İstanbul'un Fethi Hazırlıkları: Rumeli Hisarı ve Büyük Toplar
Sultan II. Mehmed, İstanbul'u fethetmeden önce Boğaz'ın Avrupa yakasına Rumeli Hisarı'nı yaptırarak geçişleri tamamen kontrol altına aldı. Ardından dökülmesi yıllarca süren ve dünyanın o güne kadar görmediği büyüklükte toplar hazırlattı. Bu hazırlıklar, tarihin seyrini değiştiren kuşatmanın temelini oluşturdu.
Sultan II. Mehmed tahta ikinci kez çıktığında henüz on dokuz yaşındaydı; ancak zihninde tek bir hedef vardı: İstanbul'un fethi. Bu büyük hedefe ulaşmak için sistematik ve kapsamlı hazırlıklara girişti. Hazırlıkların ilk ve en önemli adımı, Boğaz'ın Avrupa yakasında güçlü bir kale inşa etmekti.
Bizans elçileri, Boğaz'ın Avrupa kıyısına kale yapılmasının iki devlet arasındaki anlaşmalara aykırı olduğunu öne sürerek Sultan Mehmed'i bu kararından vazgeçirmeye çalıştılar. Sultan, elçilere verdiği kesin cevapta şöyle dedi: "Denizlerine ve karalarına sahip olamayan bir hükümdar utanılacak durumlara düşer. Bu hisarı inşa edeceğim. Orası eskiden beri Asya'dan Avrupa'ya geçiş yolumuzdur." Bu sözler, genç sultanın ne denli kararlı olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.
Rumeli Hisarı'nın temeli 21 Mart 1452'de atıldı. Projeyi Mimar Muslihiddin Ağa, sultanın belirlediği esaslara göre çizmişti. İnşaatın biçimi son derece ilgi çekiciydi: Sultan Mehmed ismindeki iki "M" harfinin bulunduğu yerlere birer kule, "H" ve "D" harflerinin bulunduğu yerlere ise istihkâmlar yapılacaktı; böylece hisarın planı sultanın adını şekillendiriyordu. Bizzat inşaata nezaret eden padişahın yanı sıra vezirler de taş taşıyarak usta ve işçileri coşturuyordu. Veziriazam Halil Paşa ile Zağnos ve Sarıca paşalar ayrı kulelerin yapımını üstlendiler; bu kuleler bugün hâlâ onların adlarıyla anılmaktadır. O muhteşem hisar yalnızca dört buçuk ayda tamamlandı. Sultan bu hisara "Boğazkesen" adını verdi; Boğazın en dar yerinde ve Anadolu Hisarı'nın tam karşısında konumlanan bu yapı, gemilerin geçişini tam anlamıyla kontrol altına alıyordu.
Rumeli Hisarı'na Firuz Ağa kumandasında dört yüz asker bırakan Sultan Mehmed, 28 Ağustos 1452'de oradan ayrılarak İstanbul surları önüne geldi. Üç gün üç gece kalarak gerekli keşifleri bizzat yaptı; surların zayıf noktalarını, topoğrafyayı ve en uygun hücum noktalarını gözlemledi.
Hazırlıkların ikinci büyük ayağını toplar oluşturuyordu. Sultan Mehmed, Edirne'ye gelen Macar mühendis Urban'ın yardımıyla dünyanın o güne kadar görmediği büyüklükte toplar döktürdü. "Şahî" adı verilen bu devasa top, bir ejderi andırıyordu; çevresi üç metreden fazlaydı ve güllelerinin ağırlığı bin beş yüz kiloyu buluyordu. Bir gülle topun namlusuna sürülmesi iki saatlik bir işlemdi. Şahî'yi elli çift manda çekiyor, sağ ve sol yanında ikişer yüz kişi topun devrilmemesini sağlıyordu; nakliye hizmetlilerinin sayısı bin kişiden fazlaydı.
Topun İstanbul'a nakledilmesi görevi Rumeli Beylerbeyi Dayı Karaca Paşa'ya verilmişti. Karaca Paşa, topun geçeceği yolları ve köprüleri tamir ettirirken Bizans'ın elinde kalan son dış toprak parçalarını da ele geçiriyordu. Marmara Ereğlisi, Bigados, Kumburgaz, Yeşilköy gibi yerler bir bir fethedildi; bu yerlerin halkının Türk ordusunun gücü hakkında anlattıkları Bizans'ın maneviyatını büsbütün sarstı. Büyük top İstanbul surlarının önüne gelmeden Karaca Paşa yolu açmış, güvenlik tedbirlerini almış ve tekrar topun başına dönmüştü.
1 Şubat 1453'te Sultan Mehmed, Şahî'nin İstanbul'a doğru yola çıkarılması emrini verdi. Büyük top dışında pek çok küçük top ve mühimmat da Maltepe çevresinde kurulan karargâha taşındı. Türk ordusunun asker sayısı yüz bini aşıyordu; tarihçiler bu sayıyı yüz altmış bin ile iki yüz elli bin arasında değişik rakamlarda vermektedir. Hazırlıkları tamamlayan genç sultan, 6 Nisan 1453 Cuma günü kuşatmanın başlamasını emretti. Yanında dönemin ünlü bilginleri vardı: Akşemseddin, Akbıyık Dede, Molla Güranî ve Molla Hüsrev. Böylece ilim ile kılıç yan yana yürüyordu.
Rumeli Hisarı'nın inşası ve büyük topların hazırlanması, salt askerî önlemlerin ötesinde bir anlam taşıyordu. Bu hazırlıklar, dünyanın en güçlü surlarıyla çevrili bir şehri zaptetme iradesinin somut ifadesiydi. On beşinci yüzyılda İstanbul surları dünyanın en sağlam tahkimatı sayılıyordu; yüksekliği on yedi, kalınlığı dört metre olan bu surların önü su dolu hendeklerle çevriliydi. Hendeklerin genişliği dokuz, derinliği on sekiz metreyi aşıyordu. Kat kat yükselen surların üzerinde otuz kadar kule vardı. Bu surları yıkmak, olağanüstü bir topçu gücü gerektiriyordu ve Sultan Mehmed tam da bunu sağlamıştı.