Fatih Döneminde Yahudi ve Rum Toplulukları
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinin ardından gayrimüslim toplulukların haklarını ve kurumlarını güvence altına aldı. Rum Ortodoks Patrikhanesinin devamına izin verildi ve Patriğin dini liderlik yetkileri korundu. Avrupa'dan sürgün edilen Yahudiler ise Osmanlı topraklarına kabul edilerek İstanbul başta olmak üzere çeşitli şehirlerde iskan edildi.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettikten sonra şehirde yaşayan ve imparatorluğun farklı köşelerinde bulunan gayrimüslim topluluklarla ilişkilerini dikkatli bir denge üzerine kurdu. Bu politika hem dinî hoşgörünün hem de pratik devlet aklının ürünüydü; çeşitli toplulukların barış içinde bir arada yaşaması, ticaretin canlanması ve nüfusun artması için zorunluydu.
Rum Ortodoks cemaati, İstanbul'un fethiyle birlikte büyük bir belirsizliğe sürüklenmişti. Bizans İmparatorluğu'nun çöküşü, Rum toplumunun dinî ve kültürel kurumlarının da yok olacağı kaygısını beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed bu kaygıyı gidermek için köklü bir karar verdi: Rum Ortodoks Patrikhanesinin varlığını sürdürmesine izin verdi. Yeni Patriği atama yetkisi bizzat sultan tarafından kullanıldı; Gennadios Skolarios, Fatih'in onayıyla Konstantinopolis Patriği olarak görevlendirildi. Patrikane, dini hizmetlerin yanı sıra cemaat içi hukuki anlaşmazlıkların çözümünde de yetki kullandı. Bu düzenleme, Osmanlı millet sisteminin ilk somut uygulamalarından biriydi.
Ermeni cemaatine benzer bir statü tanındı. İstanbul'daki Ermeni toplumu, kendi Patriği etrafında örgütlenerek dinî ve toplumsal hayatını sürdürdü. Fatih, Bursa'da yaşayan Ermeni Patriği Hovakim'i İstanbul'a davet ederek Ermeni Patrikhanesini İstanbul'da tesis etti.
Yahudi toplulukları konusunda Fatih özellikle dikkat çekici bir politika izledi. Avrupa'dan sürgün edilen ya da baskıya maruz kalan Yahudi toplulukları Osmanlı topraklarına sığındı. Fatih bu sığınmacıları kabul etti; onlara güvenli yaşam alanları ve ticaret özgürlüğü tanıdı. İspanya'daki engizisyon baskıları henüz başlamamış olsa da daha önceki dönemlerde çeşitli Avrupa ülkelerinden kaçan Yahudiler Osmanlı coğrafyasında huzuru buldular.
Bu hoşgörü politikası, Osmanlı İmparatorluğu'nu dönemin en çokkültürlü ve en kozmopolit devletlerinden biri hâline getirdi. Farklı din, dil ve kültürden insanların bir arada yaşadığı İstanbul, fetihten yalnızca birkaç on yıl içinde dünyanın en dinamik ve en canlı şehirlerinden birine dönüştü.