Osmanlı Eyalet Sistemi ve Devlet Teşkilatı
Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı devlet yönetimi kurumsal bir olgunluğa ulaştı. Eyalet sistemi, merkezi idare ile taşra arasındaki ilişkileri düzenleyen sağlam bir yapıya kavuşturuldu. Tımar, has ve zeamet gibi toprak kullanım biçimleri ve bunlara bağlı askeri yükümlülükler bu dönemde standart hâle getirildi.
Fatih Sultan Mehmed, fetihlerle sürekli genişleyen Osmanlı topraklarını etkin biçimde yönetebilmek için devlet teşkilatını köklü biçimde yeniden yapılandırdı. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu, üç kıtaya yayılmış muazzam bir coğrafyayı kapsıyordu; bu denli geniş bir devleti yönetmek için güçlü bir idari altyapı zorunluydu.
Eyalet sistemi bu yapılanmanın temelini oluşturuyordu. İmparatorluk toprakları eyaletlere bölündü; her eyaletin başına beylerbeyi atandı. Beylerbeyi hem askeri hem de idari açıdan eyaletten sorumluydu; altındaki sancaklar ise sancakbeyleri tarafından yönetiliyordu. Bu hiyerarşik yapı, merkezden uzak bölgelerde de Osmanlı otoritesinin etkin biçimde uygulanmasını sağladı.
Tımar sistemi, Osmanlı askeri ve mali yapısının birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçtiği özgün bir düzenlemeydi. Devlet, belirli bir arazinin vergi gelirini bir askere veya bürokratik personele tahsis ediyordu; karşılığında bu kişi at, zırh ve silahlarıyla birlikte sefere katılmak zorundaydı. Geliri yüksek olanlar cebelü denilen ek süvari beslemek durumundaydı. Bu sistem, devlete sürekli ve masrafsız bir askeri kapasite sağlıyor; aynı zamanda taşrayı kontrol altında tutuyordu.
Saray teşkilatı da bu dönemde kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Enderun adıyla bilinen iç saray, padişahın en yakın çevresi ve gelecekteki devlet adamlarının yetiştiği okul niteliğindeydi. Burada yetiştirilen devşirme kökenli gençler, Osmanlı bürokratik ve askeri yapısının vazgeçilmez unsurları hâline geldi. Birun adıyla bilinen dış saray ise devlet törenlerinin ve yönetim işlerinin yürütüldüğü mekândı.
Divan-ı Hümayun, yani devlet meclisi, Osmanlı yönetiminin karar alma merkezi olarak çalışıyordu. Sadrazamın başkanlığında toplanan divana vezirler, kazaskerler, defterdarlar ve nişancı katılıyordu. Divan haftada birkaç kez toplanarak idari, hukuki ve askeri kararlar alıyordu. Fatih döneminde sultanın bizzat divana katılması yerine sadrazamın divanı yönetmesi uygulaması yerleşti; bu değişiklik sadrazamın konumunu güçlendirdi.
Yargı alanında kadılar merkezi bir rol üstlendi. Her sancakta bir kadı görev yapıyor; şeriat mahkemelerini yönetiyor ve idari anlaşmazlıkları karara bağlıyordu. Kadıların üstünde ise kazaskerler yer alıyordu. Bu hukuki yapı, imparatorluk genelinde görece tutarlı bir yargı uygulaması sağladı.