İstanbul'un Fethi (29 Mayıs 1453)

Sultan II. Mehmed'in yedi haftalık zorlu kuşatmasının ardından İstanbul, 29 Mayıs 1453'te Osmanlı ordusu tarafından fethedildi. Bu tarih, yalnızca bir şehrin düşmesi değil, Orta Çağ'ın kapanıp Yeni Çağ'ın açılması olarak değerlendirilir. Hz. Muhammed'in "İstanbul elbette fetholunacaktır; ne güzel kumandandır o kumandan ve ne güzel askerlerdir o askerler" hadisi, yüzyıllar sonra gerçekleşmiş oldu.

Kuşatmanın başladığı 6 Nisan 1453'ten bu yana yaklaşık yedi hafta geçmişti. Sultan II. Mehmed her gün yeni bir taktik uygulayarak Bizanslıları şaşkına çeviriyordu. Surlar boyunca sürdürülen yoğun top bombardımanı, surların pek çok noktasında gedikler açmıştı; ancak Bizans savunucuları bu gedikleri geceleri onarıyordu. Kuşatmanın en çarpıcı anı, Türk gemilerinin karadan yürütülmesidir. Haliç'i kapatan kalın zincir kırılamamıştı; düşman gemileri zincirin gerisinde güvende duruyordu. Sultan Mehmed buna karşı dâhiyane bir çözüm geliştirdi: Gemiler karadan yürütülerek Haliç'e indirilecekti. 21-22 Nisan gecesi, donanmadaki altmış yedi parça gemi teker teker karaya çıkarıldı; yağlı kızaklar üzerine oturtularak bugünkü Dolmabahçe ile Dolapdere-Kasımpaşa arasındaki mesafe aşıldı. Sabah gün doğmadan son gemi de Haliç sularına inmişti. Bizanslılar gözlerine inanamamıştı; çünkü zincir yerinden bile oynamamıştı. Bu hareket kuşatmanın seyrini kökten değiştirdi: Artık Bizans kuvvetleri hem kara surlarını hem de Haliç surlarını savunmak zorundaydı; kuvvetleri bölünecek, her cephe zayıflayacaktı. Sultan Mehmed ayrıca Haliç üzerine tek günde üç yüz seksen metre uzunluğunda ahşap bir köprü de kurdurdu. Yanyana beş askerin geçebildiği bu köprü, kuvvetlerin iki kıyı arasında serbestçe hareket etmesini sağlıyordu. Haliç'ten açılan topçu ateşleri, surların en zayıf noktalarını dövmeye başladı. Bizans İmparatoru Konstantin, çaresizliğini anlayınca Sultan Mehmed'e barış teklifinde bulundu; en ağır vergiyi ödemeyi, hatta İstanbul'daki güvenlik güçlerinin Türkler tarafından atanmasını bile kabul edeceğini bildirdi. Sultan kesin bir dille reddetti: "Ya ben Bizans'ı alırım, ya Bizans beni!" Artık kuşatmayı kaldırmak söz konusu değildi. 28-29 Mayıs gecesi nihai taarruz için hazırlıklar başladı. Sultan Mehmed askerlere hitap etti; zaferi müjdeledi, yağma ve ganimet hakkını hatırlattı, en cesur savaşçılara ödüller vaat etti. Gece boyunca ordugâhta dualar okundu, meşaleler yandı. Sabah şafak sökmeden Sultan'ın "Hücum!" emriyle Osmanlı ordusu harekete geçti. İlk dalgada azaplar ve başıbozuklar surların önüne yüklendi; ardından Anadolu ve Rumeli kuvvetleri hücuma kalktı. En ağır çarpışmalar Blakhernai surlarının yakınında, özellikle Edirnekapı ile Topkapı arasındaki kesimde yaşandı. Cenevizli kumandan Giustiniani ağır yaralandı ve savunma hatlarından çekilmek zorunda kaldı; bu durum surların müdafaasını ciddi biçimde sarstı. Yeniçeri birliklerinin surların üzerine çıkmasıyla Bizans savunması çöktü. İmparator Konstantin, kaçmayı reddederek surların dibinde savaşırken hayatını kaybetti. 29 Mayıs 1453 sabahı Osmanlı bayrağı surların üzerinde dalgalanıyordu. Sultan Mehmed öğleden sonra şehre girdi; atından inerek yere eğildi ve bir avuç toprağı başına döktü. Bu hareket, fethin kibrini değil şükrünü ifade ediyordu. Şehri büyük ölçüde tahrip etmeden teslim alan sultan, halkın can ve mal güvenliğini güvence altına aldı. İstanbul'un fethi tarihsel açıdan çok boyutlu bir anlam taşır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun yaklaşık bin yüz yıllık varlığı sona erdi. Osmanlı Devleti artık güçlü bir Avrupa ve Asya imparatorluğuna dönüşmüştü. Avrupa tarihçileri bu tarihi Orta Çağ'ın bitişi ve Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul ederler. İstanbul fethi, dünya dengelerini yeniden şekillendirdi; Avrupa devletleri doğuya giden ticaret yollarını kaybettiklerini anlayarak deniz yolları arayışına girdiler; bu arayış keşifler çağını tetikledi.