II. Selim'in Saray Hayatı ve Harem

Sultan II. Selim, saray hayatı ve kişisel özellikleri bakımından babası Kanuni'den belirgin biçimde ayrılır. İçkiye düşkünlüğü ve devlet işlerini sadrazama bırakma eğilimi, Osmanlı tarih yazımında kendisine özgü bir yer edinmesine yol açmıştır. Hasekisi Nurbanu Sultan, bu dönemde saray içinde giderek güçlenen kadın nüfuzunun ilk belirgin örneğini oluşturdu.

Kişisel Özellikleri

Sultan II. Selim, Osmanlı kroniklerinde ve Avrupalı elçi raporlarında sıklıkla "sarı saçlı, mavi gözlü, şişman yapılı" olarak tarif edilir. Babasının aksine savaş meydanlarına çıkmayı tercih etmedi; Edirne sarayını İstanbul'a kıyasla daha çok sevdiği bilinmektedir. Rivayetlere göre içkiye olan düşkünlüğü zaman zaman devlet işlerini aksattı; ancak bu anlatıların bir bölümünün düşman propaganda kaynakları ya da abartılı rivayetler olduğu göz önünde tutulmalıdır.

Nurbanu ile Güçlü Bağ

Sultan Selim'in haremdeki en güçlü ismi, hasekisi Nurbanu Sultan'dı. Venedik ya da Yunan kökenli olduğu düşünülen Nurbanu, padişahın derin sevgisini ve güvenini kazandı. Bu güven, Osmanlı saray geleneğinde alışılmışın ötesinde bir siyasi söz hakkına dönüştü. Nurbanu'nun Venedik Cumhuriyeti ile mektuplaştığı, Venedik arşivlerinden anlaşılmaktadır; bu yazışmalar hem diplomatik hem de kişisel boyutlar taşıyordu. II. Selim'in ölümünden sonra Nurbanu, Valide Sultan sıfatıyla Osmanlı siyasetini etkilemeyi sürdürdü.

Çocukları ve Halef Meselesi

Sultan II. Selim'in birçok şehzadesi vardı; ancak veliahd olarak Manisa sancakbeyliğini yürüten Şehzade Murad, tahta en yakın aday konumundaydı. Selim'in ölümünden sonra Murad süratle İstanbul'a gelerek tahtı teslim aldı; aynı gün diğer erkek kardeşleri idam ettirildi. Bu geçiş, Osmanlı taht devir geleneğinin tüm vahşetiyle işlediğini bir kez daha gözler önüne serdi. II. Selim, saltanat döneminde kurulan güç yapısını —sadrazam, haseki ve veliaht üçgeni— oğlu III. Murad'a devretti.