynı sonbaharda Hint Okyanusu’ndaki Diu kuşatması başarısız oldu ve Hadım Süleyman Paşa’nın donanması Kasım 1538’de kuşatmayı kaldırdı. Preveze ile Diu’nun aynı aylarda yaşanması, Osmanlı deniz siyasetinin iki farklı denizde iki farklı sonuç aldığını gösterir: Akdeniz’de kadırga savaşının koşulları Osmanlı lehineydi; Hint Okyanusu’nda ise uzun mesafe, yelkenli gemi üstünlüğü ve üs yokluğu Portekiz lehine işliyordu. Bu karşılaştırma, Preveze zaferinin evrensel bir deniz üstünlüğü değil, Akdeniz’in kendi koşullarına bağlı bir üstünlük olduğunu hatırlatır.
1538–1539: Kastelnovo meselesi
Preveze’den sonra müttefik filo bütünüyle dağılmadı. Doria, 1538 Ekimi’nin sonlarında İspanyol kara kuvvetleriyle birlikte Adriyatik’in girişindeki Kastelnovo (bugünkü Herceg Novi) kalesini ele geçirdi. Kale, Venedik’in Kotor Körfezi’ndeki topraklarına komşuydu ve Kutsal Lig antlaşmasına göre ele geçirilen yerlerin Venedik’e verilmesi bekleniyordu. V. Karl kaleyi Venedik’e teklif etti; fakat Venedik, savunma yükünü üstlenmek istemediği gerekçesiyle bunu reddetti. Kalede Francisco de Sarmiento komutasında yaklaşık 3.500 ile 4.000 kişilik bir İspanyol garnizonu kaldı.
Bu anlaşmazlık, Kutsal Lig’in Preveze’den sonra neden yeniden toparlanamadığını gösterir. Venedik, Habsburgların Adriyatik’e yerleşmesini kendi ticaret alanına yönelik bir tehdit olarak görüyordu; Habsburg tarafı ise Venedik’in savaşa yeterince katkı yapmadığını düşünüyordu. Aynı aylarda Venedik diplomatları İstanbul’da ayrı bir barışın koşullarını araştırmaya başlamıştı. Kutsal Lig hukuken sürüyordu, fakat fiilen bitmişti.
1539 yazında Osmanlı Devleti Kastelnovo’yu geri almak için denizden ve karadan büyük bir harekât düzenledi. Hayreddin Paşa komutasındaki donanma ile Bosna beylerbeyi Ulama Paşa’nın kara kuvvetleri kaleyi Temmuz ortasından itibaren kuşattı. İspanyol garnizonu şiddetle direndi; kale Ağustos başında düştü. Bostan’ın Preveze maddesi 22 Rebîülevvel 946, yani 7 Ağustos 1539 tarihini verir; Batı kaynakları da 6–7 Ağustos’u kaydeder; Turan’ın Barbaros maddesi ise 10 Ağustos 1539 der. Fark, kalenin düşüşü ile teslimin tamamlanması arasındaki günlerle açıklanabilir; bu sayfada kesin gün dayatılmaz. Garnizonun neredeyse tamamı öldü veya esir düştü. Kastelnovo, Preveze’den sonra müttefiklerin elde ettiği tek toprağın da kaybedilmesi anlamına geliyordu.
1540 Venedik barışı ve Kutsal Lig’in dağılması
Venedik Cumhuriyeti, Fransa’nın aracılığıyla yürüttüğü görüşmelerin sonunda 2 Ekim 1540’ta Osmanlı Devleti ile ayrı bir barış antlaşması imzaladı; antlaşma Kasım 1540’ta Venedik Senatosu tarafından onaylandı. Antlaşmaya göre Venedik, Mora kıyısındaki son iki kalesi olan Anabolu ve Menekşe’yi Osmanlı Devleti’ne bıraktı; 1537–1538’de kaybedilen Ege adaları Osmanlı elinde kaldı; Venedik ayrıca 300.000 duka savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Buna karşılık Cumhuriyet’in Osmanlı ülkesindeki ticaret ayrıcalıkları yenilendi.
Barışın şartları, Preveze’nin gerçek sonucunu gösterir. Muharebede batırılan gemi sayısı ne olursa olsun, Venedik savaşı sürdüremeyeceğini anlamıştı. Ege adalarının kaybı Cumhuriyet’in Doğu Akdeniz ticaretini Osmanlı iznine bağımlı kılıyor; Habsburg müttefikinin Adriyatik’e yerleşmesi ise ticarî bağımsızlığını tehdit ediyordu. Venedik için barış, iki tehdit arasında Osmanlı ile uzlaşmayı seçmek anlamına geliyordu. Bu seçim, 1570 Kıbrıs savaşına kadar otuz yıl sürecek bir Venedik-Osmanlı barış döneminin başlangıcı oldu.
Kutsal Lig, Venedik’in ayrılmasıyla fiilen sona erdi. V. Karl, 1541 sonbaharında Cezayir’e karşı düzenlediği büyük seferde fırtına ve lojistik felaketle karşılaşınca Habsburg tarafının Osmanlı deniz gücünü doğrudan kırma girişimi bir süre için bitti. Bu tarihten sonra Akdeniz’de Habsburg ve Osmanlı donanmaları büyük meydan muharebelerinden kaçınan, kıyı baskınları ve kale kuşatmalarıyla sürdürülen bir mücadeleye girdi. Preveze, bu yeni dönemin başlangıç noktasıdır.
Otuz yıllık üstünlük: Preveze’den İnebahtı’ya
Osmanlı tarihyazımının Preveze’yi Akdeniz’de Osmanlı üstünlüğünün başlangıcı sayması, 1538’den sonraki otuz yılın seyrine dayanır. Hayreddin Paşa 1543’te Fransız müttefikiyle Nice’i kuşattı ve donanma Toulon’da kışladı. 1551’de kaptan-ı derya Sinan Paşa ile Turgut Reis Trablusgarp’ı aldı; 1560’ta Cerbe’de Habsburg filosuna ağır bir darbe vuruldu; 1565 Malta kuşatması başarısız olsa da Osmanlı deniz gücü Akdeniz’in her yerine ulaşabilen bir güç olarak kaldı. 1570’te Kıbrıs’ın fethine girişildi ve ancak Müezzinzâde Ali Paşa komutasındaki donanmanın 1571’de İnebahtı’da uğradığı yenilgi bu üstünlük dönemini sona erdirdi.
Bu otuz yıllık üstünlük mutlak değildi. Habsburg İspanyası Napoli, Sicilya ve Malta hattında güçlü kaldı; Osmanlı filoları Batı Akdeniz’de Kuzey Afrika limanlarına ve Fransa ile ittifaka dayanmak zorundaydı. Turgut Reis’in Trablusgarp beylerbeyliği, Sâlih Reis’in Cezayir beylerbeyliği ve Piyâle Paşa’nın kaptan-ı deryalığı, Preveze sonrasında Osmanlı deniz gücünün kişilere değil bir kurumsal yapıya dayandığını gösterir. Bu yapı, Barbaros’un 1546’da ölümünden sonra da işlemeye devam etti.
Hayreddin Paşa’nın Beşiktaş’ta Mimar Sinan’a yaptırdığı ve 1546’da defnedildiği türbesi, Osmanlı donanmasının sefere çıkarken önünden geçtiği bir anıt hâline geldi; bu gelenek Preveze zaferinin Osmanlı deniz hafızasındaki yerini gösterir. İnebahtı’dan sonra donanmayı yeniden kuran Kılıç Ali Paşa’nın kariyeri de Preveze kuşağının yetiştirdiği denizcilerin son büyük halkasıdır.
İmha mı, geri çekilme mi? Tarihyazımı tartışması
Preveze’nin niteliği hakkındaki tartışma iki uç arasında sürer. Osmanlı ve Türk tarihyazımının bir kolu, muharebeyi müttefik donanmasının büyük ölçüde yok edildiği kesin bir imha zaferi olarak anlatır; 128 gemi ve 3.000 esir rakamı bu anlatının temelidir. Batı tarihyazımının bir kolu ise Preveze’yi, Doria’nın filosunu koruyarak çekildiği, kayıpların sınırlı kaldığı ve asıl sonucun siyasî olduğu bir karşılaşma olarak görür. Her iki uç da kendi kaynak geleneğinin sınırlarını yansıtır.
Modern araştırmaların ortak noktası şudur: Preveze taktik düzeyde sınırlı kayıplarla sonuçlanan, fakat stratejik düzeyde belirleyici bir Osmanlı zaferidir. Fernand Braudel, Akdeniz dünyası üzerine büyük eserinde 1538’i Osmanlı deniz gücünün Akdeniz’in orta ve doğu kesimlerinde tartışmasız hâle geldiği dönemin başlangıcı sayar. Kenneth Setton, Papalık ve Levant ilişkileri üzerine çalışmasında müttefik cephesindeki çözülmeyi ayrıntılı biçimde belgeler. Guilmartin ise muharebeyi kadırga savaşının teknik ve lojistik mantığı içinde açıklar: rüzgârsız havada yelkenli gemiler kürekli gemilerin insafına kalır ve koalisyon filoları tek merkezli filolar karşısında dezavantajlıdır.
Doria’nın davranışı bu tartışmanın merkezindedir. Venedik kaynakları Doria’yı kasıtlı savaştan kaçınmakla, hatta Hayreddin Paşa ile gizli temas kurmakla suçlamıştır; Papalık komutanı Virginio Orsini’nin Doria’nın Osmanlılarla anlaştığına dair iddiaları çağdaş dedikodunun boyutunu gösterir. Modern tarihçiler bu iddiaları kanıtlanmamış sayar; Doria’nın davranışını Ceneviz-Venedik rekabeti, V. Karl’ın donanmayı riske atmama isteği ve yelkenli gemilerin rüzgârsız havada işe yaramaması ile açıklarlar. Bu sayfa da kasıt iddiasını bir ithamdan ibaret sayar ve kanıtlanmış olgu gibi sunmaz.
Türkiye’de Preveze’nin “üç büyük deniz zaferi” kalıbı içinde anılması, Cumhuriyet döneminde Deniz Kuvvetleri geleneğinin kurduğu bir hafıza biçimidir. Bu hafıza, muharebenin gerçek tarihsel önemini yansıtmakla birlikte ayrıntılarda abartıya açıktır. Kaynaklar dürüstçe okunduğunda ortaya çıkan tablo, imha değil geri çekilme; yok edilen bir donanma değil dağılan bir ittifaktır. Bu tablo, zaferin değerini azaltmaz; zaferin nasıl kazanıldığını daha doğru gösterir.
Osmanlı kaynakları savaşı nasıl anlatır?
Preveze hakkındaki başlıca Osmanlı kaynağı, Hayreddin Paşa’nın çevresinde Seyyid Murâdî tarafından kaleme alınan Gazavât-ı Hayreddin Paşa’dır. Bu metin, kaptan-ı deryanın kendi anlatımına dayanan birinci elden bir kaynaktır; olayların sırası, reislerin adları ve Osmanlı tarafındaki tartışmalar hakkında başka hiçbir kaynakta bulunmayan ayrıntılar içerir. Fakat Gazavât, paşanın gazâlarını yücelten bir menâkıb üslubuyla yazılmıştır. Düşman sayıları, ganimet miktarları ve manevî işaretler bu üslubun parçasıdır; belge değeri taşıyan bilgilerle edebî anlatı bu metinde iç içedir.
On yedinci yüzyılda Kâtib Çelebi, Osmanlı deniz seferlerini derlediği Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr adlı eserinde Preveze’yi Gazavât’a ve diğer Osmanlı kaynaklarına dayanarak anlatır. Kâtib Çelebi’nin metni, Preveze’nin Osmanlı tarihyazımında nasıl kanonik bir zafer anlatısına dönüştüğünü gösterir; bu anlatı sonraki yüzyıllarda ders kitaplarına ve popüler tarihe kaynaklık etmiştir. Dönemin kronikleri ve Kanuni’nin sadrazamı Lütfi Paşa’nın tarihi de muharebeye değinir; fakat bunların hiçbiri Gazavât’ın ayrıntı düzeyine ulaşmaz.
Osmanlı arşiv belgeleri Preveze’nin kendisinden çok hazırlık ve sonuç aşamalarını aydınlatır. Tersane kayıtları, kürekçi ve asker temini, iaşe ve mühimmat sevkiyatı hakkında bilgi verir; mühimme defterlerinin düzenli serisi ise 1538’den sonraki yıllardan başlar. Bu nedenle Osmanlı tarafındaki kuvvetlerin bileşimi hakkında kronik rakamları arşiv belgeleriyle doğrudan sınanamaz. İdris Bostan’ın Osmanlı denizciliği üzerine çalışmaları, bu belge türlerinin neyi söyleyip neyi söylemediğini göstermesi bakımından yol göstericidir.
Batı kaynakları ve Doria tartışması
Batı tarafında Preveze hakkında birbirinden bağımsız üç kaynak geleneği vardır. Venedik ve Papalık geleneği Paolo Giovio ve Paolo Paruta gibi tarihçilerin eserlerinde biçimlenir; Doria’yı sorumlu tutar ve Venedik kalyonunun direnişini öne çıkarır. İspanyol ve imparatorluk geleneği, sefere katılan Martín García Cereceda’nın anlatısına ve V. Karl’ın sarayındaki kayıtlara dayanır; Venedik ve Papalık kadırgalarının emirlere uymadığını vurgular. Malta şövalyelerinin geleneği ise Giacomo Bosio’nun tarikat tarihinde yer alır ve iki tarafın anlatısını dengelemeye çalışır.
Bu üç geleneğin ortak yanı, yenilginin sorumluluğunu Osmanlı üstünlüğünden çok müttefik cephesindeki anlaşmazlığa bağlamasıdır. Bu bakış açısı, Osmanlı filosunun Preveze’de neyi başardığını görmezden gelmeye yatkındır; fakat müttefik cephesindeki kopukluğu belgelemesi bakımından değerlidir. Modern tarihçilik, Osmanlı ve Batı kaynaklarını birlikte okuyarak, Osmanlı taktik ve lojistik üstünlüğü ile müttefik komuta zaafının aynı sonucu ürettiğini kabul eder.
Doria’nın Preveze’deki davranışı, Ceneviz-Venedik rekabeti ve Habsburg deniz stratejisi bağlamında değerlendirilmelidir. Doria, filosunu V. Karl’a sözleşmeyle kiralayan bir kondotta amiraldi; kadırgalarının kaybı kişisel servetinin ve siyasî gücünün kaybı anlamına gelecekti. Bu yapı, Doria’nın belirsiz koşullarda savaşa girmekten kaçınmasını açıklar; kasıtlı ihanet iddiasını ise kanıtlamaz. Preveze’de müttefik filonun kurtarılması, Habsburg açısından bir yenilgi değil, kabul edilebilir bir kayıpla atlatılmış bir tehlike olarak görülmüş olabilir.
Yaygın yanlışlar ve kontrollü cevaplar
“Haçlı donanması Preveze’de yok edildi.” Yanlıştır. Müttefik filonun büyük bölümü Korfu’ya ulaştı ve aynı sonbaharda Kastelnovo’yu ele geçirdi. Preveze’de kaybedilen gemiler filonun küçük bir kısmıydı; sonuç imha değil, çekilmeye zorlanmadır.
“Osmanlı filosu sayıca üstündü.” Yanlıştır. Bütün kaynaklar müttefik filonun daha kalabalık olduğunda birleşir; ihtilaf yalnız oranın büyüklüğündedir.
“Zafer yalnız Barbaros’un dehasıyla kazanıldı.” Eksiktir. Kaptan-ı deryanın kararları belirleyiciydi; fakat rüzgârın düşmesi, kadırgaların yapısal üstünlüğü, Preveze coğrafyası, Osmanlı kıyı desteği ve müttefik cephesindeki kopukluk aynı sonucu birlikte üretti.
“Preveze 27 Eylül’de yapıldı.” Eksiktir. Harekât 25 Eylül’de başladı; Osmanlı kaynakları 27 Eylül’de bir çıkış ve çatışma kaydeder; belirleyici gün 28 Eylül’dür. Türk Deniz Kuvvetleri’nin 27 Eylül’ü anma günü seçmesi, harekâtın bu ilk çatışma gününe dayanan bir gelenektir.
“128 gemi ele geçirildi.” Kaynaklara göre değişir. Bu rakam Osmanlı kaynaklarına dayanır; Batı kaynakları çok daha küçük sayılar verir. Sayfa tek bir rakamı kesin gerçek olarak sunmaz.
“Andrea Doria Barbaros ile anlaşarak savaştan kaçtı.” Kanıtlanmamıştır. Bu, Venedik ve Papalık çevrelerinden çıkan bir ithamdır; modern tarihçiler Doria’nın davranışını rüzgâr, filo bileşimi ve siyasî çıkarlarla açıklar.
“Preveze’den sonra Akdeniz tamamen Osmanlı gölü oldu.” Abartılıdır. Osmanlı üstünlüğü Akdeniz’in orta ve doğu kesimlerinde belirgindi; Batı Akdeniz’de Habsburg İspanyası güçlü kaldı ve mücadele 1571’e kadar sürdü.
Tarihte Bugün: 27 Eylül mü, 28 Eylül mü?
Preveze’nin hangi güne bağlanacağı, kronoloji açısından açıklanması gereken bir sorudur. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki madde harekâtı 25–28 Eylül aralığına yayar ve belirleyici çatışmayı 28 Eylül’e yerleştirir; Batı kaynakları da muharebe günü olarak 28 Eylül 1538’i verir. Buna karşılık Türkiye’de Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü 27 Eylül’de kutlanır. Bu fark, Osmanlı kaynaklarının 27 Eylül’de kaydettiği ilk çıkış ve çatışma ile Batı kaynaklarının 28 Eylül’e yerleştirdiği asıl muharebe arasındaki kronoloji farkından kaynaklanır.
Bu sayfa, kaynakların çoğunluğunun belirleyici gün olarak gösterdiği 28 Eylül’ü takvim kaydı olarak esas alır; 27 Eylül anma gününü de bir gelenek olarak kaydeder. İki tarihten birini yanlış saymak gerekmez: biri harekâtın Osmanlı kaynaklarındaki başlangıcını, diğeri muharebenin sonuçlandığı günü gösterir. Sırf takvimi doldurmak için kesinleştirilmiş bir tarih üretmek yerine, bu ayrımın açıkça belirtilmesi tercih edilmiştir.
Olayların kronolojisi
- Eylül 1532: Andrea Doria Mora kıyısındaki Koron’u ele geçirdi.
- 1533 sonu – 6 Nisan 1534: Hızır Reis İstanbul’a çağrıldı ve kaptan-ı derya tayin edildi.
- 1534 yaz sonu: Osmanlı donanması Tunus’u aldı.
- 14–21 Temmuz 1535: V. Karl Halkulvâd ve Tunus’u geri aldı.
- Temmuz–Eylül 1537: Otranto çıkarması ve Korfu kuşatması; Venedik-Osmanlı savaşı başladı.
- 8 Şubat 1538: Roma’da Kutsal Lig kuruldu.
- İlkbahar–yaz 1538: Osmanlı donanması Ege’de Venedik adalarına karşı harekât yaptı.
- Eylül 1538: Müttefik filo Korfu’da toplandı; Osmanlı filosu Preveze Körfezi’ne girdi.
- 25 Eylül 1538: Müttefik filo Preveze açıklarına geldi; ilk temas.
- 27 Eylül 1538: Osmanlı kaynaklarına göre körfezden çıkış ve ilk çatışma; Doria güneye kaydı.
- 28 Eylül 1538: Belirleyici muharebe; rüzgârın düşmesi, Venedik kalyonu olayı, gece çekilişi.
- Ekim 1538: Müttefikler Kastelnovo’yu ele geçirdi.
- Temmuz–Ağustos 1539: Osmanlı kuvvetleri Kastelnovo’yu geri aldı.
- 2 Ekim 1540: Venedik-Osmanlı barış antlaşması; Anabolu ve Menekşe Osmanlı’ya bırakıldı.
- Ekim 1541: V. Karl’ın Cezayir seferi fırtınayla başarısız oldu.
- 5 Temmuz 1546: Barbaros Hayreddin Paşa İstanbul’da öldü.
- 7 Ekim 1571: İnebahtı yenilgisi; Preveze ile başlayan üstünlük dönemi sona erdi.
Kaynaklar neyi kesin, neyi belirsiz bırakıyor?
Muharebenin tarihi, yeri, tarafları, komutanları, müttefik filonun sayıca üstünlüğü, rüzgârın düşmesi, Venedik kalyonu olayı, müttefik filonun gece çekilişi, Osmanlı filosunun gemi kaybetmeden meydanda kalması, Kastelnovo’nun 1538’de kaybı ve 1539’da geri alınması, 1540 Venedik barışının tarihi ve şartları yüksek güven düzeyine sahip bilgilerdir. Bu bilgiler birbirinden bağımsız Osmanlı, Venedik, İspanyol ve Malta kaynaklarının kesiştiği noktalardır.
Gemi ve asker sayıları, kayıp rakamları, kanat komutanlarının dağılımı, 27 ve 28 Eylül günlerinin tam sırası, Doria’nın niyeti ve müttefik komutanlar arasındaki tartışmaların içeriği düşük güven düzeyindedir. Bu ayrıntılarda kaynaklar hem birbirleriyle çelişir hem de kendi taraflarını haklı çıkarma eğilimi taşır. Sayfanın görselleri bu nedenle kesin gemi sayısı, sancak biçimi veya belirli bir komutanın portresi iddiası taşımaz; körfez, gemi tipleri ve düzen genel hatlarıyla temsil edilmiştir.
Zaferin nedenleri konusunda kaynaklar tek bir açıklama sunmaz. Osmanlı kaynakları kaptan-ı deryanın kararlılığını, Batı kaynakları müttefik cephesindeki anlaşmazlığı, modern araştırmalar ise gemi tiplerinin ve lojistiğin mantığını öne çıkarır. Bu maddede bu nedenler birbirine rakip tek açıklamalar olarak değil, aynı sonucu birlikte üreten bağlantılı etkenler olarak sunulmuştur.
Sık sorulan sorular
Preveze Deniz Muharebesi ne zaman yapıldı?
Harekât 25 Eylül 1538’de başladı; belirleyici muharebe 28 Eylül 1538’de yapıldı. Türkiye’de anma günü olarak 27 Eylül kabul edilir; bu tarih Osmanlı kaynaklarının kaydettiği ilk çıkış ve çatışma gününe dayanır.
Preveze Deniz Muharebesi nerede oldu?
Bugünkü Yunanistan’ın kuzeybatısında, Epir kıyısındaki Preveze açıklarında; Amvrakia Körfezi’nin dar ağzı ile güneydeki Ayamavra (Lefkada) adası arasındaki İyon Denizi sularında.
Preveze’de kim kimi yendi?
Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, Andrea Doria komutasındaki Kutsal Lig donanmasını çekilmeye zorladı. Müttefik filo imha edilmedi; fakat savaş alanını terk etti ve ittifak kısa süre sonra dağıldı.
Preveze’de kaç gemi vardı?
Kaynaklar farklıdır. Osmanlı kaynakları müttefik filo için 300’ü aşan gemi, Osmanlı filosu için 122 gemi verir; Batı kaynakları müttefik filoyu yaklaşık 140 kadırga ve 60–70 yelkenli gemi olarak sayar. Müttefik filonun sayıca üstün olduğu kesindir, oranı kesin değildir.
Preveze Deniz Muharebesi’nin önemi nedir?
Kutsal Lig’in dağılmasına, Venedik’in 1540’ta ayrı barış yapmasına ve Osmanlı deniz gücünün 1571 İnebahtı’ya kadar Akdeniz’in orta ve doğu kesimlerinde üstünlük kurmasına yol açtı. Önemi, batırılan gemi sayısından çok bu siyasî ve stratejik sonuçlardadır.
Andrea Doria neden geri çekildi?
Rüzgârın düşmesiyle yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, Venedik ve Papalık kadırgalarıyla arasında komuta uyumsuzluğu vardı ve V. Karl’ın hizmetindeki filosunu riske atmak istemedi. Venedik kaynaklarının ileri sürdüğü kasıtlı kaçınma veya gizli anlaşma iddiaları kanıtlanmamıştır.
Preveze’de Turgut Reis var mıydı?
Evet. Turgut Reis muharebeye gönüllü levent reisi sıfatıyla kendi gemisiyle katıldı; kaynaklar onu bazen bir kanatta, bazen ihtiyat kuvvetinin başında gösterir.
Kaynakça
- İdris Bostan, “Preveze Deniz Muharebesi” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 343–345.
- Şerafettin Turan, “Barbaros Hayreddin Paşa” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 65–67.
- Seyyid Murâdî, Gazavât-ı Hayreddin Paşa (16. yüzyıl çağdaş kronik); tenkitli neşir: Mustafa Yıldız, Gazavât-ı Hayreddin Paşa (MS 2639 Universitätsbibliothek Tübingen), Aachen 1993.
- Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr, haz. İdris Bostan, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara 2008; Preveze anlatısı Osmanlı kanonik zafer anlatısının örneği olarak kullanılmıştır.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II: İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (Kanuni dönemi deniz seferleri bölümleri).
- İdris Bostan, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, Kitap Yayınevi, İstanbul 2006; aynı yazar, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992 (kaptan paşa eyaleti ve tersane teşkilâtı için).
- John Francis Guilmartin Jr., Gunpowder and Galleys: Changing Technology and Mediterranean Warfare at Sea in the Sixteenth Century, Cambridge University Press, Cambridge 1974; gözden geçirilmiş baskı, Conway Maritime Press, Londra 2003 (Preveze harekâtının kadırga savaşı ve lojistik çözümlemesi).
- Kenneth M. Setton, The Papacy and the Levant, 1204–1571, c. III: The Sixteenth Century to the Reign of Julius III, American Philosophical Society, Philadelphia 1984 (Kutsal Lig, Preveze ve Venedik barışı bölümleri).
- Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, 2 cilt, Eren Yayıncılık, İstanbul 1989–1990 (1530’lu yıllarda Akdeniz güç dengesi).
- Roger Crowley, Empires of the Sea: The Final Battle for the Mediterranean, 1521–1580, Faber and Faber, Londra 2008 (Batı kaynaklarına dayanan anlatı; yardımcı kaynak olarak kullanılmıştır).