Konum ve Silüet
Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, İstanbul'un tarihi surlarının hemen yanı başında, şehrin yedinci ve en yüksek tepesinde konumlanmaktadır. Bu yüksek konum; caminin kubbe ve minaresinin İstanbul'un neredeyse her noktasından görülmesini sağlamaktadır. Avrupa yönünden İstanbul'a gelenlerin önce gördüğü büyük yapı olması, camiye kapı niteliği kazandırmıştır. Sinan, yapıyı bu yüksek noktaya bilinçli olarak konumlandırmış ve böylece caminin İstanbul silüetine egemen olmasını sağlamıştır.
Mimari Özellikleri
Edirnekapı Mihrimah Camii, Sinan'ın en cesur deneylerinden birini sergilediği yapıdır. Büyük bir tek kubbe, duvarları boydan boya kaplayan çok sayıda pencere ve olağanüstü ışıklı bir iç mekânla tasarlanan cami; ağırlıklı olarak camı kullanılan duvarlarıyla dönemin teknik sınırlarını zorlamaktadır. Alt ve üst sıralarda üçer pencereli her duvar bölümü, yapının içini gündüz saatlerinde adeta ışıktan dokunmuş bir mekâna dönüştürür. Bu yaklaşım, Sinan'ın ışık ve mekân üzerine yaptığı mimari denemelerin en çarpıcı sonuçlarından birini ortaya koyar.
İç Mekan
Caminin iç mekânı; geniş, açık ve ışıkla dolu bir atmosfer sunar. Yüzlerce pencereden süzülen günışığı, mermer zeminlere ve beyaz sıvalı duvarlara yansıyarak mekânı olağanüstü aydınlık kılar. Mihrap ve minber sade ama zarif mermer işçiliğiyle öne çıkmaktadır. Büyük kubbe, fil ayaklarına oturmakta ve iç mekânı bölen herhangi bir eleman bulunmamaktadır; bu da geniş bir cemaat kalabalığının rahatça ibadet etmesine olanak tanır. Zeminden kubbeye doğru uzanan dikey perspektif, yapının büyüleyici etkisini pekiştirmektedir.
Mihrimah Sultan'ın İki Camisi Karşılaştırması
Mihrimah Sultan'ın iki camisi arasındaki fark; hem mimari hem de sembolik düzeyde son derece ilginçtir. Üsküdar'daki ilk cami daha küçük ölçekli, alçakgönüllü ve liman silüetine yönelik bir yapıdır. Edirnekapı'daki ikinci cami ise çok daha büyük, cesur ve iddialidir. Sinan'ın iki yapıda farklı tasarım yaklaşımları benimsemiş olması, aynı bâniye birbirinden bu denli farklı iki şaheser sunabilmesini sağlamıştır. Her iki caminin de Boğaz'ın zıt yakalarında inşa edilmesi, İstanbul'un coğrafi kimliğiyle derin bir uyum içindedir.