Rodos neden hedef oldu?
Rodos’un Fethi, Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkışından iki yıl sonra bizzat yönettiği ikinci büyük seferdir. Hedef, Anadolu’nun güneybatı kıyısının hemen açığındaki Rodos adasıydı. Ada, kaynaklarda İsbitâriyye adıyla geçen Saint Jean (Sen Jan) hastane şövalyelerinin eline geçmiş ve tarikatın merkezi hâline gelmişti. Yerleşmenin tarihi tek bir güne bağlanamaz: harekât birkaç yıla yayılmıştır ve kaynaklarda 1306–1310 arasında farklı yıllar verilir; Ramazan Şeşen’in TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Dâviyye ve İsbitâriyye” maddesi işgal harekâtının 1308’de tamamlandığını kaydeder. Aynı madde, İstanbul’un fethinden sonra şövalyelerin korsanlık faaliyetlerini yoğunlaştırdığını ve Anadolu kıyılarına yeniden saldırmaya başladıklarını kaydeder.
Seferin gerekçesi, dinî bir hesaplaşmadan çok bir deniz yolu meselesiydi. Feridun Emecen’in “Süleyman I” maddesi Rodos’u, “çok işlek bir yol olan Kahire-İstanbul deniz yolu hattı üzerindeki hıristiyan ileri karakolu” olarak tanımlar. 1517’de Suriye ve Mısır’ın Osmanlı idaresine girmesiyle bu hat imparatorluğun iç yolu hâline gelmiş; adanın elde tutulmaması, Mısır’dan gelen hububat, vergi ve hac kafilelerinin güvenliğini doğrudan tehdit eder olmuştu. Sefer kararı bu yüzden ganimet değil, deniz güvenliği hesabıyla açıklanır.
Bu sayfa fethi tek bir kuşatmaya indirgemez. Adanın stratejik konumu, 1480’deki başarısız ilk kuşatma, 1522 seferinin hazırlığı, kuşatmanın mühendislik boyutu, teslim müzakereleri ve şartları, tahliye ve şövalyelerin Malta’ya yerleşmesi, adanın Osmanlı idaresine katılması ve kaynakların kesin bıraktığı ile belirsiz bıraktığı noktalar ayrı başlıklar altında ele alınır.
Kısa cevaplarla Rodos’un Fethi
- Tarih: Donanma 9 Receb 928’de (4 Haziran 1522) denize açıldı; padişah 23 Receb’de (18 Haziran) kara yoluyla hareket etti ve 2 Ramazan’da (26 Temmuz) adaya geçti. Teslim 1 Safer 929’da (20 Aralık 1522) gerçekleşti.
- Yer: Güneydoğu Ege’de Rodos adası ve adanın kuzey ucundaki surlu liman şehri.
- Osmanlı tarafı: Kanuni Sultan Süleyman kuşatmayı yerinde takip etti. O tarihte vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa’dır; kuşatmada ayrıca ikinci vezir Çoban Mustafa Paşa, Ferhad Paşa ve sonradan Mısır valiliğinde isyan ettiği için “Hain” lakabıyla anılacak olan Ahmed Paşa’nın adları geçer. Komuta dağılımı kaynaklarda farklı verilir.
- Karşı taraf: Saint Jean tarikatının büyük üstadı Philippe Villiers de L’Isle-Adam ve tarikatın şövalyeleri ile ada halkından savunmaya katılanlar.
- Kuşatmanın süresi: Şeşen’in maddesi 143 gün verir; sayı, kuşatmanın hangi günden başlatıldığına göre kaynaklarda değişir.
- Sonuç: Anlaşma ile teslim. Şövalyelere eşya ve silâhlarıyla adayı terketme izni verildi; L’Isle-Adam 1 Ocak 1523’te adadan ayrıldı, padişah 14 Safer’de (2 Ocak 1523) adadan hareket etti.
- Sık yapılan hata: Fethi tek bir hücumla alınmış bir kale zaferi gibi anlatmak; teslimin bir anlaşmayla ve şartlarla gerçekleştiğini atlamak.
1480: başarısız ilk kuşatma
Rodos, 1522’den kırk iki yıl önce bir kez daha kuşatılmıştı. Fatih Sultan Mehmed döneminde, 885 (1480) ilkbaharında Mesih Paşa kumandasındaki donanma adaya çıktı; Şeşen’in maddesi kuşatmanın Mesih Paşa’nın hatalı kararları yüzünden sonuç vermediğini kaydeder. Aynı yıl Osmanlı deniz gücü Akdeniz’de ikinci bir cephede daha faaliyetteydi: Gedik Ahmed Paşa Güney İtalya’ya çıkarak Otranto Seferi’ni yürütüyordu. 1480, bu yönüyle Osmanlı Akdeniz siyasetinin aynı anda iki uçta zorlandığı bir yıldır.
1480 kuşatmasının başarısızlığı, adanın savunma gücü hakkında iki kalıcı bilgi bıraktı. Birincisi, şövalyelerin kale mimarisi ve topçuluk konusunda dönemin en gelişmiş uygulamalarını izlediğiydi. İkincisi, adanın deniz yoluyla dışarıdan takviye alabildiği sürece uzun süre dayanabildiğiydi. 1522 seferinin ölçeği ve süresi, bu iki dersin sonucudur.
Aradaki kırk iki yıl boşluk değildir. Fatih’in ölümünden sonra şehzade Cem, taht mücadelesini kaybedince 1482’de Rodos’a geçerek şövalyelere sığındı; oradan Fransa ve Roma’ya götürüldü. Cem Sultan meselesi boyunca ada, Osmanlı iç siyasetini doğrudan etkileyen bir dış aktörün elindeydi. Bu da adanın 1522’de yalnız bir deniz üssü olarak değil, uzun süredir çözülmemiş bir siyasî sorun olarak görüldüğünü gösterir.
1522 seferinin hazırlığı ve kuşatmanın başlaması
Emecen’in maddesine göre donanma 9 Receb 928’de (4 Haziran 1522) denize açıldı; padişah iki hafta sonra, 23 Receb’de (18 Haziran) kara yoluyla İstanbul’dan ayrıldı ve Marmaris üzerinden 2 Ramazan’da (26 Temmuz) adaya geçti. Deniz ve kara kollarının ayrı hareket etmesi tesadüf değildir: ağır kuşatma topları, lağımcılar ve iaşe deniz yoluyla taşınırken, padişahın maiyeti ve kapıkulu birlikleri Anadolu üzerinden karşı kıyıya yürüdü.
Bir yıl önce alınan Belgrad, bu seferin hemen öncesindeki tecrübeydi. Aynı komuta kadrosunun bir bölümü iki seferde de görev aldı; Çoban Mustafa Paşa 1521 Belgrad seferinde bir kolu yönetmiş, ertesi yıl Rodos kuşatmasına katılmıştı. Kanuni’nin saltanatının ilk iki yılında Orta Avrupa ve Doğu Akdeniz yönündeki iki kilit engelin arka arkaya kaldırılması, tek tek fetihlerden çok bir öncelik sıralamasının ürünüdür.
Seferde padişahın maiyetinde bulunan isimler arasında, sonradan vezîriâzam olacak Pargalı İbrahim Paşa ile şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi de vardır. Mimar Sinan da kendi hayat anlatısında katıldığı ilk iki büyük sefer olarak Belgrad ve Rodos’u sayar. Bu isimlerin varlığı, seferin yalnız askerî değil, saray ve ilmiye düzeninin de taşındığı büyük ölçekli bir organizasyon olduğunu gösterir.
Kuşatmanın seyri: lağım, tabya ve zaman
Rodos surları, dönemin barut çağına göre yenilenmiş bir savunma sistemiydi: kalın perde duvarlar, öne çıkarılmış tabyalar ve geniş hendekler top ateşine dayanacak biçimde tasarlanmıştı. Bu yüzden kuşatma, klasik bir gedik açma ve hücum harekâtı olarak yürütülemedi. Belirleyici iş, hendeklerin doldurulması, yaklaşma siperlerinin ilerletilmesi ve surların altına lağım kazılmasıydı. Kaynaklar aylarca süren bu mühendislik savaşının iki tarafa da ağır yük bindirdiğinde birleşir.
Machiel Kiel’in TDV’deki “Rodos” maddesi kuşatmayı “zorlu ve kanlı çarpışmalar” diye niteler; Emecen de teslimi anlatırken aynı ifadeyi kullanır. Buna karşılık iki madde de asker sayısı, kayıp sayısı veya lağım sayısı gibi rakamlar vermez. Bu maddede de böyle bir rakam verilmemiştir: Osmanlı ve Batı kaynaklarında dolaşan asker ve kayıp sayıları birbirinden çok farklıdır ve hiçbiri bağımsız biçimde doğrulanabilir değildir.
Kuşatmanın uzunluğu, savunmanın gücü kadar mevsimle de ilgilidir. Harekât yaz ortasında başladı ve kışa taşındı. Kış, kuşatan taraf için hastalık, iaşe ve barınma sorunu; savunan taraf için ise dışarıdan takviye gelme ihtimalinin tükenmesi anlamına geliyordu. Aralık ortasına gelindiğinde şövalyelerin beklediği Batı yardımı gelmemişti ve müzakere kaçınılmaz hâle gelmişti.

Teslim şartları ve tahliye
Kuşatma bir hücumla değil, anlaşmayla kapandı. Şeşen’in maddesi şartı açıkça kaydeder: “şövalyelerin eşya ve silâhlarıyla adayı terketmelerine izin verilmesi üzerine” kale teslim edildi. Emecen de padişahın L’Isle-Adam başkanlığındaki şövalyelere adayı terketme izni verdiğini ve onları teselli ettiğini yazar. Teslim tarihi iki maddede de aynıdır: 1 Safer 929, yani 20 Aralık 1522.
Şartların içeriği, dönemin kuşatma hukuku açısından olağandışı değildir. Uzun direnişten sonra müzakereyle teslim olan bir garnizona serbest çıkış tanınması, hem kuşatanın kayıp vermeden kaleyi alması hem de savunanın onurlu bir sonuç elde etmesi anlamına gelirdi. Bu maddede teslim, ne bir “merhamet menkıbesi” ne de bir yenilgi hikâyesi olarak sunulur; iki tarafın da hesabına uyan bir anlaşma olarak okunur.
Tahliye teslimden hemen sonra tamamlanmadı. Kiel’in maddesi L’Isle-Adam’ın adayı 1 Ocak 1523’te terkettiğini kaydeder; Emecen ise padişahın 14 Safer’de (2 Ocak 1523) adadan ayrıldığını yazar. Aradaki yaklaşık on iki günlük süre, şövalyelerin ve onlarla gitmeyi seçen ada sakinlerinin gemilere bindirilmesi, eşyanın taşınması ve kalenin devralınması için gereken zamandır.
Adadan ayrılan tarikat yıllarca sabit bir merkez bulamadı. Şeşen’in maddesine göre şövalyeler 1530’da Malta’ya yerleşti; ada onlara papalığın onayıyla imparator V. Karl tarafından verildi. Devir, dönemin hukukuna göre mutlak bir mülkiyet aktarımı değil, Sicilya Krallığı üzerinden sembolik bir yıllık ödeme karşılığında yapılan bir tevcihti; tarikat adada kendi idaresini kurdu. Bu yerleşme, otuz beş yıl sonra Malta Kuşatması’na giden zincirin ilk halkasıdır: Rodos’tan çıkarılan tarikat, Orta Akdeniz’in en kritik noktasında yeniden Osmanlı deniz yollarının karşısına yerleşmiştir.
Fetihten sonra ada
Kiel’in maddesi fethin ardından adanın idarî ve mimarî düzeniyle ilgili somut kayıtlar verir. Kanuni, 1524’te adaya 1343 kişilik bir muhafız, topçu ve azeb kuvveti yerleştirdi. Azebler, tımarlı sipahi ve kapıkulu dışında kalan, kale ve donanma hizmetinde kullanılan yaya ve deniz erleridir; bir kale garnizonunda çekirdek gücü onlar oluşturur. Şehrin yeniden canlandırılması için cami, medrese, imaret ve hamam inşa edildi.
Bu rakam ve yapı listesi, fethin sonucunu ölçmek bakımından retorikten daha kullanışlıdır. Bin üç yüz kişilik sabit bir garnizon, adanın bir yağma hedefi değil, kalıcı biçimde tutulacak bir deniz üssü olarak görüldüğünü gösterir. Cami, medrese, imaret ve hamamdan oluşan yapı grubu ise Osmanlı’nın yeni alınan şehirlerde tekrarladığı standart iskân ve şehirleşme uygulamasıdır.
Adanın alınması, Doğu Akdeniz’de Osmanlı deniz gücünün önündeki en yakın engeli kaldırdı. Bundan sonraki kırk üç yıl içinde Osmanlı donanması Preveze’de Kutsal Lig donanmasını çekilmeye zorlayacak, 1560’ta Cerbe’de müttefik filoyu dağıtacak, fakat 1565’te Malta’da durdurulacaktır. Rodos, bu uzun dizinin ilk halkasıdır; tek başına bir dönüm noktası değil, bir sürecin açılışıdır.
Kaynaklar neyi kesin, neyi belirsiz bırakıyor?
Yüksek güven düzeyine sahip bilgiler şunlardır: adanın ondördüncü yüzyıl başından beri Saint Jean tarikatının merkezi olması (yerleşmenin tam yılı için kaynaklarda 1306–1310 arasında farklı tarihler verilir); 1480’de Mesih Paşa kumandasındaki kuşatmanın sonuç vermemesi; donanmanın 4 Haziran 1522’de denize açılması; padişahın 18 Haziran’da hareket edip 26 Temmuz’da adaya geçmesi; teslimin 20 Aralık 1522’de anlaşmayla gerçekleşmesi; şövalyelere eşya ve silâhlarıyla ayrılma izni verilmesi; L’Isle-Adam’ın 1 Ocak 1523’te, padişahın 2 Ocak 1523’te adadan ayrılması; 1524’te 1343 kişilik muhafız kuvvetinin yerleştirilmesi; tarikatın 1530’da Malta’ya yerleşmesi.
Düşük güven düzeyindeki bilgiler ise şunlardır: iki tarafın asker ve kayıp sayıları; kuşatmanın kaç gün sürdüğü (Şeşen 143 gün verir, başlangıç günü tanımına göre kaynaklarda değişir); komuta kademesinin tam dağılımı; lağım ve tabya harekâtının günlük seyri; teslim müzakerelerinin içeriği ve kaç oturumda tamamlandığı. Bu maddede bu noktalarda tek bir rakam veya tek bir anlatı kesin gerçek gibi sunulmamıştır.
Sık sorulan sorular
Rodos ne zaman fethedildi?
Kuşatma 1522 yazında başladı; ada 1 Safer 929’da, yani 20 Aralık 1522’de anlaşmayla teslim alındı. Şövalyelerin adadan ayrılışı 1 Ocak 1523’te tamamlandı.
Rodos’u kim fethetti?
Sefer Kanuni Sultan Süleyman tarafından bizzat yönetildi. O tarihte vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa’dır; kuşatmada ayrıca Çoban Mustafa Paşa, Ferhad Paşa ve sonradan “Hain” lakabıyla anılacak Ahmed Paşa’nın adları geçer. Kaynaklar komuta dağılımını farklı verir.
Rodos şövalyeleri kimlerdi?
Saint Jean (Sen Jan) tarikatı, kaynaklarda İsbitâriyye adıyla geçen bir hastane ve şövalye tarikatıdır. Ondördüncü yüzyıl başında Rodos’a yerleşmiş (TDV maddesi işgalin 1308’de tamamlandığını kaydeder; kaynaklarda 1306–1310 arasında farklı yıllar verilir) ve zamanla “Rodos şövalyeleri” diye anılmıştır. 1522’de adadan çıkarıldıktan sonra 1530’da Malta’ya yerleştiler.
Rodos şövalyelerine ne oldu, öldürüldüler mi?
Hayır. Teslim bir anlaşmayla gerçekleşti ve şövalyelere eşya ve silâhlarıyla adayı terketme izni verildi. Büyük üstat Philippe Villiers de L’Isle-Adam ve tarikat mensupları gemilerle adadan ayrıldı.
Rodos daha önce kuşatılmış mıydı?
Evet. 1480 ilkbaharında Fatih Sultan Mehmed döneminde Mesih Paşa kumandasında bir kuşatma yapıldı; kale alınamadı. TDV maddesi başarısızlığı Mesih Paşa’nın hatalı kararlarına bağlar.
Rodos’un fethi neden önemliydi?
Ada, İstanbul ile Mısır arasındaki deniz yolunun ortasında duruyordu. 1517’de Mısır’ın alınmasıyla bu hat imparatorluğun iç yolu hâline gelmiş, adanın elde tutulmaması iaşe ve hac trafiğini tehdit eder olmuştu. Fetih, Doğu Akdeniz’deki bu engeli kaldırdı.
Kaynakça
- Machiel Kiel, “Rodos” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, İstanbul 2008, s. 155–158.
- Feridun Emecen, “Süleyman I” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, İstanbul 2010, s. 62–75.
- Ramazan Şeşen, “Dâviyye ve İsbitâriyye” maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, İstanbul 1994, s. 19–21.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II: İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara (1522 Rodos seferi bölümü).
- Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi 1300-1600, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2015.
- İdris Bostan, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, Kitap Yayınevi, İstanbul 2006 (Doğu Akdeniz deniz yolu ve tersane teşkilâtı için).
- John Francis Guilmartin Jr., Gunpowder and Galleys: Changing Technology and Mediterranean Warfare at Sea in the Sixteenth Century, Cambridge University Press, Cambridge 1974; gözden geçirilmiş baskı, Conway Maritime Press, Londra 2003 (kuşatma lojistiği ve Akdeniz deniz gücü çözümlemesi).
- Kenneth M. Setton, The Papacy and the Levant, 1204–1571, c. III: The Sixteenth Century to the Reign of Julius III, American Philosophical Society, Philadelphia 1984 (Batı kaynaklarına dayanan Rodos ve Malta bölümleri).